kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

freebies

Howdy cemaat?

N'aber lan? Beni soracak olursan, so so gözüm! ... de, hiç sorduğun yok zaten. Bloga şöööyle bir baktım da, özledik diyen Evli abime özledim diyor, arada laf atan da gene Evli abime hal hatır soruyor. Çok bozuluyorum a.q.

Neyse işte, Evli abimin işinden gücünden vakit kalırsa keyfimize bakıcaz diye uğraşıp duruyoruz biz de. Adam aldı başını memleketin ortasına gitti önce, ortalığın dumanını attırıyoruz derkene, haydiii İstanbul'a geri döndü gene. Hayat çok acayip o'lum lan, güya plancı pragramcıyız, hiç daha yaptığımız bir plana uyabildiğimizi göremedim. Neyse ki asayiş berkemal ve de işler tıkırında. Tıkırında dedim diye öyle gel keyfim gel sanma cemaat! Gene it gibi çalışmaca, koşturmaca. Standart Evli abi modu yani. Laf aramızda, ben olmasam herifin dünyadan haberi olmayacak, haberi yok a.q! İşe git, işten gel, evde de çalış... Bildiğin ot hayatı anasını satayım!

Şimdi cemaat, sana epeeycene eskortlar dedim, anlattım, şöyle yap, böyle etme dedim, senin dinleyenin dinledi, dinlemeyenin dinlemedi. Dinlemeyenin canı sağolsun, dinleyene "efferim ülen", de diyemem, onun da canı sağolsun. Fakat benim diyeceğim daha bitmedi annem.

Şimdi evli bir adamsan, evinden de memnunsan, ve fakat "ulan evlendik ama öldük mü" diyorsan alternatiflerin çok da fazla değil gözüm. Eskort olayı her zaman cepte zaten, geçelim onu. İki çapkınlık yaparım, bardan partiden günübirlik hatun götürürüm olabilir, ama bu da, bara partiye gidecek vakit istiyor. Üstelik öyle çok da planlanabilir vakitler değil bunlar artık benim gibiler için. Evlisin, işin gücün var, nereye gidiyorsun öyle a.q. parti marti falan. Fakat planlanabilir kaçamaklar planlayabilirsin gözüm.

Şimdi bir kere şunu aklının bir kenarına, yok lan yok, orta yerine kalın harflerle yaz! Türk hatunlarla yapacağın her kaçamak risklidir. Ben çok gördüm a.q. fuckbuddy gibi başlayıp ondan sonra b.ka saran işleri. Sor Evli abime, anlatsın sana, iki kere direkten döndü. Akıllanmıştır artık herhalde.

Gerçi onun da bi suçu yok lan! Şimdi hiç çükü yokmuş gibi davrandığı halde bi tane hatun var işte, danışmanlık için gelen ensesi kalın şirketlerden birinin proje yöneticisi, resmen fingirdiyor Evli abime. Aynı hikayenin benzerini daha önce de yaşadık a.q. Bana kalsa, önümüze düşünce bilerek kıvırdığı o kalçalarındaki eteği sıyırıp saçlarından kavradığım gibi yaslarım toplantı masasına, ... da, neyse işte. Evli abim iyi dayanıyor walla, beni ateşler basıyor vallahi hatun fingirderken. Ortalıkta alenen çadırı kuracağım bir gün, rezillik çıkacak.

Sadede gelelim cemaat: Sana Internet'te kolaylıkla bulabileceğin ve işe yarar yerlerden bahsedeceğim. Bir kere türkiş sitelerin hepsini çöpe at. Beş para etmez hiç biri. Haa, benim işim gücüm yok, yalanın da bini bir para bende dersen iş çıkartabilirsin. İki eğleneceğiz diye yalan söyleyemem ben, bayar beni. Bana sorarsan sen de siktiret bu işleri!

Bü dünyada, iki gözüm, bizim Türk hatunlar gibi kasık olmayan, başa bela olmayacak, eğlenmeye gezmeye tozmaya hevesli binlerce ahu dudaklı, sütun bacaklı dilber var. Sorun, onları bulmakta. Nasıl mı bulacaksın, şöyle annem:

Neogen.ro, sentimente.ro ve travelgirls.com. Bu 3 siteye de üye ol, bir profil oluştur, eli ayağı düzgün bir resmini koy (o'lum öyle apaçi gibi, güneş gözlüklü abuk subuk resimler falan koyma, salak mı zannediyorsun sen hatunları!), hatunların profillerinden uygun olanları tara, mesaj gönder. Gerisi senin becerine kalmış, öyle doğrudan zikiş zokuş mevzularına girme, ağzından salyalar akıtma. Efendi ve cool ol o'lum biraz. Sendeki çükten herkeste var a.q., bir fark yaratman lazım. Şimdi ben, aynen sana dediğim gibi yaptım, listeye güzel 8-10 hatun ekledikten sonra da resmimi kaldırdım (sakın unutayım deme, enselenirsin bak, risk alma). İlk iki site bildiğin sosyalleşme sitesi, değişik profiller de var ama geneli normal tipler. Travelgirls paralı bir site ama arada bir birkaç günlüğüne üye olsan kafi.

Eğer arada bir seyehat ediyorsan, ya da seyahat yaratabiliyorsan, ya da şehir dışına bir iki günlüğüne kaçabiliyorsan çok ideal abicim bu siteler. Siteden bulduğun hatunun emailini alıp muhabbeti ilerletiyorsun, arada bir mailleşiyorsun, konuyu gezmeye tozmaya, yemeye içmeye falan getiriyorsun, hatunu ince ince işliyorsun, bir yerden sonra da davet ediyorsun, iş bitiyor. Ona göre de önceden kendi programını rahat rahat planlıyorsun. Zaman kısıtı yok, niye aramadın yok, telefon vermek yok, taciz yok. Fıstık gibi iş. Hatunların çok büyük bir kısmı, eğer senin manyak olmadığına kanilerse, ağzın da bir iki laf yapmayı beceriyorsa teklifi reddetmiyorlar. Nedir, en fazla uçak biletini alıyorsun, oteli ya da gideceğin yeri ayarlıyorsun, yemekleri ısmarlıyorsun. Onda da seçimler sana kalmış. Öyle lüks yerler olması şart değil. Hatunlar para yemeye değil, gezip tozmaya, iyi vakit geçirmeye geliyorlar. Arada elektrik de iyi olursa yeme de yanında yat. Hafif bir sponsorluk durumu var ama kesinlikle seks satın almak değil olay.

Şimdi bu travelgirls'e biraz ayrı bakmak lazım. Seyahat etmek, farklı yerler görmek isteyen hatunların takıldığı bir yer burası. Tabii, adam söğüşlemeye kaydolanlar da var ama sırf gezeyim göreyim, iyi vakit geçireyim diyeni daha çok. Fransa'ya iş gezin mi var abicim? Çağır işte hatunu! Antalya'da iki gün kafanı mı dinleyeceksin, davet et! Olmadı İstanbul'u gezdirirsin ! (bu tehlikeli yalnız bak, öyle çok ayak altında olmamak lazım) .


Geçen saydım, böyle böyle 5-6 tane hatun olmuş arada bir mailleştiğim. Bildiğin standart mail işte lan, hafif bir flörtözlük durumu var gerçi, ama yalan yok en azından. Ben çok kullanmıyorum ama arada bir msn neyinle de çetleşiyoruz. Listeden 2 tane hatunla arayı, olur da denk getirirsem diye daha sıcak tutuyorum. Biri 30'lu yaşlarında taş gibi bir milf, İngiliz, diğeri de tay mı desem, kısrak mı desem, ne desem bilemedim, sülün gibi birşey. Sülün nasıl oluru temaşa etmek istersin belki diye resmini de ekledim. Profil resimlerinden biri bu hatunun. Bana diyor ki, "İstanbul'u hiç görmedim Cevat". "Gösterelim anam" diyeceğim, de, fırsat yok anasını satayım. Evli abime müracaat ettim, türk turizmi, vatan hizmeti falan dedim, "hade len" dedi. Kendisinin bu ara durumu değişik biraz da, elini ayağını çekti bir süredir bu işlerden.


Gördün mü o'lum hatundaki bacakları? 1,5 metre yok mu? Kesin var, bakalım ölçeceğiz inşallah yakın zamanda. Sırf şu hatun bile bir yaradanın olduğunun kanıtı lan! O'lum böyle bir yaratığın, böyle bir nefasetin maymundan gelmiş olmasına imkan ve de ihtimal var mı gözüm? Evrim de neymiş, özene bezene yaratılmış  işte besbelli. Darwin'in de ayrıyeten a.q.

O'lum var ya, Evli abim bekar olsaydı benden kralı yoktu walla. Ayda bir değişik hurilerle günümü gün ederdim. Neyse, ben diyeceğimi dedim gözüm. Başka siteler de vardır muhakkak, benim bildiklerim ve iş çıkardıklarım bunlar. Bunları nereden öğreniyorsun Cevat diyesin varsa, yapanlardan bir şekilde öğreniyorum a.q.

Sen hala bastıbacak, kaprisli türkiş hatunların peşinde koşmaya devam et. Gözünü aç o'lum gözünü!  Beynelmilel çalış.

Hayırlı işler!

* dinlemeden geçme!

Read more...

haftanın sevişmesi #2


Yaklaş.

Sağ elinin işaret parmağının dışıyla hatunun yüzüne dokun. Sürekli bir dokunma olacak bu. Parmağı kaldırmak yok. Şakaktan başla. Parmağını kaydırarak, yumuşak dokunacaksın. Kedi sever gibi. Dudakların üst ve alt kenarları hassastır. Dokunur dokunmaz arası dokunursan huylandırabilirsin. Yapma. Maksat huylandırmak değil, sulandırmak. Yüzünde, dudak kenarlarında, kulakların altında yeterince vakit geçirdiysen çeneden aşağı in, boyunda da gezdir o parmağı. Hatunun boynu güzel. Bakıyor musun hatunun yüz ifadesine. İzle onu. Gözlerine bak. Nefesini takip et.

Çıkık köprücük kemikleriyle boyun arasındaki boşluğu görüyor musun? Öpmeye oradan başla. Senin tarzını bilemem. Ben, tek tek ve yumuşak başlarım öpmeye. Arada bir şiddeti daha yüksek, emer-öper arası öpüş iyi gider. Hatunda olsun bir gözün. Ona göre ayarla öpüşlerini. Omuz başından kulak arkasına kadar olan bölge favorimdir benim başlangıçta. Severim.

İki elinin işaret parmağı marifetiyle, askılıklarını indiriver geceliğin. Gögüsler biraz küçük gibi sanki. Olsun, küçüğü de büyüğü de makbuldur bunların. Yeter ki, kul yapımı olmasın. Elleri yapıştır duvara; sağ elin hatunun sol elini, sol elin de sağ elini tutsun. Can yakmak yok daha. O birazdan.

Yapış dudaklara. Acele etme, sakin. Kedi sever gibi. Şiddeti birazdan uygulayacağız. Elli kere söyletme bana. Hatunu yeterince hazırlamadan şaplağı basarsan,  tokadı yiyebilirsin gözüm. Demedi deme. Yapıştın mı dudaklara? Öpüşmek dediğin, dilleri değdirmeden, alt üst dudakları emmeden, çekiştirmeden olmaz. French kiss diyor gavur. Öğren. Tükrüğün karışsın dili emerken. Hem, dil emmek zevklidir gözüm.

Tuttuğun elleri duvarda kaydırarak hatunun başının üstünde birleştir. Gergin olsun kolları biraz. Sonra, her iki elini tek elinle tepede tut. Diğer elin, her zaman boşta kalsın gözüm. O boş el çok işe yarar; şaplak vurur, tokat atar, saçları geriye çeker, ağzı kapatır, başı bastırır, bızırla oynar, meme sıkar...

Hatunun ellerini bırakmadan az geriye çekil. İzle. Kızarmış mı? Nefes? Gözler? Aferin sana.

Benim çok seksi bulduğum şeyler var: Bir tanesi yüzde çil. Diğeri gamzeler; yüzde de olur, belde de olur. Bir de benler. Benli hatunları severim; kiminin yüzünde olur, kiminin göğsünde, kiminin kukusunda. Gördüğüm zaman illa dokunurum, öperim. Bir de, etek sıyırmak, don sıyırmak hoş. Çıkartmaktansa, sıyırmak daha keyifli geliyor bana.

Bunların üçünü de aynı anda yapacaksın; hatunun ellerini yukarıda tek elle kenetledin duvara, kolları gergin olsun, biraz can acıtılabilir gererken. Mübahtır. Göğüsler emilmede, boşta kalan elin, hatunun kasıklarında ve kukusunda geziniyor. Göğüs uçlarından ısırıklar al. Korkak alıştırma ağzını. Memelerin alt kenarlarını uzun uzun emmeyi de pas geçme. Tepkiyi ölçerek git, ona göre ayarla şiddetini. Boşta kalan elinle hatunu okşamayı bırakmadan, dudaklara yapış gene. Şiddeti artsın öpüşlerinin.  Em dilini. Em. Em. Güzel değil mi? Demiştim sana.

Elleri bırakmadan biraz geriye çekil gene. Hatuna bak. Gözlerinin içine. Bekle biraz. Bekle, bekle. Eğer azdırmayı becerdiysen, hatun sabırsızlandığını belli edecektir. Elleme sabırsızlansın. İyidir. Yeterince beklersen, sabırlı olursan, semeresini alırsın. "Ne yapayım sana"? Bir sor bakalım. Belki coşkun cevaplar verir. Hatunların bir kısmı pek utangaç gözüküyor ya, yalan o!

Hazır mı hatun? Aferin sana.

Hatunu direkt yatağa götür. Yeterince geniş kanepe de olur. Yüzükoyun yatıracaksın boylu boyunca. Vücudunu sana dönmesine izin verme. Bir elin, hatunun kafasını bastırsın yatağa. Öbür elinle, geceliğin eteklerini aralayıp donunu sıyıracaksın. Çıkartmak yok tamamen. Dizlere kadar sıyırsan yeter. Kalsın orada. Kuku arkadan ne güzel görünüyor değil mi. Haklısın. Sev biraz kukuyu parmaklarınla. Baş ve işaret parmaklarını kullan. Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya. Çok hoyrat olma. Çok yumuşak da olma. Elin  korkak alışmasın.

İlk giriş, önemlidir gözüm. En zevklisidir. Ben bazen yavaş girerim, bazen biraz hızlı. Hatunun kollarını ileriye doğru uzat. Bacaklarını ayır bacaklarını kullanarak. Görüntü harika değil mi? Hazır mısın?

Gir.

Yavaşşş. Hissettire hissettire gireceksin ama. İlk girişte biraz can yakmazsan, günah yazarlar sana. Bağırsın biraz. Debelenirse, fazla aldırma. Alışacak birazdan. Girdin mi sonuna kadar? Aferin sana. Çekme geriye kendini hemen. Bekle. Bekle. Bekle. Alışsın hatun. Hissetsin. Vücudunun üst kısmını, hatunun sırtına bastır. Biraz ezebilirsin. Fazla abartma. Ağırlığını hissetsin yeter. Kolları tutmaya devam ediyor musun ellerinle? Sakın bırakma! Bacaklarınla bacakları, ellerinle kolları tut. Hareket edemesinler.

Gidiş gelişlerin ritmini sana bırakıyorum. Hatuna göre ayarla. Sert ve kesik kesik mi girip çıkacaksın, yoksa ağırlığınla ezerken yumuşak mı hareket edeceksin, sana kalmış. Ben olsam, yumuşak yaparken bile arada bir sert vururum. Bağırtmak da zevklidir. Söyledim mi daha önce?

Hatunun içinden hiç çıkmadan ters döneceğiz şimdi gözüm. Hazır mısın? Hatunun belinden kavradığın gibi döndür kendini. Sen altta, o üstte. Zamazingo kukuda. Boylu  boyunca uzanıyor hatun üstünde. Bu pozisyonun en önemli kısmı, açıyı, duruşu iyi ayarlamaktır. Ayarlayabilirsen, harika bir pozisyondur. Tüm kontrolü sana verir, birazdan anlayacaksın. İster hızlanırsın, ister yavaşlarsın, ister bızırı seversin, ister memeleri sıkıştırırsın, ister hatunun ağzını kapatırsın. Kukudan çıkmadan, ufak düzeltmelerle hatunu tam yerleştir üstüne. Tamam mı, oldu mu? Aferin sana. Hatunun ileri geri gitmesine izin ver biraz. Ama sırtını senin göğsünden ayırmasına asla izin verme. Gerekiyorsa, bastır zorla kendine. Hareketleriniz ahenkli olsun.Yumuşak dalgaların üstündeki bir kayık gibi düşün hatunu. İleri, geri. İleri, geri. Sakin.

İki elin de boşta. Dilediğin yeri sıkıştırırsın. Memeleri iki elle arkadan avuçlasak mı biraz. Uçlarını, böyle iki parmağın arasına alıp biraz ezsek mi ya da. Ya da, tek elinle her iki memeyi de severken, diğer elle kukuyu mu yoklasak. Hepsini yapalım bence. Az hızlanıp, şiddeti de arttıralım artık.

Yalnız, hızlanmaya başlamadan önce, hatunun bacaklarını bacaklarınla yatağa yapıştıracaksın. Bacaklarının dizden aşşağı kısmını, hatunun ayak bileklerinin üstünden geçir. Yapıştır onları yatağa. Kaçmak isterse kaçamasın. Pozisyon değiştirmek isterse değiştiremesin. Anladın mı pozisyonu gözüm?

Aferin sana.

Tavanda bir ayna olsaydı da izleseydik hatunun halini. Ellerin ne güne duruyor? Çevir hatunun yüzünü yarım kendine doğru. İster dilini em, ister elinle ağzını sıkıştır. Bana sorarsan da, hatunu nefessiz bırakana kadar dudağını dudağından, dilini dilinden ayırma derim. Bir el daha var boşta, onu ne yapacağız? Serbest takılsın o el. Canın  nereyi çekerse, orayı seversin.

Hatunu takip etmeyi ihmal etme. Ondan hemen sonra -ya da aynı anda-  sen de geleceksin gözüm. Ben, prensip olarak faz farkıyla hatundan sonra gelmeyi tercih ediyorum. Niye? Hatun kişinin o kasılmalarını, kızarmalarını, gözlerini kapatmasını, ağzını açmasını seviyorum izlemeyi de ondan. Hatunun geleceği anı tahmin etmen lazım. Kendini de kontrol etmeyi unutma. Duruma göre ritm tut, yavaşla, hızlan, bızır sev, meme sıkıştır. Kontrol sende gözüm.

Gelmek üzere mi? Aferin sana. Görüyor musun o ağız nasıl aralanıyor. Sakın bacaklarını kurtarmasına izin verme. Verme. Sakın! At bir eli kukuya, kapat ağzını da diğer elinle yarım. İzle. İzle. Çok güzel değil mi? Nefis.

Sen de gel artık. Ben senin yerinde olsam, pozisyonu hiç bozmadan hatunun içine gelirim. Pozisyonun gidişatı buna daha uygun. Yalnız zamanlamanı iyi ayarla. Bazı hatunlar rahat ettikten sonra elleşmeye pek devam etmek istemez. Arayı uzatma çok. Geliyor musun sen de?

Aferin sana.

Kalsın hatun üstünde öylece. Sakinleyene kadar. Nefesler normal seyrine insin. Kalp sesi duyulmasın. Sarıl hatuna. Terler birbirine karıştı değil mi. Tuzlu tuzlu. Güzel işte ulan.

...
Bahar geldi, güneş çıktı, hormonlar tavan yaptı. Haydi bakalım, sevgilileri, eşleri, fuckbuddyleri sevelim, memnun edelim.

Beline kuvvet gözüm.

Read more...

aşk meşk , eskiden...

- Ben aşık oldum!

 ...

İlk ne zaman ve kime aşık olduğumu hatırlamaya çalıştığımda, gözümün önüne gelen kızların yüzleri birbirine karışıyor. İlkokul 2'den başlayarak, okuduğum sınıflardaki kızların hemen hemen hepsine sırayla aşık oldum. Bazılarına "köpekler gibi" aşık olduğumdan son derece emindiysem de, bu haleti ruhiye, ancak bir sonraki afete aniden ve hızla aşık olmama kadar devam edebiliyordu. Tabii, kızların bu afetliğini çocuk gözüyle değerlendirmek lazım; göğüsler ve popolar hepsinde tahta, nesine afet diyeceğiz. Gene de, "afet" olanları vardı. İki afet arasındaki ortalama süre de, takriba üç ay kadarmış. Bu süreyi, hatırlayabildiğim kızların isimlerini bir listeye yazıp, bulduğum alt toplamı geçen süreye bölerek buldum. Nihayetinde ben bir mühendisim, konu ne olursa olsun olaya analitik yaklaşmak, benim karşı koyamadığım bir refleksim. Çoğundan istikrarlı bir biçimde yüz bulamamış olmamın sebebini, kadınların beklentilerini ve davranışlarını o yaşımda anlamaktan çok uzak olduğum sonucuyla açıklayabiliyorum ancak. Donanım ve tecrübe eksikliği de diyebiliriz buna.

Bu tecrübesizliğimi kapatmak ve kızları etkilemek için, zaman zaman içgüdüsel olarak "yeteneklerimi" kullandım. Yetenek kelimesini kullanmış olmam abes bir durum aslında; kendimi bildim bileli alakalı olduğum konuların tamamındaki yeteneksizliğime eskiden hayret ederdim, neyse ki bu durumumu 3o yıldan sonra artık kabullendim de, rahat ettim. Yeteneksizliğimi, hep çok çalışarak telafi etmeye çalıştım.

Bugünkü ilgi ve alakamın tersine, o yaşlarda süper futbol oynuyordum. Her oğlan çocuğu oynar, ne var bunda demeyin, ben, süper oynuyordum. Her çocuk bir futbolcuya özenir ya, benim idolüm de Kempes idi. Uzun saçları, fuleli hızlanması, herkesi ipe dizmesiyle aynı bendi Kempes. Bir tek, benim saçlarım onunki kadar uzun değildi. Aklımın iyi kötü erdiği ilk dünya kupasını 78'de kazandıklarından olsa gerek, sonraki tüm kupalarda Arjantin'i tuttum ben. Onların olmadığı, erken elendiği hiç bir kupa bana zevk vermedi. Arasıra Brezilya'nın çıkık popolu kızları aklımı çeldiyse de, Kempes'li, Ardiles'li, sonradan Bruşaga'lı, Maradona'lı Arjantin ile gönül bağım hiç kopmadı.  Fifa oynadığım dönemde, forvetimin değişmez adamıydı Kempes, namı diğer "El Matador".  Hülasa, Kempes gibi attığım çalımların ve gollerin sonunda kızlar bana hayran olurdu, ya da ben öyle olduğunu düşünürdüm.


Her nasılsa yetenekli olduğum bir diğer konu, bisiklet kullanmaktı. Bugünün bilmem kaç vitesli teknoloji harikalarına pek benzemiyordu ama, bisan marka taş gibi bir bisikletim vardı. Kontra pedallıydı, pedalı arkaya çevirmeye kalktığınızda, arka tekerler fren yapardı. Gözüm gibi baktığım o bisikletle, dağ tepe merdiven her yere girer çıkardım. Çok hakimdim o bisiklete, ani hareketleri son derece çevik ve havalı yapabilirdim. Ve hızlı kullanırdım, yok yok, çok hızlı kullanırdım. Şimşek gibi diyelim kısaca.

Bir gün bisikletimle dolaşırken, yaşları benim kadar olan kızlı erkekli 7-8  kişilik bir grup gördüm. Kendi aralarında durmuş konuşuyorlardı. İçlerinde çok güzel birkaç kız da vardı. Yanlarından son sürat geçip gitsem, muhtemelen farkıma varmazlardı. Planımı yaptım. Grubun üstüne son sürat  -yok, şimşek gibi- bisikleti süreceğim, çarpacağımı düşünüp heyecanlanacaklar, ben, son anda yönümü değiştirip yanlarından geçecek, sonra da kontra fren yaparak bisiklete spin attıracağım. Sonrasında kızlar bana aşık olacak. Falan. Plan yaklaşık olarak böyle.

Plana uygun bir şekilde gruba doğru son sürat -hayır, şimşek gibi- pedal çevirirken, tahmin ettiğim üzere gruptakilerin başları bana çevrildi. Herşey plana uygun gidiyor derken, grubun içinde, o ana kadar farketmediğim, takriba dana büyüklüğünde bir köpek gördüm. Daha da kötüsü, köpek de beni gördü. Ani yön değiştirme manevrasını biraz erkene alsam da, grubun yanından geçmemle birlikte köpek peşime takıldı. Bana aşık olunacak durumdan kıçını kurtarma durumuna düşen ben, can havliyle şimşekten de hızlı bir şekilde bisikleti sürerken, havada birkaç takla atmak üzre havalandım. Feci şekilde düştüm. Yüzüm gözüm kan içinde kaldı. Gruptakilerin kahkahalarını hayal meyal hatırlıyorum. O günün hatırasını, vücudumda belli belirsiz bir iz olarak hala taşırım.
...

- Kime?

Aşık oldum dediği zilliyi, bir veli toplantısı için okuluna biraz erken gittiğimde gördüm. Gözleri ela, ve dahi şehla, uzun, dalgalı saçları olan biblo gibi bir kız. Küçük bir femme fatale. Kızın dikkatini çekmek için sınıftaki tüm oğlanlar birbirleriyle rekabet halinde. Arasıra oyuna kendilerini kaptırıyorlar ama, hepsi kızın peşinde. Kendilerini beğendirmeye çalışıyorlar. "Afet", bu durumun çok farkında, süründürüyor hepsini. Pek havalı.

Konuşmayı sökeli şunun şurasında birkaç sene olmuş olsa da, akşam 9 dedi mi sütlerini içip yatıyor olsalar da, hepsi, erkek olmanın erken defolarını taşıyorlar üstlerinde. Kız, "beğenmedim, sevmedim" dediği anda, inanılmaz bir naiflikle karalar bağlıyorlar.

Benim hatunun yanlışlıkla buraya yolunun düşmeyeceğinden emin olsam başka şeyler de yazardım ama, burada keseyim. Falan.

Birlikte geçirdiğimiz bir haftasonu beraber traş olmaya gittik, yanyana koltuklara oturup, berbere "enseyi aç birader" dedik. Bitiminde kolanyasını sürdü, jöleli saçlarını ayna karşısında düzeltti. Güneş gözlüğünü taktı. Adam çok havalı, çok da yakışıklı babası gibi, ama gene de afetin dikkatini çekmenin yolunu bulamamış olmanın kıvranışı içerisinde. Kendi kendini bulsun, burnu sürtülsün diye çok müdahele etmiyorum bu durumuna. Morali yerine gelsin diye, berberden sonra kendisine kerhane tatlısı ısmarladım.

Gün sonunda eve dönerken bana bakıp, "sen çok kıyak bir babasın" dedi. Bu tür kelimeleri nereden öğrendiği konusunda en ufak bir fikrim yok, ama öğreniyor bir şekilde. Söylediğinin ne anlama geldiğini bilip bilmediğini anlamak için yüzüne baktım. Son derece ciddiydi.

"Teşekkür ederim" dedim. Serseri.

Read more...

hamile miyim yoksa?

Buradayım... Merak edip e-mail ortamında soranlara ya da sormayıp "nerde len bu diyar hatun" diyenlere sesleniyorum...
Hala her gece içiyorum ve gündüzleri iş başındayım... Gerçi dün ve bir önceki gece hamile olduğumdan emin olduğum için tek bir bira içerek işleri geciktirğimi saymıyorum. Yaa evet, Evli'ye bundan bir ay kadar önce durumumu ve şüphemi söylemiştim. Gerçi kendisi bana baya kızdığı için cevap olarak "tabii, tamam haklısın hiçbir halt yok, abartıyorum" diyerek de geçiştirdiğimi geçmeyelim...
Bütün bunların dışında birlikte olduğum adamın tepkisini de yazmam gerekiyor:
-Sanırım hamileyim.. İki test yaptım. İlki pozitif çıktı. Yok artık diyerek ikincisini yaptım, negatifti.
-Tamam Diyar, sakin ol ve işlerine yoğunlaş... Şu önünde olan işi bir an önce bitir. Her şeyin bir çözümü var...
Diyar'ın bu konudaki görüşü şu olmuştu: Ya.. evet kürtaj.. Çözüm mü? Çözüm... Zaten 5 ay'a şu ülkeden yine kurtulacağım. En mantıklı çözüm de bu. (iç ses: a.q... aklın neredeydi be adam beni düzerken?? Çözümmüş... Aldırmayayım çocuğu da gör!!) Evet evet aynen bunu düşündüm. Aldırmazsam ne olacak? Türkiye koşullarıymış, aileymiş, akraba, arkadaşlarmış... Tey tey... Olm hamileyim! Başlarım millete....
Bazen her şeyi düşünüyorsunuz... Benim son bir haftadır rüyalarım dahil dünyevi hayatımda sürekli aklımda tek bir şey olduğu gibi... Ya hamileysem???
Küçükken bunu daha farklı düşünürdüm... Eh işte bilmediğin için anlamıyorsun. Sanki ne yaparsan yap ortamda bir erkek olsun olmasın hamile kalabilirsin gibi geliyordu. Hele de Güzin Abla vari yazıları okursanız bu garantidir: " Yavrum demek gittiğin otelde kullandığın havlu sonucunda hamile kaldın?" Güzin Abla hasta mısın? Bu kadar mı anatomik yapıdan haberin yok...
Evet benim haberim var ama ne oldu? İşin aslı eğer hamile olduğunuzu bir kere kendinize inandırırsanız o zaman bütün semptomları gösteriyorsunuz.. Psikolojik bir durum ( Güzin ablacım selam ederim sana, okuyorsundur). Bende oluşan semptomlar şuydu:
  • Bayılma ile başladı. Bir kez direk bayıldım, diğerinde duvara tutundum. İlk bayıldığım zaman birlikte olduğum ve daha sonra hamileyim sanırım dediğim adam odada uyuyordu... Sabah kalktım, su içtim. Başım dönmeye başladı. Yüzümü yıkayım dedim ve bitti... Her şey dümdüz... (Bu arada ben bayılarak geçici hafıza kaybına uğramış bir insanım. Küçümsemeyelim. Seneler önce idi ama oldu. Hala o günü hatırlamıyorum.) Kendime geldiğimde ismini haykırdım, yardım et dedim. Yazık adama, sabahın körü uykusundan uyandı... Geldi... Yerdeyim.. Kımıldayamıyorum... Kolonya... Soğuk su... Anında gözlerim açıldı... Korktu çok fazla... Hatta öyle bir korktu ki sesi titriyordu.... İkinci bayılma aşamam ise geçen cuma oldu... Önemsiz, çünkü bayılmadım...
  • Kokuya duyarlılık: Üç dört gün boyunca her şey burnuma koktu... Ehh yemek kokuyor diye bazı yerlere girmedim.. Evde pencereleri açıp durdum... Her girdiğimde rezil bir koku... Diyar abartıyorsun a.q bir bok yok dedi arkadaşlar, yok yok hamileyim ben dedim içimden...
  • Regl gecikmesi: Eee o kadar kasmışım hamileyim diye tabii ki de reglim gecikecek... Bir de daha önceden deneyimim var... Yabancı bir arkadaşı kürtaj'a götürmüşüm... Nasıl korkuyorum... Kızın baygın halde "this is a crime" dediğini biliyorum... Ama n'aparsın, adam demiş bir kere her şeyin çözümü var...
Ve evet hamile olmadığımı bugün kan testi ile kanıtladım... Mutlu mu oldum? Tam değil... Bazen gerçekten bir insanla hayatını geçirmek istiyor insan.. İster aldatsın, ister gecenin körü eve gelsin, isterse de her gün içsin... Umurunda olmuyor... Ve benim de değildi... Hala değil... Hamile değilim ama adamın bana attığı mesajı yanlış yorumladığımı dün öğrendim... Hamileysem bebeği aldırmak isteMEdiğini ve her şeyin bir çözümü olduğunu söylediğinde aslında bebeği istediğini daha yeni öğrendim....
Ve bugün hamile olmadığımı öğrendiğimde.... Aslında hamile olmak ile olmamak arasında gidip geldiğimi... Olmak istediğimi ama bu yükün altından nasıl kalkacağımı bilmediğimi... Olmamam gerektiğini ve planlanmış geleceğime bakmam gerektiğini... Hamileysem mutlu olacağımı... ama geleceğimden de olacağımı... Hepsini sorguladım.....
Ve son olarak duymam gereken tek bir şeyi duydum bu insandan:
-Diyar, bugün yine içki ve sigaraya kendini vermişsin. Eğer hamileysen bütün bunları bırakman lazım. Lütfen biraz olsun dene...
İki gün denedim... Sonuç: Hamile değilmişim...
Peki bu iyi mi kötü mü? Bilmem, düzenli bir hayat istiyor insan...

Read more...

questionnaire...

Bu, benim yaptığım üçüncü kayıt aslında. İlk ikisini, kızların son andaki istekleri üzerine sildim. Gayet iyi başlamıştı her ikisi de, sonra sorular çetrefilleşmeye başlayınca rahatsız oldular, silmemi istediler. Ben de sildim.

Bir tanesi Lika ileydi; ülkesinde bir adamla normal bir birlikteliğe başlamış, evlenmek üzerelermiş, sonra adam bir şekilde onun Türkiye'de bu işi yaptığını öğrenmiş, ayrılmışlar. Türk erkeğinin genel performansını kahkahalar atarak anlatıyorken,  sıra, "ilk seferinde ne hissettin" sorusuna cevap vermeye gelince, o neşesi gitti. Ramazanda oruç tutardı bu kız. Gündüz oruç tutup, gece işe giderdi. Kendine göre bir dini inancı vardı yani. Gene de bu işi yapmaktan geri kalmadı. "İyi yaşamayı" sever -hangimiz sevmeyiz ki- kendine bir araba almak istiyordu, aldı, süs, giyim kuşam istiyordu, aldı. Bir günlük bir yakın yer kaçamağı için arabayla giderken, çalan müziği sonuna kadar açıp kendinden geçerek şarkı söylediğini hatırlıyorum arabada. "Daha hızlı git, daha hızlı!". Direksiyon onda olsaydı, muhtemelen meftaydım. Seksi de çok sever. "İlk seferinde ne hissettin" sorusunu sormasaydım, benzer bir videoyu daha önce koyacaktım.

Kaydettiklerimi ne yapacağımı kızlara anlattım öncesinde. Burayı açıp gösterdim, anlattığım şeylerden, gösterilen tepkilerden, yaklaşımlardan bahsettim. İlginç geldi onlara da. Kaydettiğim bu son kızla daha öncesinde, beş ya da altı kez görüştük sanıyorum. İki yıldır tanırım. İyi anlaşırız kendisiyle. Öyle olmasaydı böyle bir kaydı yapmama muhtemelen izin vermezdi. Yalan söylediği yerler olduğunu pek sanmıyorum. Sonlara doğru, biraz da alkolün verdiği rahatlıkla, "aç, anlatacağım" diyordu. Bu konuyla ilgili bir kitap ya da senaryo yazacağından bahseden bir arkadaş için röportaj yapmayı da kabul etti.

...
Ben seksi severim, peki tamam, biraz fazla severim, ama gene de ekstrem fantazileri olmayan bir adamım. Benim için bu iş daha çok ritüel; biraz uyum, biraz şiddet, biraz can yakma, biraz hayvanlık, şehvet, kadını izlemekten zevk alma durumu. Penisi çileğe bulayıp hatunun boğazına dayanmak tamam, ya da, etek sıyırıp kafayı aynaya, yatağa, duvara yan bastırarak izlemek tamam, ufak tefek oyuncaklar da kabul, peki, arada bir de ffm üçlü yapalım, ama çok fazla ötesi yok. O kadar. Karşımdakinin sınırlarına da saygı gösteririm. Zorlarım, ama saygı gösteririm.

Ama merak ediyorum, başka insanlar ne yapıyor? Bu kızlar, ne tür durumlarla karşılaşıyorlar, neleri görüyorlar, hangi durumlara şahit oluyorlar. Merak ediyorum. Soruyorum. Bloga başlamadan önce de sorardım. Kişisel bir merak bir nevi.


Önceki kayıtlardaki tecrübeme dayanarak, "ilk sefer nasıl oldu" sorusunu bu defa en başta sordum. Bu işi yapan bir arkadaşının yardımıyla, gayet bilinçli olarak başlamış. Para kazanmak için. Biraz, iyi para kazanmak için. 3 senedir bu işi yaptığını söylüyor. Kazandığı parayla kendine bir ev almış. 17 yaşında evlenmiş, 10 yıl evli kalmış, boşanmış, genç yaşta bir çocuğu var.

Daha önce hiç görmediği bir insanla -müşterileri arasında kadınlar da var bu kızların- seks yapmanın nasıl birşey olduğunu sordum: İlk kez gidiyorsa, müşterinin "sapık" veya "şiddet eğilimli" olmasından her zaman korktuğunu, ama müşteri normalse, bazen zevk aldığını, bazen arka arkaya çok iş olduğunda numara yaptığını, bazen de orgazm olduğunu anlattı. "Müşterisine göre" diyor.

Çalıştığı mamanın zor kullanıp kullanmadığını, tehdit edip etmediğini,  yeni kızların nasıl geldiğini anlatmasını istedim. Kızlar, kendi istekleriyle geliyorlar, daha çok tanıdıkları, arkadaşları aracılığıyla geliyorlar. Geri dönmek isteyeni kimse zorla tutmuyor. Başladıktan bir hafta sonra ağlayarak geri dönenler olduğu gibi, kazancına bakıp devam edenler de var. Vize süresi biten gidiyor, sonra tekrar geri geliyorlar. Amaç hepsi için aynı, para kazanmak. Ülkesinde bir ay çalışıp 300 dolar kazanmaktansa, bu işi yapmayı tercih etmişler. Bu durum sadece yabancı uyruklu kızlar için geçerli değil, bu işi yapan herkes için geçerli.

Bu işteki ortalama fiyatlar bellidir, aksaray ve normal mamaların normal kızları 150-200 dolar ya da lira alır. Ama bunun yanında, parası olan kitleye hitap etmeye çalışan hatunlar da vardır. İndirim yapmazlar, sürümden değil, değişik istekleri karşılamaktan, servis kalitesinden kazanırlar. 4-5 saatlik, oyuncaklı, fantazili bir seans için 500-600 öroyu gözden çıkaracak çok adam olduğu gibi, bu parayı kazanmak isteyen kadın da çok.

Zorla çalıştırılan kızlar meselesi var bu dünyayı bilmeyenlerin kafasında. Ben hiç rastlamadım açıkcası. Varsa da, kolluk gücü buna izin vermez. Defalarca yazdım, bir kez daha yazsam elim aşınmaz, bu işte zorla güzellik olmaz. Zor şartlarda çalışan olabilir, bu başka birşey. Ama zorla çalıştırmaya rastlamadım. Bu iş, tamamen bir "iş". Piyasa, arz, talep, fiyat, katma değeri yüksek servis... Bir iş yaparken neler geçerliyse, bu işte de aynen öyle.

#
Müşterileri çoğunlukla evli adamlar bu kızların. Bildiğiniz, normal, evli adamlar. Kimisi kırk yılda bir, kimisi sıklıkla yapıyor. Bana da bazen soran oluyor, yazdıklarıma bakıp "sıklıkla" bu kızlara gittiğimi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Belli bir frekansım yok, bazen ayda 5-6, bazen 2-3 ay boyunca hiç. Maddi ve hormonal durumlara bağlı.

Evli adamların haricinde, biraz farklı olan müşteriler de var: videoda izlediyseniz, 75-80 yaşında adamlardan bahsediliyor, takma dişlerini kenara koyup seks yapan ihtiyar delikanlılar. Yok, öveyim ya da yereyim diye yazmıyorum, ilginç geldiği için yazıyorum. Eğer seks, o yaşta hala bir ihtiyaçsa, bu adamların bu ihtiyacı başka bir şekilde giderme yolu var mı? Yok. Ya kendisiyle oynayacak, ya da bu kızları çağıracaklar.

#
Bunu sıklıkla duymaya, hatta ilk ağızdan şahit olmaya başladım bu aralar: buluğ çağına gelmiş oğluna eskort ayarlayan babalar var. Ciddiyim. 14-15 yaşındaki genç erkeklere babaları eskort kız ayarlıyor. Sizin kulağınıza nasıl geliyor bilmiyorum da, bence çok tehlikeli, gereksiz ve riskli bir iş yaptıkları. Düşe kalka da olsa, erken de olsa, geç de olsa, her erkek bence normal olanı yaşamalı önce. Düşünsenize, bir tarafta profesyonel olarak bu işi yapan bir kadın var, diğer tarafta henüz ilk tecrübesini yaşayacak genç bir erkek. Hatun dalga geçse, hayatı kayar çocuğun.

Şu veya bu sebepten ilkini henüz yaşamamış, aklı başı yerinde bir erkeğin eskortlara gitmesini anlarım, hatta normal karşılarım, ama bu, abes.

#
Fiziken özrü olan, bacağı veya bacakları olmayan bir müşterisinden bahsetti. Normal mi? Hem de son derece.

#
Bunu çok duyuyordum kızlardan ama, pek yaygın olduğunu düşünmüyordum. Normal bir hetero gibi davrandığı ve seks yaptığı halde, anal olarak uyarılmaktan hoşlanan erkek sayısı benim tahminimden daha fazla galiba. Parmağa veya vibratöre prezervatifi geçirip müşteriye anal seks yapıyorlar. Sadece bunu yaptıranlar da varmış. Bunu isteyenler de gene, tahmin edebileceğiniz gibi çoğunluğu evli adamlar. Eşcinsellikle ilgili herhangi bir tabum yok kafamda, bana uymaz derim en fazla kişisel olarak. Gene, ilginç geldiği için yazıyorum. Aslında değişik hikayeler var bildiğim bununla ilgili ama, şimdilik girmeyeyim.

#
Türk erkeğinin, tabiri caizse "götçü" olduğuna artık kanaat getirdim. Benim de yapmadığım iş değil, seyrek de olsa arada bir yaparım, hatununa göre, duruma göre. Bu genel eğilimin niyesine, sebebine girmeyeceğim. Zevk meselesi deyip geçeyim.

#
Sünnetli mi daha iyi yoksa sünnetsiz mi diye arada tartışılıyor bazen. 5posta'da bununla ilgili yorumlar, Fenasi'nin yazdığı yazılar vardı. Hatun açısından bakılırsa, sünnetsiz daha hijyen ve sorunsuz gözüküyor. Bilemiyorum, ben hatunun yalancısyım. Sünnetsiz olmanın da nasıl bir etkisi olduğunu tecrübe etme şansımı küçükken kaybettim.

#
Bu kızlar bazen mamalarını değiştiriyorlar. Bazı mamalar despot, kızların nerede olduğunu, kendi başlarına iş yapıp yapmadıklarını kontrol ediyor. Kız müşteriye gitmeyi reddederse, ceza kesiyor, hastayım, yorgunum  dinlemiyor. Kimisi de var, kızlarını düzenli olarak sağlık kontrolüne gönderiyor. Mama değiştirme durumunda şöyle birşey oluyormuş; yeni gelen kız eğer bir arkadaşı vasıtasıyla geldiyse, kızı getirene 1000 dolar veriliyor, yeni gelen kız da mamaya 1000 dolar borçlanıyor. Artık çalışarak mı ödüyor, yoksa nakit mi veriyor sormadım. Kızların müşteriden aldığı paranın yarısını mama alıyor. 1000 doları geri ödemek için gerekli hesabı siz yapın artık.

Bu kızlar niye kendi başlarına değil de -malum internette kolaylıkla kendi reklamlarını yapabilirler- mamalarla çalışıyor derseniz cevap şu; çalıştıkları mamaların çok büyük bir çoğunluğu geniş bir müşteri networküne sahip. Videodaki kızın maması 17-18 yaşındayken Türkiye'ye gelmiş, eskortluk yapmış, oturma iznine sahip 30'lu yaşlarında bir hatun.

#
Yeni nesilde bir sorun mu var, yoksa hatun anlatırken mi abarttı bilmiyorum. Genç erkeklerin bir kısmının seks yapmak yerine, bakarak mastürbasyon yaptığından bahsetti. Okşama var, öpüşme var, ama sıra sekse gelince mastürbasyon yapmadan dikilemeyen, boşalamayan erkekler. Fazla porno izleyip 31'e vurmanın etkisi midir, yoksa başka birşey mi emin değilim.

#
17-21. dakikalar arasında biraz bana yağ çekiyor, biraz da müşterilerin anlattıklarından bahsediyor. Kimlerin bu kızlara ne için gittiğini ben yargılamam ama, anlaşılan epey bir müşteri karılarını şikayet ediyor bu kızlara.

#
Türk erkeğinin ortalama penis boyunu sınıflandıramadı. Çok büyükler de var, çok küçükler de var diyor. Ruslarla karşılaştırınca standart sapmamız yüksek sanırım.

#
Bu kızlar sevgili de ediniyor. Bunu da defalarca duydum. Sevgili olan erkekler, kızların ne yaptığını biliyor. Bir beleşçilik durumu gibi geliyor bana. Hatunun ettiği laflardan biri "türk erkek çok yalancı".

#
İlginç yerlerden biri de, fantazi için bu kızları çağıran çiftler üzerineydi. "Türk kadın önce istiyor, sonra kızıyor, sonra kıskanıyor". Seks hayatını renklendirmek isteyenin ne yapacağını ben bilemem elbette ama, aranıza bir eskort kız/erkek alacaksanız, bu insanların bu işi profesyonel olarak yaptığını unutmamakta fayda var. Misal, bu kızların çoğu, prezervatifi ellerini kullanmadan penise takabilir.



Bu hatunla 4 saatlik bir seans yaptık. Uzuna yakın boylu, biraz da kaslı bir hatundur. Daha önce de dediğim gibi, iyi anlaşırız kendisiyle.

Bittiğinde, aynanın muhtelif yerleri, ter ve sperm izleri içindeydi.


Read more...

sürmeli

Sevgili Hatun,

Nasılsın? Ben sana çok bozuğum, haberin olsun. Hiç arayıp sorduğun yok a.q. İnsan bir merak eder, nerede bu Cevat diye. Demek, ölsek hiç sikinde umurunda olmayacak. Halbuki ben seni ne çok seviyorum bir bilsen!

İki gözüm Hatun, senin şu süslenme işine aklım ermiyor benim bazen. Hadi saçını başını geçtim. Boya küpüne düşmüş gibi dolaşanlarınız var lan ortalıkta, üstelik de çoğu genç bunların a.q. Ulan, hiç mi sadelik diye birşeyden haberiniz yok. Sürüyor cart kırmızıyı, sürüyor yaldızlı lipglossları, palyaço gibi dolaşıyor senin bir kısmın. Göz zevkim bozuluyor resmen. Hiç sevmiyorum. Güzel görüneceğim derken abartma, maymuna döndürme kendini.

Tamam, karşı değilim süse bakıma da, seninkisi de manyaklık be gülüm. Geçen, traş losyonu alıcam diye girdim bir yere, iki tane de genç kız var benden başka, tezgahtar yaymış önlerine bir sürü şeyi, anlatıyor; bu gözenekleri kapatır, bu siyah noktalara iyi gelir, bu göz altı kremi, bu kırışıklıklar için. Yok selülit kremi, yok sıkılaştırma kremi... Afakanlar bastı içimi resmen. Bu kadar da olur mu lan, hani yarıyor deseler, afedersin b.ku bile sürecekler kendilerine.

Neyse... Sinirlenmiyeyim.

Bence senin en dikkat etmen gereken, nasıl yapıldığını öğrenmen gereken makyaj, göz, kaş, kirpik üçgeninde gülüm. Gözleri kudretten sürmeli ve büyük gözlü hatunların hastasıyım şahsen. Benim sende en sevdiğim, ilk baktığım yerin, gözlerin Hatun. Tamam, arasıra ilk olarak popona baktığım da olur ama, ille de göz. Manalı bakanın da iki kere hastasıyım.

Bak geçen hafta müşteriler falan var yurtdışından, yedirip içirmek lazım diye bir restorana gittik. Karşı masada bir tane hatun, muhtemelen iranlı, başında saçlarının yarısını örten koyu renk bir eşarp, gözleri sürmeli, kaşları kalem, burnunda küçük bir hızma. Daha oturur oturmaz takıldım hatuna, kısa bir süre yakaladım gözlerini, baktım içine. Haspa, bir havası olduğunun farkında, hiç umrunda değilmiş gibi kaçırdı gözlerini, arada baktığımı da bal gibi biliyor ama, bilmezden geliyor. Bakmadığımı düşündüğü zamanlarda bana kaçamak bakış atıyor. Kadının tatlı kaşığıyla bir tatlı yiyişi vardı Hatun, söylemesi ayıp, oturduğum yerde çadır kurdum valla. İzlendiğinin o kadar farkında ki, bilerek yaptığından eminim. Senin bazıların var ya Hatun, mahvediyor beni. Birgün yakacağım gemileri, uluorta atlayacağım böyle hatunlara.

Neyse gülüm, meramımı anladın sen. Süslen, süslen de, gözünü seveyim bilerek yap şu işi. Abartma. Kendine yakışanı bil. Sadelik her zaman güzeldir. Bak senin için bir blog bile buldum, fena değil sanki.  Site sahibi hatun da konuşmasıyla, haliyle çok tatlı bir hanım bence. Önce kaşları düzeltelim;


İp ile kaş şekillendirme from Makyaj Günlüğü on Vimeo.

Sonra da güzel bir makyaj yapalım. Bu yapılan resmen fotoşop yalnız. Gene de fena olmadı bence.

Inglot {Gel eyeliner} from Makyaj Günlüğü on Vimeo.


Bir de, ben sana öneride bulunayım Hatun. Bilmem biliyor musun, sperm, cilde iyi gelir. Söyle seninkine, tıs tıs içeri gelmesin, öyle popoya göbeğe saçıp ziyan etmesin. Yüzüne yay, artık yayarken aleti mi kullanırsın yoksa elini mi, sen karar ver. Biraz kalsın yüzünde. Çok değil, beş seans düzenli kullanımdan sonra göreceksin, cildin parlayacak. Dene ve gör.

Ense kökünden öperim.

Seni seven, Cevat.

Read more...

sms

ilkbahar 2010 yeni koleksiyon geldi, degisik modelleri var. bize ugrayin. deneyin. saygillar. marinmoda

3 gün önce telefonuma gelen sms. Kelime hataları ve cümle yapısı gönderene ait, değiştirmedim. Gönderen kadının adı Marina. Kendisi, müşteri portföyünün epey geniş olduğunu tahmin ettiğim mamalardan. Gene de, işler kesat olmalı ya da yeterince açık değil herhalde ki, kendisini hatırlatıyor. Daha önce kurban bayramında da mesaj attı, arada bir de kandil kutlar kendisi. Son derece usturuplu mesajlarla kutlar bayram ve kandilleri, rus olduğunu düşününce, insan duygulanıyor. Bir seferinde de "yeni turlarımız var, bakmadan geçmeyin, marintur" gibilerinden bir mesaj göndermişti. Şahane kızları vardı eskiden, şimdi tek tük kaldı o iyilerden, aradığımda "şu burada mı, bu burada mı" sorularıma "yok" cevabı aldığımda kız istemiyorum genelde. 2 sene öncesinde kızlarına istediği rakam iki saat için 200$ idi, şimdilerde 150$'a düşürdü. Eskiden eskortluk yapıyormuş bu da.

İlginç bir durum aslında bu, bir işi biliyorsunuz, ya da bildiğinizi düşünüyorsunuz, "neden kendi işimi kurmayayım" sorusu düşüyor insanın aklına. Kimisi beceriyor bunu, kimisi  beceremiyor. İş planı önemli. Ben de benzer bir kararı aldım alıyorum kaç zamandır, yapacaklarım bitemediğinden yarım bırakıp gidemiyorum. İş planı hazır aslında. Yer mi? Bence yer. Kime hitap edeceksiniz, servisiniz nasıl olacak, müşteri profiliniz ne olacak, hedeflediğiniz kitleye hitap edebilecek donanımınız var mı, sunduğunuz hizmette farklılaşma yaratabilecek misiniz, bunu nasıl yapacaksınız, bir sene sonra nerede olmayı planlıyorsunuz, para kazanmadan ne kadar dayanabilirsiniz, nakit akışını ayarlayabilecek misiniz, aylık işletme sermayeniz ne kadar olacak, rakiplerinizin konumu ne, bir swot analizi yapsanız sonucu ne çıkar. Çok önemli sorular bunlar işinizi kurarken. Bir işi iyi biliyor olmak tek başına yetmez, planınız da olmalı. İşi biliyor olmak başka şey, o işi döndürebilmek başka şey. Ayrı donanımlar istiyor. Swissair vardı bir dönem, onca varlığına rağmen nakit akışını ayarlayamadığı için bir haftada iflas bayrağını çekti. "Benim filomun büyüklüğü şu kadar". Yemez. Uçağını kaldıracak yakıta nakit para veremiyorsan, batarsın.  İş mevzusu uzun. Bu konular bitince, -bitmez de, sıklığı azalınca- naçizane yazmayı düşünüyorum.
...

Kontak bilgilerini ben kesinlikle telefonuma, kullandığım bilgisayarlara kaydetmem. Daha önce yazdığım postalarda önerilerde bulunmuştum. Dileyen bir göz atsın. [1], [2], [3].  Yazılı çizili elimde birşey bulundurmam.  Bazı kontakların bilgilerini ezbere bilsem de, kendime bir mail atarım. İhtiyaç duyduğumda da açar bakarım. Gene de, gönderilen bu sms'lerin yaratıcılığı fena değil. Okurlardan biri de "yeni modellerimiz gelmiştir, test sürüşüne bekleriz" gibilerinden bir başka örnek vermişti zamanında. Beni takip eden hanımlar! Kocanızın, sevgilinizin telefonuna böyle mesajlar gelirse işkillenebilirsiniz.

İş dedim de, Marina'ya sormak isterim; senin servis kalitenin bir standardı var mı? Kime hitap ediyorsun? Bir iş planın var  mı, yoksa haybeye mi gönderiyorsun bu mesajları. Müşterinin azmış olma ihtimali üzerine olur mu bu iş? Oturup telefon mu bekleyeceksin? Kadın, nihayetinde kadın, hizmetini farklılaştıracak birşeyler düşünüyor musun? Misal, bir striptizi standart hizmete dahil etsen, en sonunda da bir blowjob seansı yaptırsan kızlara, şimdikinden daha iyi bir customer loyalty yaratabilirsin. Yoksa iş kıza kalır ki, onun da iyisi var, kötüsü var.

Marina'nın hatun kaynağı iyi. Yıllardır onunla birlikte çalışan hatunların yanısıra düzenli bir sirkülasyonu da var. Yani, kızlarının bir kısmı aralıklarla değişiyor. Kimi kızları var ki, yüzlerine bakmaya doyum olmaz. Kozmos baba resmen ayrı mesai harcamış bunları yaratırken. Müşteriyi, harcayabileceği tahmini paraya göre segmente etse, misal ikiye bölse; daha iyi servis için daha fazla para harcayabilecekler ve diğerleri şeklinde. Her iki gruba göndereceği kızları ayırsa, her grup için detaylı bir sop yazsa, harcayacak parası olanın prosedürüne katma değeri! yüksek hizmetler koysa, bence şimdikinden daha iyi durumda olur. Tabii, kızların bu sop'lere uyup uymadığını arasıra kontrol edebileceği metodları da geliştirmeli.

Ben bu aralar gene iş planım üzerinde çalışıyorum da, ben olsam ne yapardım diye kendi kendime konuşuyorum. Aranızda pezevenk olmayı düşünenler varsa, danışmanlık yapabilirim.

Read more...

Kadın-Erkek Algı Farkı

Biz kadınların arada kaldığı bazı durumlar vardır... Ne yapsam da şu adamı etkilesem ya da acaba bu adam benden hoşlanıyor mu, gibi sorular kafamızda milyon kez oluşur. Bu tip durumlarda beynimizdeki dikkat hücreciğinin genişlediğini düşünüyorum. Yaşça biraz genç iseniz de maalesef erkeklerin tavırlarını çözmek için çok çaba sarf etmeniz gerekecektir.
"Bana geçen sefer verdiği kupayı, bir sonraki evine gittiğimde kendisi kullanıyordu.. " gibi sözler sadece bir kadının ağzından çıkabilir mesela. Adam muhtemelen o gece sizin ne giydiğinizi bile hatırlamazken, hangi kupadan kahve içtiğinizi nasıl hatırlasın... Üniversite yıllarıydı, aynı hataya düşmüştüm. Sonradan uzun yıllar birlikte olduğum erkek arkadaşıma, bir arkadaş ortamında kahve hazırlarken kahveyi kalpli kupaya koymuştum. Sonra da fark ettiğini düşünmüştüm... Tabii etmedi. Daha sonra üzerine konuştuğumuzda da "hadi yaa... kalpli kupa mı? Diyar inanmıyorum sana; hiç dikkatimi çekmedi" şeklinde yorum yapmıştı. Evet efendim, biz biraz salağız... Erkek-kadın algısının aynı olduğundan yola çıkarak çıkarımlarda bulunuyoruz.
Biz salak olabiliriz bu konuda ama erkekler de mal! Kızdan hoşlanıyorsan eğer ufak şeylere dikkat et yahu... Bütün gece gözünün içine bakıp ondan sonra da hadi iyi geceler deyip gitme mümkünse. Bunu yapanlar da var.
Daha önce de dediğim gibi bir adam sizden hoşlanıyorsa anlarsınız. Anlamıyorsanız ya da içinizde şüpheleriniz varsa o iş yaştır, ben size söyleyeyim. Yok efendim şöyle güldü, ben konuşurken elini omzuma doğru attı, canım cicim dedi gibi laflar sizin kendinizi kandırmanız. Adam güldü de ne oldu? İnsan bu, güler. Elini omzuna attı da ne yaptı? Açık bir icraat ortada yoksa- icraat derken seks anlamında değil ama o olursa zaten sorgulama artık, yumul adama- kendini kandırmaktan vazgeç be kadın. Deli ettin beni! Harekete geçmeyen adam ya gaydir ya da sizden hoşlanmıyordur... (Bir kaç istisna olabilir)
Erkek ve kadın arasında algı farkı olduğu gibi kadın-kadın arasında da algı farkı olabiliyor bazen. Bu tip durumlarda yanınızdaki arkadaşınıza dönüp "kızım bu adam senden hoşlanmıyor... Resmen asker arkadaşı gibi davranıyor sana yahu" diyesiniz geliyor... Denmiyor. Algılıyoruz da n'oluyor sanki...
Bakın güzel bir örneğim var bu konuda:
Bugün İtalyan bir adamla tanıştım. Bir haftadır Ankara'daymış. Telefon ve hat almak istiyordu, bizim de İngilizce konuştuğumuzu duyunca yardım istedi. Anlaşamamış Turkcell ile. İyi dedik biz de.. Eli yüzü düzgün, aslında fazlasıyla düzgün. Gözlük kullanıyor... Çerçevesiz. Uzun boylu... İri yapılı değil. Siyah spor ayakkabı giymiş. Bir İtalyan havasıyla İngilizce konuşuyor... Evet ben bunlara dikkat ettim. Yanımdaki diğer iki hatun kişi ise adamın elinde yüzük olup olmadığına dikkat etmiş. Aradaki farka bakın? Bunun üzerine kendi algım ve parmaktaki yüzük dinamiğinde iki farklı çıkarımda bulundum:
1- Yüzüğe bakmadım çünkü: Adamın evli olup olmadığı umurumda değil. Evli olsa kaç yazar. Sanki Cenk ile birlikte olan ben değildim? Şuna bak Diyar; resmen amoral bir insan oldun çıktın... Ar, namus cık cık...
2- Yüzüğe bakmadım çünkü: Adamın sohbeti ilgimi çekti.. Evet evet.. Ondan bakmadım. Bana ne adam evli mi değil mi? N'apacağım sanki? Sohbet ediyoruz; adama da telefon alıyoruz. Ar,namus, aferin...
Hangi nedenin doğru olduğunu bilmiyorum. Kadınlar bu konuda felaket dikkatlidirler... Erkek insanı parmağındaki yüzüğü çıkarsa bile kadın yüzük izini kırk yıllık detektif gibi fark eder. Hele uzun süre evli kalmışsan ve hep o yüzüğü takıyorsan parmakta oluşan deformasyonu düzeltemezsin. Kadın onu mu fark edecek, demekten vazgeç be adam. Deli ettin beni! (Sana diyorum ki biz üstündeki kıyafetten, kahveyi neye koyduğuna kadar bakan insanlarız.)
Ancak ben (mallığımdan) sanırım şu ana kadar kimsede yüzük var mı diye bakmamışım. Kaldı ki evli olup yüzük takmayan yüksek bir kesim de var. Yok efendim parmağı şişiyormuş, yok efendim içine sabun kaçıyormuş, yok efendim saçını yaparken takılıyormuş. Babamın mesela yüzüğe alerjisi var. Adamın parmaklarında egzema oluşuyor. Senelerdir de vardır. Ancak annem, X Files'daki Scully gibi bir hatun olduğu için egzema falan dinlemeyip "iyi o zaman altın takma sende" diyerek kendisine yeni yüzük almış bir insandır.
Biz saçma şeylere dikkat ediyoruz işte, kabul. Ama dikkat edilen bazı noktalar ise gerçekten önemlidir: Mesela adam formları doldururken ev adresine dikkat ettiğim, doğum tarihine baktığımı kabul ediyorum.
Son kertede İtalyanım civanım'ın işini hallettik. Eğer vaktiniz varsa size bir şeyler ısmarlayayım, yardımınız karşılığında dedi... Arkadaşım bana baktı. Yok anlamında kafamı salladım. Ar, namus mu üstümdeydi, yoksa bir an önce eve gidip duş almak mı istiyordum? Bilmiyorum. Ardından yanımdaki gevurun "şöyle yapalım: ben de yabancı olduğum için biliyorum, ilk zamanlar zor geçer. Eğer şehri gezmek istersen haber ver bize. Biz de sana katılalım. Bir de kahve içeriz" demesi ile adamın süper demesi bir oldu. Elinde telefon numarası yazılı olan kartı bana uzattı. İşte bu benim numaram, kaydeder misin? Bir kaç saate açılacakmış, mesaj atarsan seninkini de öğrenirim dedi.
Evet, adamın yüzüğü olup olmadığını kontrol etmek için tek bir yol var. O da mesaj atmak.

Read more...

the Oksana

- Hatun iyi diyorsun yani?
- İyi dedik ya be kardeşim.
- Eminsin?
- Son üç aydır sadece bu hatuna takılıyorum diyeyim sana.
- İyi peki, ücret?
- 2 saatine 250 € ister bu hatun.
- Oha! Kim kimi sikiyor peki?
- İstersen ötekilerden dene. Seçim sana kalmış Evli!
- Ulan bak memnun kalmazsam, gelir ensende boza pişiririm!

...

Benim, kadınlarla aram hep iyi oldu. İyi oldu derken, reddedildiğim durumlar da vaki elbette. Hele, erkekliğe yeni adım attığım dönemler tam bir faciaydı. Güzel bulduğum kızlara aniden ve süratle aşık oluyor, daha da hızlı bir süratte, yüz bulamıyordum. Öyle ki, yüz bulursam nasıl karşılık vereceğim konusuna hiç kafa yormadım. Tabii bunda, yaşımdan hızlı giden boyumu dolduramayıp, geçici bir süre garip bir görünüşe bürünmüş olmamın ve yatılı okulun üstüme yapıştırdığı zibidi-serseri karışımı duruşun da etkisi vardı.

Sonraları bu durum değişti. Her yaz gittiğimiz tatilde bir "alamancı" kız, gece kumsalda beni öyle bir muameleye tabi tuttu ki, ben, neye uğradığımı şaşırdım. O güne kadar teoride kalan bilgilerimin pratiğini de birlikte yaptık. Daha çok o yaptı, ben, doğaçlama yeteneğimin yüksek olduğunun farkına vardım. Döndüğümde kendimi "lady killer" gibi hissediyordum. Sonrasında, gene yüz bulamadığım durumlar olsa da, bunun sıklığı zaman geçtikçe azaldı. Yaşımdan hızlı giden boyumu doldurdum, elim ayağım düzeldi. Üstüne, bir miktar karizma ekledim, bir miktar da laf edebilme yeteneği. O dönemler, genç, yakışıklı, potansiyel karizmatik bir erkek olarak maymun olduğum durumlar olsa da, üstüme alınmadım. Takıldığım, asıldığım, yüz bulduğum, bulamadığım her kadından birşeyler öğrendim. Bu kısım uzayacak. Burada keseyim. Falan...

Aynı anda iki sevgilim olmadı hiç ama, bir sevgilim varken kırdığım cevizleri toplasam, bir torbayı doldururum herhalde. Kadınları çok sevsem de, bugüne kadar iki kez aşık oldum. İkincisiyle evliyim. Evlenmeden önceki son bir sene, benim ömrü hayatımda en aktif olduğum dönemdi. Yok, o dönemki sevgilim, şimdiki karımla değil sadece. Tanıdığım, aklıma takılan hatunları ziyaret ettim, hal hatır sordum. Yenilerini tanıdım, hal hatır sordum. O dönemde, karımla ayrı şehirlerde yaşıyor olmanın avantajını epey kullandım.

Evlendikten sonra, eşimden başka bir kadınla birlikte olmamayı düşündüm. Buna da uydum uzun bir süre. Arada, evli olduğumu bildiği halde kuyruk sallayanlara kılıç çekmek istesem de, çekmedim. Kaçamak yapmadım. Canım çekmediğinden değil, yapmamayı seçtiğimden. Yaklaşık 5 sene kadar.
...

- Otel tavsiyen var mı?
- Ben, bizim garsoniyere atıyorum hatunları, keyfine göre seç işte bildik otellerden birini. Ucubik bir yer de olmasın, hatun biraz havalı, gelmeyebilir.
- Sorun çıkmasın?
- Birşey olmaz, merak etme. Sen hatuna oda numaranı söyle sadece.

Aşağı yukarı bu minvalde dönen bir konuşma. Ben, henüz bu işlere fiilen hiç bulaşmamışım. Konuştuğum adamsa, üniversite yıllarından tanıdığım, katmerli bir zampara.

Maçka parkının tam karşısında, önceden birkaç kez kaldığım butik bir otelden yer ayırttım. Abartısız, fakat rahat bir yer. Odanın duvarında büyük, hakikaten büyük aynalar var, tavandan yere kadar. Randevulaştığım hatun, ortalama fiyatlar 100$ civarında iken neredeyse iki katı para isteyen, ama çok övülen, Oksana nam bir rus kızı. Ben de hayatımda ilk kez, para vererek seks satın alacağım.

Akşamüstü erken sayılabilecek bir saatte, otelin kapısından girdim. Odaya çıkıp, üzerimdeki takım elbiseden kurtuldum. Rus kızının gelmesine bir saat vardı daha. Duş aldım. Yanımda getirdiğim kıyafeti geçirdim üstüme, viski bardağını yarısına kadar doldurup, üzerine su ekledim. Koltuğa kaykılarak oturup, beklemeye başladım.

Kapıyı açtığımda gördüğüm hatun, beklediğimden daha sade ama daha şık, her halinden işini iyi yaptığı belli olan, ama bu profesyonelliğini yumuşak gülüşüyle örtmeyi becerebilen, yaratılıştan torpilli bir kadındı.

- merhaba, ben Oksana
- Evli!

Tokalaştık.

Boynunda sahte mi değil mi anlayamadığım inci bir kolye,  hafiften duyduğum coco kokusu, iş kadını tarzındaki eteğinin üstünden belli olan abartısız ama güzel kalçaları, zarif ayakkabısı, siyah çorapları ve elinde çantasıyla önümden süzülüp diğer koltuğa oturdu.

- Birşey içer misin?
- Ben çok içmem, ama sana eşlik ederim.
- Viski?
- Olur. Bol buz koyar mısın?

Buz yoktu, oda servisinden istedim.

- Arkadaşın, sana özel ilgi göstermemi söyledi bana.


Türkçesi düzgün. Oksana'yı dışarıda görsem, süzerim uzun uzun, para karşılığı hizmet veren bir kadın olduğunu tahmin etmek zor. Giydikleri, konuşmaları, davranışları çok dozunda. Abartısı yok. Ama kadınsılık akıyor üstünden. Ücretini, üzerine biraz daha koyarak uzattım. Havadan sudan bahsettik.

Oturduğum koltuğu aynanın karşısına sürükledi Oksana, boynumla yüzüm arasında bir yerden, eğilerek öptü, yüzü aynaya dönük halde, dans etmeye başladı. Aynadan gözlerimi buldu. İşveyle güldü. Elimde içki bardağı, üstündekileri yavaş yavaş çıkarışını izledim. Sadece ayakkabısı ve iç çamaşırıyla kaldığında, üstü de tamamen çıplakken, benimle ilgilenmeye başladı. O iki saat, sadece koltuk ve ayna karşısında vakit geçirdik. Yatağı kullanmadık. Bittiğinde, aynanın muhtelif yerleri, ter ve sperm izleri içindeydi.

- Hoşuna gitti mi?

Koltukta çıplak, arkama yaslanmış, edep yerimde bir havlu varken, kafa salladım. Kız, iyiydi. Numara yaptığı yerler olduysa da, bunu bana farkettirmeyecek kadar iyiydi.

- Tanıştığıma çok memnun oldum Evli.
- Ben de Oksana.
- Görüşmek istersen, başka kız arkadaşlarım da var.
- Bakalım.

Oksana'yı ve efradını, beş ya da altı kez daha gördüm sonra. Onun üstünden tanıdığım her kız, güzeldi.

Duş aldım. Giyindim. Koltuğa tekrar oturmadan önce, bardağın yarısını doldurdum.
Su, eklemedim.

Read more...

Orgazm: "Geldin mi?"

Evet geldim...
Yok az kaldı... Devam et...
Gelmek de nedir? Bana sorarsanız ecnebinin koyduğu lafı biz devşirmişiz. Film ya da dizilerde hiç dikkat etmediğim "i am comming" lafı ilk kez karşıma üç sene önce çıktı. İlk duyduğumda "Aaa demek ki sadece biz Türkler kullanmıyoruz bu kelimeyi seks sırasında" gibi bir düşünceye hasıl olunca da sevişme modumun kaçtığını hatırlıyorum. Zaten kaçıp kaçmamasının da pek bir önemi yoktu, karşımdaki bir dakikaya kalmaz geleceğini bildirmişti... Laf ağızdan bir kez çıkar hesabı da dediğini yapmıştı.
Erkekler boşalmadan önce neden "geliyorum" der? (Hepiniz değil tamam, cengaver olup sinire kesmeyin hemen) Bence:
1- i am comming, prepare yourself: Geleceksen elini çabuk tut; yok gelmeyeceksen beni kasma.
2- i am comminggg. Inside or out?: Geliyorum... içeri gelsem sorun olur mu? (İyi de zaten kondom icat olmuş, doğum kontrol hapları var... İçerisi dışarısı, gerisi berisi, fark eder mi?)
3- i am comming, just for you to know: Hani ben edeyim de lafımı, sonra yok efendim niye geldin...niye sormadın diye çıkma. (Çok korkutuyoruz erkekleri, yazıktır günahtır. Niye çıkışayım? Bir dahaki sefere daha geç gelirsin olur biter, anlaşırız.)
Konu nereden nereye "geldi"... Dur biraz daha "gelsin"...
Gerçekten niye "geliyorum" dersiniz? Soru cümlesi dahi değil... Hadi, "geleyim mi" diye sorsanız daha devam edebileceğinizi anlarım. Bence kısaca denilen şu: Beğen ya da beğenme sonuç ortada... Bir iki saniye, bilemedin bir on saniyeye de o sonuçla karşılaşacaksın.
Ana konuya doğru "geleyim" mi?
İş biter, karşıdaki adamın yüzünde bir gülümseme oluşur. Rahatlamıştır... Kasıklarındaki ağrı, baskı, her ne ise dinmiştir... Sıra yeni bir şey söylemeye gelir:
"Geldin mi?"
Ne gariptir ki seksin bitimine beş dakika kala ile bitmesinden beş dakika sonra adamın aklı hala "gelmek" sözcüğündedir. Bu sefer sizi merak etmiştir. Oysa ki "geldin mi?" sorusuna cevap vermek bütün kadınlar için kolay değildir. Erkeğin sorduğu bu soru, kadın vajinal orgazm olmuyorsa daha da anlamsızlaşır. Sizin hareketinizden ya da istemsiz kasılmanızdan bir şeyler çıkartabilirler, yine de merak ederek sorarlar: "Diyar geldin mi?"
Küfür etmeyi sevmem. Yakıştırmam da kendime... Hoşuma da gitmez. Efendim izninizle:
"Gelmedim a.q."
Maalesef yurdum erkeği de yurdumdan olmayan erkek de gelip gelmediğimize takılmıştır. Bu konuda farklı tip bir kaç erkekle tanıştım aslında. Bir tanesine orgazm olsam da uzun süre olmadım dedim. En son sevişmemizde aynı soru ile yine karşıma çıktı.
-Diyar, geldin mi?
-Evet.
-Gerçekten mi?
-Evvvet...
-Sevindim. Sen orgazm olmadığın için kendimi yetersiz hissediyordum.
- .... (Biz acımasız olabiliyoruz. Ya da şöyle söyleyeyim "ben acımasız olabiliyorum". Adama orgazm olduğum halde söylemezsem yetersiz hisseder kendini.)
Yine de, geldin mi sorusu artık kabusum haline gelmeye başladığı bir sırada başka bir erkekten de aynı lafı duyunca artık isyan bayraklarını çektim. Seks bitmiş, uzun sürmüş... Gereksiz konuşmalara girilmemiş... Erkek insanı üç beş kere "bebeğim çok güzelsin... diyar canımsın" gibi laflar etmiş. Ama saçma laflarla seksin doğasını bölmemiş. Her şey bitmiş içeri salona geçmişim. Bir sigara yakıp güzel bir şarkı açmışım:
-Bir şey soracağım sana ama doğruyu söyleyeceksin?
+ Peki. (Bu sırada içimden iki soru geçti. Eğer bunları sorarsa nasıl cevap vereceğim dedim kendi kendime. Yalan söylemeyi beceremeyen bir insanım, en fazla kıvırabiliyorum.)
-Sen orgazm oldun mu? (İçimden: Yürü be sonunda geldin mi demedi birisi de dedim..)
+Nasıl yani? Niye sordun ki? (Ne kadar kötüyüm. Zaten adam ıkınmış sorarken; ben ise cevap vermek yerine üsteliyorum. Biz kadınlara laf kalabalığı sever misin diyin, ohoo bayılırız.)
- Dün orgazm oldun, fark ettim ama bugün fark etmedim. Dinamiğini anlamak istiyorum...
Erkeğin işi de zor... Sonuçta onlar gibi anlık boşalma yaşamıyoruz. Doğal olarak da adam orgazm olup olmadığımızı ya da kaç kere olduğumuzu anlamıyor. Bir arkadaşıma sordum geçenlerde, sen orgazm olduğunda vücut tepkin ne oluyor diye: Kızın verdiği cevap hiçbir şekilde genelleştirilebilecek bir şey değildi:
"I feel kind of numbness starting from my left leg; and then it goes all over my body 'till my stomach. But only my left side."
Her kadında farklı bir his mi oluşuyor gerçekten? Kimi kasılırken, kimi titrer mi? Hiç belli etmeyeni var mıdır?
Peki, bir önceki gün "gelmiş" miydim?
Affınıza ikinci kez sığınarak:
"Gelmedim a.q."
Yazının sonuna "geldim"(!)

Read more...

Laf atma üzerine...

Yatılı okudum ben, ortaokulu da, liseyi de. Devlet parasız yatılı okullarında. Hala aynı isimle mi anılıyorlar bilmiyorum. Öğrenciler, genellikle alt ve orta sınıftan ailelerin çocuklarıydı, ya da, zengin değillerdi diyeyim. Okulun standart bir üniforması yoktu, dönem başında bizi topluca sümerbanka götürürler -yeni nesil bilmiyordur belki, sümerbank mağazaları vardı devlete ait-, belli bir limit içerisinde kendimize takım elbise, gömlek, pijama, ayakkabı alırdık. Hesabı da okul öderdi. Öğrenci başına düşen para, ancak bir tane takım almaya yettiğinden, aynı takım, sene başından sene sonuna kadar giyilirdi.

Gece, gömlek kravat ve süveterle uyumak, sabah, pijamayı çıkartıp pantolonu kıçımıza geçirivermek pratik ve yaygın bir davranıştı. Kravata sene başında atılan düğüm ise, sene sonuna doğru hakiki düğüm olur, etrafı parlardı. Her gün giyilmekten pantolonların dizleri aşınır, en iyi ihtimalle haftada bir ütülendiklerinden, boru gibi olurdu hepsi. Aynı elbiselerle, ders aralarında futbol maçı yapardık. Maç, galatasaraylılarla fenerbahçeliler arasında olur, sene başında 0-0 olarak başlar, sene sonunda toplam skora göre kazanan tayin edilirdi. Top oynamak isteyenin, bu iki gruptan birine girmesi gerekirdi.

Yatılılar -okulun neredeyse tamamı yatılılardan oluşurdu- yurtta kalır, yemekten sonra etüd yapılır, sonra nöbetçi öğretmen gelir, etüd başkanının ispiyonuna göre bir grup öğrenciye sıra dayağı çekerdi. Elinize vurulan odunun -odun dedim, evet- acısını, üçüncü seferden sonra hissetmezdiniz. İlk ikiyi karşılamayı becerirseniz, sonrasında kaç kez vurulduğunun pek bir önemi yoktur.

Böyle anlattığıma çok takılmayın, cehennem gibi bir yer değildi, ama sert öğretmenleri olan, sert bir okuldu. Disiplinli diyelim, kimseye gereksiz yere dayak attıklarını hatırlamıyorum ama, disiplin anlayışları biraz cennetten çıkmaydı.

Gündüz harcadığımız enerjiyi verilen yemeklerden alamaz, aşırdığımız ekmeklere yağ sürer, ancak öyle doyardık. Bazen de, yeni evci çıkmışların tayınını talan ederdik. Dolaplarda kimin ne sakladığı bir süre sonra ortaya çıkar, paylaşmayan, dışlanırdı.

Yaşları 11-14 arası, takriba 100 kadar oğlan çocuğuyduk. Banyo haftada bir, sonra iki oldu. Saçlar üç numara. Kafalar tıkır. Dışarıdan görünümümüz yaklaşık olarak böyleydi.

Yatılı okumanın benim hayatıma etkisi çok olmuştur. Ana kuzusu olduğunuz bir yaşta, tek başına kalmaya alışır, her türlü puştluğu öğrenirsiniz. Öğrenmek zorunda kalırsınız. Başta biraz ağlayıp zırlasanız da, başka çareniz yoktur. Ya alışırsınız, ya da alışırsınız.

Sosyal aktiviteleri de şöyle özetlemek mümkün; okulda yapılan maçlarda çıkan kavgalar, numune niyetine kız öğrenci kabilinden okul kaydında bulunan kara kuru, kürdan gibi birkaç kızı paylaşamama neticesinde çıkan kavgalar, yakın mesafedeki bir başka okulun kızlarını, aynı okuldaki erkek öğrencilerden daha fazla sahiplendiğimiz için çıkan kavgalar. Kızların bu duruma aldırdıklarından çok emin değilim ama, iki okul arasındaki sabit kavga nedenlerinden biriydi. Erkekler kafa göz birbirine girerken, kızlar eğlenirdi. Hayata hazırlık.

Bu yaşlar, tam da "erkek olmaya" giriş yaptığımız dönemler. Çöp gibi de olsa, kızların bacaklarına dalıp gidiyoruz, laf atıyoruz. Okuldaki yeni ingilizceci, aklımızı başımızdan alıyor hepimizin. Halbuki gördüğümüz, dizlere kadar bir etekten ibaret, ama hatun, "at gibi". İlk otuzbir malzemelerimden biridir.

Kızları tenhada sıkıştırmışlığım var ama, hayatımda hiç sarkıntılık yapmadım. Birkaç kez de laf atmışlığım var. O yaşlarda tek başınızayken laf atamazsınız, henüz kendinize olan güveniniz tam gelişmediğinden, ancak grup halindeyken cesaretiniz gelir. Attığımız laflar pek müstehcen sayılmazdı. Bir tanesi şöyleydi; "yavruuu vatandan kalkan bir uçak, fıstıkkk getiriyor anavatana". Yavru ve fıstık kısmı, yüksek sesle ve vurgulu söylenir, geri kalanını mırıldanırdık. Kızlar genelde kikirder, bazen de bizi hocalara şikayet ederlerdi. Bu yüzden birkaç kez elime odun yemişliğim vardır.
12-13 yaşındayken, önümden geçen iki kadına "anasına bak, kızını al" gibilerinden birşey söylemiş, kız dönmüş gülerek, "beni mi, yoksa anamı mı beğendin" demiş, ben, hebelek gübelek olup cevap verememiştim. Kızardığımı hatırlıyorum. O yaşta beni çocuk olarak değerlendirmiş, kaale almayıp dalga geçmişlerdi. Pek haksız da sayılmazlardı.

O günden sonra kimseye laf attığımı hatırlamıyorum ama, güzel kızları görünce baya baya içim gidiyor bazen. Durum ve ortam müsait olduğunda, fazla uzatmadan kısa bir göz teması yaparım. Bir iki saniye gözleri yakalar, saçından ayağa hızlıca süzer, beğendiğimi belli ederim. Analar neler doğuruyor, inanamıyorum bazen.

Gene, durum ve ortam müsait olduğunda, önümde yürüyen kalçaları şöyle bir avuçlar, farazi şaplağı basarım. "Çıplak nasıldır bu acaba" diye düşünüp, bir iki pozisyonda hayal ettiğim kadınlar olur bazen. Boşalırken yüzünün alacağı şekli, çıkartacağı sesi kurarım kafamda. Ciddi ciddi sevişirim yani şöyle iki dakikalığına.

Bu süzmelere karşılık aldığım zamanlar olur, filinta endamında bir adamım ben de sonuçta, ama uzatmam. Tadında kalır. Pratik niyetine yapıyorum, bazen lazım oluyor.

Falan.

Unutmadan. Kızın anası daha güzeldi.

Read more...

Swingers & Ev partileri

Türkiye'de legal olarak iş yapan ne bir striptiz kulubü, ne party kulüpleri, ne de başka birşey var. Herşey yeraltı ve gizli. Gizli derken, bilen biliyor, giden de gidiyor. Fakat bu tür yerlerin bilgisini Internet'te bile zor bulursunuz. İşin içinde seks varsa iletişim genellikle aleni olmuyor, reklam yok. Network bu aşamada önemli. Çevresi olan birilerini tanıyorsanız ne ala, tanımıyorsanız biraz araştırmanız gerekir. İlginiz varsa tabii.

Ben seks konusunda kişisel takılmayı tercih ediyorum, fazla bir macera aradığım da yok zaten, "bela" bana göre değil. Ama merakın kediyi öldürdüğü durumlar da oluyor tabii.

Internet'te "evli çiftler" diye aradığınızda - yanına seks vesaire de yazın - karşınıza çıkacak linklerin, bilgilerin, komunitelerin çoğu beş para etmez, evli olup da macera arayan birkaç çift bulursunuz en fazla. Kişisel olarak iletişime geçerim, harcayacak mesaim var diyorsanız bir deneyin. Eğer hatunsanız, kısa bir araştırmayla evli veya birlikte yaşayan bir çifte çok kolay 3. olabilirsiniz. Eğer eşi olmayan bir sapsanız hiç şansınız yok. Yok eğer evliyseniz de, kare kurabilirsiniz.

"Ev partisi" düzenleyen birkaç adam var, pardon, kadın var. Pezevenk değiller, bir nevi organizatörlük yapıyorlar. Sizin bilgilerinizi alıyorlar, hatta resminizi isteyip işinizi gücünüzü soruyorlar.  Eğer bir referansla geldiyseniz, bu aşamayı zahmetsiz geçebiliyorsunuz. Yok, bir şekilde şans eseri bulduysanız kontak bilgisini, muhtardan ikametgahı ve vesikalık resimleri hazır edin. Tekinsiz olmadığınıza kanaat getirirlerse, size bir dahaki partinin yerini ve zamanını söylüyorlar. Partiye katılırsanız, kendilerine uygun bir miktar parayı toka ediyorsunuz.

Seks - tahmin edeceğiniz üzere - paralı değil. Gelenler eşit sayıda kadın ve erkekten oluşuyor. Kimin ne olduğunu bilebilecek sayıda katılmadığımdan, zaten kimse de soru sorulmasından hazzetmediğinden, katılanların profili hakkında sadece tahminimi söyleyebilirim; çoğunlukla evli veya boşanmış erkek ve kadınlardan oluşuyor. Çift olarak katılanı ben görmedim, ya da gördüysem de anlayamadım çift olduklarını. Particilerin erkeği de kadını da sağdan soldan toplanmış kıro ya da kezban modelleri değil, belli bir seviyeyi tutturmuş normal tipler. Fazla sayıda insan da yok, en fazla 10-12 kişi.

Partinin bir saat sınırı yok, akşam başlayıp sabaha kadar sürebiliyor. Normal partiden tek farkı, herkesin oraya seks için geldiğini herkesin biliyor olması, birinden hoşlandıysanız, o da sizden hoşlandıysa işlem tamamlanıyor. İlk saatler, klasik türk olduğumuzdan biraz "kasık" geçebiliyor. Organizatörler bunu da düşünmüş, mebzul miktarda içkiyle birlikte striptiz yapan bir hatun ve erkek sahne aldığında, particilere sataşmaya, mıncıklamaya başladığında ortam ısınıyor. Bir de tam emin olmamakla birlikte, kendi elemanları olduğunu sandığım  ortalığı ateşleyen "meydancıları" var.

Ben bir kez çekmeköy'de, bir kez de sapanca'da düzenlenen bir partiye katıldım. Müstakil, çok lüks olmayan ama amaca hizmet edecek uygunlukta villa tipinde evlerdi. Sapanca'daki neredeyse bir gang bang partisine dönüştü, aşırı rahat olan iki hatun erkekleri kırdı geçirdi. Ben grup seksi pek tercih etmiyorum, teke tek daha hareretli oluyor bence, olaya konsantre olabiliyorsunuz. Fakat amatör grup seksin de bir seyir zevki var. Bir kere olayın aktörlerinin amatör olması çekiciliği arttırıyor. İki erkek bir kadın -ki hatunlar bunu oldukça seviyor- veya iki kadın bir erkek bence ideal grup büyüklüğüdür. Fazlası, görsellikten ibaret.


Diğer kişilerin iletişimi partiden sonra da devam ettirip ettirmediğini bilmiyorum ama, hoşuma giden bir hatunla sonrasında da birkaç kez görüştüm. "Bela" kokusu çıkmaya başlayınca da bıraktım görüşmeyi.

Aynı kişiye ait olduğunu tahmin ettiğim bir haber okudum birkaç ay önce, kumburgaz'da polis fuhuş gerekçesiyle baskın yapmış, organizasyon sahibinin lakabı benim kontakla aynıydı. Butik otel gibi, denizi yukarıdan gören manzarası şık bir yerdi. Aynı yere bir kaç kez ben de takılmıştım. Yanlış zamanda yanlış yerde olmamak lazım.

Fazla macera peşinde koşmadığımdan, adı çok bilinen ya da bilenin bildiğini düşündüğüm yerlere pek girip çıkmamaya çalışıyorum. Bekarsanız ya da boşanmışsanız sorun pek yok, ama amatörlerle uğraşırken - her ne kadar konu çekici olsa da- risk vardır.

Bence çok belanızı aramayın.

Read more...

Haftanın sevişmesi #1


 Yaklaş arkadan. Saçlarını elinin sakin bir hareketiyle yana topla. Boynu gözüksün. Yüzünü sürtermiş gibi, burun, dudak, çene karışımıyla sakin sakin öp ense çevresini. Nokta nokta, tek tek. Yumuşak ve hafif ıslak olsun öpüşün. Kulağın arkasına kadar. Sonra geri gel. Omuz başlarına doğru gitmeyi de unutma. Boyunla omzun birleştiği açılı yer var ya, orada biraz oyalan. Oyalan! Yavaş, acele etmek yok. Hatunu takip et, ipucunu o verecek sana.

Sen bunları yaparken, gerinirkenki  gibi başını oynattığını gördün mü? Ya da gözler bir aralık kapandı mı uzun?  Nefes? Devam et, iyi gidiyorsun. Yaslan biraz hatuna, bastır kendine doğru. Yavaşşş. Acelemiz yok. Bir elin hatunun vücüdunda olsun. Gezdir elini. Bacaktan başla. Kasığa doğru, göbeğe doğru, memelere doğru. Elinin parmaklarını kullan. Parmak uçların uygun bir açıyla dokunsun. Gıdıklanmasın. Hissettirerek dokun. Sakin. Ne sert, ne de yumuşak. Her bölgede yeterince vakit geçir. Kukuya dokunma sakın, daha var oraya. Hatunu takip ediyor musun?

Hatunun yüzünü sana dönmesine izin verme. Verme! Arkada kal. Sence ıslanmış mıdır? Hatunu takip ettiğinden ne çıkardın? İlla ki elleyerek anlanmaz. Islanmış mı?

Aferin sana.

Fotoğrafta arkada duran kolun açısını gördün mü? Öteki kolunu da o açıya getir arkada. Elindeki sigaraya dikkat et, yakmayasın kendini! Şimdi geçir bir kolunu hatunun kollarının arkasından, kilitle onları. Kaçmak isterse kaçamayacak kadar sıkı olsun, canını henüz yakma ama. Sakin.

Dikildin mi sen de? Aferin sana. Hatunun beline öyle bir kavis ver ki, diğer boşta kalan elinle, istediğinde arkadan bızıra, memelere erişebilecek, istediğinde ağzından tutup başını geriye çekebilecek kadar rahat olsun duruşun. Açını iyi ayarla. Yukarıdaki kısmı başarıyla yaptıysan hatun da yardımcı olacaktır sana, merak etme.

Kukuya saplamak yok direkt, her sevişme ayrı, şimdi sakin ol. Neden dokunmadık demin kukuya? Sabırsızlansın diye. Sen sabırlı olacaksın ki, o sabırsızlansın. Sabrın sonu selamet. Hazır mısın...?

Gir!

Yavaşşş! Sadece başı girecek. Hepsi değil. Bekle. Bekle. Bekle. Hatunu takip etmeye devam ediyor musun? Eğer yeterince sabırlı davrandıysan, yeterince kışkırtabildiysen kukuyu, sabrının semeresini alacaksın birazdan. "Hadi" der mi hatun? Olabilir. Ya da daha kirli bir dirty talk? Mümkün. Tepkiyi aldıysan, tebrik ederim. Aferin sana. Geri kalanını da verebilirsin artık, gir sonuna kadar, hart diye değil ama, kararlı bir hızda. Tek ve kesintisiz bir hareketle gireceksin. Hepsi bittiğinde dur, geri çekmek yok hemen. Bekle. Bekle. Bekle. Hissetsin.

Sonrası? Sana kalmış gözüm! Arkada kilitledin kolları, bel kaviste, diğer elin boşta. Poponun yanağından kaldırıp bızıra ulaş. Saçları eline dolayıp kafayı geriye çektirerek destek al. Ya da, kafayı hafif yan çevirip hatunun gözlerini görebileceğin şekilde cama bastır. Nefesinden cam buharlanır, daha güzel görünür. Hatunun bir dizini pervaza kaldırıp varyasyona da girebilirsin. Hangisi güzelse. Ya da hepsini birden yap. Tutan mı var seni? Popoya şaplak vurmayı da unutma.
..................

Ey cemaat!

Duydum ki, memlekette pozisyon sıkıntısı çekiliyormuş! Doggy ile cowgirlden, misyonerden başkasını denemiyormuşsun pek. Yaratıcı ol lan biraz, seks dediğin sırf sok çıkar değil gözüm! Güzel seviş, seviştir.

Yukarıdaki sahnede eksik bıraktığım yerler var. Onları da, herkes kafasına göre doldursun diye bıraktım. Sen dirty talk seversin, ben dişlerimi sıkarak konuşurum. Ne bileyim ulan! Doldur işte. Ben ipleri hatuna pek bırakmam, kendi koreografimi kendim yazarım, sen bırakırım dersen, ya da hatun alırım derse, ona da birşey demem. Sen bilirsin. Ama yukarıdaki hatunun üstündekini ben senin yerinde olsam hiç çıkarmam, vücudunu tamamen bana dönmesine de izin vermem. Zor kullan gerekirse, orantılı olsun ama.

Haydi bakalım, bundan sonra arada bir böyle şeyler yazıcam. Sen okurken n'aptın bilmiyorum da, ben yazarken arada bir çadırı kurdum gözüm.

Bu güzel fotoğrafı bana kendi elleriyle seçip gönderen Aglea hanıma teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca adının da hastasıyım kendisinin.


Evli abim beni sikertmezse iyidir.

Ciao cemaat!

Read more...

Frim-Fram Sauce

Adam uyandı. Nerede olduğunu anlamak için etrafına bakındı. Kocaman bir yatağın bir tarafındaydı, diğer tarafında bir kadın uyuyordu.  Çarşaf yorgan öbekler halinde toplanmış, kadının bacaklarını ve memelerini yarım yamalak kapatmıştı. Yatakta doğruldu, yerdeki  devrilmiş  boş şişeyi, sütyeni ve çorapları gördü. Yanındaki kadına baktı, güzel bir kadındı, tanışalı birkaç gün olmuştu, yaşını sormamıştı ama, kendisinden sekiz on yaş büyük olmalıydı. Geceki halinin aksine çok sakin ve huzurlu görünüyordu kadın, başının altına koyduğu iki elini birbirine kenetlemişti.

Biraz daha doğrulduğunda kendisinin de tamamen çıplak olduğunu farketti adam, donunu arandı, tek harekette geçirdi üstüne. Odada ağır bir intim koku vardı. Boğazı - içtiği şarapların etkisiyle - kurumuştu, kuru kuru yutkundu, hafif başı ağrıyordu, ellerini yüzüne götürüp saçlarını arkaya doğru düzeltti. Saatine baktı, görebildiği kadarıyla beşe geliyordu. Kapalı perdelerin arkasından hiç ışık gelmiyordu, hava daha aydınlanmamıştı. Giysilerini yerden toplayıp salona geçmeden önce kadının üstünü örttü adam. Çıkmadan önce, kapıyı sessizce kapadı.

Hafif aydınlatılmış koridordan ilerleyerek salona geçti, ışıkları yaktı. Akşamki hatırladığından daha büyüktü salon, şık döşenmişti. İçecek birşeyler bulmak için mutfağa girdi adam, burası da çok büyüktü, kendi oturduğu evin salonu bile daha küçüktü mutfaktan. Buzdolabını açtı, portakal suyunu gözüne kestirdi, tam kapatırken kapağı, gözüne peynirler ilişti. İki dolu bardakla birlikte peynirlerden birkaç büyük dilimi gövdeye indirdi. Mutfak fazla düzenliydi, "herhalde bir yardımcısı var" diye içinden geçirdi.

Salondaki büyük koltuklardan birine bıraktı kendini, bir sigara yaktı, koltukta biraz daha kaykılırken dumanını havaya savurdu. "Bu kadın niye yattı benimle" diye düşünmek üzereyken, cevabını merak etmediğini farkedip vazgeçti. Sehpanın üzerinde kadının  hediye ettiği plak duruyordu. Kadın caz seviyordu, adamsa rock. O gece birbirlerine hediye vermişlerdi, adamınki bir kasetti. Plağın kabına göz attı, kocaman ağızlı zenci bir adam kendisine bakıyordu. Altındaki Nat King Cole yazısını okudu. Kadının diğer plaklarının olduğunu düşündüğü dolaba doğru yürüdü, karıştırdı, okuduğu kitaplara baktı, içlerinden birini seçip birkaç paragrafa göz gezdirdi. Aldığı yere geri bıraktı. Kadın plak hediye etmişti ama, adamın çalacak plağı yoktu evinde. Olsundu. "Bir ara alırım belki" diye düşündü.

İkinci sigarasını kültablasına dik bir şekilde bastırarak hızlıca söndürdü. Montunu giydi. Ankara'nın burun kesen soğuğunda elinde bir de plakla yürümek istemiyordu. Plağı sehpanın üzerine geri bıraktı. Tam kapıdan çıkmak üzereyken geri döndü, bir kağıda "ben bunu unuttum, sen bana sonra hatırlat, gelip alayım" diye yazdı ve plağın üstüne bıraktı.

Apartmandan çıkarken servis için alışverişe çıkan kapıcıyla karşılaştı, kapıcı, adama pis bir sırıtmayla baktı, adam kapıcıya bakışlarıyla küfür etti. Dışarı çıkar çıkmaz yüzüne yediği soğukla ayıldı iyice. Montunun yakasını kaldırdı, ellerini cebine soktu, kafasını omuzlarının arasına gömüp seri adımlarla yürümeye başladı. Cinnah'tan Kavaklıdere'ye, oradan da Tunalı Hilmi'ye yöneldi. Yürürken, birbiriyle ilgisi olmayan bir sürü şeyi düşünüyor, arada bir de sesli olarak küfür ediyordu. Bir ara kafası omuzlarının arasında yükseldi, vitrininde kızarmış piliçlerin döndüğü bir dükkana zırt diye daldı. Yarım piliç ve ayran söyledi. Üstüne yediği iki yarımdan sonra "bir tane daha söylesem mi" diye düşündü, vazgeçti, abartmanın alemi yoktu.

..........................

Evde birlikte kaldığı diğer iki arkadaşıyla beraber yirmibir oynarken - her zamanki gibi - ota boka hangırdayarak gülüyorlardı. Diğer iki arkadaşının da kendisinden aşağı kalır cinslikleri yoktu. Adamlardan Ahmet, İzmirli'ydi. Aynı bölümdeydiler adamla. Ahmet değişik bir öğrenciydi, sınavlarda, sınav başlar başlamaz cevap kağıdını hızla doldurmaya başlar, arada durur, el kaldırarak hocayı çağırır, birşeyler sorar, sorduğuna aldığı tepkiye göre yazdığı hızla kağıttakileri geri siler, sonra tekrar doldurmaya başlardı. Bir nevi "tepkiyi ölçerek doğru yolu bulma metodu" geliştirmişti kendince. İki sene uzatarak bitirdi bölümü.

Diğer adam, Mehmet, o da bir İzmirliydi. Zaten önce bu ikisi eve çıkmış, adam onlara sonradan katılmıştı. Diğer ikisi tek bir odada kalırken, adamın kendisine ait, ama daha küçük bir odası vardı. Mehmet yakışıklı bir çocuktu, "karı kız" işlerinden elini çektiği zamanlarda derslere girer, girdiği derslerde başka kızlar bulur ve eve atardı. Evin girişindeki askılığa havlu asardı Mehmet sıklıkla, havlu, "evde vukuat var, yaylanın" anlamına gelirdi. Havluyu görünce rahatsız etmemek için ses çıkartmaz, gerisin geriye çıkıp biraz oyalanırdık dışarıda. Mehmet son derece zeki bir adamdı, neredeyse hiç girmediği derslerden bile iki gece sabahlayarak iyi notlar alırdı. Havlu bazen o kadar sıklıkla asılırdı ki evde, kızların çoğuyla "yenge" samimiyetine girecek kadar bile vaktimiz olmazdı.

Yirmibirde çoğunlukla "ütülürdüm". Cezası, bulaşıkları yıkamak veya temizlik yapmak gibi keyifsiz işler olduğundan pek yanaşmazdım. Hediye edilen plağı, gene yenildiğim bir el sonrası "üttürdüm". "Ulan o'lum alıyorsun plağı, ben neyle dinliycem bunu desene, belki bir güzellik yapar sana kadın" lafına, s'leri bol vurgulu bir "hassiktir lan" çektim. Diğer iki adam hangırdayarak güldüler.

Mevzu, bir süre sonra eve ortak alınan bir "plakçalar" ile tatlıya bağlandı.

Read more...

Garson Kız

Kaç zamandır görüşemediğimiz bir eski dost. Tası tarağı, takımı taklavatı toplayıp İstanbul'a  taşıdı herşeyini. İki sene öncesine kadar egede küçük bir butik otel açma planı vardı, olamamış. "Vaktin olursa gel, olmazsa zorla gel" deyince buluştuk, istinye civarında, güzel sakin bir balık restoranında.

Yemekler güzel, fiyatlar nispeten ehven. Fazla müşteri yok, masamıza bakan garson kız, esmer, kısa saçlı, yandan ayırıp arkaya taramış saçlarını. Büyük bir de toka takmış. Salınarak dolaşıyor, endamı güzel.

- Başka bir arzunuz var mı?
- Yok, teşekkür ederiz.

Nihat Genç'in "Ofli Hoca, Şeriatta Ayıp Yoktur" kitabında bir bölüm vardı, cümlesi cümlesine hatırlamıyorum ama şöyle bir şeydi mealen; "bu kadınları çıplakken tanımak mümkün değil, hepsi birbirine benziyor, ama giyindiler mi, kim hangisidir, biliyorsun". Kadınlar çıplakken erkeğin ilgisinin nerede olduğunu gösterir, gördüklerimiz de üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Havası olan bir kız. Kimi kadınlar çekici, birşey var hallerinde, takıp takıştırmadan da, sürüp sürüştürmeden de  farkediliyorlar. Gözünüz takılıyor. Bir siyah pantolon ve beyaz bir gömlekten başka birşey yok üstünde. Bir de belinde kuşağı. Gömleğin üstten iki düğmesi açık. Tam gögüs çatalının hizasına kadar.

- Lakerdamız güzeldir.
- Peki, ondan da alalım o zaman.
- Başka bir arzunuz?
- Teşekkürler.

Gözleri güzel, gözünüzün içine bakarak konuşuyor. Yüzünde hoş bir gülümseme. Güneş gözlüğü varken karşımdakinde, ne söylediğini anlamakta, sohbete konsantre olmakta zorlanıyorum. İletişemiyorum. Konuşurken gözleri görmeyince rahat edemeyenlerdenim.

Sohbet uzuyor uzadıkça, konuşacak çok şey birikmiş.

- Bir ufak daha alabilir miyiz?
- Elbette. Başka bir arzunuz?
- Yok, teşekkür ederiz.

Arkasından bakıyorum. Kalçaları da güzelmiş. Uzaktan bakınca bir kum saati gibi görünüyor sevgili garsonumuz. Ahh kız, sen ne güzel şeysin böyle!

Fazla müşteri yok, demiştim, ilgisine sık sık mazhar oluyoruz. Bir gözü üstümüzde hep. Gidip gelip soruyor.

- Başka bir arzunuz?


Tövbe estağfurullah!

Read more...

Kadın Kokusu

Çok okuyan bir adam değilim, düzelteyim, okumaya artık zaman ayırabilen bir adam değilim. "Gençlik yıllarımda" -a.k.a sorumluluk yok, zaman bol, takıl kafana göre yılları- ne okuduysam, onun üstüne pek fazla birşey koyabildiğimi söyleyemem. Okuyorumdan çok "yutuyorum" desem daha doğru; bir konu, ya da birşey ilgimi çekiyor, sömürürcesine, ilgili olan "okunabilir uzunlukta" tüm yazıları bir çırpıda bulup okuyor, kaynakları hızlıca tarıyor, merakımı tatmin olmuş hissettiğim anda gerisini bırakıyorum. Sevmiyorum bu durumu ama, yapacak fazla da birşeyim yok. Parça parça okumayı becerebilmek gibi bir yetenek geliştiremediğimden, şöyle sindire sindire bir kitap okuyamıyorum uzun süredir. Özledim.

Marcel Proust'un Kayıp Zamanın İzinde'sinin ilk kitabı olan Swann'ların Tarafı'nda tasvir ettiği bir bölüm var; çaya batırılan madeleinenin kokusu, proust'un geçmiş anılarını hatırlamasına yol açar, öyle ki, o anlar sanki yeniden aynısını yaşıyormuş gibi tekrar gözünün önüne gelir. Kokuyla hafıza arasındaki bu ilişki üzerine, ki "proust fenomeni" denmiş, çalışmalar yapılmış. Kokuyla birlikte hatırlanan anıların duygusal yoğunluğunun diğer tüm hatırlatıcılardan daha yüksek olduğu bulunmuş birçok çalışmada. Bana sorsalardı direkt söylerdim öyle olduğunu -hiç araştırmaya gerek kalmadan-, milletin vakti bol.

Ben bu adamın bu eserinin tamamını okumayı beceremedim, 4 ya da 5. romanda kaldım, -toplam 7 tane- ilk paragrafı da bu yüzden yazdım. Kardeşim bu kadar uzun yazılır mı, işimiz gücümüz var ulan!

Girizgah bitti.

Daha yazı başlamadı ama.

Şakır şakır bir yağmurun ardından burnunuza gelen toprağın kokusu, yanan odun kokusu, bebek kokusu, çocukluğunuzda yediğiniz ama artık benzerini bile bulamadığınız bir yemeğin kokusu, yenice sulanmış ıtırların kokusu, taze çilek kokusu, eşinizle seviştikten sonra odayı dolduran intim kokusu, meme kokusu, boyun kokusu, kuku kokusu. Sizi bilmem ama -burnum av köpeği gibi olmasa da- yüzlerce kadını gözü kapalı koklasam, aralarından eski sevgililerimi ve karımı şıp diye bulurum.

Parfüm kullanmadıkları sürece tabii.

Ben mühendislik eğitimi almış bir adamım, dolayısıyla analitiğe olan inancım yüksektir. Siz istediğiniz kadar falanca konuda ahkam kesebilirsiniz, eğer ciddi bir çalışma sonucu ortaya çıkan rakamlar aksini söylüyorsa, ben rakamların dediğine meylederim. İnsan yalan söyler, değiştirir, işine geldiği gibi açıklar, ama rakamların yalan söyleme kabiliyeti yoktur. Yeter ki modeliniz ipe sapa gelir birşey olsun, açık noktası fazla olmasın.

Böyle desem de, bazı şeyleri beynim alsa da hafsalam almıyor. Misal; benim nevi şahsına münhasır mantığıma göre uçaklar, uçamaması gereken büyüklükte nesneler olduğundan, uçabiliyor olmalarına hayret ediyorum. Havalandıktan sonra uçabilir olmalarını bir miktar anlayabiliyorum, nihayetinde nedir, kanatları var, hava akımının gücü, kaldırma kuvveti. Falan. Ama nasıl havalanıyorlar anlamıyorum. Demir ulan bu, hiç uçar mı? Aynı şekilde, koca koca tankerlerin de denizde yüzmelerini hiç inandırıcı bulmuyorum, kendimi sahilde "bunlar nasıl yüzüyor" diye defalarca yakalamışlığım vardır. Demir ulan bu, hiç yüzer mi? Ahşap sandallar ve kağıt uçaklar ise aklıma yatıyor.

Yazı daha başlamadı.

Ne diyordum, evet; analitik çalışma. Gene, sizi bilmem ama diyeceğim, ben, yaratılıştan gelen özelliklerimizin sandığımızdan daha önemli olduğunu, biz farketmesek de davranışlarımızı, ruh halimizi yönlendirdiğini düşünüyorum. Kurban olduğum kurmuş düzeneği, bir miktar da "akıl" vermiş, geçmiş karşımıza bizi seyrediyor. Çok eğlendiğine eminim.

İyi bir eğitim aldınız, iki kitap okudunuz, ağzınız kelimeleri ahenkli dizmekte zorlanmıyor, tipiniz idare eder, karizmanız yerinde; karşı cinse çekici gelmemek için bir sebeb yok. Mu dersiniz? Size öyle geliyor, kokunuz çekici değilse, kuş kondursanız nafile. Hem kadın hem de erkek için geçerli, kokunuz karşınızdakine itici geliyorsa şansınız bir yere kadar. Buluşur, konuşur iyi vakit geçirirsiniz belki ama, ilk sevişmeden sonra tepiği yersiniz kıçınıza.

Hem erkeğin hem de kadının salgıladığı kokular var, "feromon" deniyor, karşı cinsle aranızdaki kimyasal elektriğin çekiciliğini veya iticiliğini belirliyor. Siz farketmeseniz de, karşınızdakine nasıl davrandığınızı bile etkileyebiliyorlar. Kabaca, karşı cinsi cinsel anlamda etkileyebilen  kokulu moleküller diyelim. Ararsanız çok kaynak bulursunuz.

Pis olmaktan bahsetmiyorum, ama "temiz" bir ter kokusunda, boyunda, koltuk altlarında ve kasıklarda bu feromonlardan mevcut. Ve yaradılışımızın gereği bunlara tepki veriyoruz. Erkek kokusundan bahsetmeyeceğime göre kadınlardan devam edelim; amerikada lap dancer'larla ilgili (kucak dansı yapan şu seksi hatunlar var ya, işte onlar) bir çalışma yapılmış. Biraz ön bilgi; kucak dansında hatuna dokunamazsınız, orasını burasını mıncıklamak yasaktır, sonrasında cinsel ilişki - en azında aynı mekan içinde- na mümkün. Hatun size sürtünür, önünüzde danseder, tahrik eder, siz de eli kolu bağlı oturursunuz. Bahşiş serbest; stratejik bulduğunuz bölgelere gönlünüzden kopanı sıkıştırırsınız. Hatunlar da bu "tip" lerden kazanır çoğunlukla.

Yapılan bu çalışmada, kucak dansı yapan kadınların ovülasyon dönemlerinde daha çok bahşiş kazandıkları ortaya çıkmış. Yumurtlama dönemindeki kadınlar bir vardiyada ortalama $335 dolar kazanırken, aynı kadınlar adet dönemlerinde $185 dolar kazanmışlar. İkisinin arasındaki dönemde de $260 dolar kazanmışlar. Ben çok ilginç buldum açıkçası. Hamile kalmaya en uygun zamanda kadınlar bir şekilde erkeklerin dokunmasa bile algılayabildiği bir koku salgılıyor, ve bu da lap dancer'ların aldıkları bahşişi etkiliyor. Aradaki fark neredeyse iki misli.

İkna olmadınız mı?

Peki.

Bir başka çalışmada, kadınlara iki farklı dönemde tişörtler giydiriliyor. Biri, yumurtlama döneminde arka arkaya 3 gün, bir diğeri de diğer zamanlarda. Tişörtleri koklayan erkekler, kadınların yumurtlama dönemlerinde giydiklerini diğer dönemde giydiklerine göre açık ara "çekici ve seksi" buluyor. Üstelik, giyilen tişörtler 1 hafta boyunca oda sıcaklığında bekletilse bile  bu açık ara öndelik değişmiyor. Yumurtlama dönemindeki bu kokuyu sadece ter olarak algılamayın. Kuku salgıları bu dönemde "copulin" denen bir feromen içeriyormuş. Yani kukunuz o dönemde reklam yapmaya, davetkar olmaya programlanmış hanımlar, bir nevi "sev beni" propagandası.

Sonuç; kadınlar üremeye en elverişli oldukları zamanları kokularıyla erkeğe söylüyor, ve de erkek bunu çekici buluyor. Kadınlara önerim -eğer sevgili arıyorsanız- yumurtlama döneminizde parfüm kullanmadan şöyle bir ortalıkta salının, gözünüze kestirdiğiniz kişinin dikkatini  çekme şansınız daha yüksek bu dönemde.

Yazı başlayacak birazdan.

Feromonlara geri dönelim. Her insan bu feromonları yaysa da, herkes herkesin feromonundan hoşlanmayabilir. Yapılan bir başka çalışmada -linkini kaydetmiştim, bulamadım yazarken- heteroseksüel erkeklerin eşcinsel erkeklerin kokusunu itici bulduğu -tersi de aynı şekilde- ortaya çıkmış. Hetero erkekler, yumurtlama dönemindeki hatunların feromonlarını kokladığında beyinlerindeki hipotalamus bölgesi - ki kendisi birçok işinin yanısıra aganigi işlere de bakmakla mükelleftir - ışıl ışıl yanıyormuş. Bu ışıldama durumu PET cihazıyla görüntülenmiş. İlginç sonuçlardan biri, lezbiyen kadınlar hem heteroseksüel erkeklerin hem de lezbiyen kadınların feromonlarını çekici bulmuş. Buradan da, her lezbiyenin potansiyel bir straight olduğu sonucu çıkartılabilir belki, yeter ki sevmesini bilen feromonu münasip bir hetero bulsunlar.

Konu cinsel cezbedicilik olunca, ki bu da istisnasız her erkeğin ve kadının ilgisini çektiğinden, devreye kapitalizm de giriyor haliyle. Bir feromen olmayan fakat benzer kokan bir sentetik molekül icat etmiş gavur; iso E Super. Hem kadının hem de erkeğin "hoş" bulduğu, çiçeğimsi, amberimsi kokan bir molekül. Parfümlerde ve sabunlarda sıklıkla kullanılıyor. Eklendiği diğer kokulardaki çiçeğimsi notaların altını çizen, parfümün "kadifemsiliğini" arttıran bir madde.

Bir dönemin meşhur -ben pek tutmazdım- fahrenheit'ında, lancome'nin tresor'unda, cartier'in deklaration'ında, shisedo'nun feminite'sinde yüksek oranlarda bulunuyormuş. Bir de adamın biri tamemen iso E super'den oluşan bir parfüm çıkarmış "Molecule 01" diye. Internet'ten aradığımda unisex bir parfüm olduğunu anlıyorum, kullanan varsa fikrini beyan etse de ne menem birşey olduğu konusunda fikrimiz olsa.

Yazı başladı.

Yukarıdakilerin hepsini atlayıp buradan okumaya başlasanız da olur aslında, merak ettiğim ve bulduğum bilgileri paylaşayım istedim. "Buradan başlasanız da olur"u bilmek için buraya kadar okumak gerekiyor gerçi ama n'apalım. O da sizin sorununuz, beni bağlamıyor.

Ben parfüm kullanmıyorum normalde, bir tek yazın, o da sıcaklarla aram pek iyi olmadığından hafif bir koku sürünüyoruz işte. Kadınlar kozmetik konusunda genellikle ipin ucunu kaçırmakta pek mahirler. Çiçekli ve belli belirsiz kokan parfümlerden hoşlanıyorum genellikle, ama bu "belli belirsiz" noktasını geçen hiçbir parfüm bana çekici gelmiyor. Hatta itici buluyorum. "Belli belirsizin" ölçüsü ne derseniz, belli belirsiz işte. Vücut ısınıza göre bazen duyuluyor, bazen duyulmuyor.

Hadi kokusunu beğenip bir parfümü kullanıyorsunuz diyelim, cazibenizi arttıracaksınız, sabahları birlikte uyanınca ne yapacağız? Ya da banyodan sonra? Ya da sevişirken? Buram buram parfüm kokan bir kadınla sevişmekten hiç hazzetmiyorum açıkçası. Yakınında bile olmak istemem. Temiz bir ter kokusunu, sabun kokusunu tercih ederim kesinlikle. "O senin zevkin" diyebilirsiniz, haklısınız, ama hiçbir erkeğin "ağır" parfüm kokulu bir kadınla halvet olmaktan hoşlanacağını zannetmiyorum. Sonunda sevişme ihtimali bulunan bir gece geçiriyorsanız, kesinlikle parfüm kullanmayın derim. Erkeğe de kadına da önerim budur. Karşınızdakinin vücut kokusundan hoşlanmama ihtimali varsa bunu ortaya çıkarmanın en kolay yolu hiçbir parfüm kullanmamak. Ama ya o koku hoşunuza giderse? O zaman kimse tutmasın bizi. Güzel kokulu bir boyun, güzel kokulu bir meme, güzel kokulu bir kuku. Öp hepsini koklaya koklaya, sonra dön bir daha öp. Öpme eyleminin çeşidi ve şiddeti size kalmış artık.

Kişiden kişiye göre değişiyordur belki, bilemeyeceğim, ama bir kadının kendine özel kokusunun en yoğun hissedildiği yer bence memeleri. Memelerin tam da vücutla birleştiği alt "kenarları" özellikle. Bir de uçları. Kokuya bir de "tadı" katmak lazım aslında, o da tamamlayıcısı çünkü. "Tat" konusunu pas geçeyim yoksa hakikaten bitemeyecek bu yazı. İkinci sırada da boynu var, kulak arkasından köprücük kemiklerine kadar olan kısımda her kadın kendi kokusunu salıyor. Eğer hoşa gittiyse, bu iki bölgede uzun zaman geçirmek gayet keyifli bir aktivite.

Kuku, yukarıda da yazdığım gibi, bazen kendi reklamını yaptığından, benim listemde üçüncü sırada geliyor. Tabii bundan, "daha az ihtimam gösterilebilir" gibi naif bir anlam çıkartmayın. Sadece, kadının özgün kokusu gögüste ve boyunda daha yoğundur diyorum.

Milyon çeşit koku var, benim favorilerimse lavanta ve sedir ağacı kokusu. Bu ikisinin kokusunu belli belirsiz duymaktan her zaman hoşlanıyorum. Bir de ıtır kokusu çok güzel geliyor bana, o da çocukluğumun hafızasından kalma herhalde.

Kadın kokusu isimli bir postada "Kadın Kokusu" filmini zikretmezsem çarpılırım. Orijinal adıyla "Scent of a Woman", görüp görebileceğiniz en güzel filmlerden biridir. İzlemediyseniz derhal bulup buluşturup izleyin. Dönüp ara ara izlemekten sıkılmadığım, harika diyalogları olan müthiş bir filmdir. Kör ve emekli bir askeri canlandıran Al Pacino tek oskarını bu filmdeki rolüyle kazandı. Al Pacino'yu tek oskarla geçiştiren zihniyeti kim takar orası da ayrı mevzu. Her neyse.

Konusunu hiç anlatmıyayım, belki izlememiş olanlarınız vardır, bulun ve izleyin. İzlediyseniz bir kez daha izleyin.

Tango sahnesi filmin en güzel bölümlerinden biri.



Çalan parça "Por una cabeza", at yarışı tutkusunu kadın tutkusuyla karşılaştıran bir kumarbazı anlatır. İspanyolca, "kafa farkıyla" demekmiş.

Bitti.

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP