erkekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erkekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

haftanın sevişmesi #3


Yaklaş.

Gördün mü hatunu? Bak biraz. İzle, izle. Aletin kıpırdanmaya başlamış olması lazım. Başladı mı? Aferin sana. Biraz büyütelim o aleti.  Ben solağım. Ona göre anlatacağım. Sen kendine göre çevirirsin gerekirse.

Sol dizin hatunun bir yanında yatağa dayanmış, öbür bacağın 90 derece açıyla hatunun diğer tarafında durur vaziyette aleti yaklaştır ağzına doğru. Hatunun başını arkasından sağ elle tut. Saçlarını kavra. Acıtma, ama gergin olsun tutuşun.  İyi oral seks harikadır. Deney tüpü gibi iki parmağının ucuyla başından tutan hatunlar var. Öğrensinler bir zahmet. Bu alet sıvazlanmayı sever. Kökünden ucuna doğru güvenle, çok sıkmadan ama gevşek de bırakmadan, daireselmiş gibi hareketlerle sıvazlanmayı sever. Bir de güçlü emilmeyi sever. Fakat şimdi bunu yaptırmayacağız. Ellerini kullandırtma hatuna. Eliyle kavramak isterse, izin verme. Sol elinle dibinden avuçladığın aleti ver hatunun ağzına. Git. Gel. Git. Gel. Sakin. Fakat ritimli olsun gidiş gelişlerin. Hatunun kafasının hareketine sağ elinle yardımcı ol. Büyüyor mu alet? Büyür tabii. Arada çıkar, hatunun dudaklarına sür.  Gözüne  daya. Yüzüne vur. Pat. Pat. Pat. Sonra gene dal ağzına. Dalmalarının ve gidiş gelişlerinin sertliğini ve derinliğini biraz arttır artık. Baştaki kadar yumuşak olmasın. Ağzının içindeyken yanaklarına doğru ittir aleti arada, sırf boğaza çalışma. Aletin başı yanaktan çıkacakmış kadar bastır. Çıkar. Vur. Tekrar dal. Derinliği ve sertliği iyi ayarla ama. Kussun istemeyiz. Ama biraz nefessiz kalmasında fayda var. Ölçüyü iyi ayarla. İzle hatunu. O söyler sana ayarının iyi olup olmadığını.

Alet artık büyüdüğüne göre sol elle dibinden tutmaya gerek yok. Sağ elin hatunun kafasını hiç bırakmasın ama! O orada kalacak. Sol elinin yüzük ve orta parmaklarını üstüste birleştirerek kukuya sok şimdi. Hart diye değil! Yavaşşş. Alıştıra alıştıra. Baş parmağın da bızırın üstünde gezinecek şekilde dursun. Alet ağızda, hatunun kafasını tuttun, iki parmak kukuda, baş parmak bızırda. Anladın mı pozisyonu gözüm? Aferin sana.

Sol elinin hareketlerini hatuna göre ayarla. Soktuğun parmakları hızlı hızlı git gel mi yapacaksın, bızırı bastırarak biraz sertçe mi seveceksin, yoksa üstünü nazikçe okşayacak mısın? Hatun söyleyecek sana. Bana sorma. Yap hepsini, inlemesi nerede artıyor, yüz ifadesi ne zaman değişiyor, görürsün. İnlemek istediğinde aleti ağzından çıkarmasına izin verme ama. Aksine, kökle! Nefessiz kalsın biraz. Hatunun başını sen kontrol ediyordun, unutma. Kimi hatun var, arka arkaya kısa aralıklarla gelebiliyor. Kimisi de var ki, bir kez gelince elletmiyor. Eğer gelebilendense, parmaklarınla hem gidip gelip, hem de bızır severek bir posta rahatlatabilirsin hatunu bu pozisyonda. Yok değilse, parmaklarını idareli kullan. Arada çıkarıp, işaret, orta ve yüzük parmaklarını düz halde kukuya vurabilirsin. Vuruşun bızıra da gelsin, kukunun dudaklarına da. Hatunun ağzındakine hakim olmayı da unutma. Çıkardığında aletin ve hatunun ağzının kenarlarındaki tükrük ve salya izlerini görüyor musun? Nefis!Düz ağzını hatunun. Hatun zorlansın biraz nefes almakta. Çok zorlandığı yerde çıkarıp vur yüzüne. Ya da derinliği azalt. Heyacana kapılıp geleyim deme sakın! Daha işimiz var.

Bitti mi ağızla işin? Hatunun gözlerinden bir miktar yaş gelip varsa göz makyajı da aktı mı? Aferin sana.

O sütyeni çıkar artık. Memeler gözüksün. Don kalabilir ama. Yana sıyır gitsin. İstiyorsan da yırt ortasından. Sen bilirsin. Hatunun sol bacağını omzuna al. Hatunun dizine yakın bir yer omzuna gelecek şekilde olsun pozisyonun. Diğer bacağı yatakta kalsın. Yanaş kukuya doğru. Hemen girmek yok! Sol elinle dibinden tuttuğun aleti, kukunun el altından başlayıp en tepesine kadar sürt. Bastıra bastıra ve birden fazla kez yapacaksın bunu. Bızırı da selam ver üç kere. Pat. Pat. Pat. Sabırsızlandır hatunu biraz. İyidir. "Sok artık şunu" der mi? Diyebilir. Dedirtecek kadar sabırsızlandır. Girmeye hazırsın artık.

Gir!

Tek hareketle, kesintisiz ve net gireceksin. Dibine kadar sok aleti bir seferde. Girerken mutlaka hatunun yüzüne bak. Görüp görebileceğin en güzel şeylerden biri bu andır. Hem acı çeker, hem zevk alır. Nefis! Debelenirse, aldırma. Beklemeye çok gerek yok. Parmaklardan alıştı zaten biraz. Omzundaki bacaktan aldığın destekle, sert, dibine kadar ve güçlü vur her seferinde. Taşşaklarının kukuyla çarpışması duyulsun. Şak. Şak. Şak. Şak. Ritimli ol. Ve bozma o ritmi. 10 sn, 30 sn, 1 dk. Fazla heyecenlanmadan ne kadar dayanabiliyorsan. Bil kendini . Sert vur. Ses çıksın. Bağırıyor mu? Bağırır tabii. İzle hatunu, izle. Ne güzel bir görüntü bu. Harika!

Sert vuruşlardan sonra azıcık yavaşla. Kısa bir süre için. Çıkmak yok ama! Sol elin bızır sevsin yavaşladığında. Memelerini sıkıştırsın. Sağ elin poposunu  sıksın. Şaplak vursun. Bir tur daha sert yapalım mı? Yapalım tabii. Demin ki bağırmaları hoşumuza gitti. Vur. Vur. Vur. Güçlü vur! Ritimli vur! Heyecana kapılıp geleyim deme sakın. Daha işimiz bitmedi! Bu ritüeli istersen birkaç kez daha tekrar edebilirsin. Sana bırakıyorum.

Hatunu yatağın kenarına al. Doggy yapacağız biraz. Domaltacaksın önce. Hatunun iki dizini birleştir. Birleştirdiğin dizler yatağın tam kenarında dursun. Hatuna uzaktan bir bak şöyle. Bitişmiş dizlerle poponun görünümü neye benziyor biliyorsun değil mi? Kalbe benziyor. Sol bacağın, hatunun yatağın dışına sarkan ayakları arasında dursun. Yere basacak yani. Sağ bacağın ise 90 derece açıyla yatağın üstünde olacak. Anladın değil mi? Aferin sana. Şimdi hatunun iki elini üstüste koyup arkada poponun üzerinde birleştir ve sağ elinle tut onları. Sıkı tut. Kurtarmasına izin vermeyecek kadar sıkı tutacaksın. Tamam mı? İlk yaptığında hatunun yüzü yatağa kapaklanır muhtemelen.

Kuku yeteri kadar yüksekte. Kalçalar önünde. Sol elin boşta. Hatunun elleri popoda sağ elinde tutulu. Sol ayağın yere basıyor. Sağ bacağın dizden kırılmış dik olarak yatakta. Yani, kontrol sende. Girmeden önce şu kukuya sürtünmeyi bir kez daha yapalım mı? Yapalım. Bastıra bastıra ve sertçe gene. Yukarıda yaptığımız gibi. Sabırsızlansın gene. Yalvartmak da güzeldir. Dedim mi daha önce?

Yukarıda tariflediğim sert vuruşları, sonra yavaşlamaları, sonra tekrar sert girmeleri hatırlıyorsun değil mi? Aynen öyle yapacağız gene. Bütün gücünle girip çıkacaksın. Heyecana kapılıp geleyim deme hemen. Biraz daha işimiz var hatunla. Çok heyecanlanırsan, yavaşla. Arada çıkar. Vur kalçalara, sürt bızıra, tekrar sok. Popoyu tokat içinde bırakman lazım. Acıt hatunu baya baya. Yalnız, acıtırken aynı anda zevk veriyor olmayı da pas geçme. Gidip gelirken, hatunun zevklendiği anlarda vur tokatlarını. Bu pozisyondayken benim en sevdiğim şeylerden biri de hatunu saçlarından yakalayıp başını geriye doğru çekmek. Öyle çek ki, hatunun beline kavis gelsin. Karşıda bir ayna varsa bu durumdaki hatunun halini izlemek çok keyiflidir. Vurdukça sert, memeler simetrik daireler çizer. Sallandığını görürsün. Kalça etleri ileriye gider. Geriye gelir. Şiddetin sertliğiyle ve zevkin büyüklüğüyle orantılı olarak kadının yüzü şekilden şekile girer. Bana mutluluğun resmini çiz deseler, bunu çizerim.

Kaç kere sert tur yaparsın, sana kalmış. Gelme daha. Biliyorum, dayanmak gittikçe zorlaşıyor. Normaldir.

Şöyle yapalım:

Hatunla birlikte yatağın ortasına gel. Hatunu sanki deney kurbağası gibi, poposu sana dönük vaziyette, kolları ve bacakları yanlara açılmış olarak önüne al. Kukuyu yeterli bir yüksekliğe kaldır. Sol dizini hatunun bacakları arasında yatağa daya. Sağ bacağını, hatunun sırtının üzerinden uzat, ayak tabanınla hatunun yüzüne bastır. Kafayı yan çevirip -gözlerini görebileceğin şekilde- yanağının üstüne yerleştir ayak tabanını. Fazla bastırma. Sırası değil daha. Canı yanmasın. Ama ne yapacağını anlasın. Kukuya girişin biraz yanlamasına olmak durumunda bu pozisyonda. Girdin mi? Aferin sana. Yavaştan başlayıp hızlıya, yumuşaktan başlayıp serte doğru gitsin vuruşların. Kukudan çıkmak yok artık. Vuruşların hızlanmaya ve sertleşmeye başladıkça, ayağının altındaki yüze uyguladığın basıncı da arttır. İzliyor musun hatunu? Ayağının ayarını ona göre ayarla. Acı verirken zevk de vermen lazım. Başka türlü biraz zor o işler. Hatunu bir kez daha getirelim mi? Sağ elinin baş parmağını hatunun popo deliğine bastır. Dairesel hareketlerle zorla. Masaj yapar gibi. Ama sert bir masaj yapar gibi. Sol elinin baş parmağını da bızırın üstüne koy. Bastırarak mı seversin, yoksa masaj yapar gibi mi, bilemem. Onu da hatun söyleyecek sana. İzle işte hatunu. Boşuna demiyorum sana elli kere izle diye. Cevap onda. Bende değil. Gidiş gelişlerinin ritmini bozma bunları yaparken. Senkronu ayarlamak bazen kolaydır, bazen zordur. Karşıdakini tanıyabildiğin kadar ayarlayabilirsin genelde. Hatun geliyor mu? İzle işte. Geleceği anı tahmin etmeye çalışarak ayarlamaya çalış kendini. Geliyor mu hatun? İzle, izle. Kimisi bağıra bağıra geliyor, kimisi sessiz sessiz. Ama kızarıyorlar. Yüzleri değişiyor. Nefesleri değişiyor. Ayaklarını, bileklerinden düz tutarak parmak kıvırıyor çoğu. İzlemeni öneririm sana da. Geldi mi hatun? Bağırıyor mu gelirken? Harika! Aferin sana!

Sıra sende şimdi. Yok kukuya gelmek. Tamam pozisyon keyifli. Fakat ağızda başladık, ağızda bitirelim. Geleceğin son ana kadar kukuda kalmaya devam et. Fakat son beş on tur gidiş gelişi ağızda yapacağız. Çıktın mı kukudan? Sok aleti hatunun ağzına. Kafasını tut arkadan. Git. Gel. Git. Gel. Geliyor musun sen de artık? Aferin sana. Ağzın içine boşalalım. Sen nasıl geliyorsun bilmiyorum. Ben tam gelirken, yani tam da gelirken, ağzım açılıyor, gözlerim kısılıyor, nefesimi tutuyorum. Bir süre nefes almıyorum. Alamıyorum. İlk patlamayla birlikte de bir bağırış kopartıyorum genelde. Fazla ses çıkarmakla ilgili bir sorun yoksa tabii.

Hatun! Sana da bir ipucu vereyim: Boşaldıktan hemen sonra iyi sıvazlama ve güçlü emmeli bir oral seks beni delirtiyor. Çoğu erkeği de delirtir bence. Yap! Sonucu gör.

Hatunun ağzının kenarlarından taşan spermlerini gördün mü gözüm? Hepten akan makyajını? Harika! Hatunu eğilip, dudaklarından öpmeyi unutma! Aferin sana!

Yak bir sigara.

* bu sevişme, barbarella için yazılmıştır.

Read more...

30 Saatlik Koma: Tahrik, Fantezi... Yok Yok Teyyare

Her şey önce 30 saat ile başladı. Sonra... biraz kafa karışıklığı girdi devreye. Uykuda sorun çekerken bir yandan da bir türlü gecenin olmayışı, sürekli bir gündüz yaşamak... Tekrar bir kafa karışıklığı... Teyyareye binmiş olduğunu unutmak ve kendini trende gibi hissetmek... Sonra sürekli uyumak ve uyumak... Hostes'in gelip seni dürtmesi ve "we just arrived M'am" demesi. Hostes mi dedim hemşire...Teyyare dediğim ise hastane.
Hostes fantazisi yaygın bir durum sanıyorum, hemşire fantezisinde olduğu gibi (kimse alınmasın valla, bana öyle söylendi ki gayet de normal). Bu durum ancak sürekli hemşire ya da hosteslere maruz kalınca değişebiliyor. Geçenlerde hastanede çalışan bir arkadaşımla konuşuyordum. Dedi ki "Yeminle bıktım Diyar hemşire görmekten. Her gün aynı kıyafetler, aynı yüz ifadesi, aynı tip saç..." Sonra ekledi, "hasbelkader bir kaç değişik tip çıkıyor içlerinden. Onlara karşı fantezilerimiz hala sürüyor ama diğerleri..." Aynı durum hostesler için de geçerli bence. Havaalanında çalışıyorsanız ya da pilotsanız bile prototip insan görmekten sıkılırsınız. Hostes hatunların kıyafetleri tamamen aynı... Saçlar benzer... Makyaj şekli benzer... Yüzlerinde o yalan güleç ifade ile "günaydın, nasılsınız, ne alırdınız?" soruları... Mekanik bütün bunlar.
Fantezi garip bir durum... Bir gün varken yarın yok olabiliyor. Bkz. Doktor oldunuz, hava alanında çalışmaya başladınız, yok efendim pilot oldunuz... Her gün aynı tip hatunları götür götür nereye kadar. Ya da her gün aynı tiplere bakmaktan yıkılır artık fantezileriniz. Katılıyorum. Bir kere göz zevkine hitap etmemeye başlıyor. Aynı durum kadınlarda da vardır eminim ama şu anda nedense kafam pek kadınların tahrik olabileceği ya da fantezi objesi haline getirebileceği erkek görüntüsüne çalışmıyor.
Tekrar bir kafa karışıklığı... Yorgunluk... Kadınların tahrik olacağı durumlar? Bir saniye... Bir sigara yakmam gerekiyor. Beklemeniz gerekecek... 30 saatlik uçuş... Hiç sigara içemediğini hatırlamak. Bu garip ülkede her şey yasak anasını satayım.. Erkekler konuşurken iki adım geri atıyorlar, dava açılır alimallah, evdekine nasıl hesap veririz sonra diye korktuklarından.. Neyse evet... tahrik ve kadın ve sigara...
Hiçbir zaman üniforma takıntım olmadı. Asker ya da general ya da astsubay, ot bok ilgimi çekmedi. Salt tahrik olmaysa amaç sanırım en çok ilgimi çeken durum basit bir t-shirt giymiş erkeğin kol kasları ile kürek kemikleri ve sırtı oluyor... Pehh... Ne saçma diyorsun sanırım. Ama öyle.. Sevişirken mesela karşımdaki insanın kaslarını gördüğüm anda daha fazla tahrik olduğumu söyleyebilirim. (Burada bahsettiğim kas ölçütü kesinlikle body'e gidilerek yapılan değil. Basketbol, yüzme ve bilumum spor dallarımızı edebiyle yapan bir erkek dururken niye 50 kilo kaldırılarak aynaya bakan bir erkekle yatayım. Yok yatmam) Düzenli spor yapan bir erkek gibisi yok.... Hmm evet tahrik... Geçenlerde eski erkek arkadaşımla konuşuyordum kameradan doğru. Kendisi bir ecnebi... Kamerayı açtığım anda karşımda belden yukarısı çıplak eski erkek arkadaşımı görünce sanırım gözlerim fal taşı gibi açılmış (buna uzun bir süredir düzenli seks yaşamım olmamasını da eklersek gözlerimin ne kadar açıldığını tahmin edebilirsiniz):
-Senin yaptığın haksızlık ama. Ne bu böyle çıplak bir şekilde karşımdasın.
+Eşitlik istiyorsan sen de çıkarabilirsin Diyar?
Cybersex insanı pek olmadım. Bana göre değil. Karşımda bir insan düşünemiyorum ki bana komut versin:
-Hadi şimdi de o göğüslerini görmek istiyorum.
(Ve Diyar açar)
- Hmmm evet çok güzel... Peki, kendinle oynar mısın... Sesini duymak istiyorum...
(Diyar oynar)
Yok böyle bir şey. Yapay olan şeylere karşıyım sanırım. Anlık gelişmeler olabilir. Telefondan doğru dirty talk olabilir. Bunlar bir yere kadar kabulüm evet ama karşıda bir adam, fiziksel olarak ortamda yok ve tatmin etmeye çalışıyorsun. Tekrar söyleyeyim yok böyle bir şey.
Uykum geliyor yavaş yavaş... Neydi? Uçakta bir rüya gördüm. Uçak değil teyyare. Sigarayı da söndürdüm. Tatmin, tahrik, sigara ve erkekler... Evet şimdi hatırladım...Rüyayı ben görmedim başkası gördü. Ben sadece o rüyanın içindeydim. Kafam karıştı... 30 saatlik teyyare demiş miydim?
Uçakta bir adam. Rüyasında da uçakta. Sonra battaniye istiyor üstünü örtmek için. Rüyada istiyor. Uçak da buz gibiydi... Kıçım dondu. Neyse... Adamın yanında ben varım. Battaniyenin altına giriyorum. Biraz oynaşma... Sanırım oral seks yapıyorum adama... Emin değilim, ona sormanız lazım. Hatırlamıyorum. Hostes geliyor: "Pardon ama bunu yapamazsınız" diye azarlıyor... Battaniyenin altından kafamı çıkartıp "herkes kendi işine baksın" diyorum. Ve tekrar kapatıyorum üstümü... Evet böyle oluyor... Ya da oluyormuş... Tam emin değilim. 30 saat ve bir teyyare ve tatmin... Uçak fantezisi gerçekleşmiş oluyor rüyada... Bunu anlatan bir erkek. Artık tanımıyorum. Anlattığında tanıyordum. nefret dolu olduğum bir insan. İnsan mı dedim... Yok teyyare.
Günlerden cuma... Bilmediğim bir sokakta yürüyorum... Sokaktaki bir satıcı laf atıyor:
-How you doin sweety?
Bakmıyorum...yürümeye devam ediyorum...Tekrar:
- Ohh come on! It is a lovely day today! It is Friday. Put just a little bit of smile on your face!!
İster istemez gülümsüyorum.. Fark ediyor:
-Here it is! Here it is! It is that easy...
Karşıya geçtiğim anda uyanıyorum. Her şey 30 saatlik koma ile başladı. Sonra... biraz kafa karışıklığı girdi devreye. Koma mı dedim yok yok teyyare.

Read more...

haftanın sevişmesi #2


Yaklaş.

Sağ elinin işaret parmağının dışıyla hatunun yüzüne dokun. Sürekli bir dokunma olacak bu. Parmağı kaldırmak yok. Şakaktan başla. Parmağını kaydırarak, yumuşak dokunacaksın. Kedi sever gibi. Dudakların üst ve alt kenarları hassastır. Dokunur dokunmaz arası dokunursan huylandırabilirsin. Yapma. Maksat huylandırmak değil, sulandırmak. Yüzünde, dudak kenarlarında, kulakların altında yeterince vakit geçirdiysen çeneden aşağı in, boyunda da gezdir o parmağı. Hatunun boynu güzel. Bakıyor musun hatunun yüz ifadesine. İzle onu. Gözlerine bak. Nefesini takip et.

Çıkık köprücük kemikleriyle boyun arasındaki boşluğu görüyor musun? Öpmeye oradan başla. Senin tarzını bilemem. Ben, tek tek ve yumuşak başlarım öpmeye. Arada bir şiddeti daha yüksek, emer-öper arası öpüş iyi gider. Hatunda olsun bir gözün. Ona göre ayarla öpüşlerini. Omuz başından kulak arkasına kadar olan bölge favorimdir benim başlangıçta. Severim.

İki elinin işaret parmağı marifetiyle, askılıklarını indiriver geceliğin. Gögüsler biraz küçük gibi sanki. Olsun, küçüğü de büyüğü de makbuldur bunların. Yeter ki, kul yapımı olmasın. Elleri yapıştır duvara; sağ elin hatunun sol elini, sol elin de sağ elini tutsun. Can yakmak yok daha. O birazdan.

Yapış dudaklara. Acele etme, sakin. Kedi sever gibi. Şiddeti birazdan uygulayacağız. Elli kere söyletme bana. Hatunu yeterince hazırlamadan şaplağı basarsan,  tokadı yiyebilirsin gözüm. Demedi deme. Yapıştın mı dudaklara? Öpüşmek dediğin, dilleri değdirmeden, alt üst dudakları emmeden, çekiştirmeden olmaz. French kiss diyor gavur. Öğren. Tükrüğün karışsın dili emerken. Hem, dil emmek zevklidir gözüm.

Tuttuğun elleri duvarda kaydırarak hatunun başının üstünde birleştir. Gergin olsun kolları biraz. Sonra, her iki elini tek elinle tepede tut. Diğer elin, her zaman boşta kalsın gözüm. O boş el çok işe yarar; şaplak vurur, tokat atar, saçları geriye çeker, ağzı kapatır, başı bastırır, bızırla oynar, meme sıkar...

Hatunun ellerini bırakmadan az geriye çekil. İzle. Kızarmış mı? Nefes? Gözler? Aferin sana.

Benim çok seksi bulduğum şeyler var: Bir tanesi yüzde çil. Diğeri gamzeler; yüzde de olur, belde de olur. Bir de benler. Benli hatunları severim; kiminin yüzünde olur, kiminin göğsünde, kiminin kukusunda. Gördüğüm zaman illa dokunurum, öperim. Bir de, etek sıyırmak, don sıyırmak hoş. Çıkartmaktansa, sıyırmak daha keyifli geliyor bana.

Bunların üçünü de aynı anda yapacaksın; hatunun ellerini yukarıda tek elle kenetledin duvara, kolları gergin olsun, biraz can acıtılabilir gererken. Mübahtır. Göğüsler emilmede, boşta kalan elin, hatunun kasıklarında ve kukusunda geziniyor. Göğüs uçlarından ısırıklar al. Korkak alıştırma ağzını. Memelerin alt kenarlarını uzun uzun emmeyi de pas geçme. Tepkiyi ölçerek git, ona göre ayarla şiddetini. Boşta kalan elinle hatunu okşamayı bırakmadan, dudaklara yapış gene. Şiddeti artsın öpüşlerinin.  Em dilini. Em. Em. Güzel değil mi? Demiştim sana.

Elleri bırakmadan biraz geriye çekil gene. Hatuna bak. Gözlerinin içine. Bekle biraz. Bekle, bekle. Eğer azdırmayı becerdiysen, hatun sabırsızlandığını belli edecektir. Elleme sabırsızlansın. İyidir. Yeterince beklersen, sabırlı olursan, semeresini alırsın. "Ne yapayım sana"? Bir sor bakalım. Belki coşkun cevaplar verir. Hatunların bir kısmı pek utangaç gözüküyor ya, yalan o!

Hazır mı hatun? Aferin sana.

Hatunu direkt yatağa götür. Yeterince geniş kanepe de olur. Yüzükoyun yatıracaksın boylu boyunca. Vücudunu sana dönmesine izin verme. Bir elin, hatunun kafasını bastırsın yatağa. Öbür elinle, geceliğin eteklerini aralayıp donunu sıyıracaksın. Çıkartmak yok tamamen. Dizlere kadar sıyırsan yeter. Kalsın orada. Kuku arkadan ne güzel görünüyor değil mi. Haklısın. Sev biraz kukuyu parmaklarınla. Baş ve işaret parmaklarını kullan. Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya. Çok hoyrat olma. Çok yumuşak da olma. Elin  korkak alışmasın.

İlk giriş, önemlidir gözüm. En zevklisidir. Ben bazen yavaş girerim, bazen biraz hızlı. Hatunun kollarını ileriye doğru uzat. Bacaklarını ayır bacaklarını kullanarak. Görüntü harika değil mi? Hazır mısın?

Gir.

Yavaşşş. Hissettire hissettire gireceksin ama. İlk girişte biraz can yakmazsan, günah yazarlar sana. Bağırsın biraz. Debelenirse, fazla aldırma. Alışacak birazdan. Girdin mi sonuna kadar? Aferin sana. Çekme geriye kendini hemen. Bekle. Bekle. Bekle. Alışsın hatun. Hissetsin. Vücudunun üst kısmını, hatunun sırtına bastır. Biraz ezebilirsin. Fazla abartma. Ağırlığını hissetsin yeter. Kolları tutmaya devam ediyor musun ellerinle? Sakın bırakma! Bacaklarınla bacakları, ellerinle kolları tut. Hareket edemesinler.

Gidiş gelişlerin ritmini sana bırakıyorum. Hatuna göre ayarla. Sert ve kesik kesik mi girip çıkacaksın, yoksa ağırlığınla ezerken yumuşak mı hareket edeceksin, sana kalmış. Ben olsam, yumuşak yaparken bile arada bir sert vururum. Bağırtmak da zevklidir. Söyledim mi daha önce?

Hatunun içinden hiç çıkmadan ters döneceğiz şimdi gözüm. Hazır mısın? Hatunun belinden kavradığın gibi döndür kendini. Sen altta, o üstte. Zamazingo kukuda. Boylu  boyunca uzanıyor hatun üstünde. Bu pozisyonun en önemli kısmı, açıyı, duruşu iyi ayarlamaktır. Ayarlayabilirsen, harika bir pozisyondur. Tüm kontrolü sana verir, birazdan anlayacaksın. İster hızlanırsın, ister yavaşlarsın, ister bızırı seversin, ister memeleri sıkıştırırsın, ister hatunun ağzını kapatırsın. Kukudan çıkmadan, ufak düzeltmelerle hatunu tam yerleştir üstüne. Tamam mı, oldu mu? Aferin sana. Hatunun ileri geri gitmesine izin ver biraz. Ama sırtını senin göğsünden ayırmasına asla izin verme. Gerekiyorsa, bastır zorla kendine. Hareketleriniz ahenkli olsun.Yumuşak dalgaların üstündeki bir kayık gibi düşün hatunu. İleri, geri. İleri, geri. Sakin.

İki elin de boşta. Dilediğin yeri sıkıştırırsın. Memeleri iki elle arkadan avuçlasak mı biraz. Uçlarını, böyle iki parmağın arasına alıp biraz ezsek mi ya da. Ya da, tek elinle her iki memeyi de severken, diğer elle kukuyu mu yoklasak. Hepsini yapalım bence. Az hızlanıp, şiddeti de arttıralım artık.

Yalnız, hızlanmaya başlamadan önce, hatunun bacaklarını bacaklarınla yatağa yapıştıracaksın. Bacaklarının dizden aşşağı kısmını, hatunun ayak bileklerinin üstünden geçir. Yapıştır onları yatağa. Kaçmak isterse kaçamasın. Pozisyon değiştirmek isterse değiştiremesin. Anladın mı pozisyonu gözüm?

Aferin sana.

Tavanda bir ayna olsaydı da izleseydik hatunun halini. Ellerin ne güne duruyor? Çevir hatunun yüzünü yarım kendine doğru. İster dilini em, ister elinle ağzını sıkıştır. Bana sorarsan da, hatunu nefessiz bırakana kadar dudağını dudağından, dilini dilinden ayırma derim. Bir el daha var boşta, onu ne yapacağız? Serbest takılsın o el. Canın  nereyi çekerse, orayı seversin.

Hatunu takip etmeyi ihmal etme. Ondan hemen sonra -ya da aynı anda-  sen de geleceksin gözüm. Ben, prensip olarak faz farkıyla hatundan sonra gelmeyi tercih ediyorum. Niye? Hatun kişinin o kasılmalarını, kızarmalarını, gözlerini kapatmasını, ağzını açmasını seviyorum izlemeyi de ondan. Hatunun geleceği anı tahmin etmen lazım. Kendini de kontrol etmeyi unutma. Duruma göre ritm tut, yavaşla, hızlan, bızır sev, meme sıkıştır. Kontrol sende gözüm.

Gelmek üzere mi? Aferin sana. Görüyor musun o ağız nasıl aralanıyor. Sakın bacaklarını kurtarmasına izin verme. Verme. Sakın! At bir eli kukuya, kapat ağzını da diğer elinle yarım. İzle. İzle. Çok güzel değil mi? Nefis.

Sen de gel artık. Ben senin yerinde olsam, pozisyonu hiç bozmadan hatunun içine gelirim. Pozisyonun gidişatı buna daha uygun. Yalnız zamanlamanı iyi ayarla. Bazı hatunlar rahat ettikten sonra elleşmeye pek devam etmek istemez. Arayı uzatma çok. Geliyor musun sen de?

Aferin sana.

Kalsın hatun üstünde öylece. Sakinleyene kadar. Nefesler normal seyrine insin. Kalp sesi duyulmasın. Sarıl hatuna. Terler birbirine karıştı değil mi. Tuzlu tuzlu. Güzel işte ulan.

...
Bahar geldi, güneş çıktı, hormonlar tavan yaptı. Haydi bakalım, sevgilileri, eşleri, fuckbuddyleri sevelim, memnun edelim.

Beline kuvvet gözüm.

Read more...

aşk meşk , eskiden...

- Ben aşık oldum!

 ...

İlk ne zaman ve kime aşık olduğumu hatırlamaya çalıştığımda, gözümün önüne gelen kızların yüzleri birbirine karışıyor. İlkokul 2'den başlayarak, okuduğum sınıflardaki kızların hemen hemen hepsine sırayla aşık oldum. Bazılarına "köpekler gibi" aşık olduğumdan son derece emindiysem de, bu haleti ruhiye, ancak bir sonraki afete aniden ve hızla aşık olmama kadar devam edebiliyordu. Tabii, kızların bu afetliğini çocuk gözüyle değerlendirmek lazım; göğüsler ve popolar hepsinde tahta, nesine afet diyeceğiz. Gene de, "afet" olanları vardı. İki afet arasındaki ortalama süre de, takriba üç ay kadarmış. Bu süreyi, hatırlayabildiğim kızların isimlerini bir listeye yazıp, bulduğum alt toplamı geçen süreye bölerek buldum. Nihayetinde ben bir mühendisim, konu ne olursa olsun olaya analitik yaklaşmak, benim karşı koyamadığım bir refleksim. Çoğundan istikrarlı bir biçimde yüz bulamamış olmamın sebebini, kadınların beklentilerini ve davranışlarını o yaşımda anlamaktan çok uzak olduğum sonucuyla açıklayabiliyorum ancak. Donanım ve tecrübe eksikliği de diyebiliriz buna.

Bu tecrübesizliğimi kapatmak ve kızları etkilemek için, zaman zaman içgüdüsel olarak "yeteneklerimi" kullandım. Yetenek kelimesini kullanmış olmam abes bir durum aslında; kendimi bildim bileli alakalı olduğum konuların tamamındaki yeteneksizliğime eskiden hayret ederdim, neyse ki bu durumumu 3o yıldan sonra artık kabullendim de, rahat ettim. Yeteneksizliğimi, hep çok çalışarak telafi etmeye çalıştım.

Bugünkü ilgi ve alakamın tersine, o yaşlarda süper futbol oynuyordum. Her oğlan çocuğu oynar, ne var bunda demeyin, ben, süper oynuyordum. Her çocuk bir futbolcuya özenir ya, benim idolüm de Kempes idi. Uzun saçları, fuleli hızlanması, herkesi ipe dizmesiyle aynı bendi Kempes. Bir tek, benim saçlarım onunki kadar uzun değildi. Aklımın iyi kötü erdiği ilk dünya kupasını 78'de kazandıklarından olsa gerek, sonraki tüm kupalarda Arjantin'i tuttum ben. Onların olmadığı, erken elendiği hiç bir kupa bana zevk vermedi. Arasıra Brezilya'nın çıkık popolu kızları aklımı çeldiyse de, Kempes'li, Ardiles'li, sonradan Bruşaga'lı, Maradona'lı Arjantin ile gönül bağım hiç kopmadı.  Fifa oynadığım dönemde, forvetimin değişmez adamıydı Kempes, namı diğer "El Matador".  Hülasa, Kempes gibi attığım çalımların ve gollerin sonunda kızlar bana hayran olurdu, ya da ben öyle olduğunu düşünürdüm.


Her nasılsa yetenekli olduğum bir diğer konu, bisiklet kullanmaktı. Bugünün bilmem kaç vitesli teknoloji harikalarına pek benzemiyordu ama, bisan marka taş gibi bir bisikletim vardı. Kontra pedallıydı, pedalı arkaya çevirmeye kalktığınızda, arka tekerler fren yapardı. Gözüm gibi baktığım o bisikletle, dağ tepe merdiven her yere girer çıkardım. Çok hakimdim o bisiklete, ani hareketleri son derece çevik ve havalı yapabilirdim. Ve hızlı kullanırdım, yok yok, çok hızlı kullanırdım. Şimşek gibi diyelim kısaca.

Bir gün bisikletimle dolaşırken, yaşları benim kadar olan kızlı erkekli 7-8  kişilik bir grup gördüm. Kendi aralarında durmuş konuşuyorlardı. İçlerinde çok güzel birkaç kız da vardı. Yanlarından son sürat geçip gitsem, muhtemelen farkıma varmazlardı. Planımı yaptım. Grubun üstüne son sürat  -yok, şimşek gibi- bisikleti süreceğim, çarpacağımı düşünüp heyecanlanacaklar, ben, son anda yönümü değiştirip yanlarından geçecek, sonra da kontra fren yaparak bisiklete spin attıracağım. Sonrasında kızlar bana aşık olacak. Falan. Plan yaklaşık olarak böyle.

Plana uygun bir şekilde gruba doğru son sürat -hayır, şimşek gibi- pedal çevirirken, tahmin ettiğim üzere gruptakilerin başları bana çevrildi. Herşey plana uygun gidiyor derken, grubun içinde, o ana kadar farketmediğim, takriba dana büyüklüğünde bir köpek gördüm. Daha da kötüsü, köpek de beni gördü. Ani yön değiştirme manevrasını biraz erkene alsam da, grubun yanından geçmemle birlikte köpek peşime takıldı. Bana aşık olunacak durumdan kıçını kurtarma durumuna düşen ben, can havliyle şimşekten de hızlı bir şekilde bisikleti sürerken, havada birkaç takla atmak üzre havalandım. Feci şekilde düştüm. Yüzüm gözüm kan içinde kaldı. Gruptakilerin kahkahalarını hayal meyal hatırlıyorum. O günün hatırasını, vücudumda belli belirsiz bir iz olarak hala taşırım.
...

- Kime?

Aşık oldum dediği zilliyi, bir veli toplantısı için okuluna biraz erken gittiğimde gördüm. Gözleri ela, ve dahi şehla, uzun, dalgalı saçları olan biblo gibi bir kız. Küçük bir femme fatale. Kızın dikkatini çekmek için sınıftaki tüm oğlanlar birbirleriyle rekabet halinde. Arasıra oyuna kendilerini kaptırıyorlar ama, hepsi kızın peşinde. Kendilerini beğendirmeye çalışıyorlar. "Afet", bu durumun çok farkında, süründürüyor hepsini. Pek havalı.

Konuşmayı sökeli şunun şurasında birkaç sene olmuş olsa da, akşam 9 dedi mi sütlerini içip yatıyor olsalar da, hepsi, erkek olmanın erken defolarını taşıyorlar üstlerinde. Kız, "beğenmedim, sevmedim" dediği anda, inanılmaz bir naiflikle karalar bağlıyorlar.

Benim hatunun yanlışlıkla buraya yolunun düşmeyeceğinden emin olsam başka şeyler de yazardım ama, burada keseyim. Falan.

Birlikte geçirdiğimiz bir haftasonu beraber traş olmaya gittik, yanyana koltuklara oturup, berbere "enseyi aç birader" dedik. Bitiminde kolanyasını sürdü, jöleli saçlarını ayna karşısında düzeltti. Güneş gözlüğünü taktı. Adam çok havalı, çok da yakışıklı babası gibi, ama gene de afetin dikkatini çekmenin yolunu bulamamış olmanın kıvranışı içerisinde. Kendi kendini bulsun, burnu sürtülsün diye çok müdahele etmiyorum bu durumuna. Morali yerine gelsin diye, berberden sonra kendisine kerhane tatlısı ısmarladım.

Gün sonunda eve dönerken bana bakıp, "sen çok kıyak bir babasın" dedi. Bu tür kelimeleri nereden öğrendiği konusunda en ufak bir fikrim yok, ama öğreniyor bir şekilde. Söylediğinin ne anlama geldiğini bilip bilmediğini anlamak için yüzüne baktım. Son derece ciddiydi.

"Teşekkür ederim" dedim. Serseri.

Read more...

hamile miyim yoksa?

Buradayım... Merak edip e-mail ortamında soranlara ya da sormayıp "nerde len bu diyar hatun" diyenlere sesleniyorum...
Hala her gece içiyorum ve gündüzleri iş başındayım... Gerçi dün ve bir önceki gece hamile olduğumdan emin olduğum için tek bir bira içerek işleri geciktirğimi saymıyorum. Yaa evet, Evli'ye bundan bir ay kadar önce durumumu ve şüphemi söylemiştim. Gerçi kendisi bana baya kızdığı için cevap olarak "tabii, tamam haklısın hiçbir halt yok, abartıyorum" diyerek de geçiştirdiğimi geçmeyelim...
Bütün bunların dışında birlikte olduğum adamın tepkisini de yazmam gerekiyor:
-Sanırım hamileyim.. İki test yaptım. İlki pozitif çıktı. Yok artık diyerek ikincisini yaptım, negatifti.
-Tamam Diyar, sakin ol ve işlerine yoğunlaş... Şu önünde olan işi bir an önce bitir. Her şeyin bir çözümü var...
Diyar'ın bu konudaki görüşü şu olmuştu: Ya.. evet kürtaj.. Çözüm mü? Çözüm... Zaten 5 ay'a şu ülkeden yine kurtulacağım. En mantıklı çözüm de bu. (iç ses: a.q... aklın neredeydi be adam beni düzerken?? Çözümmüş... Aldırmayayım çocuğu da gör!!) Evet evet aynen bunu düşündüm. Aldırmazsam ne olacak? Türkiye koşullarıymış, aileymiş, akraba, arkadaşlarmış... Tey tey... Olm hamileyim! Başlarım millete....
Bazen her şeyi düşünüyorsunuz... Benim son bir haftadır rüyalarım dahil dünyevi hayatımda sürekli aklımda tek bir şey olduğu gibi... Ya hamileysem???
Küçükken bunu daha farklı düşünürdüm... Eh işte bilmediğin için anlamıyorsun. Sanki ne yaparsan yap ortamda bir erkek olsun olmasın hamile kalabilirsin gibi geliyordu. Hele de Güzin Abla vari yazıları okursanız bu garantidir: " Yavrum demek gittiğin otelde kullandığın havlu sonucunda hamile kaldın?" Güzin Abla hasta mısın? Bu kadar mı anatomik yapıdan haberin yok...
Evet benim haberim var ama ne oldu? İşin aslı eğer hamile olduğunuzu bir kere kendinize inandırırsanız o zaman bütün semptomları gösteriyorsunuz.. Psikolojik bir durum ( Güzin ablacım selam ederim sana, okuyorsundur). Bende oluşan semptomlar şuydu:
  • Bayılma ile başladı. Bir kez direk bayıldım, diğerinde duvara tutundum. İlk bayıldığım zaman birlikte olduğum ve daha sonra hamileyim sanırım dediğim adam odada uyuyordu... Sabah kalktım, su içtim. Başım dönmeye başladı. Yüzümü yıkayım dedim ve bitti... Her şey dümdüz... (Bu arada ben bayılarak geçici hafıza kaybına uğramış bir insanım. Küçümsemeyelim. Seneler önce idi ama oldu. Hala o günü hatırlamıyorum.) Kendime geldiğimde ismini haykırdım, yardım et dedim. Yazık adama, sabahın körü uykusundan uyandı... Geldi... Yerdeyim.. Kımıldayamıyorum... Kolonya... Soğuk su... Anında gözlerim açıldı... Korktu çok fazla... Hatta öyle bir korktu ki sesi titriyordu.... İkinci bayılma aşamam ise geçen cuma oldu... Önemsiz, çünkü bayılmadım...
  • Kokuya duyarlılık: Üç dört gün boyunca her şey burnuma koktu... Ehh yemek kokuyor diye bazı yerlere girmedim.. Evde pencereleri açıp durdum... Her girdiğimde rezil bir koku... Diyar abartıyorsun a.q bir bok yok dedi arkadaşlar, yok yok hamileyim ben dedim içimden...
  • Regl gecikmesi: Eee o kadar kasmışım hamileyim diye tabii ki de reglim gecikecek... Bir de daha önceden deneyimim var... Yabancı bir arkadaşı kürtaj'a götürmüşüm... Nasıl korkuyorum... Kızın baygın halde "this is a crime" dediğini biliyorum... Ama n'aparsın, adam demiş bir kere her şeyin çözümü var...
Ve evet hamile olmadığımı bugün kan testi ile kanıtladım... Mutlu mu oldum? Tam değil... Bazen gerçekten bir insanla hayatını geçirmek istiyor insan.. İster aldatsın, ister gecenin körü eve gelsin, isterse de her gün içsin... Umurunda olmuyor... Ve benim de değildi... Hala değil... Hamile değilim ama adamın bana attığı mesajı yanlış yorumladığımı dün öğrendim... Hamileysem bebeği aldırmak isteMEdiğini ve her şeyin bir çözümü olduğunu söylediğinde aslında bebeği istediğini daha yeni öğrendim....
Ve bugün hamile olmadığımı öğrendiğimde.... Aslında hamile olmak ile olmamak arasında gidip geldiğimi... Olmak istediğimi ama bu yükün altından nasıl kalkacağımı bilmediğimi... Olmamam gerektiğini ve planlanmış geleceğime bakmam gerektiğini... Hamileysem mutlu olacağımı... ama geleceğimden de olacağımı... Hepsini sorguladım.....
Ve son olarak duymam gereken tek bir şeyi duydum bu insandan:
-Diyar, bugün yine içki ve sigaraya kendini vermişsin. Eğer hamileysen bütün bunları bırakman lazım. Lütfen biraz olsun dene...
İki gün denedim... Sonuç: Hamile değilmişim...
Peki bu iyi mi kötü mü? Bilmem, düzenli bir hayat istiyor insan...

Read more...

questionnaire...

Bu, benim yaptığım üçüncü kayıt aslında. İlk ikisini, kızların son andaki istekleri üzerine sildim. Gayet iyi başlamıştı her ikisi de, sonra sorular çetrefilleşmeye başlayınca rahatsız oldular, silmemi istediler. Ben de sildim.

Bir tanesi Lika ileydi; ülkesinde bir adamla normal bir birlikteliğe başlamış, evlenmek üzerelermiş, sonra adam bir şekilde onun Türkiye'de bu işi yaptığını öğrenmiş, ayrılmışlar. Türk erkeğinin genel performansını kahkahalar atarak anlatıyorken,  sıra, "ilk seferinde ne hissettin" sorusuna cevap vermeye gelince, o neşesi gitti. Ramazanda oruç tutardı bu kız. Gündüz oruç tutup, gece işe giderdi. Kendine göre bir dini inancı vardı yani. Gene de bu işi yapmaktan geri kalmadı. "İyi yaşamayı" sever -hangimiz sevmeyiz ki- kendine bir araba almak istiyordu, aldı, süs, giyim kuşam istiyordu, aldı. Bir günlük bir yakın yer kaçamağı için arabayla giderken, çalan müziği sonuna kadar açıp kendinden geçerek şarkı söylediğini hatırlıyorum arabada. "Daha hızlı git, daha hızlı!". Direksiyon onda olsaydı, muhtemelen meftaydım. Seksi de çok sever. "İlk seferinde ne hissettin" sorusunu sormasaydım, benzer bir videoyu daha önce koyacaktım.

Kaydettiklerimi ne yapacağımı kızlara anlattım öncesinde. Burayı açıp gösterdim, anlattığım şeylerden, gösterilen tepkilerden, yaklaşımlardan bahsettim. İlginç geldi onlara da. Kaydettiğim bu son kızla daha öncesinde, beş ya da altı kez görüştük sanıyorum. İki yıldır tanırım. İyi anlaşırız kendisiyle. Öyle olmasaydı böyle bir kaydı yapmama muhtemelen izin vermezdi. Yalan söylediği yerler olduğunu pek sanmıyorum. Sonlara doğru, biraz da alkolün verdiği rahatlıkla, "aç, anlatacağım" diyordu. Bu konuyla ilgili bir kitap ya da senaryo yazacağından bahseden bir arkadaş için röportaj yapmayı da kabul etti.

...
Ben seksi severim, peki tamam, biraz fazla severim, ama gene de ekstrem fantazileri olmayan bir adamım. Benim için bu iş daha çok ritüel; biraz uyum, biraz şiddet, biraz can yakma, biraz hayvanlık, şehvet, kadını izlemekten zevk alma durumu. Penisi çileğe bulayıp hatunun boğazına dayanmak tamam, ya da, etek sıyırıp kafayı aynaya, yatağa, duvara yan bastırarak izlemek tamam, ufak tefek oyuncaklar da kabul, peki, arada bir de ffm üçlü yapalım, ama çok fazla ötesi yok. O kadar. Karşımdakinin sınırlarına da saygı gösteririm. Zorlarım, ama saygı gösteririm.

Ama merak ediyorum, başka insanlar ne yapıyor? Bu kızlar, ne tür durumlarla karşılaşıyorlar, neleri görüyorlar, hangi durumlara şahit oluyorlar. Merak ediyorum. Soruyorum. Bloga başlamadan önce de sorardım. Kişisel bir merak bir nevi.


Önceki kayıtlardaki tecrübeme dayanarak, "ilk sefer nasıl oldu" sorusunu bu defa en başta sordum. Bu işi yapan bir arkadaşının yardımıyla, gayet bilinçli olarak başlamış. Para kazanmak için. Biraz, iyi para kazanmak için. 3 senedir bu işi yaptığını söylüyor. Kazandığı parayla kendine bir ev almış. 17 yaşında evlenmiş, 10 yıl evli kalmış, boşanmış, genç yaşta bir çocuğu var.

Daha önce hiç görmediği bir insanla -müşterileri arasında kadınlar da var bu kızların- seks yapmanın nasıl birşey olduğunu sordum: İlk kez gidiyorsa, müşterinin "sapık" veya "şiddet eğilimli" olmasından her zaman korktuğunu, ama müşteri normalse, bazen zevk aldığını, bazen arka arkaya çok iş olduğunda numara yaptığını, bazen de orgazm olduğunu anlattı. "Müşterisine göre" diyor.

Çalıştığı mamanın zor kullanıp kullanmadığını, tehdit edip etmediğini,  yeni kızların nasıl geldiğini anlatmasını istedim. Kızlar, kendi istekleriyle geliyorlar, daha çok tanıdıkları, arkadaşları aracılığıyla geliyorlar. Geri dönmek isteyeni kimse zorla tutmuyor. Başladıktan bir hafta sonra ağlayarak geri dönenler olduğu gibi, kazancına bakıp devam edenler de var. Vize süresi biten gidiyor, sonra tekrar geri geliyorlar. Amaç hepsi için aynı, para kazanmak. Ülkesinde bir ay çalışıp 300 dolar kazanmaktansa, bu işi yapmayı tercih etmişler. Bu durum sadece yabancı uyruklu kızlar için geçerli değil, bu işi yapan herkes için geçerli.

Bu işteki ortalama fiyatlar bellidir, aksaray ve normal mamaların normal kızları 150-200 dolar ya da lira alır. Ama bunun yanında, parası olan kitleye hitap etmeye çalışan hatunlar da vardır. İndirim yapmazlar, sürümden değil, değişik istekleri karşılamaktan, servis kalitesinden kazanırlar. 4-5 saatlik, oyuncaklı, fantazili bir seans için 500-600 öroyu gözden çıkaracak çok adam olduğu gibi, bu parayı kazanmak isteyen kadın da çok.

Zorla çalıştırılan kızlar meselesi var bu dünyayı bilmeyenlerin kafasında. Ben hiç rastlamadım açıkcası. Varsa da, kolluk gücü buna izin vermez. Defalarca yazdım, bir kez daha yazsam elim aşınmaz, bu işte zorla güzellik olmaz. Zor şartlarda çalışan olabilir, bu başka birşey. Ama zorla çalıştırmaya rastlamadım. Bu iş, tamamen bir "iş". Piyasa, arz, talep, fiyat, katma değeri yüksek servis... Bir iş yaparken neler geçerliyse, bu işte de aynen öyle.

#
Müşterileri çoğunlukla evli adamlar bu kızların. Bildiğiniz, normal, evli adamlar. Kimisi kırk yılda bir, kimisi sıklıkla yapıyor. Bana da bazen soran oluyor, yazdıklarıma bakıp "sıklıkla" bu kızlara gittiğimi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Belli bir frekansım yok, bazen ayda 5-6, bazen 2-3 ay boyunca hiç. Maddi ve hormonal durumlara bağlı.

Evli adamların haricinde, biraz farklı olan müşteriler de var: videoda izlediyseniz, 75-80 yaşında adamlardan bahsediliyor, takma dişlerini kenara koyup seks yapan ihtiyar delikanlılar. Yok, öveyim ya da yereyim diye yazmıyorum, ilginç geldiği için yazıyorum. Eğer seks, o yaşta hala bir ihtiyaçsa, bu adamların bu ihtiyacı başka bir şekilde giderme yolu var mı? Yok. Ya kendisiyle oynayacak, ya da bu kızları çağıracaklar.

#
Bunu sıklıkla duymaya, hatta ilk ağızdan şahit olmaya başladım bu aralar: buluğ çağına gelmiş oğluna eskort ayarlayan babalar var. Ciddiyim. 14-15 yaşındaki genç erkeklere babaları eskort kız ayarlıyor. Sizin kulağınıza nasıl geliyor bilmiyorum da, bence çok tehlikeli, gereksiz ve riskli bir iş yaptıkları. Düşe kalka da olsa, erken de olsa, geç de olsa, her erkek bence normal olanı yaşamalı önce. Düşünsenize, bir tarafta profesyonel olarak bu işi yapan bir kadın var, diğer tarafta henüz ilk tecrübesini yaşayacak genç bir erkek. Hatun dalga geçse, hayatı kayar çocuğun.

Şu veya bu sebepten ilkini henüz yaşamamış, aklı başı yerinde bir erkeğin eskortlara gitmesini anlarım, hatta normal karşılarım, ama bu, abes.

#
Fiziken özrü olan, bacağı veya bacakları olmayan bir müşterisinden bahsetti. Normal mi? Hem de son derece.

#
Bunu çok duyuyordum kızlardan ama, pek yaygın olduğunu düşünmüyordum. Normal bir hetero gibi davrandığı ve seks yaptığı halde, anal olarak uyarılmaktan hoşlanan erkek sayısı benim tahminimden daha fazla galiba. Parmağa veya vibratöre prezervatifi geçirip müşteriye anal seks yapıyorlar. Sadece bunu yaptıranlar da varmış. Bunu isteyenler de gene, tahmin edebileceğiniz gibi çoğunluğu evli adamlar. Eşcinsellikle ilgili herhangi bir tabum yok kafamda, bana uymaz derim en fazla kişisel olarak. Gene, ilginç geldiği için yazıyorum. Aslında değişik hikayeler var bildiğim bununla ilgili ama, şimdilik girmeyeyim.

#
Türk erkeğinin, tabiri caizse "götçü" olduğuna artık kanaat getirdim. Benim de yapmadığım iş değil, seyrek de olsa arada bir yaparım, hatununa göre, duruma göre. Bu genel eğilimin niyesine, sebebine girmeyeceğim. Zevk meselesi deyip geçeyim.

#
Sünnetli mi daha iyi yoksa sünnetsiz mi diye arada tartışılıyor bazen. 5posta'da bununla ilgili yorumlar, Fenasi'nin yazdığı yazılar vardı. Hatun açısından bakılırsa, sünnetsiz daha hijyen ve sorunsuz gözüküyor. Bilemiyorum, ben hatunun yalancısyım. Sünnetsiz olmanın da nasıl bir etkisi olduğunu tecrübe etme şansımı küçükken kaybettim.

#
Bu kızlar bazen mamalarını değiştiriyorlar. Bazı mamalar despot, kızların nerede olduğunu, kendi başlarına iş yapıp yapmadıklarını kontrol ediyor. Kız müşteriye gitmeyi reddederse, ceza kesiyor, hastayım, yorgunum  dinlemiyor. Kimisi de var, kızlarını düzenli olarak sağlık kontrolüne gönderiyor. Mama değiştirme durumunda şöyle birşey oluyormuş; yeni gelen kız eğer bir arkadaşı vasıtasıyla geldiyse, kızı getirene 1000 dolar veriliyor, yeni gelen kız da mamaya 1000 dolar borçlanıyor. Artık çalışarak mı ödüyor, yoksa nakit mi veriyor sormadım. Kızların müşteriden aldığı paranın yarısını mama alıyor. 1000 doları geri ödemek için gerekli hesabı siz yapın artık.

Bu kızlar niye kendi başlarına değil de -malum internette kolaylıkla kendi reklamlarını yapabilirler- mamalarla çalışıyor derseniz cevap şu; çalıştıkları mamaların çok büyük bir çoğunluğu geniş bir müşteri networküne sahip. Videodaki kızın maması 17-18 yaşındayken Türkiye'ye gelmiş, eskortluk yapmış, oturma iznine sahip 30'lu yaşlarında bir hatun.

#
Yeni nesilde bir sorun mu var, yoksa hatun anlatırken mi abarttı bilmiyorum. Genç erkeklerin bir kısmının seks yapmak yerine, bakarak mastürbasyon yaptığından bahsetti. Okşama var, öpüşme var, ama sıra sekse gelince mastürbasyon yapmadan dikilemeyen, boşalamayan erkekler. Fazla porno izleyip 31'e vurmanın etkisi midir, yoksa başka birşey mi emin değilim.

#
17-21. dakikalar arasında biraz bana yağ çekiyor, biraz da müşterilerin anlattıklarından bahsediyor. Kimlerin bu kızlara ne için gittiğini ben yargılamam ama, anlaşılan epey bir müşteri karılarını şikayet ediyor bu kızlara.

#
Türk erkeğinin ortalama penis boyunu sınıflandıramadı. Çok büyükler de var, çok küçükler de var diyor. Ruslarla karşılaştırınca standart sapmamız yüksek sanırım.

#
Bu kızlar sevgili de ediniyor. Bunu da defalarca duydum. Sevgili olan erkekler, kızların ne yaptığını biliyor. Bir beleşçilik durumu gibi geliyor bana. Hatunun ettiği laflardan biri "türk erkek çok yalancı".

#
İlginç yerlerden biri de, fantazi için bu kızları çağıran çiftler üzerineydi. "Türk kadın önce istiyor, sonra kızıyor, sonra kıskanıyor". Seks hayatını renklendirmek isteyenin ne yapacağını ben bilemem elbette ama, aranıza bir eskort kız/erkek alacaksanız, bu insanların bu işi profesyonel olarak yaptığını unutmamakta fayda var. Misal, bu kızların çoğu, prezervatifi ellerini kullanmadan penise takabilir.



Bu hatunla 4 saatlik bir seans yaptık. Uzuna yakın boylu, biraz da kaslı bir hatundur. Daha önce de dediğim gibi, iyi anlaşırız kendisiyle.

Bittiğinde, aynanın muhtelif yerleri, ter ve sperm izleri içindeydi.


Read more...

questionnaire



* evliadam

Read more...

Bodyguard'lar Üzerine

-Yes, Ma'am
-As you wish Ma'am
Geçen gün dünyada gidilmeyecek bir kaç yerden birine gitme şerefine nail oldum. Gitmekle kalmadım bir de 10 gün orada yaşadım. Şurada anket yapsam eminim %93ünüz "manyak mısın be Diyar ne işin vardı da gittin?" dersiniz. Emin olun. Neyse efendim, gittik gördük... Erkeklerini süzdük. Gidilen ülkenin erkeklerinde hiç iş yoktu. Hepsi kaytan bıyıklı, "türk kasına" sahip modellerdi. Ama gel gör ki kaldığım alandaki Amerikalılar yok mu? Ah o Amerikalılar...Yerim hepsini...
Bulunduğum yerdeki Amerikalılar, iş icabı ne göt ne de göbek salma lüksüne sahipler.. Düzenli şekilde spor yapmaları gerekiyor. Genel boy ortalaması 1.80-1.90 arası...Yüz hatlarının keskin ve duruşlarının dik olması en önemli kıstaslardan. Keskin yüz ifadesine sahip erkekleri çekici bulacağımı da hiç düşünmemiştim. Hatta bu konu üzerine düşünmemiştim bile. Ancak sert bakışlı 30 erkeği aynı anda görünce, korkmak yerine tam tersi kendimi güvende bile hissettim.
Meleklerim benim. Yerim sizi.
İçlerinden 10 tanesi ben ve benimle birlikte olan iki yabancı arkadaşımın korumasıydı. O 10 keskin bakışlı erkeğin içinden de gözüme en hoşunu kestirdim tabii. Steven... Kendisi korumam olduğu için aynı arabada yolculuk ederek gözüme de şölen yaptım. The Bodyguard adlı filme atıfta bulunacağımı da ömrübillah düşünmezdim... Ama sanırsınız ki ben Whitney Houston'ın beyaz, daha dolgun göğüslü hali; Steven ise Kevin Costner'ın genç, daha iri ve diri vücutlu hali... Ben Whitney gibi kıçı kalkık iş kadını (şarkıcı değilim efendim)... Mevki, para pul, artizlikler, ne ararsan hepsi bende... (Dışarıdan bakınca bu şekilde gözüküyor)
Nasıl kıçım kalkmasın? Korumalar arabamın kapısını açıyor "here you are Ma'am" diyor.
Are you ok Ma'am, would you like to read newspapers Ma'am? Ot Ma'am, bok Ma'am...O noktada anladım ki kadın dediğin güçlü bir pozisyonda olacak (yanlış anlama hemen, mevki anlamında diyorum). Korumalarla aynı mevkide olmayı bırak aramızda hiyerarşik sınıflandırma dahi vardı. Benimle aynı masada oturamama, koruma görevini dikkatli yerine getirme, üstüme yürümekte olan kaytan bıyıklı halkı kollarıyla savurma... Ben mevki anlamında güçlüyüm evet ama korumalar da "use of force" anlamında güçlüydü.
Neyse...
Steven ile bir gece aynı otelde kaldık.. Sigara'ya çıktığım bir ara yanımda bir korumanın durması gerektiği için, kendisi bana eşlik etti. Orada da her cümlesinde Ma'am demesi ayrı bir hoşluktu tabii...Ertesi gün biraz çakırkeyif evimin yolunu bulurken de karşılaşınca "ben size eşlik edeyim" dedi garibim... Sonrasında da bir açıldı bir açıldı... Başladı anlatmaya...
-Aslında dün gece odanı(zı)n kapısını çalacaktım...
-Öyle mi? Niye çalmadın?
-Nasıl tepki vereceğini(zi) bilemedim. konuşmak istiyordum ama olmadı. (Meali aynı otelde kaldık, belki dedim bir yolunu bulur sokulurum yanına)
-Şimdi konuşuyoruz işte.
- Evet. Türkiye'ye geleceğim Haziranda. Belki görüşmek istersin(iz)? Tatile gideriz belki ya da geziniriz İstanbul'da.. Olmaz mı?
Anlık olan hoşlanmalar güzeldir. Candır. Ancak karşı taraf işi sonradan görüşmeye çevirirse orada bir durmanız gerekir. Sanki 5 senelik kalkınma planı yapıyor gibi konuşuyordu Steven... Ben de o noktada durdum. Adam iyi, hoş, muhabbeti güzel, keskin bakışlı, dik duruşlu, uzun boylu, hoş bir yüz hattına sahip...Tamam, daha ne isterim?
Yok, istemedim. (Meali: Korumasıyla yattı bu zilli Türk kızı diye ismim çıkacağından korktum)
Son gece evimin bahçesinde kendisine filtre kahve yaptım.. Biraz daha sohbet ettik. Ayrılırken sarıldı... Ne bir öpüşme ne bir ten teması. Hiçbir şey yok. Olsa olurdu...
Yok, istemedim. (Meali: Çok cool bir insanım. İstesem tey tey...)
Ama anladım ki özel koruma ayrı bir şey. Kendini prenses gibi hissediyorsun, söyleyeyim.

Read more...

sürmeli

Sevgili Hatun,

Nasılsın? Ben sana çok bozuğum, haberin olsun. Hiç arayıp sorduğun yok a.q. İnsan bir merak eder, nerede bu Cevat diye. Demek, ölsek hiç sikinde umurunda olmayacak. Halbuki ben seni ne çok seviyorum bir bilsen!

İki gözüm Hatun, senin şu süslenme işine aklım ermiyor benim bazen. Hadi saçını başını geçtim. Boya küpüne düşmüş gibi dolaşanlarınız var lan ortalıkta, üstelik de çoğu genç bunların a.q. Ulan, hiç mi sadelik diye birşeyden haberiniz yok. Sürüyor cart kırmızıyı, sürüyor yaldızlı lipglossları, palyaço gibi dolaşıyor senin bir kısmın. Göz zevkim bozuluyor resmen. Hiç sevmiyorum. Güzel görüneceğim derken abartma, maymuna döndürme kendini.

Tamam, karşı değilim süse bakıma da, seninkisi de manyaklık be gülüm. Geçen, traş losyonu alıcam diye girdim bir yere, iki tane de genç kız var benden başka, tezgahtar yaymış önlerine bir sürü şeyi, anlatıyor; bu gözenekleri kapatır, bu siyah noktalara iyi gelir, bu göz altı kremi, bu kırışıklıklar için. Yok selülit kremi, yok sıkılaştırma kremi... Afakanlar bastı içimi resmen. Bu kadar da olur mu lan, hani yarıyor deseler, afedersin b.ku bile sürecekler kendilerine.

Neyse... Sinirlenmiyeyim.

Bence senin en dikkat etmen gereken, nasıl yapıldığını öğrenmen gereken makyaj, göz, kaş, kirpik üçgeninde gülüm. Gözleri kudretten sürmeli ve büyük gözlü hatunların hastasıyım şahsen. Benim sende en sevdiğim, ilk baktığım yerin, gözlerin Hatun. Tamam, arasıra ilk olarak popona baktığım da olur ama, ille de göz. Manalı bakanın da iki kere hastasıyım.

Bak geçen hafta müşteriler falan var yurtdışından, yedirip içirmek lazım diye bir restorana gittik. Karşı masada bir tane hatun, muhtemelen iranlı, başında saçlarının yarısını örten koyu renk bir eşarp, gözleri sürmeli, kaşları kalem, burnunda küçük bir hızma. Daha oturur oturmaz takıldım hatuna, kısa bir süre yakaladım gözlerini, baktım içine. Haspa, bir havası olduğunun farkında, hiç umrunda değilmiş gibi kaçırdı gözlerini, arada baktığımı da bal gibi biliyor ama, bilmezden geliyor. Bakmadığımı düşündüğü zamanlarda bana kaçamak bakış atıyor. Kadının tatlı kaşığıyla bir tatlı yiyişi vardı Hatun, söylemesi ayıp, oturduğum yerde çadır kurdum valla. İzlendiğinin o kadar farkında ki, bilerek yaptığından eminim. Senin bazıların var ya Hatun, mahvediyor beni. Birgün yakacağım gemileri, uluorta atlayacağım böyle hatunlara.

Neyse gülüm, meramımı anladın sen. Süslen, süslen de, gözünü seveyim bilerek yap şu işi. Abartma. Kendine yakışanı bil. Sadelik her zaman güzeldir. Bak senin için bir blog bile buldum, fena değil sanki.  Site sahibi hatun da konuşmasıyla, haliyle çok tatlı bir hanım bence. Önce kaşları düzeltelim;


İp ile kaş şekillendirme from Makyaj Günlüğü on Vimeo.

Sonra da güzel bir makyaj yapalım. Bu yapılan resmen fotoşop yalnız. Gene de fena olmadı bence.

Inglot {Gel eyeliner} from Makyaj Günlüğü on Vimeo.


Bir de, ben sana öneride bulunayım Hatun. Bilmem biliyor musun, sperm, cilde iyi gelir. Söyle seninkine, tıs tıs içeri gelmesin, öyle popoya göbeğe saçıp ziyan etmesin. Yüzüne yay, artık yayarken aleti mi kullanırsın yoksa elini mi, sen karar ver. Biraz kalsın yüzünde. Çok değil, beş seans düzenli kullanımdan sonra göreceksin, cildin parlayacak. Dene ve gör.

Ense kökünden öperim.

Seni seven, Cevat.

Read more...

the Oksana

- Hatun iyi diyorsun yani?
- İyi dedik ya be kardeşim.
- Eminsin?
- Son üç aydır sadece bu hatuna takılıyorum diyeyim sana.
- İyi peki, ücret?
- 2 saatine 250 € ister bu hatun.
- Oha! Kim kimi sikiyor peki?
- İstersen ötekilerden dene. Seçim sana kalmış Evli!
- Ulan bak memnun kalmazsam, gelir ensende boza pişiririm!

...

Benim, kadınlarla aram hep iyi oldu. İyi oldu derken, reddedildiğim durumlar da vaki elbette. Hele, erkekliğe yeni adım attığım dönemler tam bir faciaydı. Güzel bulduğum kızlara aniden ve süratle aşık oluyor, daha da hızlı bir süratte, yüz bulamıyordum. Öyle ki, yüz bulursam nasıl karşılık vereceğim konusuna hiç kafa yormadım. Tabii bunda, yaşımdan hızlı giden boyumu dolduramayıp, geçici bir süre garip bir görünüşe bürünmüş olmamın ve yatılı okulun üstüme yapıştırdığı zibidi-serseri karışımı duruşun da etkisi vardı.

Sonraları bu durum değişti. Her yaz gittiğimiz tatilde bir "alamancı" kız, gece kumsalda beni öyle bir muameleye tabi tuttu ki, ben, neye uğradığımı şaşırdım. O güne kadar teoride kalan bilgilerimin pratiğini de birlikte yaptık. Daha çok o yaptı, ben, doğaçlama yeteneğimin yüksek olduğunun farkına vardım. Döndüğümde kendimi "lady killer" gibi hissediyordum. Sonrasında, gene yüz bulamadığım durumlar olsa da, bunun sıklığı zaman geçtikçe azaldı. Yaşımdan hızlı giden boyumu doldurdum, elim ayağım düzeldi. Üstüne, bir miktar karizma ekledim, bir miktar da laf edebilme yeteneği. O dönemler, genç, yakışıklı, potansiyel karizmatik bir erkek olarak maymun olduğum durumlar olsa da, üstüme alınmadım. Takıldığım, asıldığım, yüz bulduğum, bulamadığım her kadından birşeyler öğrendim. Bu kısım uzayacak. Burada keseyim. Falan...

Aynı anda iki sevgilim olmadı hiç ama, bir sevgilim varken kırdığım cevizleri toplasam, bir torbayı doldururum herhalde. Kadınları çok sevsem de, bugüne kadar iki kez aşık oldum. İkincisiyle evliyim. Evlenmeden önceki son bir sene, benim ömrü hayatımda en aktif olduğum dönemdi. Yok, o dönemki sevgilim, şimdiki karımla değil sadece. Tanıdığım, aklıma takılan hatunları ziyaret ettim, hal hatır sordum. Yenilerini tanıdım, hal hatır sordum. O dönemde, karımla ayrı şehirlerde yaşıyor olmanın avantajını epey kullandım.

Evlendikten sonra, eşimden başka bir kadınla birlikte olmamayı düşündüm. Buna da uydum uzun bir süre. Arada, evli olduğumu bildiği halde kuyruk sallayanlara kılıç çekmek istesem de, çekmedim. Kaçamak yapmadım. Canım çekmediğinden değil, yapmamayı seçtiğimden. Yaklaşık 5 sene kadar.
...

- Otel tavsiyen var mı?
- Ben, bizim garsoniyere atıyorum hatunları, keyfine göre seç işte bildik otellerden birini. Ucubik bir yer de olmasın, hatun biraz havalı, gelmeyebilir.
- Sorun çıkmasın?
- Birşey olmaz, merak etme. Sen hatuna oda numaranı söyle sadece.

Aşağı yukarı bu minvalde dönen bir konuşma. Ben, henüz bu işlere fiilen hiç bulaşmamışım. Konuştuğum adamsa, üniversite yıllarından tanıdığım, katmerli bir zampara.

Maçka parkının tam karşısında, önceden birkaç kez kaldığım butik bir otelden yer ayırttım. Abartısız, fakat rahat bir yer. Odanın duvarında büyük, hakikaten büyük aynalar var, tavandan yere kadar. Randevulaştığım hatun, ortalama fiyatlar 100$ civarında iken neredeyse iki katı para isteyen, ama çok övülen, Oksana nam bir rus kızı. Ben de hayatımda ilk kez, para vererek seks satın alacağım.

Akşamüstü erken sayılabilecek bir saatte, otelin kapısından girdim. Odaya çıkıp, üzerimdeki takım elbiseden kurtuldum. Rus kızının gelmesine bir saat vardı daha. Duş aldım. Yanımda getirdiğim kıyafeti geçirdim üstüme, viski bardağını yarısına kadar doldurup, üzerine su ekledim. Koltuğa kaykılarak oturup, beklemeye başladım.

Kapıyı açtığımda gördüğüm hatun, beklediğimden daha sade ama daha şık, her halinden işini iyi yaptığı belli olan, ama bu profesyonelliğini yumuşak gülüşüyle örtmeyi becerebilen, yaratılıştan torpilli bir kadındı.

- merhaba, ben Oksana
- Evli!

Tokalaştık.

Boynunda sahte mi değil mi anlayamadığım inci bir kolye,  hafiften duyduğum coco kokusu, iş kadını tarzındaki eteğinin üstünden belli olan abartısız ama güzel kalçaları, zarif ayakkabısı, siyah çorapları ve elinde çantasıyla önümden süzülüp diğer koltuğa oturdu.

- Birşey içer misin?
- Ben çok içmem, ama sana eşlik ederim.
- Viski?
- Olur. Bol buz koyar mısın?

Buz yoktu, oda servisinden istedim.

- Arkadaşın, sana özel ilgi göstermemi söyledi bana.


Türkçesi düzgün. Oksana'yı dışarıda görsem, süzerim uzun uzun, para karşılığı hizmet veren bir kadın olduğunu tahmin etmek zor. Giydikleri, konuşmaları, davranışları çok dozunda. Abartısı yok. Ama kadınsılık akıyor üstünden. Ücretini, üzerine biraz daha koyarak uzattım. Havadan sudan bahsettik.

Oturduğum koltuğu aynanın karşısına sürükledi Oksana, boynumla yüzüm arasında bir yerden, eğilerek öptü, yüzü aynaya dönük halde, dans etmeye başladı. Aynadan gözlerimi buldu. İşveyle güldü. Elimde içki bardağı, üstündekileri yavaş yavaş çıkarışını izledim. Sadece ayakkabısı ve iç çamaşırıyla kaldığında, üstü de tamamen çıplakken, benimle ilgilenmeye başladı. O iki saat, sadece koltuk ve ayna karşısında vakit geçirdik. Yatağı kullanmadık. Bittiğinde, aynanın muhtelif yerleri, ter ve sperm izleri içindeydi.

- Hoşuna gitti mi?

Koltukta çıplak, arkama yaslanmış, edep yerimde bir havlu varken, kafa salladım. Kız, iyiydi. Numara yaptığı yerler olduysa da, bunu bana farkettirmeyecek kadar iyiydi.

- Tanıştığıma çok memnun oldum Evli.
- Ben de Oksana.
- Görüşmek istersen, başka kız arkadaşlarım da var.
- Bakalım.

Oksana'yı ve efradını, beş ya da altı kez daha gördüm sonra. Onun üstünden tanıdığım her kız, güzeldi.

Duş aldım. Giyindim. Koltuğa tekrar oturmadan önce, bardağın yarısını doldurdum.
Su, eklemedim.

Read more...

Laf atma üzerine...

Yatılı okudum ben, ortaokulu da, liseyi de. Devlet parasız yatılı okullarında. Hala aynı isimle mi anılıyorlar bilmiyorum. Öğrenciler, genellikle alt ve orta sınıftan ailelerin çocuklarıydı, ya da, zengin değillerdi diyeyim. Okulun standart bir üniforması yoktu, dönem başında bizi topluca sümerbanka götürürler -yeni nesil bilmiyordur belki, sümerbank mağazaları vardı devlete ait-, belli bir limit içerisinde kendimize takım elbise, gömlek, pijama, ayakkabı alırdık. Hesabı da okul öderdi. Öğrenci başına düşen para, ancak bir tane takım almaya yettiğinden, aynı takım, sene başından sene sonuna kadar giyilirdi.

Gece, gömlek kravat ve süveterle uyumak, sabah, pijamayı çıkartıp pantolonu kıçımıza geçirivermek pratik ve yaygın bir davranıştı. Kravata sene başında atılan düğüm ise, sene sonuna doğru hakiki düğüm olur, etrafı parlardı. Her gün giyilmekten pantolonların dizleri aşınır, en iyi ihtimalle haftada bir ütülendiklerinden, boru gibi olurdu hepsi. Aynı elbiselerle, ders aralarında futbol maçı yapardık. Maç, galatasaraylılarla fenerbahçeliler arasında olur, sene başında 0-0 olarak başlar, sene sonunda toplam skora göre kazanan tayin edilirdi. Top oynamak isteyenin, bu iki gruptan birine girmesi gerekirdi.

Yatılılar -okulun neredeyse tamamı yatılılardan oluşurdu- yurtta kalır, yemekten sonra etüd yapılır, sonra nöbetçi öğretmen gelir, etüd başkanının ispiyonuna göre bir grup öğrenciye sıra dayağı çekerdi. Elinize vurulan odunun -odun dedim, evet- acısını, üçüncü seferden sonra hissetmezdiniz. İlk ikiyi karşılamayı becerirseniz, sonrasında kaç kez vurulduğunun pek bir önemi yoktur.

Böyle anlattığıma çok takılmayın, cehennem gibi bir yer değildi, ama sert öğretmenleri olan, sert bir okuldu. Disiplinli diyelim, kimseye gereksiz yere dayak attıklarını hatırlamıyorum ama, disiplin anlayışları biraz cennetten çıkmaydı.

Gündüz harcadığımız enerjiyi verilen yemeklerden alamaz, aşırdığımız ekmeklere yağ sürer, ancak öyle doyardık. Bazen de, yeni evci çıkmışların tayınını talan ederdik. Dolaplarda kimin ne sakladığı bir süre sonra ortaya çıkar, paylaşmayan, dışlanırdı.

Yaşları 11-14 arası, takriba 100 kadar oğlan çocuğuyduk. Banyo haftada bir, sonra iki oldu. Saçlar üç numara. Kafalar tıkır. Dışarıdan görünümümüz yaklaşık olarak böyleydi.

Yatılı okumanın benim hayatıma etkisi çok olmuştur. Ana kuzusu olduğunuz bir yaşta, tek başına kalmaya alışır, her türlü puştluğu öğrenirsiniz. Öğrenmek zorunda kalırsınız. Başta biraz ağlayıp zırlasanız da, başka çareniz yoktur. Ya alışırsınız, ya da alışırsınız.

Sosyal aktiviteleri de şöyle özetlemek mümkün; okulda yapılan maçlarda çıkan kavgalar, numune niyetine kız öğrenci kabilinden okul kaydında bulunan kara kuru, kürdan gibi birkaç kızı paylaşamama neticesinde çıkan kavgalar, yakın mesafedeki bir başka okulun kızlarını, aynı okuldaki erkek öğrencilerden daha fazla sahiplendiğimiz için çıkan kavgalar. Kızların bu duruma aldırdıklarından çok emin değilim ama, iki okul arasındaki sabit kavga nedenlerinden biriydi. Erkekler kafa göz birbirine girerken, kızlar eğlenirdi. Hayata hazırlık.

Bu yaşlar, tam da "erkek olmaya" giriş yaptığımız dönemler. Çöp gibi de olsa, kızların bacaklarına dalıp gidiyoruz, laf atıyoruz. Okuldaki yeni ingilizceci, aklımızı başımızdan alıyor hepimizin. Halbuki gördüğümüz, dizlere kadar bir etekten ibaret, ama hatun, "at gibi". İlk otuzbir malzemelerimden biridir.

Kızları tenhada sıkıştırmışlığım var ama, hayatımda hiç sarkıntılık yapmadım. Birkaç kez de laf atmışlığım var. O yaşlarda tek başınızayken laf atamazsınız, henüz kendinize olan güveniniz tam gelişmediğinden, ancak grup halindeyken cesaretiniz gelir. Attığımız laflar pek müstehcen sayılmazdı. Bir tanesi şöyleydi; "yavruuu vatandan kalkan bir uçak, fıstıkkk getiriyor anavatana". Yavru ve fıstık kısmı, yüksek sesle ve vurgulu söylenir, geri kalanını mırıldanırdık. Kızlar genelde kikirder, bazen de bizi hocalara şikayet ederlerdi. Bu yüzden birkaç kez elime odun yemişliğim vardır.
12-13 yaşındayken, önümden geçen iki kadına "anasına bak, kızını al" gibilerinden birşey söylemiş, kız dönmüş gülerek, "beni mi, yoksa anamı mı beğendin" demiş, ben, hebelek gübelek olup cevap verememiştim. Kızardığımı hatırlıyorum. O yaşta beni çocuk olarak değerlendirmiş, kaale almayıp dalga geçmişlerdi. Pek haksız da sayılmazlardı.

O günden sonra kimseye laf attığımı hatırlamıyorum ama, güzel kızları görünce baya baya içim gidiyor bazen. Durum ve ortam müsait olduğunda, fazla uzatmadan kısa bir göz teması yaparım. Bir iki saniye gözleri yakalar, saçından ayağa hızlıca süzer, beğendiğimi belli ederim. Analar neler doğuruyor, inanamıyorum bazen.

Gene, durum ve ortam müsait olduğunda, önümde yürüyen kalçaları şöyle bir avuçlar, farazi şaplağı basarım. "Çıplak nasıldır bu acaba" diye düşünüp, bir iki pozisyonda hayal ettiğim kadınlar olur bazen. Boşalırken yüzünün alacağı şekli, çıkartacağı sesi kurarım kafamda. Ciddi ciddi sevişirim yani şöyle iki dakikalığına.

Bu süzmelere karşılık aldığım zamanlar olur, filinta endamında bir adamım ben de sonuçta, ama uzatmam. Tadında kalır. Pratik niyetine yapıyorum, bazen lazım oluyor.

Falan.

Unutmadan. Kızın anası daha güzeldi.

Read more...

Haftanın sevişmesi #1


 Yaklaş arkadan. Saçlarını elinin sakin bir hareketiyle yana topla. Boynu gözüksün. Yüzünü sürtermiş gibi, burun, dudak, çene karışımıyla sakin sakin öp ense çevresini. Nokta nokta, tek tek. Yumuşak ve hafif ıslak olsun öpüşün. Kulağın arkasına kadar. Sonra geri gel. Omuz başlarına doğru gitmeyi de unutma. Boyunla omzun birleştiği açılı yer var ya, orada biraz oyalan. Oyalan! Yavaş, acele etmek yok. Hatunu takip et, ipucunu o verecek sana.

Sen bunları yaparken, gerinirkenki  gibi başını oynattığını gördün mü? Ya da gözler bir aralık kapandı mı uzun?  Nefes? Devam et, iyi gidiyorsun. Yaslan biraz hatuna, bastır kendine doğru. Yavaşşş. Acelemiz yok. Bir elin hatunun vücüdunda olsun. Gezdir elini. Bacaktan başla. Kasığa doğru, göbeğe doğru, memelere doğru. Elinin parmaklarını kullan. Parmak uçların uygun bir açıyla dokunsun. Gıdıklanmasın. Hissettirerek dokun. Sakin. Ne sert, ne de yumuşak. Her bölgede yeterince vakit geçir. Kukuya dokunma sakın, daha var oraya. Hatunu takip ediyor musun?

Hatunun yüzünü sana dönmesine izin verme. Verme! Arkada kal. Sence ıslanmış mıdır? Hatunu takip ettiğinden ne çıkardın? İlla ki elleyerek anlanmaz. Islanmış mı?

Aferin sana.

Fotoğrafta arkada duran kolun açısını gördün mü? Öteki kolunu da o açıya getir arkada. Elindeki sigaraya dikkat et, yakmayasın kendini! Şimdi geçir bir kolunu hatunun kollarının arkasından, kilitle onları. Kaçmak isterse kaçamayacak kadar sıkı olsun, canını henüz yakma ama. Sakin.

Dikildin mi sen de? Aferin sana. Hatunun beline öyle bir kavis ver ki, diğer boşta kalan elinle, istediğinde arkadan bızıra, memelere erişebilecek, istediğinde ağzından tutup başını geriye çekebilecek kadar rahat olsun duruşun. Açını iyi ayarla. Yukarıdaki kısmı başarıyla yaptıysan hatun da yardımcı olacaktır sana, merak etme.

Kukuya saplamak yok direkt, her sevişme ayrı, şimdi sakin ol. Neden dokunmadık demin kukuya? Sabırsızlansın diye. Sen sabırlı olacaksın ki, o sabırsızlansın. Sabrın sonu selamet. Hazır mısın...?

Gir!

Yavaşşş! Sadece başı girecek. Hepsi değil. Bekle. Bekle. Bekle. Hatunu takip etmeye devam ediyor musun? Eğer yeterince sabırlı davrandıysan, yeterince kışkırtabildiysen kukuyu, sabrının semeresini alacaksın birazdan. "Hadi" der mi hatun? Olabilir. Ya da daha kirli bir dirty talk? Mümkün. Tepkiyi aldıysan, tebrik ederim. Aferin sana. Geri kalanını da verebilirsin artık, gir sonuna kadar, hart diye değil ama, kararlı bir hızda. Tek ve kesintisiz bir hareketle gireceksin. Hepsi bittiğinde dur, geri çekmek yok hemen. Bekle. Bekle. Bekle. Hissetsin.

Sonrası? Sana kalmış gözüm! Arkada kilitledin kolları, bel kaviste, diğer elin boşta. Poponun yanağından kaldırıp bızıra ulaş. Saçları eline dolayıp kafayı geriye çektirerek destek al. Ya da, kafayı hafif yan çevirip hatunun gözlerini görebileceğin şekilde cama bastır. Nefesinden cam buharlanır, daha güzel görünür. Hatunun bir dizini pervaza kaldırıp varyasyona da girebilirsin. Hangisi güzelse. Ya da hepsini birden yap. Tutan mı var seni? Popoya şaplak vurmayı da unutma.
..................

Ey cemaat!

Duydum ki, memlekette pozisyon sıkıntısı çekiliyormuş! Doggy ile cowgirlden, misyonerden başkasını denemiyormuşsun pek. Yaratıcı ol lan biraz, seks dediğin sırf sok çıkar değil gözüm! Güzel seviş, seviştir.

Yukarıdaki sahnede eksik bıraktığım yerler var. Onları da, herkes kafasına göre doldursun diye bıraktım. Sen dirty talk seversin, ben dişlerimi sıkarak konuşurum. Ne bileyim ulan! Doldur işte. Ben ipleri hatuna pek bırakmam, kendi koreografimi kendim yazarım, sen bırakırım dersen, ya da hatun alırım derse, ona da birşey demem. Sen bilirsin. Ama yukarıdaki hatunun üstündekini ben senin yerinde olsam hiç çıkarmam, vücudunu tamamen bana dönmesine de izin vermem. Zor kullan gerekirse, orantılı olsun ama.

Haydi bakalım, bundan sonra arada bir böyle şeyler yazıcam. Sen okurken n'aptın bilmiyorum da, ben yazarken arada bir çadırı kurdum gözüm.

Bu güzel fotoğrafı bana kendi elleriyle seçip gönderen Aglea hanıma teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca adının da hastasıyım kendisinin.


Evli abim beni sikertmezse iyidir.

Ciao cemaat!

Read more...

Garson Kız

Kaç zamandır görüşemediğimiz bir eski dost. Tası tarağı, takımı taklavatı toplayıp İstanbul'a  taşıdı herşeyini. İki sene öncesine kadar egede küçük bir butik otel açma planı vardı, olamamış. "Vaktin olursa gel, olmazsa zorla gel" deyince buluştuk, istinye civarında, güzel sakin bir balık restoranında.

Yemekler güzel, fiyatlar nispeten ehven. Fazla müşteri yok, masamıza bakan garson kız, esmer, kısa saçlı, yandan ayırıp arkaya taramış saçlarını. Büyük bir de toka takmış. Salınarak dolaşıyor, endamı güzel.

- Başka bir arzunuz var mı?
- Yok, teşekkür ederiz.

Nihat Genç'in "Ofli Hoca, Şeriatta Ayıp Yoktur" kitabında bir bölüm vardı, cümlesi cümlesine hatırlamıyorum ama şöyle bir şeydi mealen; "bu kadınları çıplakken tanımak mümkün değil, hepsi birbirine benziyor, ama giyindiler mi, kim hangisidir, biliyorsun". Kadınlar çıplakken erkeğin ilgisinin nerede olduğunu gösterir, gördüklerimiz de üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Havası olan bir kız. Kimi kadınlar çekici, birşey var hallerinde, takıp takıştırmadan da, sürüp sürüştürmeden de  farkediliyorlar. Gözünüz takılıyor. Bir siyah pantolon ve beyaz bir gömlekten başka birşey yok üstünde. Bir de belinde kuşağı. Gömleğin üstten iki düğmesi açık. Tam gögüs çatalının hizasına kadar.

- Lakerdamız güzeldir.
- Peki, ondan da alalım o zaman.
- Başka bir arzunuz?
- Teşekkürler.

Gözleri güzel, gözünüzün içine bakarak konuşuyor. Yüzünde hoş bir gülümseme. Güneş gözlüğü varken karşımdakinde, ne söylediğini anlamakta, sohbete konsantre olmakta zorlanıyorum. İletişemiyorum. Konuşurken gözleri görmeyince rahat edemeyenlerdenim.

Sohbet uzuyor uzadıkça, konuşacak çok şey birikmiş.

- Bir ufak daha alabilir miyiz?
- Elbette. Başka bir arzunuz?
- Yok, teşekkür ederiz.

Arkasından bakıyorum. Kalçaları da güzelmiş. Uzaktan bakınca bir kum saati gibi görünüyor sevgili garsonumuz. Ahh kız, sen ne güzel şeysin böyle!

Fazla müşteri yok, demiştim, ilgisine sık sık mazhar oluyoruz. Bir gözü üstümüzde hep. Gidip gelip soruyor.

- Başka bir arzunuz?


Tövbe estağfurullah!

Read more...

Kadın Kokusu

Çok okuyan bir adam değilim, düzelteyim, okumaya artık zaman ayırabilen bir adam değilim. "Gençlik yıllarımda" -a.k.a sorumluluk yok, zaman bol, takıl kafana göre yılları- ne okuduysam, onun üstüne pek fazla birşey koyabildiğimi söyleyemem. Okuyorumdan çok "yutuyorum" desem daha doğru; bir konu, ya da birşey ilgimi çekiyor, sömürürcesine, ilgili olan "okunabilir uzunlukta" tüm yazıları bir çırpıda bulup okuyor, kaynakları hızlıca tarıyor, merakımı tatmin olmuş hissettiğim anda gerisini bırakıyorum. Sevmiyorum bu durumu ama, yapacak fazla da birşeyim yok. Parça parça okumayı becerebilmek gibi bir yetenek geliştiremediğimden, şöyle sindire sindire bir kitap okuyamıyorum uzun süredir. Özledim.

Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde'sinin ilk kitabı olan Swann'ların Tarafı'nda tasvir ettiği bir bölüm var; çaya batırılan madeleinenin kokusu, proust'un geçmiş anılarını hatırlamasına yol açar, öyle ki, o anlar sanki yeniden aynısını yaşıyormuş gibi tekrar gözünün önüne gelir. Kokuyla hafıza arasındaki bu ilişki üzerine, ki "proust fenomeni" denmiş, çalışmalar yapılmış. Kokuyla birlikte hatırlanan anıların duygusal yoğunluğunun diğer tüm hatırlatıcılardan daha yüksek olduğu bulunmuş birçok çalışmada. Bana sorsalardı direkt söylerdim öyle olduğunu -hiç araştırmaya gerek kalmadan-, milletin vakti bol.

Ben bu adamın bu eserinin tamamını okumayı beceremedim, 4 ya da 5. romanda kaldım, -toplam 7 tane- ilk paragrafı da bu yüzden yazdım. Kardeşim bu kadar uzun yazılır mı, işimiz gücümüz var ulan!

Girizgah bitti.

Daha yazı başlamadı ama.

Şakır şakır bir yağmurun ardından burnunuza gelen toprağın kokusu, yanan odun kokusu, bebek kokusu, çocukluğunuzda yediğiniz ama artık benzerini bile bulamadığınız bir yemeğin kokusu, yenice sulanmış ıtırların kokusu, taze çilek kokusu, eşinizle seviştikten sonra odayı dolduran intim kokusu, meme kokusu, boyun kokusu, kuku kokusu. Sizi bilmem ama -burnum av köpeği gibi olmasa da- yüzlerce kadını gözü kapalı koklasam, aralarından eski sevgililerimi ve karımı şıp diye bulurum.

Parfüm kullanmadıkları sürece tabii.

Ben mühendislik eğitimi almış bir adamım, dolayısıyla analitiğe olan inancım yüksektir. Siz istediğiniz kadar falanca konuda ahkam kesebilirsiniz, eğer ciddi bir çalışma sonucu ortaya çıkan rakamlar aksini söylüyorsa, ben rakamların dediğine meylederim. İnsan yalan söyler, değiştirir, işine geldiği gibi açıklar, ama rakamların yalan söyleme kabiliyeti yoktur. Yeter ki modeliniz ipe sapa gelir birşey olsun, açık noktası fazla olmasın.

Böyle desem de, bazı şeyleri beynim alsa da hafsalam almıyor. Misal; benim nevi şahsına münhasır mantığıma göre uçaklar, uçamaması gereken büyüklükte nesneler olduğundan, uçabiliyor olmalarına hayret ediyorum. Havalandıktan sonra uçabilir olmalarını bir miktar anlayabiliyorum, nihayetinde nedir, kanatları var, hava akımının gücü, kaldırma kuvveti. Falan. Ama nasıl havalanıyorlar anlamıyorum. Demir ulan bu, hiç uçar mı? Aynı şekilde, koca koca tankerlerin de denizde yüzmelerini hiç inandırıcı bulmuyorum, kendimi sahilde "bunlar nasıl yüzüyor" diye defalarca yakalamışlığım vardır. Demir ulan bu, hiç yüzer mi? Ahşap sandallar ve kağıt uçaklar ise aklıma yatıyor.

Yazı daha başlamadı.

Ne diyordum, evet; analitik çalışma. Gene, sizi bilmem ama diyeceğim, ben, yaratılıştan gelen özelliklerimizin sandığımızdan daha önemli olduğunu, biz farketmesek de davranışlarımızı, ruh halimizi yönlendirdiğini düşünüyorum. Kurban olduğum kurmuş düzeneği, bir miktar da "akıl" vermiş, geçmiş karşımıza bizi seyrediyor. Çok eğlendiğine eminim.

İyi bir eğitim aldınız, iki kitap okudunuz, ağzınız kelimeleri ahenkli dizmekte zorlanmıyor, tipiniz idare eder, karizmanız yerinde; karşı cinse çekici gelmemek için bir sebeb yok. Mu dersiniz? Size öyle geliyor, kokunuz çekici değilse, kuş kondursanız nafile. Hem kadın hem de erkek için geçerli, kokunuz karşınızdakine itici geliyorsa şansınız bir yere kadar. Buluşur, konuşur iyi vakit geçirirsiniz belki ama, ilk sevişmeden sonra tepiği yersiniz kıçınıza.

Hem erkeğin hem de kadının salgıladığı kokular var, "feromon" deniyor, karşı cinsle aranızdaki kimyasal elektriğin çekiciliğini veya iticiliğini belirliyor. Siz farketmeseniz de, karşınızdakine nasıl davrandığınızı bile etkileyebiliyorlar. Kabaca, karşı cinsi cinsel anlamda etkileyebilen  kokulu moleküller diyelim. Ararsanız çok kaynak bulursunuz.

Pis olmaktan bahsetmiyorum, ama "temiz" bir ter kokusunda, boyunda, koltuk altlarında ve kasıklarda bu feromonlardan mevcut. Ve yaradılışımızın gereği bunlara tepki veriyoruz. Erkek kokusundan bahsetmeyeceğime göre kadınlardan devam edelim; amerikada lap dancer'larla ilgili (kucak dansı yapan şu seksi hatunlar var ya, işte onlar) bir çalışma yapılmış. Biraz ön bilgi; kucak dansında hatuna dokunamazsınız, orasını burasını mıncıklamak yasaktır, sonrasında cinsel ilişki - en azında aynı mekan içinde- na mümkün. Hatun size sürtünür, önünüzde danseder, tahrik eder, siz de eli kolu bağlı oturursunuz. Bahşiş serbest; stratejik bulduğunuz bölgelere gönlünüzden kopanı sıkıştırırsınız. Hatunlar da bu "tip" lerden kazanır çoğunlukla.

Yapılan bu çalışmada, kucak dansı yapan kadınların ovülasyon dönemlerinde daha çok bahşiş kazandıkları ortaya çıkmış. Yumurtlama dönemindeki kadınlar bir vardiyada ortalama $335 dolar kazanırken, aynı kadınlar adet dönemlerinde $185 dolar kazanmışlar. İkisinin arasındaki dönemde de $260 dolar kazanmışlar. Ben çok ilginç buldum açıkçası. Hamile kalmaya en uygun zamanda kadınlar bir şekilde erkeklerin dokunmasa bile algılayabildiği bir koku salgılıyor, ve bu da lap dancer'ların aldıkları bahşişi etkiliyor. Aradaki fark neredeyse iki misli.

İkna olmadınız mı?

Peki.

Bir başka çalışmada, kadınlara iki farklı dönemde tişörtler giydiriliyor. Biri, yumurtlama döneminde arka arkaya 3 gün, bir diğeri de diğer zamanlarda. Tişörtleri koklayan erkekler, kadınların yumurtlama dönemlerinde giydiklerini diğer dönemde giydiklerine göre açık ara "çekici ve seksi" buluyor. Üstelik, giyilen tişörtler 1 hafta boyunca oda sıcaklığında bekletilse bile  bu açık ara öndelik değişmiyor. Yumurtlama dönemindeki bu kokuyu sadece ter olarak algılamayın. Kuku salgıları bu dönemde "copulin" denen bir feromen içeriyormuş. Yani kukunuz o dönemde reklam yapmaya, davetkar olmaya programlanmış hanımlar, bir nevi "sev beni" propagandası.

Sonuç; kadınlar üremeye en elverişli oldukları zamanları kokularıyla erkeğe söylüyor, ve de erkek bunu çekici buluyor. Kadınlara önerim -eğer sevgili arıyorsanız- yumurtlama döneminizde parfüm kullanmadan şöyle bir ortalıkta salının, gözünüze kestirdiğiniz kişinin dikkatini  çekme şansınız daha yüksek bu dönemde.

Yazı başlayacak birazdan.

Feromonlara geri dönelim. Her insan bu feromonları yaysa da, herkes herkesin feromonundan hoşlanmayabilir. Yapılan bir başka çalışmada -linkini kaydetmiştim, bulamadım yazarken- heteroseksüel erkeklerin eşcinsel erkeklerin kokusunu itici bulduğu -tersi de aynı şekilde- ortaya çıkmış. Hetero erkekler, yumurtlama dönemindeki hatunların feromonlarını kokladığında beyinlerindeki hipotalamus bölgesi - ki kendisi birçok işinin yanısıra aganigi işlere de bakmakla mükelleftir - ışıl ışıl yanıyormuş. Bu ışıldama durumu PET cihazıyla görüntülenmiş. İlginç sonuçlardan biri, lezbiyen kadınlar hem heteroseksüel erkeklerin hem de lezbiyen kadınların feromonlarını çekici bulmuş. Buradan da, her lezbiyenin potansiyel bir straight olduğu sonucu çıkartılabilir belki, yeter ki sevmesini bilen feromonu münasip bir hetero bulsunlar.

Konu cinsel cezbedicilik olunca, ki bu da istisnasız her erkeğin ve kadının ilgisini çektiğinden, devreye kapitalizm de giriyor haliyle. Bir feromen olmayan fakat benzer kokan bir sentetik molekül icat etmiş gavur; iso E Super. Hem kadının hem de erkeğin "hoş" bulduğu, çiçeğimsi, amberimsi kokan bir molekül. Parfümlerde ve sabunlarda sıklıkla kullanılıyor. Eklendiği diğer kokulardaki çiçeğimsi notaların altını çizen, parfümün "kadifemsiliğini" arttıran bir madde.

Bir dönemin meşhur -ben pek tutmazdım- fahrenheit'ında, lancome'nin tresor'unda, cartier'in deklaration'ında, shisedo'nun feminite'sinde yüksek oranlarda bulunuyormuş. Bir de adamın biri tamemen iso E super'den oluşan bir parfüm çıkarmış "Molecule 01" diye. Internet'ten aradığımda unisex bir parfüm olduğunu anlıyorum, kullanan varsa fikrini beyan etse de ne menem birşey olduğu konusunda fikrimiz olsa.

Yazı başladı.

Yukarıdakilerin hepsini atlayıp buradan okumaya başlasanız da olur aslında, merak ettiğim ve bulduğum bilgileri paylaşayım istedim. "Buradan başlasanız da olur"u bilmek için buraya kadar okumak gerekiyor gerçi ama n'apalım. O da sizin sorununuz, beni bağlamıyor.

Ben parfüm kullanmıyorum normalde, bir tek yazın, o da sıcaklarla aram pek iyi olmadığından hafif bir koku sürünüyoruz işte. Kadınlar kozmetik konusunda genellikle ipin ucunu kaçırmakta pek mahirler. Çiçekli ve belli belirsiz kokan parfümlerden hoşlanıyorum genellikle, ama bu "belli belirsiz" noktasını geçen hiçbir parfüm bana çekici gelmiyor. Hatta itici buluyorum. "Belli belirsizin" ölçüsü ne derseniz, belli belirsiz işte. Vücut ısınıza göre bazen duyuluyor, bazen duyulmuyor.

Hadi kokusunu beğenip bir parfümü kullanıyorsunuz diyelim, cazibenizi arttıracaksınız, sabahları birlikte uyanınca ne yapacağız? Ya da banyodan sonra? Ya da sevişirken? Buram buram parfüm kokan bir kadınla sevişmekten hiç hazzetmiyorum açıkçası. Yakınında bile olmak istemem. Temiz bir ter kokusunu, sabun kokusunu tercih ederim kesinlikle. "O senin zevkin" diyebilirsiniz, haklısınız, ama hiçbir erkeğin "ağır" parfüm kokulu bir kadınla halvet olmaktan hoşlanacağını zannetmiyorum. Sonunda sevişme ihtimali bulunan bir gece geçiriyorsanız, kesinlikle parfüm kullanmayın derim. Erkeğe de kadına da önerim budur. Karşınızdakinin vücut kokusundan hoşlanmama ihtimali varsa bunu ortaya çıkarmanın en kolay yolu hiçbir parfüm kullanmamak. Ama ya o koku hoşunuza giderse? O zaman kimse tutmasın bizi. Güzel kokulu bir boyun, güzel kokulu bir meme, güzel kokulu bir kuku. Öp hepsini koklaya koklaya, sonra dön bir daha öp. Öpme eyleminin çeşidi ve şiddeti size kalmış artık.

Kişiden kişiye göre değişiyordur belki, bilemeyeceğim, ama bir kadının kendine özel kokusunun en yoğun hissedildiği yer bence memeleri. Memelerin tam da vücutla birleştiği alt "kenarları" özellikle. Bir de uçları. Kokuya bir de "tadı" katmak lazım aslında, o da tamamlayıcısı çünkü. "Tat" konusunu pas geçeyim yoksa hakikaten bitemeyecek bu yazı. İkinci sırada da boynu var, kulak arkasından köprücük kemiklerine kadar olan kısımda her kadın kendi kokusunu salıyor. Eğer hoşa gittiyse, bu iki bölgede uzun zaman geçirmek gayet keyifli bir aktivite.

Kuku, yukarıda da yazdığım gibi, bazen kendi reklamını yaptığından, benim listemde üçüncü sırada geliyor. Tabii bundan, "daha az ihtimam gösterilebilir" gibi naif bir anlam çıkartmayın. Sadece, kadının özgün kokusu gögüste ve boyunda daha yoğundur diyorum.

Milyon çeşit koku var, benim favorilerimse lavanta ve sedir ağacı kokusu. Bu ikisinin kokusunu belli belirsiz duymaktan her zaman hoşlanıyorum. Bir de ıtır kokusu çok güzel geliyor bana, o da çocukluğumun hafızasından kalma herhalde.

Kadın kokusu isimli bir postada "Kadın Kokusu" filmini zikretmezsem çarpılırım. Orijinal adıyla "Scent of a Woman", görüp görebileceğiniz en güzel filmlerden biridir. İzlemediyseniz derhal bulup buluşturup izleyin. Dönüp ara ara izlemekten sıkılmadığım, harika diyalogları olan müthiş bir filmdir. Kör ve emekli bir askeri canlandıran Al Pacino tek oskarını bu filmdeki rolüyle kazandı. Al Pacino'yu tek oskarla geçiştiren zihniyeti kim takar orası da ayrı mevzu. Her neyse.

Konusunu hiç anlatmıyayım, belki izlememiş olanlarınız vardır, bulun ve izleyin. İzlediyseniz bir kez daha izleyin.

Tango sahnesi filmin en güzel bölümlerinden biri.



Çalan parça "Por una cabeza", at yarışı tutkusunu kadın tutkusuyla karşılaştıran bir kumarbazı anlatır. İspanyolca, "kafa farkıyla" demekmiş.

Bitti.

Read more...

Şaplak

Nerde lan benim klavyem!

Yazasım geldi a.q.

Ufak ufak haberlerini almaya başladım senin cemaat, afferim, yavaş yavaş hizaya geliyorsun. Lan o'lum şu dünyaya bir kere geliyoruz zaten, onun da tadını çıkarmak lazım de mi. Biri mail atmış Evli abime, "zina günahtır" demiş, ben de sordum "abi cehennemlik miyiz biz hakkaten" diye. "Cennet cehennem yoksa, biz öldüğümüzde zaten bunun farkında olmayacağız, o yüzden sorun yok, yok varsa ve cehennemliksek, bütün keyif ehli orada olacağından keyfe devam ederiz, haliyle gene sorun yok, yok hepimiz cennete gideceksek, göt korkusuyla dünyada kendine eziyet edip nefsine hakim olanlarla daşşak geçeriz, sen keyfine bak Cevat'cığım" dedi. "Abi emin misin, bak siki tutmayalım sonra" dedim, "sen onu boşver de köftenin marinasyonuna bir dahakine daha az balsamik koyalım" dedi. Ben ne diyorum, o ne diyor.

Geçen akşam bir ziyaret edeyim dedim aksaray'ı, biraz gözümüz gönlümüz açılsın, bayramlaşırız, belki harçlık veririm falan diye. Kızlar bildiğin gibi gözüm, ellerinden öper hepsi. Hatun seçiminde de sana önerilerim olacak demiştim daha önce, onu arzedeyim yeri gelmişken. Bir kere çok süslü, aşırı frapan, çok havalı tiplere bulaşma gözüm. Tamam ambalaj önemlidir de, bunların bir kısmı sadece ambalajdan ibarettir. Hızlı hızlı "davay davay" diye diye seks yaparlar. Hiç tadı tuzu olmaz onun da. Ben sana, kendini çok gözüne gözüne sokmayan hatunlara bakmanı öneririm. Asıl potansiyel bunlardadır. Gerçek hayatta da öyle gözüm, bakıyorsun hatunun giyime kuşama endama, diyorsun bu canavar gibidir, çıkıyor tıs. Böyle kendi halinde takılan ne cevherler var.

Bunca yılın zamparasıyım, ben bile bazen yanılıyorum gözüm. Geçen Sasha'ya soruyorum, o var mı bu var mı diye, yok dedi gene hiçbirine, tam başkasını arayayım diye düşünürken "ben sana fıstık gibi bir hatun göndericem Cevat, yeni geldi" dedi.

Hatun geldi, hayret, gayet güzel giyinmiş, hiç rüküşlüğü yok, mini etek yok, ama böyle şık bir tek parça elbise giymiş, makyaj abartılmamış. Yüz, vücut yerinde, deep french kiss felan çok hevesli, bir de striptize başladı ki sorma. Öyle her hatun yapmaz bunu kendiliğinden, kalite düştü zaten son zamanlarda iyice. Dedim "ulan Cevat yaşadın, ne güreş tutulur bununla". Hatun tam oral çalışmalara başlayacak, geçirdi kapşonu bana, dedim ulan iki öpeceksin seveceksin şunun şurasında kapşona daha var, nuh dedi peygamber demedi. E benim de prensiplerim var gözüm, gönderdik mecburen. Hevesim nasıl kursağımda kaldı bir bilsen cemaat! O saatte başka hatun da kalmamış, herkes yapmış rezervasyonunu, el elde kaldık böyle bayrak direği gibi.

Sen sen ol dış görünüşe çok aldanma gözüm.

Yazarken aklıma geldi şimdi, epey oluyor, böyle büyük, güzel popolu bir hatunla halvet haldeyiz. Pozisyonlardan doggy. İstim üstündeyim, önümde böyle süt gibi, yuvarlak bir popoyu bulunca veriyorum şaplağı veriyorum şaplağı. Canı yandı herhalde, tam kendimi kaptırmış giderken hatun döndü tokadı aşketti suratıma.

Çok abartmamak lazım bu şaplak işini cemaat.

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP