aşk meşk , eskiden...
- Ben aşık oldum!
...
İlk ne zaman ve kime aşık olduğumu hatırlamaya çalıştığımda, gözümün önüne gelen kızların yüzleri birbirine karışıyor. İlkokul 2'den başlayarak, okuduğum sınıflardaki kızların hemen hemen hepsine sırayla aşık oldum. Bazılarına "köpekler gibi" aşık olduğumdan son derece emindiysem de, bu haleti ruhiye, ancak bir sonraki afete aniden ve hızla aşık olmama kadar devam edebiliyordu. Tabii, kızların bu afetliğini çocuk gözüyle değerlendirmek lazım; göğüsler ve popolar hepsinde tahta, nesine afet diyeceğiz. Gene de, "afet" olanları vardı. İki afet arasındaki ortalama süre de, takriba üç ay kadarmış. Bu süreyi, hatırlayabildiğim kızların isimlerini bir listeye yazıp, bulduğum alt toplamı geçen süreye bölerek buldum. Nihayetinde ben bir mühendisim, konu ne olursa olsun olaya analitik yaklaşmak, benim karşı koyamadığım bir refleksim. Çoğundan istikrarlı bir biçimde yüz bulamamış olmamın sebebini, kadınların beklentilerini ve davranışlarını o yaşımda anlamaktan çok uzak olduğum sonucuyla açıklayabiliyorum ancak. Donanım ve tecrübe eksikliği de diyebiliriz buna.
Bu tecrübesizliğimi kapatmak ve kızları etkilemek için, zaman zaman içgüdüsel olarak "yeteneklerimi" kullandım. Yetenek kelimesini kullanmış olmam abes bir durum aslında; kendimi bildim bileli alakalı olduğum konuların tamamındaki yeteneksizliğime eskiden hayret ederdim, neyse ki bu durumumu 3o yıldan sonra artık kabullendim de, rahat ettim. Yeteneksizliğimi, hep çok çalışarak telafi etmeye çalıştım.
Bugünkü ilgi ve alakamın tersine, o yaşlarda süper futbol oynuyordum. Her oğlan çocuğu oynar, ne var bunda demeyin, ben, süper oynuyordum. Her çocuk bir futbolcuya özenir ya, benim idolüm de Kempes idi. Uzun saçları, fuleli hızlanması, herkesi ipe dizmesiyle aynı bendi Kempes. Bir tek, benim saçlarım onunki kadar uzun değildi. Aklımın iyi kötü erdiği ilk dünya kupasını 78'de kazandıklarından olsa gerek, sonraki tüm kupalarda Arjantin'i tuttum ben. Onların olmadığı, erken elendiği hiç bir kupa bana zevk vermedi. Arasıra Brezilya'nın çıkık popolu kızları aklımı çeldiyse de, Kempes'li, Ardiles'li, sonradan Bruşaga'lı, Maradona'lı Arjantin ile gönül bağım hiç kopmadı. Fifa oynadığım dönemde, forvetimin değişmez adamıydı Kempes, namı diğer "El Matador". Hülasa, Kempes gibi attığım çalımların ve gollerin sonunda kızlar bana hayran olurdu, ya da ben öyle olduğunu düşünürdüm.
Her nasılsa yetenekli olduğum bir diğer konu, bisiklet kullanmaktı. Bugünün bilmem kaç vitesli teknoloji harikalarına pek benzemiyordu ama, bisan marka taş gibi bir bisikletim vardı. Kontra pedallıydı, pedalı arkaya çevirmeye kalktığınızda, arka tekerler fren yapardı. Gözüm gibi baktığım o bisikletle, dağ tepe merdiven her yere girer çıkardım. Çok hakimdim o bisiklete, ani hareketleri son derece çevik ve havalı yapabilirdim. Ve hızlı kullanırdım, yok yok, çok hızlı kullanırdım. Şimşek gibi diyelim kısaca.
Bir gün bisikletimle dolaşırken, yaşları benim kadar olan kızlı erkekli 7-8 kişilik bir grup gördüm. Kendi aralarında durmuş konuşuyorlardı. İçlerinde çok güzel birkaç kız da vardı. Yanlarından son sürat geçip gitsem, muhtemelen farkıma varmazlardı. Planımı yaptım. Grubun üstüne son sürat -yok, şimşek gibi- bisikleti süreceğim, çarpacağımı düşünüp heyecanlanacaklar, ben, son anda yönümü değiştirip yanlarından geçecek, sonra da kontra fren yaparak bisiklete spin attıracağım. Sonrasında kızlar bana aşık olacak. Falan. Plan yaklaşık olarak böyle.
Plana uygun bir şekilde gruba doğru son sürat -hayır, şimşek gibi- pedal çevirirken, tahmin ettiğim üzere gruptakilerin başları bana çevrildi. Herşey plana uygun gidiyor derken, grubun içinde, o ana kadar farketmediğim, takriba dana büyüklüğünde bir köpek gördüm. Daha da kötüsü, köpek de beni gördü. Ani yön değiştirme manevrasını biraz erkene alsam da, grubun yanından geçmemle birlikte köpek peşime takıldı. Bana aşık olunacak durumdan kıçını kurtarma durumuna düşen ben, can havliyle şimşekten de hızlı bir şekilde bisikleti sürerken, havada birkaç takla atmak üzre havalandım. Feci şekilde düştüm. Yüzüm gözüm kan içinde kaldı. Gruptakilerin kahkahalarını hayal meyal hatırlıyorum. O günün hatırasını, vücudumda belli belirsiz bir iz olarak hala taşırım.
...
- Kime?
Aşık oldum dediği zilliyi, bir veli toplantısı için okuluna biraz erken gittiğimde gördüm. Gözleri ela, ve dahi şehla, uzun, dalgalı saçları olan biblo gibi bir kız. Küçük bir femme fatale. Kızın dikkatini çekmek için sınıftaki tüm oğlanlar birbirleriyle rekabet halinde. Arasıra oyuna kendilerini kaptırıyorlar ama, hepsi kızın peşinde. Kendilerini beğendirmeye çalışıyorlar. "Afet", bu durumun çok farkında, süründürüyor hepsini. Pek havalı.
Konuşmayı sökeli şunun şurasında birkaç sene olmuş olsa da, akşam 9 dedi mi sütlerini içip yatıyor olsalar da, hepsi, erkek olmanın erken defolarını taşıyorlar üstlerinde. Kız, "beğenmedim, sevmedim" dediği anda, inanılmaz bir naiflikle karalar bağlıyorlar.
Benim hatunun yanlışlıkla buraya yolunun düşmeyeceğinden emin olsam başka şeyler de yazardım ama, burada keseyim. Falan.
Birlikte geçirdiğimiz bir haftasonu beraber traş olmaya gittik, yanyana koltuklara oturup, berbere "enseyi aç birader" dedik. Bitiminde kolanyasını sürdü, jöleli saçlarını ayna karşısında düzeltti. Güneş gözlüğünü taktı. Adam çok havalı, çok da yakışıklı babası gibi, ama gene de afetin dikkatini çekmenin yolunu bulamamış olmanın kıvranışı içerisinde. Kendi kendini bulsun, burnu sürtülsün diye çok müdahele etmiyorum bu durumuna. Morali yerine gelsin diye, berberden sonra kendisine kerhane tatlısı ısmarladım.
Gün sonunda eve dönerken bana bakıp, "sen çok kıyak bir babasın" dedi. Bu tür kelimeleri nereden öğrendiği konusunda en ufak bir fikrim yok, ama öğreniyor bir şekilde. Söylediğinin ne anlama geldiğini bilip bilmediğini anlamak için yüzüne baktım. Son derece ciddiydi.
"Teşekkür ederim" dedim. Serseri.
Eğer ki "kıyak" kelimesini özellikle kullanıyorsa Pıtırcık'tan öğrenmiştir. Okuyorsanız eğer ona Pıtırcık, tık diye kapmıştır.
http://www.idefix.com/kitap/pitircik-tatilde-sempe-semp-/tanim.asp?sid=GE3VXQ79SP4TYCOMROCB
O da büyük ihtimalle (eğer futbola ilgisi olursa) Messi için hissedecek senin Kempes için hissettiklerini. Formasını al şimdiden, yazdır Messi diye. 2040 yılında filan der ki "Ya bende hala durur, ta kaç senesinde babam almıştı o formayı. Modeline filan bak ne acayip. 10 Messi. Ulan ne adamdı. Şimdiki gibi makinadan fırlamış, her hareketi planlı cyborg futbolcular gibi değildi. Sanatçıydı."
Belki de hiç ilgisi olmaz futbola. O zaman bu satırlar acayip boşa gider.
Ama yine de bence bir erkeğin en azından çocukken futbolla ilgilenmesinde fayda var.
Çocuk acımasızlığı, erkek dünyası, zilli kızlar... İşi zor.
Jr. ilk golü yemiş. Ancak yolu daha çok uzun. Biz çektik o çekmesin :).
özTİ
ne mühendisi acaba?
Aşık olacak tabi. İnanılmaz naif bir şekilde aşık olacak. Sonra yavaş yavaş güdüleri onu ele geçirecek ve büyüdükçe tensel aşka doğru kayacak. Hatta öyle bir zaman gelecek ki, arzu ettiği kadınlara aşık olduğunu sanacak. Kimi zaman da, arzu ettiği kadını elde edebilmek için aşık olmuş numarası yapacak.
Evli Adam,
Unutmadan ekleyeyim. Bazen kim olduğunu biliyorum. Bilmenin eşiğine geliyorum. Yok öyle değil diyorum. Vazgeçiyorum.
Endam, eda, üslup, ustalık, mühendislik, analitik zeka, o saf pur zeka,
Biliyorum, anlatamıyorum...
Benim sıpa henüz 3 yaşında ve yakında kreşe başlıyor. Bu ara aklımdan geçen şey: "ulan inşallah sınıfında güzel kızlar vardır.." Çünkü daha bu yaşta "bir nevi" aşık kendisi. Hem de kendi yaşının iki katı kadar bir kıza :) Şimdi hatun okurların hemen çemkirecek. "Kızın olsaydı da aynı şeyi söyleyecek miydin" filan. Kızım yok, oğlan babası olmak da çoook güzel...
evli adam, ne mühendisi olduğunu ne iş yaptığını kazancını falan yazarsan büyük bi meraktan kurtarmış olacaksın beni. çok şey istemedim di mi? :)
ahahahahah. şimdi bir de "çok yakışıklısın. istediğin kızı havada karada ÖPERSİN." desen, geleceğin küçük emrah'ı olur çocuk. deneysel bir çalışma bâbından.
İmrenerek okudum yazınızı,
Muhtemelen ben de hatalı bir gen var,yaşıtlarım sınıfta birine aşıkken, ben orta sona kadar erkek çocukları (kafamı bozduklarında)hep dövdüm, hiç aşık olmadım...
Öyle çirkinde değildim küçükken, bana aşık olma cesaretini gösteren varmıydı bilmiyorum,en azından söyleme cesaretini gösteren biri olmadı :))
Şimdi de bir kızım, bir oğlum var ve hatalı genlerim onlara da geçmiş sanırım,kızım kimseyi dövmüyor şükür ki ama kimseye de aşık olacak gözle bakmıyor.
Oğlumdan ümitliydim belki babaya çeker diye (ki kendileri aşık olma yaşını epey erkene çekmiş biridir),yok onda da tık yok...
Başta da dedim ya, size imrendim,ben de çocuklarımın aşk hikayelerini yazmak isterdim :))
anaokulu öğretmeniyim..ve söylediklerini sınıfımda yaşıyorum birebir. popüler kızımızın (kızımızda da bir eda bir naz,bu olanlrdan sıkılıyor gibi davranmalar ama bıyık altından gülmeler filan) yanında oturmak, elinden tutmak için yarışan 3-4 çapkın tip. sabahları saçlarına jöle sürmeden gelmeyen tipler bunlar..oğlun da bu çapkınlardan biri demek..çok maymunlar:) ama bi o kadar da şekerler.. büyümüş hallerini de az çok tahmin edebilio insan..(PINAR)
"kıyak" lafı bir çizgi filmden de olabilir. ama "cool" bir iltifat:) çok hoş, çok. maşallah diyeyim. bak şimdi bana ilkokul yıllarımı hatırlattın. dur bi ara ben de yazayım:)
bizim zamanımızda ilkokul aşkları çok daha masumdu. şimdi kızlar kapı arkalarına sıkıştırıp öpüyorlar erkekleri. hatta daha fazlasını da yapıyorlar. yan yan gülüyoruz ama dikkat etmek lazım aslında. çok küçükler yav!
@ti
artık futbola mı sarar başka birşeye mi kendisi karar verecek, sonuçta bu yaşta bir sosyalleşme aracı bunlar hep. gs li olduğu iddiasında, göreceğiz bakalım.
gol yemeden olmaz bu işler. yesin bol bol.
@kahvegibi
mecazi bilmeyi kastediyorsanız birşey demiyeyim, olabilir de olmayabilir de. üslup üsluba benzer bazen. eşiğe tekrar geldiğinizde sorun gitsin.
gerçekte bilmediğinizi biliyorum ama.
mr no
senin oğlan mature seviyordur belki. elleme kendi yolunu bulsun.
madafaka
endişeme bastın ayağını çek. belli yaşa gelene kadar her çocukla oynamak, şekil vermek, düzeltip eğriltmek çok kolay. küçük emrah da yaparsın psikopat da. deney yapmaktan çok şekil vermeye giriyor yapılan. aklı erene kadar çok şekilli olmamasına gayret ediyorum şahsen ama, kendimi tutamadığım zamanlar da olmuyor değil. sen bir evlen, çocuk yap, görüşelim gene aynı mevzuyu.
hadi çocuklarla oynamak çok kolay da, deneyin zevklisi büyüklerle oluyor, onu da sen yapıyorsun görüyorum.
halimce günce,
kimi davranış tarzı insanın genetiğinden gelebiliyor, haklısınız. benim düşümcem de bu yönde biraz. kimisi doğuştan sosyalken, kimisi içine kapanık. falan. ne kadarı değiştirilebilir ne kadarı değişmez ahkam kesemem de, insanın naturasının kesinlikle değişmez olduğuna da pek inanmıyorum.
bir de şöyle birşey var; ebeveynin davranışları çocuğun tavrını da belirleyebiliyor. misal, iyi niyetle verdiğimiz sufleler çocuğun kendi fikrini kolaylıkla ifade edebilmesine engel olabiliyor biraz büyüdüğünde, ya da hep bir yönlendiriciye ihtiyaç duymasına yol açabiliyor, ya da tv'de öpüşme sahnelerinde kanal değiştirmeler "bu kötü birşey galiba" düşüncesini uyandırabiliyor çocukta. ne yapsak, ne yapmasak çocuk bunlardan kendi sentezini mutlaka yapıyor.
benim oğlanınki aşk hikayesi mi yoksa beğenilme ihtiyacı mı yoksa başka birşey de var mı bilmiyorum, göreceğiz ileride. 2-3 ayda bir aşk hayatı değişiyor adamın.
pınar
şimdi bu oğlanlar, o kızların dudaklara ulu orta yapışırsa sınıfta ne yapılır diyor sizin el kitabı? üstüne alınma sen de, bıktım bazı öğretmenlerle konuşmaktan.
joa
senin oğlanı kızlar daha çook sıkıştırır benden söylemesi. yeni nesil pek bir yırtık zaten, bizim dönemimizle kıyas götürmüyor. sözümü dinlersen, elleme sıkıştırsınlar fazla müdahele etme derim, nasıl olsa öğrenecek, bilecek, hem belki bizim düşündüğümüz kadar küçük değildirler.
azizim evli barklı, zaten elleyecek bir durum yok, başında nöbet tutamam ki. tabii ki ne olacaksa olacak. ve fakat "böööö" deyince korkuyorsa hâlâ küçük demektir zannımca:)
comandante arkandan sessizce gelip joa diye bağırsa kulağına sen ne yapacaksın peki hemşire?
üstüme gelme, çok fena çemkiririm bak evli barklı. hem comandante bana joa diye bağırmaz, adım var benim bir adet. ki adımla bile seslenmez. adımla sesleniyorsa bil ki sorun vardır:)
çocuklara gelince... koltuğa oturunca ayakları yere değmiyor cücenin be. bu sabah biraz midem ağrıyor diye oturup ağladı, ne büyümesi? ne meraklıymışsın oğlunu büyütmeye sen de. büyüsün de gör, ne diyeyim:)
buradan comandante'ye sesleniyorum. bu dediğimi yapıp tepkinin ne olduğunu söylesin bize bir zahmet. yerinde zıplamazsan para yok.
cüce deme çocuğa hem.
yapmaz da söylemez de. boşuna uğraşma:)
derim. cücem o benim. ben sana "niye serseri diyorsun" diyor muyum, allah allah ya.
anaokulunda annemin 3. siniftaki ogrencisine asiktim, sarisin mavi gozlu guzelce bi oglandi.
lafi hic dolamazdim, ogretmenin kizi olma avantajiyla tenefus aralarinda gider oglani sikistirir operdim.
ilkokula geldigimde tum sinifin erkeklerinin asik oldugu o 'populer kiz' oldum. zannimca bunun sebebi bende de mevcut olan ela gozleri yandan yandan suzmeler degil; hepsini dovecek kadar guclu, gidiklayacak kadar girisken ve neseli, sinavlarda gececek kadar akilli ve caliskan olmamdi. populerdim. babam bu kiz 15'ine varmadan kacar evden diye boburlenirdi arkadaslarina.
ortaokulda mahalle oglanlarinin elde etmek icin iddiaya tutustugu kiz oldum. her yarisin bir galibi olur, en cevval olanin elinde kaldim. liseye gelmeden annem 'orospu' olduguma karar vermisti ve vaktiyle boburlenen babami ciddi bir endise almisti ki -henuz sadece el el tutusmustum cevval oglanla- bu islerin cok stresli olduguna karar verip uzadim.
oglarla mactan maca kosturdugum, cinsiyetime dair ciddi suphelerin olustugu lise doneminde, yakisiklica bir sevgili yaptim. yine olaylarin akisi ve benimle ilgili toplum algilari degisti.
cocuklugum uzerinden cok zaman gecti. mutsuz yetiskinlerin asik oldugunu anladigimdan beri mutluluk seviyemi hep belli bir esigin ustunde tutmaya calisiyorum. libidonun da doyurdukca yukseldigini, yukseldikceyse basa olmadik belalar actigini dusunuyorum.
konuyla ilgisi ne ki benim cocukluk anılarımın ya da simdiki dusuncelerimin?
pek ilgisi yok. sadece aklima geldi, yazdim:)
illa baglamak lazimsa;
su akip yatagini buluyor, cocuklari kendi hallerine birakin!:)
O.
bu, mutsuz yetişkinlerin aşık olması lafı üzerine -doğrudan olmasa da- ilintili bir iki notu yazıp atmışım bir kenara aylar önce unutmayayım diye, siz deyince hatırladım.
evli bence karın sitenin kokusunu alıcak pek yakında gibi:)
işte çatlak bi mühendis daha ..bizi soktukarı o okul varya analitik düşünme sistemi diye bi zıkkım empozeledi bize dolayısıyla da herşeyin makrolarını hesab ederken kendimizi garip bi yerde buluyoruz falan filan.
oğlan çocukarı ...o ayrı bi dava ..ben de var bi tane kendimi gerizekalı hissediyorum onun yanında..
ve son olarak ekleyeyim: erkekleeerrr ve onların anlaşılmaz dünyaları...
şu blogu ziyaret ettiğimde yeni yazı görmemek beni çok üzüyoo
yine uzun bi ara oldu sanki..
Sana babalığı yakıştıramayan sadece ben miyim acaba?
Yok yapamayacağından değil,kötü bir baba olacağından da değil ama sendeki James Dean havasına uyduramıyorum:)
Diyar nerde ya???
Penelope,
Döner gelirseniz diye size hitaben yazıyorum. İnanın ki, "erkekler ve onların anlaşılmaz dünyaları" diye bir şey (kavram, durum, hal, her ne ise...) yok. Herşey biz kadınların zihninin derin ve dantela kıvrımlarının marifeti, onlar olabildiği kadar düz ve hedefe yönelikler.
Bu yaşa kadar hiç bir şey anlayamadıysam da hayatta, hiç değilse bunu öğrendim artık!
:)
Evli bey lütfen yazar mısınız artık?
Arayı çok açtınız. Tozlanmasın blog.
Yakalandı mı acaba :)
evli karısına yakalandı vala
yakalandıysa ne hikaye çıkar o mevzudan. çok heyecanlı :)))
evli artık yazmycak mısın?
cok özledikk
bu yakalanma yorumlarını, "evli enselendi, tüh artık yazamayacak, ne güzel okuyorduk, iyi de yazıyordu eşşo'ğlusu" diye algılamayı tercih ediyorum ben hanımlar. aksiyse, çok bozulacağım, haberiniz olsun.
p@ndora
yazacağım da biraz ara verdim. ne zamandır yapmaya fırsat bulamadığım şeyleri az daha yapayım.
kendi adıma yakalandı filan dersek belki gaza gelirde bir ses verir diye yazmıştım. İşe yaramış sanırım. Yakalanmamış olman güzel. Ama bu kadar ara verme.
beklemedeyim.
h,
diyar'dan bir süre yazmamasını rica ettim. bunun diyar'la veya yazdıklarıyla bir ilgisi yok ama. yazmak istediğim konular kısa bir süre sonra sadece evli adam'la ilgili olacağı için. onun da nasıl olacağına tam karar vermiş değilim henüz.
buradaki, kimlikle ilgili hiçbir ipucu vermeme durumu yazmak istediklerimin içeriğini etkileyecek, yeni bir yer de olabilir, buradan da devam edebilirim. bakacağız artık.
haydaaaaa! tamam diyar'ın yazmamasına karar vermişsin de sen nereye gidiyorsun? buradan devam etmen tercihim. öyle blog blog gezip arayamam seni. bak şimdi aklıma geldi nereye gidersen git de bana mail at. seni tanımam etmem. kim olduğun da umurumda değil ama okumaktan hoşlandığım şeyler yazıyorsun. ona göre bak.
bu, "kim olduğun umurumda değil" notunu sevdim. kim olduğumla ilgili soru soranlar kadar rahatsız olduğum bir durum daha yok.
birşeye karar vermiş değilim henüz. sadece yazı yazı yazmayı sevdiğimden mütevellit, evli adam'ın beni kısıtlayıp kısıtlamadığını tam tartmadım daha. yazı yazmak güzel, okunuyor olması ekstrası. bakacağız.