Agent provocateur

Cemaat!

Ne iş lan? Görüşemedik epeydir. İşte ben de hatuna mektup döşeydi falandı filandı derken uğraşıyorum a.q. Çok kasıyorum lan hatuna mektup yazarken. Ağız tadıyla küfür bile edemiyorum a.q. Sen bakma hatuna yazdığıma, benim has adamım sensin cemaat. Yemişim hatunları!

Hazır giyimdi kuşamdı derken Evli abim, ben de iki çift laf edeyim aynı hususta a.q. Kibar lan bu adam, yok pijamaydı yok etekti falan. Geç onları Evli abicim geç. Giysi dediğin jartiyerdir, çoraptır, dondur, mini etektir. İkizlere takke bile fazlalık. Hem bak bu takkeler çok yanlışa sevkediyor adamı. Hile yapıyorlar a.q. Memeler böyle sallanmış aşşaya, giyiyor alttan destekli sütyeni oluyor sana pusula. Her daim kuzeyi gösteriyor a.q.

Kanma cemaat, uyanık ol! Hatunu çıplak görmeden puan verme endama. Yanılırsın. Demedi deme sonra. Bir de götü kalkık gösteren pantalonlar var. Biliyorsun zaten bu hatun kısmısının işi gücü hile hurda. Saçta beyaz var boyayayım, memelerim küçük dolgulu takke giyeyim, popom tepsi gibi kaldırtayım. İyi ki hatun doğmamışız lan cemaat, takmışlar çanı, sallaya sallaya geziyoruz a.q. Yaradana şükür.

Cemaat, açıktan pek ses etmiyorsun ama biliyorum, sende numara çok. Geçen senelerden birinde sevgililer günü şeysi diye abim iç çamaşırı almaya niyetlendi. Arada bir alır zaten, illa bir gün olması şart değil. Neyse dağıtmayayım. İki tane güzel gecelik beğendik, bırakmaya da kıyamadık birini, ikisini birden alacağız. Geçtik kasaya paket felan yaptırıcaz. Tezgahtar hatun güzelcene sarıp sarmaladı, iki ayrı çantaya koyup verdi. Ulan zaten göt kadar paketler niye iki çantaya koydun diye şeyettik, hatun hınzır güldü "biri karınıza diğeri sevgilinizedir diye düşünmüştüm" dedi. Gelen giden erkeklerin çoğu çift çanta uygulaması istediğinden tezgahtarın davranışı değişmiş. Afferim sana cemaat, hep böyle ol, canımı ye.

İç çamaşırı mevzusuna sonra girecektim aslında da, aha bu ablanın blogundaki videoyu seyredince öne aldım. Ulan ben bu markayı niye bilmiyorum dedim kendi kendime, bazı konularda geri kalmışım ben de biraz. Kızdım kendime. Gerçi beni de mazur gör cemaat, ben giydirmem, soyarım. Tek elle tık diye çıkartırım takkeyi bakmadan. Süper lan çamaşırlar. Epey bir dolaştım baktım felan modellere. Çok beğendim a.q. Bundan sonra victoria's secret bitmiştir nezdimde. Bunları hangi manifaturacı satıyor bulduk mu tamamdır. Kylie ablamın üstünde de iyi durmuş cemaat.



N'aptın ? Ayağa kalkabildin mi sonunda? Bastır cemaat!

Read more...

Pijama ve Ayılar

Üniversitedeyken, sevgililerimden biri eve çıkmıştı. Birkaç arkadaşıyla birlikte "biz eve çıkmaya karar verdik" dediğinde en büyük destekçilerinden biri olmuştum. O dönem ben henüz yurtta kalıyorum. Benim hesap biraz farklıydı tabi; ankara'nın burun sızlatan  soğuğunda sağda solda elleşmekten, öpüşmekten kurtulacak, ev sıcaklığında belki bir iki tas da adam gibi yemek yiyecektim. "Eşyalarınızı taşır, yerleşmenize yardımcı olurum" dedim. Gerekirse boya badana. Bildiniz, centilmenim.

Bu üç kızın evinin halinin en iyi tarifi "bağlasan eşşek durmaz" olur. Dışarıda, narin bir çiçek gibi, koklasan kırılıverecek o hatunların, o salına salına dolaşan güzel yaratıkların evini bok götürmediği günler sayılıdır. O da, ya birinin ailesi ziyarete gelmiştir, ya da eve manita namzeti bir erkek atmışlardır.

Hayallerim yıkıldı, evde bırakın sevişmeyi, doğru dürüst yemek bile yiyemedik. Yemekleri, bir heves aldıkları, 1 ay sonra da bakamayacaklarını anlayıp başka bir arkadaşlarına kakaladıkları köpek bile yemiyor. O kadar kötü. Temizlik nanay, tertip, patagonyada bir şehir adı.

Ben çok titiz bir adam değilim, aşırı titizleneni de sevmem. Öğrenciliğimde ve sonraki bekar hayatımda gördüm ki, bekar hatunlar evde bekar erkeklere göre daha düzensiz, daha pejmürde yaşıyor. Aksini boşuna iddia etmeyin. İnanmam.

Hatunların bu ev dağınıklığı, evlenince, yaş biraz kemale erince, ya da bir erkekle birlikte yaşamaya başlayınca düzeliyor. Daha bir derli toplu olunuyor. Aksini iddia etmeyin. İnanmam.

Lakin giyim kuşam konusuna hala el atılması gerek. Hadi evde tek başına yaşayan bekar hatunları bir tarafa bırakalım, görmüyoruz sonuçta. Ama diğer hatunlara, ister evli olsun ister birlikte yaşayan, iki çift lafım var.

Dışarıdaki giyimli kuşamlı makyajlı hanımlar evde rahatlarına pek bir düşkünler. O etekler, kolyeler, gömlekler seksi çoraplar çıkıyor, yerine ayılı böcekli çiçekli pijamalar giyiliyor, eşofmanlar çekiliyor kıça. Baklava desenli çoraplara, kışın patikimsi kat kat şeylere hiç girmeyelim. Asabım bozuluyor.

Siz evdekine mi güzel gözükmeye çalışıyorsunuz yoksa dışarıdakilere mi? Evdeki elde var bir garanti midir?  Dışarıda şık şıkırdım, evde anneannem gibisiniz. Hadi tamam, dışarıya şık gidin, güzel görünün, ama evde de asgari bir şıklığı tutturunuz lütfen. Giymeyin şu ayılı pijamaları, kışın pandalar gibi dolaşmayın kat kat. Çok üşüyorsanız, yaklaşın, sokulun biraz, azıcık cilve yeter bize, biz sizi ısıtırız. Kedi gibi mırlatırız kucağımızda. Ama lütfen önce o pijamayı çıkartın kıçınızdan. Hele de yatağa girerken. Günahtır, yapmayın.

Erkek de öyle oturuyor, şöyle giyiniyor, böyle kaşınıyor deyip konuyu taşırmayın, tasımı attırmayın, önce sizi konuşalım. Hem bizim doğamız sizinkine ayarlı, siz şık olun, biz ister istemez kendimize çekimizi düzenimizi veririz. Vermeyen de odunluğuna doymasın.

Rahat gelebilir size, ama hiç güzel bir tarafı yok bu pijamaların, hatta çok itici, bilesiniz. 18 yaşından büyüklere satılması yasaklanmalı bana kalırsa. Pi-ja-ma 'yı heceleyerek okur musunuz? Ağzınızın aldığı şekle dikkat edin, kulağınız çıkardığınız sesi duysun. Hiç seksi geliyor mu? Gelmiyor değil mi. Değil çünkü. Halbuki gecelikte potansiyel mevcut. Heceleyin, göreceksiniz.


O çeyizlere koyduğunuz, vitrinlerden birlikte seçtiğimiz gecelikler nerede kuzum? Güveler yiyecek az daha giymezseniz. Yanlış anlaşılmasın, seksapellik kokan kısacık şeyler giyin demiyorum, ama pijama olmasın. Gecelik olsun, etekleri olsun, bacaklarınıza değebilelim yatarken, tenlerimiz dokunabilsin birbirine. Aklımızda yoksa bile bakarsınız ark olur, canımız çeker, sevişiriz. Her beş gecelikle yatışın en az bir sevişme içerme şansı 50% ise, pijama ile olanın 5% bile değildir diyor bir çalışma. Tamam, uydurdum, yok öyle bir çalışma, ama bunu ispat için illa bilimsel olmaya gerek yok. Denemesi bedava. Gecelikler çıksın sandıktan, dolaptan. Sarılarak, ten tene uyuyalım.

Araya ayıları sokmayın.

Read more...

Sasha

Sasha, tanıdığım en eski mama, Rus olduğundan jargona uysun diye mamuşka da diyebiliriz. Hafızam beni yanıltmıyorsa dört ya da beş yıldır tanıyorum. Bazen şu veya bu kanaldan bir mamanın telefonu geçer elime, çoğunlukla tanıdık diğer evli adamlardan gelir kontak bilgisi. Çoğunluğunun ömrü 1-2 sene kadardır, daha doğrusu bu sürenin sonunda mevcut telefonlarından kendilerine ulaşılamaz olur. Artık enselenirler mi ya da başka birşey mi olur çok da emin değilim.

Sasha elbette gerçek adı değil, ama kullandığı nickname bu. Adı belki Alexandra olabilir, çünkü Sasha ismi Alexandra ya da Alexander'ın yerine kullanılır genelde. Bu nicknameler de ilginç bazen, kızların çoğu gerçek isimlerini kullanmazlar, bir isim seçerler kendilerine, o isimle çalışırlar.

Tanıdığım mamaların çoğunluğunun kadın olduğunu daha önce de söylemiştim. Sasha, bunların arasında tavrı ve tarzıyla en taşşaklı olanlardan biri. Anlatayım.

Sasha daha önce eskort olarak çalışmış bir hatun. Uzun süre eskortluk yaptıktan sonra bir şekilde türk vatandaşı olmuş, sonrada mamalığa başlamış. Otuzlu yaşlarda, ince, esmer, güzel bir kadınmış dediklerine göre. Ses tonu bunun biraz aksini düşündürse de - hiç bir mamayla yüzyüze görüşmedim, bütün iş telefon ve mesaj üzerinden yürür - aynı tarifi birkaç farklı kızından birden duydum. Sert, despot bir hatun profili çiziyor kızların anlattığına bakılırsa.

Sasha'nın yaptığı iş pezevenklik olsa da ciddi bir iş modeli var. Bir kere networkü, yani müşteri ağı, son derece iyi. Kelalaka yerlerden ve kişilerden defalarca karşıma çıktı kontak bilgisi. Internet üzerinde herhangi bir reklamına, bilgisine falan rastlamadım. Referans usulüyle çalışıyor, yani tesadüfen numarısını bir yerden bulmuş olsanız bile, aradığınızda size telefonunu kimden aldığınızı soruyor. Eğer verdiğiniz cevaptan tatmin olmazsa size hizmet falan vermez.

Network, iş yapmak, para kazanmak için en önemli şartlardan biri. Yaptığınız işi çok iyi yapıyor olabilirsiniz, fakat müşteriye ulaşamıyor, müşteri bulamıyorsanız yaptığınız işin bir kıymeti kalmaz, para kazanamazsınız. Sasha'nın müşteri portföyünün en az birkaç bin seviyesinde olduğunu zannediyorum.

Sasha'nın ikinci güçlü yanı tedariği, yani elinin altındaki hatun sayısının çeşitliliği. Haberlerde çıkar bazen, ve de kısmen doğrudur, zorla çalıştırılan, elinden pasaportları alınan, kendi rızaları dışında çalıştırılan kızların haberleri. Daha önce de söylemiştim, bu işte zorla güzellik olmaz, uzun süreli iş yapacaksanız bunu kaba kuvvetle yapamazsınız, kolluk gücü kolayca enseler sizi. Üstelik zorla yaptırılan işin hizmet kalitesi düşüktür, bir kez deneyen müşteri bir daha gelmez. Sasha bunu, yani çalıştırdığı kızları kendisine bağlamayı, biraz farklı yollarla yapıyor.

Kızların bu işi zevk değil para için yaptıkları temel gerçek. Seksten hoşlanır hoşlanmaz, ayrı mesele, temel amaç para kazanmaktır. Kendi ülkesinde bir ay çalışşa 300-400 dolar kazanamayacak kızlar aynı parayı burada bir haftada kazanıyor. Buna, kızların genç olmasını da eklerseniz kolay! paranın cazibesi yüksek. Gelen kızların büyük çoğunluğunun telefonu benimkimden iyidir, son gelenlerin elinden iphone düşmüyordu.

Eskortluk yapmaya niyetlenen doğu avrupalı kızlar bir şekilde Sasha'yı buluyor. "Nereden tanıyorsun" sorusunu kime sorsam aldığım cevap genellikle "bir arkadaşımdan", "bir tanıdıktan" oluyor. Sonsuz bir tedarik kaynağı, üstelik zorlama yok, kızlar neredeyse kendi istekleriyle geliyor.

İlk defa yabancı bir ülkeye geliyorsunuz, yol yordam bilmiyorsunuz, sınırlı vizeniz var, tanıdığınız yok. Buna karşılık size para kazanabilmeniz için müşteri bulan, kalacak yer sağlayan birileri var. Sasha, her gelen yeni kızdan bir miktar para alıyor başlangıçta, daha hiçbir iş yapmadan. Sonra kıza müşteri buluyor, müşteriden alınan paranın yarısı kıza, diğer yarısı da  kendisine kalıyor.

Sasha, kızların kaldıkları evler için kendilerinden kira bedeli de alıyor. Türk vatandaşı olmanın nimetlerinden fazlasıyla faydalanıyor. Her evde ortalama 3-4 kız, her kızdan aylık 400-500$ kira bedeli.  Eğer arada para ödemek zorunda kaldığı "ara adamlar" yoksa paraya para demiyordur.

Sasha'nın standart tarifesi 150$. Bu ücret 2 saat için geçerli. Kız, geldiğinde Sasha'yı arar, "geldim" der, saat işlemeye başlar. Ayrıca taksi parası da müşteriye aittir. Bir de ceza sistemi var, eğer kız müşteriye gitmeyi reddederse 100$ ceza kesiyormuş. Hesaplaşmayı haftanın belirli bir gününde kızların evine gelerek elden yapıyormuş.

Pezevenk deyip geçmeyin, bu hatun artık excel mi kullanıyor yoksa başka birşey mi bilmiyorum, tüm müşterilerinin seceresini tutuyor. Kim hangi kızları almış, kaçar defa almış, ortalama ne kadar sürede bir kız istiyor, neyden hoşlanıyor, huyu suyu ne, hangi kızları popüler, biliyor. Geçenlerde Sasha'yı tanıyan bir arkadaşımla konuşurken, bana Sasha'nın kendisini aradığını - ki normalde hiç bir mama müşterisini aramaz - uzun zamandır aramadığını söyleyip hal hatır sorduğunu anlattı. Hatun resmen crm yapıyor. Müşteri azalmış olmalı, yoksa burnundan kıl aldırmaz.

Yeri geldiğinde bonkör; yurtdışından gelen bir grup müşteri için aynı gün 5 kız isteyince 1 tane de bonus göndermişti.

Kendime göre seçiciyim, gelen kızı beğenmezsem -taksi parasını verip- geri gönderirim. Her seferinde yeni bir kız olmasındansa eski bildik iyileri tekrar  çağırmayı tercih ederim. Bir seferinde telefonda, Sasha'nın bildiğim tüm iyi kızlarını saydım "burada mı" diye, hepsi için "memleketinde" dedi. "Sen gelsene" dedim, "senin bana paran yetmez" dedi.

Read more...

Dip Boyası

Kız Gülüm,

Geçen bir toplantıdayız, değişik yerlerden hatunlar felan da var, bir baktım, bütün hatunların saçları renk renk lan! Allısı morlusu envai çeşit renkli kafalı hatun. Dikkat ettim, güzel olucam derken hepten sıçmış batırmışlar. Hepsinin saçı başka renk dibi başka renk a.q. Bu ne lan!


Sen niye saçlarını kendi doğal renkleriyle bırakmıyorsun ben anlamıyorum valla hatun. Hadi tamam anladık süsleneceksin, değişiklik istiyorsun, falan, onu da yüzüne gözüne bulaştırma bari. Gidiyorsun kuaföre, saatlerce çıkmıyorsun, yok o model yok bu renk, sen aklını peynir ekmekle mi yedin gülüm?

Hadi yaşın az ilerleyince beyazlarımı kapattırıcam ayağına gidip boyatıyorsun, gençken niye yapıyorsun peki? Bıraksana kendi renginde, sarısın, gidip siyaha boyatıyorsun, yapay zeka gibi dolaşıyorsun ortalıkta,  2 hafta sonra da seyreyle rezilliği. Dipten sarı sarı çıkıyor. Çok feci çok! Gerçi senin büyük kısmın sarışın olmayı seçiyor, ne var anlamadım bu sarışınlıkta. Erkekler sarışın sever lafından mütevellit şeyediyorsan unut onu gülüm, külliyen yalan o!  Erkekler orjinal sarışını sevebilir ama sahte sarışının hiçbir esprisi yok. Şahsen ben kendim bizzat Cevat olaraktan esmerin ve kızılın hastasıyım. Orjinal olacak ama, hile hurda karıştırmak yok.

En kötüsü de, sevişecez, üstüne afiyet bulan var bulamayan var, ulan saçlar başka renk, dipleri başka renk, kaşlar başka renk, kuku başka renk. Hiç aklın kesiyor mu hatun, olacak iş mi bu yaptığın!

Kız gülüm, sen azıcık beni dinlesen var ya, ortalık çiçek gibi olur lan. Cins cins renklere boyatıp da tepemin tasını attırma benim, ölümü gör boyatıcam Cevat diyorsan da git kendi rengine yakın bir renge boyat. Hem kına denen birşey var lan, ne güzel mis gibi, al kına yak başına.

Tamam mı? Anlaştık, kapattık mı boya mevzuunu?

Gelelim saç şekillerine senin. Tamam, biz de değişikliği severiz arada bir. Ama insana bir de yakışan vardır değil mi gülüm? Yengem yaptırır bazen saçını başını, gösterir Evli abime güzel olmuş mu diye, Evli abim ses çıkarmamışsa, ya da yarım ağız geçiştirmişse beğenmemiş demektir. Hayatta beğenmediği şeyi beğendim demez benim abim. Al sana ondan sonra surat asmalar, bir tavırlar, felan. Allahtan o konuda da asgari paydada buluştular da kurtulduk a.q.

Gülüm, sen saçlarını yaptırmadan önce soruyor musun senin herife, nasıl yaptırayım diye? Şahsen bana sorsan, ben  en azından şöyle şöyle yaptırma derim senin yüz şekline bakıp. Ya sen n'apıyorsun? Sanki ben sana dememişim gibi, elin kuaförünün sözüne kanıp kırpılmış koyun gibi çıkıyorsun karşıma. Sonra da beğendin mi? Nasıl beğeneyim ulan nasıl beğeneyim? Ben sana demedim mi öyle yaptırma diye, kuaföre inanıyorsun da bana niye inanmıyorsun? Akşama kuaförle mi sevişecen? Haa? Cevap ver bana.

Biraz sinirlendim, kusura bakma.

Bir de şey var, hazır yeri gelmişken onu da konuşalım senlen. Bazen gidip biraz değişiklik yaptırıyorsun, nedir, uçları kırılmış diyip hafif kısalttırıyorsun, ya da ne bileyim  öteki tarafa tarıyorsun. Falan. Sonra sendeki bu değişikliği! farketmedim diye bana kızıyorsun. Kızmaya hiç gerek yok gülüm, ben de bazen saçımı arkaya tarıyorum, sana kızıyor muyum sen birşey demeyince? Abartma lütfen. Uzun saçı kısa kestirdiysen onu farkederiz, ama uzun olanı azcık kısalttırdın diye bunun farkına varmamı bekleme benden. İnsaflı ol.

Anlaştık herhalde gülüm? Yaptır, yaptırma demiyorum, ama abartma. Ben oynuyor muyum o kadar saçımla başımla? Yarın kızıl bir Cevat görsen karşında, hoşuna gider mi? Erkek dediğin kıçıyla başıyla o kadar uğraşmamalı, maymuna dönüverirsin alimallah.

Last of şebeks!
 
Hazır saçtı kuafördü berberdi derken birşey daha anlatayım sana. Benim bir berber var şimdi, bildiğin alengirsiz mahalle berberi, 10 leraya kestiriyorum, sittin senedir de aynı berbere giderim, başkasına durmam. Ben buna laf yetiştiremiyorum hatun! Laf sokayım diye geçenlerde buna "lan sizin için ipne diyorlar, ne diyorsun?" dedim. "Ben sadece deydiririm" dedi puşt. Traş bitince de "insana benzedin" dedi a.q. çocuğu.

Öldüreceğim ben bu berberi.

Read more...

Tartışmak

Biraz iş laklağı. Sonra bağlarım.

Tartışmak güzeldir, yol almamızı sağlar. Tartışmadan kaçınıyor olmak, tartışılması gereken konuyu hal yoluna sokmayacağı gibi büyümesine de neden olabilir. Tartışmanın kurallarına uymuyorsanız, yol alınamaz, ama yol, şöyle veya böyle alınmak zorundadır. Alınacak yolun sizin için iyi veya kötü gözükmesi tartışmaya yaklaşımı -bence- değiştirmemelidir. Tartışmanın sonunda yol almak yeterlidir, anlaşmaya varmak şart da değildir.

Birinci son.

İş hayatında, küçük ya da büyük farketmez karar verici pozisyondaysanız, hatta olmasanız bile farketmez, tartışmaya içinizden geldiği gibi yaklaşamazsınız. Yaklaşılmamalıdır. İçinizden geldiği gibi tartışmak, tartışanı, hele ki işte, orta uzun vadede üzer.

Tartışmada haklıyken haklı konumda olabilirsiniz, bu, uzun süre haklı kalacağınız anlamına gelmez, argümanlarınızın  geçerliliğini yitirip yitirmediğini sürekli kontrol etmeniz, gözden geçirmeniz gerekir. Haklıyken haklı durumda olmak üstüne sürekli yatabileceğiniz bir durum değildir.

Haklıyken haksız konuma düşmek zaman zaman herkesin başına gelebilecek bir durumdur. Süreklilik arzetmediği sürece doğal karşılanabilir. Fakat sık sık bu duruma düşüyorsanız, sizin tartışma becerinizde ya da yaklaşımınızda bir "arıza" var demektir. Sebebini bulup düzeltmeniz gerekir, aksi taktirde üzülen sadece siz olursunuz, kimse gözünüzün yaşına bakmaz.

Haklıyken haksız duruma düştüğünüzde, eski haklı konumlarınızdan avantaj sağlamaya çalışıyor, ya da, şirkete eski kazandırdıklarınızdan bir medet umuyorsanız yanlış yapıyorsunuz demektir. Bu size belki bir miktar "hatır" süresi sağlar, ama uzun vadede işinize yaramaz.

İkinci son.

Çalıştığınız yerle duygusal olarak boşandıysanız bile, ki bu tepenizdeki dandik yöneticiden, işyerinin insani olmayan şartlarından, ortamdaki insanlarla olan kişisel ilişkilerinizden kaynaklanabilir, tartışmayı doğru argümanlarla yapmak önemlidir. Argümanlarınızın analitik bazda yüzde yüz doğruluğunu sağlayamasanız bile, ki bu her zaman mümkün de değildir zaten, bütünlüğü korumanız önemlidir. Tek tek tüm argümanlarınızın doğru olmasından ziyade, hepsini birleştirdiğinizde mantıklı bir bütünlük arzetmesi önemlidir. Fiziksel olarak da boşanmaya karar verdiyseniz, gene de size tartışmaya duygusal yaklaşmanızı önermem. Bütünlük, diğer insanların siz ayrılsanız bile hatırlayacağı en önemli meziyetlerden biridir. Meziyet derken ahlaki bir durumdan bahsetmediğim anlaşılıyordur umarım. Tartışmaya konu olan şeye yaklaşımınızın bir bütün olarak tutarlı olmasını kastediyorum

Üçüncü son.

Sıkıcı mı geldi? Geldiyse bile lütfen okuyun, sittin senenin tecrübesidir kendi çapımda. Ben ne demek istediğimi anladım da, anlatmayı becerebildim mi, tam emin değilim.

Evliyken, ya da birliktelik yaşarken diyelim,  kadınla erkeğin tartışmaya yaklaşımlarında bariz farklar var. Tartışma derken fiziksel bir kavgayı kastetmiyorum elbet, fiziksel şiddeti hiçbir şart ve koşulda kabul edilemez buluyorum.

İstisnalar vardır muhakkak ama genelleyeceğim.

Kadınların en sık yaptıkları "arızalardan" biri tartışırken eski defterleri açmak.  Genellikle "haksız" duruma düştüklerini düşündüklerinde bu yola başvuruyorlar. Hatta kimileri için ona bile gerek yok, bir karşı atak taktiği olarak benimsenmiş. Tartıştığınız asıl mevzudan uzaklaşıp kel alaka eskiler deşilmeye başlanıyor.

Tamam, kadınlar fil gibi, hatta deve gibi, yani unutmuyorlar ve unutamadıkları şeylerin "kinini" içlerinde saklıyorlar bazen. Size "tamam" demelerinin pek bir anlamı yok bu durumda, eğer içlerinde kaldıysa bilin ki ilk tartışmada karşınıza küt diye konacaktır aynı konu.

Eğer bu eskiyi deşme olayını bir taktik olarak benimsediyseniz, bilin ki hiç bir işe yaramıyor. Buna maruz kalan erkek, bir iki deneyecek, baktı ki olmuyor, kendi bildiğini okumaya başlayacaktır. Yol alamıyorsak tartışmanın bir anlamı yok çünkü.

Yok eğer hakikaten içinizde kalmış bir şeyi tekrar ısıtıp getiriyorsanız, o zaman "sadece" o konuyu tekrar tartışalım. Gönül alınması gerekiyorsa müsade edin gönlünüzü alalım, daha detaylı bir kez daha konuşmamız gerekiyorsa onu da yapalım. Ama tartıştıktan ve konuştuktan sonra "tamam" dediyseniz, artık temcit pilavı gibi tekrar getirmeyin önümüze.  Eskiyi biriktirerek tartışmak kadar tehlikelisi yok.

Erkekler de unutmuyor, ama unutmuş gibi görünmeyi içselleştirdiğimizden çoğunlukla, siz açmadıkça biz açmayız, üstelik zaten tartışılmış "tamam" denmiş bir konuyu tekrar açmanın densizlik olduğunu bilecek kadar mantıklıyız.

Bir de tartışırken ağlayan kadınlar var. Eğer karşınızdaki adam sesini makul desibellerde tutuyor ve tartışmaya çalışıyorsa neden ağlıyorsunuz? Ağlamayı biraz değiştirebilirsiniz, gözlerin yaşarmasından sesin titremesine kadar hepsi aynı kategoride. Tamam, daha duygusal olduğunuzu kabul ediyorum, ama tartışırken bunu yapıyor olmanın tartışmanın kendisine hiçbir faydası yok, bilesiniz. Ağlasanız da zırlasanız da konuşulması gereken neyse gerektiği gibi konuşulmalıdır. Eğer bunu da bir taktik olarak uygulayan kadınlardansanız hiç hoş değil, erkek farkına vardığında sizi bir daha zor kaale alır. Ağlayacaksanız lütfen tartışmayı bitirdiğimizde ağlayın, size yaslanacak bir omuz verilmesi ihtimali, ya da içten bir sarılmayla karşılaşma olasılığınız daha yüksek olacaktır.

Tartışırken duymaktan hiç hoşlanmadığım sözlerden biri de "ben bu kadar fedakarlık yaptım" türü sözlerdir. Fedakarlık, adı  üstünde, istenilmediği halde katlanılarak yapılan bir eylemdir. Eğer kendinizin sürekli fedakarlık yaptığını düşünüyorsanız, ki olabilir, ortalıkta yanlış giden birşeyler var demektir. En kıza zamanda da düzeltilmesi gerekir. Bir beraberlik "fedakarlık" yapmak üzerine yürüyebilemez.

Tartışırkenki en büyük eksiklerimizden biri de empati kurabilme yeteneğimizin güdük olması. Yok yok, bu erkekte de kadında da benzer oranlarda mevcut sanırım. Hatta erkekler kadınlara göre daha bir empati yoksunu. İşteyken empati kurmamak bir meziyet olabilir, nihayetinde kendi çıkarlarınızı korumak zorundasınız, en kötüsü "boşarsınız" işi, olur biter. Ama bir birlikteliği devam ettirebilmek için en gerekli şeylerden biri empati yeteneğimiz. "Bana ne" diyemezsiniz. Derseniz, o ilişkiyi ayakta tutmanın pek mümkünatı kalmaz.

Sonuncu son.

Read more...

Sihirbaz

- Gördün mü?
- Diziydi galiba.
- Dirseği de olabilir.
- Bak, gene!

Yatağın üstünde, karımla birlikteyiz. Göbek sonuna kadar açılmış, yedi sekiz aylık hamile. Göbeğini izliyoruz birlikte. Eğer eşiniz hamileyse, bebeğin de hareketlenmeleri başladıysa bunu tavsiye ederim size; güzel, hafif bir yemek yesin eşiniz, üstüne de bir miktar tatlı, bizim favorimiz dondurmaydı. Biraz bekleyin, sonra rahat bir yere otursun eşiniz, ya da uzansın. Açın karnını, tıklatın, ve bekleyin. Bebek size karşılık verir, onun da keyfi yerindeyse. Bazen, sizin dokunduğunuz yerden size dokunur, bazen de, göbeği bir taraftan diğerine dolaşır, dalgalanır karın. İlk defa dönüşünü gördüğümüzde ağzımız açık kalmıştı şaşkınlıktan.

Birlikte karar vermiştik çocuk sahibi olmaya. İkimiz de istedik. İşinizi şansa bırakırsanız, hamile kalma olasılığı çok da yüksek değildir. Günleri takip etmeniz, gün saymanız gerekir. Parmak hesabıyla "en muhtemel" günleri çıkardık, ona göre de bir "sevişme planı" hazırladık. Ben iki gün perhiz yapıyorum, üçüncü gün, Allah ne verdiyse.

Bir akşam yemeği sonrası, karım elinde ince bir kağıt parçasıyla karşıma dikildi; "hamileyim galiba". Kağıdı aldım, bir tarafında ince koyu bir çizgi, diğer tarafları açık. Doğrusu, ne hissettiğimi şimdi bile tam adlandıramıyorum, sevindim, güldüm, ağzım kulaklarıma doğru yayılmış vaziyette. Karım, gülmekle ağlamak arasında gidip geliyor. Bir taraftan gülüyor, iki saniye sonra yaşlar döküyor, sonra tekrar gülmeye başlıyor.

Ertesi gün doktordan da teyidi aldıktan sonra kutlamaya gittik. Başbaşa bir yemek yedik sahilde güzel bir restoranda. Doktor, birkaç hafta geçmeden diğer aile efradıyla paylaşmamamızı önerdi, kalp atışlarını görene kadar herşey olabilirmiş, tutunamayabilirmiş. Söylemedik biz de.

Üç dört hafta sonra birlikte gittik doktora. Karna jel sürüldü, ultrasonun topuzu karında dolaşmaya başladı. Arıyoruz. Üçümüzün de gözleri monitörde. "İşte" dedi doktor, "bu kalp". Yanıp sönen bir nokta, dakikada yüzün üzerinde olmalı yanıp sönme hızı. Bu, kalp mi? Kalp oluşurmuş herşeyden önce. Önce kalp atmaya başlarmış. Yanıp sönen bir nokta. Mucize gibi. Gibi değil, mucize. Karım gene ağlamaya başladı. Sonra da gülmeye. İçimiz rahat etti, demek ki tutunmuş.


Kadınların yaşamında doğuruyor olmanın önemi çok büyük, erkeğin bunu anlaması biraz zor sanırım. Kadınlar daha küçüklükten evcilik oynayıp bebek giydirmeye, doyurmaya başlıyor. Bizimse uzun bir süre ilgi alanımıza sadece hangi arabanın motor gücünün ne olduğu, fenerin mi yoksa galatasarayın mı yeneceği giriyor. Hayat daha düz ve kolay bizim için, kafaya takılacak konu sayısı sınırlı.

Daha öğrendiğimiz ilk günden itibaren eşim, anne gibi davranmaya başladı, huyu suyu değişti. Duygusal gelgitleri oldu. Öyle ki, ne yapacağımı şaşırdım zaman zaman. Baba olacaktım, evet, ama ben gene henüz bendim, fikre ısınmaya çalışıyordum. Düşündüğümde, hem seviniyor, daha çok da "acaba iyi bir gelecek sağlayabilir miyim" endişesi taşıyordum. Bazen, herşeyin kimyaya bağlı olduğunu düşünüyorum, bir hormonunuz fazla salgılanıyor, bambaşka bir insan oluveriyorsunuz.

Hafta hafta takip yapıyoruz. Bu hafta bezelye kadar, bu hafta muz kadar, bu hafta somun ekmek kadar... Karımın her doktora  gidişine mümkün mertebe katıldım. Daha çok onu yalnız bırakmamak için, biraz da ilk elden doktorun ne söyleyeceğini duymak için. Karım, hamileliği boyunca, özellikle ilk üç dört ay, karnını okşadı okşadı ağladı, ultrason resimlerine baktı baktı ağladı, sonrasında da güldü. Allah var, garip isteklerde bulunmadı fazla, onu bunu canı çekmedi çok, olanı da ben elimden geldiğince karşılamaya çalıştım.


Bebeğin cinsiyetinin büyük oranda belli olacağı dönemlerde birlikte gittik doktora. Ben kız istiyorum, karım, erkek. Çok da farketmez diyorduk konuşurken, sağlıklı olsun da. Gene de ben kızda ısrarcıyım, o da erkekte. Jeller sürüldü, ultrasonun topuzu bebeği gözlüyor. Gelmeden önce tatlı yenmiş, bebek, trambolinde zıplar gibi durmadan zıplıyor. Karım, ilk birkaç zıplamayı gördüğünde gülmeye başladı, ama öyle böyle değil, katıla katıla gülüyor. Doktor ultrasonun topuzunu çekti, gülmenin geçmesini bekliyor. İkinci deneme. Zıplamalar, karım gene katılarak gülüyor. Gene bekleniyor. Dördüncü ya da beşinci denemede, ben gene karımın gülmeye başlamasını beklerken bu sefer doktor gülmeye başladı. Ben, gülümsüyor olsam da, gerilmişim, ben de koyverdim makaraları. Öğrenemedik o gün.

Hamilelik süresince seks hayatınız da değişiyor. Orta karar devam ederken bir süre sonra üst seviyeye çıktı. Benim hatun, tabiri caizse, azdı. Göğüsler büyüdü, bu durumsa benim pek hoşuma gitti. Sorsanız, herhalde en ateşli sevişmeleri o dönemde yaptığımızı söyleyecektir. Gerçi bir süre sonra, bebeğin hareketleri gözle görülür hale gelip karnı iyice büyümeye başladığında, ben pek rahat edemedim. Zarar verir miyim düşüncesinden kurtulamadım bir türlü. Gene de, karım üstte ben altta, tadını çıkardık uzun süre.

Hamile kadınları gördüğümde, karınlarına dokunma isteği uyanıyor bende. Hele son dönemlerine girmiş, göbek deliği iyice dışarıya çıkmış kadınları çok sevimli buluyorum. Konuşma fırsatı olduğunda, bebeğin cinsiyetini tahmin etmeye çalışıyorum. Pek tutturabildiğim söylenemez.

Biraz daha sorunsuzmuş gibi göründüğünden, biraz da doktorumuzun duruma bakıp tavsiye etmesiyle sezaryene karar verdik doğuma birkaç hafta kala. Bana, "siz de girmek ister misiniz doğuma" sorusuna hiç düşünmeden "evet" yanıtını verdim. Hakikaten çok da düşünmeden verdim. Çoçuğumun ilk anını, ilk nefesini, ilk ağlamasını kaydetmek fikri çok cazip geldi.

Fikir cazipti ama doğum düşündüğüm kadar romantik değildi. Gene de başından sonuna kadar bir elim kamerada, bir elim karımın elinde kaydettim herşeyi. Bebek kuvöze konuldu, eşim anestezinin etkisiyle biraz kendinden geçti. Beni de artık çıkmam gerektiğini söyleyip gönderdiler odaya.

Odada sadece eşimin annesi vardı. Gözler heyecanlı. İlk önce karımı getirdiler. Fazlasıyla yorgun görünüyordu. Az bir süre sonra da doktorumuz geldi, doğumun sorunsuz geçtiğini, hem bebeğin hem de annenin iyi durumda olduğunu tebliğ etti bize. İçim rahatladı.

Bebek, odaya bir hemşire ve başka bir doktor nezaretinde geldi. Kolunda "Bebek Falanca" yazan bir bant, konduğu sepetin tepesinde de doğum saatini, kilosunu ve boyunu gösteren bir kart. Ben, elimde kamera, çekmeye devam ediyorum. Yeni gelen doktor hemen emzirmenin nasıl olacağını göstermeye başladı. Bir taraftan doktor, bir taraftan hemşire, bir taraftan karım, bebeğin memeyi bulmasını ve emmesini sağlamaya çalışıyorlar, kayınvalide ağladı ağlayacak, bense hem gülümsüyorum hem de yutkunuyorum kuru kuru.

Yüzüne dokunduğunuzda içgüdüyle meme başı arasa da bebek, ilk emmeyi gerçekleştirmesi biraz zaman aldı. Bebek acemi, karım acemi, biraz uğraştılar. Doktor ve hemşire bıraktı bebeğin yüzünü çekiştirmeyi, bebek kendi kendine emmeye başladı. Bebeğin dikkatinin dağılmaması için dokunmamamızı istedi doktor, hazır memeyi yakalamayı becermişken biraz emsinmiş. Kirpi gibi saçları, hatta favorileri olan, yüzü gözü şiş bir bebek. Ne bana benziyor ne de annesine. Doğuma girmemiş olsam bize yanlış bebek getirdiklerini söyleyeceğim neredeyse.

Kendiliğinden memeyi bıraktığında, hemşire bebeği alıp kucağıma doğru uzattı. Önceden talimliyim, bebek nasıl tutulur çalışmışım, fazla zorlanmadım düzgün bir şekilde tutmak için. Defalarca hayal etmiştim ilk kucağıma alışımı.  Yanağına dokundum, meme zannetti, arandı, güldürdü beni. Benim canımdan, benim kanımdan, canımın içi. Uzattığım parmağımı, küçücük avcunda sıktı, kalbimi tuttu. Tek bir dokunuşuyla, dönüştürüverdi beni.

Baba oldum.

Read more...

Sucuklu Yumurta

Sevgili Hatun,

Başlığa bakıp gene ne fesatlık yapacak bu Cevat deme! Cevat senin ayağının turabı olsun.

Dili mercan, dişi mercan Hatun'um. Sana tüm samimiyetimle yazdım ilk mektubu, küfür de etmiyorum. Ama sen bana bir cevap vermedin ya, çok bozuldum a.q. Sana yazıyorum, çünkü sen benim gözümün ferisin, feriğimsin, sana bakınca dünya varmış be diyorum, azcıcık bil istiyorum seni nasıl bildiğimi.

Hatun'cuğum, bilmem katılır mısın bana, bu fani dünyada en zevkli işlerin birincisi sevişmekse, ikincisi de yemek yemek lan. Bak dedikodu gibi olmasın, Evli abimin bir huyunu severim; sittin sene bekar yaşadı, tek başına, eğer evdeyse illa ki masa kurdu kendine. Yok lan, öyle zengin sofrası değil, bildiğin makarna bile yapsak tabağımızı masamızı süslerdik. Yanına bir salata, tabağın şekli şemali düzgün, bıçak kaşık çatal yerli yerinde, üstüne koyduğumuz karabiberi bile düzgün serptik. Varsa, bardağa bile olsa, bir çiçek koyardık gülüm. Maksat, yaşamaktan aldığımız keyif artsın. Öğrenciyiz, cepte yok avuçta yok, makarna çeşitlerinin feriştahını yaptık, ama keyfimizden ödün vermedik.

Hani mutfak yemek işleri sana kalıyor genelde, sen de elinden geleni yapıyorsun ya, iki kelam çiziktireyim istedim. Sana bu konuda biraz kızgınım Hatun'cuğum.

Bu işi angarya görüyorsan, sana diyecek lafım zaten yok. Vaktim yok, çalışıyorum dersen anlarım, ama gene de pratik noktalar var gülüm. Hem, çağır senin herifi, yardım etsin sana, nedir yani eline mi yapışacak, ver haftanın 2 günü o yapsın yemekleri.

Derdim, Hatun'cuğum, zaman var mı yok mu da değil. Senin yemek olayına yaklaşımında. Af buyur, bazı hatunlar var, söz meclisten dışarı, al da zıkkımlan modunda yemeği önüne sürüyor. Lan, olacak iş mi bu, öyle yemeğin tadı mı olur, giderim 5 liraya yarım kokoreç midye yerim daha iyi, hiç değilse keyifle yerim a.q. Senin bu cinsin, masa tabak süslemekten de bihaber gülüm. Üstüne, yemek yapmayı da bilmiyor a.q, taze fasulye yapıyor kıyır kıyır, iki farklı nohutu biribirine karıştıyor, birisi çok pişmiş öteki kıtır kıtır. İnsanda biraz akıl fikir olur lan!

Biliyorum, sen onlardan değilsin, ben gene de bir kaç öneride bulunayım sana. Hani mutfağa artık haftada bir girsek de, sittin senenin bekarlığı var, az buçuk biliriz, hemi de severiz.

O falan çiçeği sitesi, bilmem ne seda programına takılıp kalırsan işimiz zor seninle, geçinemeyiz. Unut onları, tamam belki fikir niyetine bakabilirsin başka yerlere, ama yemek yapmanın özüne in gülüm. Temellerini iyi oluştur.

Bir kere şu soslara abanmayı bırak gülüm, sos dediğin kuzey avrupaya ya da soğuk iklime ait birşey. Güneş yok, ne olacak, domatesin tadı yok, koyun takırdamaktan doğru dürüst yeşillik yememiş, tabi tatsız olur a.q. Napıyor o zaman gavur, veriyor sosu veriyor sosu. Yapma! Bizim memleket öyle değil! Vaktinde domatesin tadını bildin mi, mis gibidir. İçinde gözleri olur o domatesin. Tuz dök ye, doyarsın. Sosa abanacağına asıl malzemenin kendisine hürmet et, sev onu. Izgara et yapıyorsun bilmem ne soslu, sos değişik, et kayış gibi lan! Sosu sktiret bırak, eti nasıl iyi pişiririm onu öğren.

Bir sürü tarif alıyorsun, içinde adını bilmediğimiz, kendisini görmediğimiz baharatlar, bir de onları yiyeceğiz. Ulan eskiden köri mi vardı gülüm en basitinden. Sen o tarifleri bırak, tava yemeklerinin temel prensibi nedir onu öğren önce mesela. Yeterince kızmamış yağa patlıcanı boca edip kızartma yapıyorum deme bana, hasta etme beni. Patlıcana emdirdiysen yağı, sonradan peçete koyup fazla yağını alıyorum ayağı yapma sakın. Yemem ben! Uzun uzun anlattırma bana, japon tempura diyor genel olarak, aç oku, temel prensip aynı, yağ sıcaklığı ve malzeme miktarı dengesi. Al, hepsine uygula, millet de mis gibi kızartma yesin a.q.

Öyle tereyağını bas, ondan bundan gani gani koyla bitmesin bu iş. Ağız tadı denen birşey var. Malzemeni iyi seç, iyi malzeme pahalı olan malzeme değildir, malzemeni iyi seç. Pizza mı yapıcan evde, hamurunu ince aç, mümkünse en ince undan olmasın hamur, hamur açmanın inceliklerini öğren, hamura kata su konulmaz misal, koy üstüne tazesinden rokaları, dök üstüne güzelinden mozarellayı, yay üstüne mevsimlik domateslerden kendi yaptığın püreyi, ver fırına. Al sana margaritanın feriştahı. Nedir yani.

Sen tariflere kendini kaptırırken işin özünü kaçırıyorsun gülüm, yaratıcılığını öldürüyorsun, temelin zayıf. Bak, Evli abim arada bir, bir ciğer tava yapar, ya da kuzu kavurma, böylesini hayatında yememişsindir. Yalanım varsa sksinler beni ne olayım!

Mektubuma son verirken, madem bu kadar konuştuk, sana bir tarif vermek istiyorum gülüm; sucuklu yumurta tarifi. Sucuklu yumurtanın da tarifi olur mu deme. Bal gibi olur.

Sucukların zarını soy, serçe parmağının ucu kalınlığında halka halka kes sucukları. Genişçe bir tavanın dibine su koy, su tüm tavayı kaplasın, yüksekliği 1-2 milim kadar olsun. Tavayı koy ocağa, su ısınsın iycene. Sonra sucukları tavaya düzgün bir şekilde yerleştir. Tavanın üstünü uygun büyüklükte bir kapakla kapat. Sucuklar ısındıkça yağını salacak, suyu da emecektir. Arada sucukları ters çevir, kapağı kapat, bir süre de böyle hallensin sucuklar. Sucukların yağını yayılmış vaziyette gördüğünde, kır yumurtaları. Sakın sarılarını dağıtarak kırayım deme, bozuşuruz! Kapağı kapat, altını kıs. Altını çok açarsan dibi tutar gülüm, kapamazsan da üstü pişmez. Dediğimi yap sen. Beyazlar hafif katılaşmaya başladığında hafif bir salla tavayı, dibi yapışmasın, sarıları bozayım deme, bozuşuruz! Yumurtalar da piştiğinde gayet nazikçene -sarıları bozmaaaaa!- tabağa al. Tabağın kenarına artık, maydanoz, reyhan, ne istiyorsan, domates falan koy. Süsle tabağını. Artık sarıları ekmek batırarak patlatabilirsin istersen. Afiyet olsun.

Çok mu basit oldu? Güzellik, sadelikten gelir gülüm. Övünmek gibi olmasın, benim sucuklu yumurtam da güzeldir hani !

Dudaklarından buus ederim usulca.
Seni seven, Cevat.

Read more...

Aldanmak




Aldatılmak aslında tek başına yapılan bir eylem değildir. İki değil, üç kişi gerektirir.Aslında aldatılırken ikinci kişi mi yoksa üçüncü kişi mi olduğunuz çokta önemli değildir. Sonuçta esas oğlan/kız hariç diğer iki kişinin payına aldanmak düşer.

Genelde cep telefonunu özenle karıştırmazsın ama aksilik bu ya birgün illa ki bir mesaj bulursun. Hele numarayı tanıyorsan ve numaranın sahibinin adı Ayşe olduğu halde bunun yerine Ahmet abi diye kaydedilmişse o kocaman göbekli , pala bıyıklı Ahmet abinin eşinin telefonuna sevgililer günü mesajı atması önce seni uzun süre güldürür. Ahmet abinin ibne olmuş olma ihtimali bile sana daha sevimli görünür. ''allaam noolur ahmet abi ibne olmuş olsun'' dersin ama numarayı tanıyorsun işte, cıx bu Ayşe dir..

Normal kadın hareketleri; cazgırlık etmek, bağırıp çağırmak dünyayı adama dar etmek olsa da sen meraklısındır işte, gerçeği öğrenmek istiyorsun. Eşin de muhtemelen ne derse desin tatmin olmayacaksın. Çünkü kimse aldatılan olmayı kendine yakıştıramaz hemen.

Benim gibi şanslıysan ve Ayşe'yle az da olsa bir hukukunuz varsa zaaflarını bilirsin. Erkekleri çok sevdiğini bilirsin mesela, ''olsunda çamurdan olsun'' mantığı güttüğünü bilirsin, yaralı bir ceylan gibi ortalarda gezinip nice aslanı pençesinde parçaladığına şahit olmuşsundur.

Günün 23 saatini pc başında geçiriyordur Ayşe..O zaman yapılacak şey bir erkek adıyla msn adresi almaktır. Sinsice yaklaşırsın Ayşe'ye. Önceleri'' ben şizo muyum? hiç yakışıyo mu bana'' dersin.''cıx cıx cıx evli kadın kendinden utanmalısın, hiç etik değil'' dersin. Sonra bir kadının bir kadınla asla paylaşmayacağı, genelde erkeklere açtığı bir dünyada olmaktan içten içe haz duyarsın.

Seninle yemekten, bulaşıktan, filmlerden, kocalarınızdan bahseden o kadının tango yaptığını öğrenirsin mesela. Gerçi sen de, bekarken gece klüplerinde grubunla beraber salsa yaptığını hiç söylememişsindir ona..Bişeyi farkedersin kadınlar erkeklere ışıl ışıl bir cennet gösterirler. Yalan söylemeseler de , kötü şeylerden bahsetmemek yalan sayılmaz ne de olsa?

Birkaç gün geçtikten sonra sana eşinden bahsetmeye başlamıştır; ama anlattığı adam senin eşin midir gerçekten? Yoksa Antonio Banderas'ın vücud bulmuş şekli mi?

Kocanı bir de ondan dinlersin.. En zor yanı budur.İçinde bişeyler olur. Sınavdan önce tutan karın ağrısı gibi. Nefes alamamak gibi, ağlamak isteyipte ağlayamamak gibi. Bu dönemi atlatabilirsen o sana kendi kocanı sana anlatırken ''anlıyorum canım seni'' diyebilirsen tamamdır, bitti sayılır.

Genelde kadınların garantili bir adamla evlenip serseri ruhlu adamlara aşık olduğunu en iyi bilen biri olarak en serseri erkek numarasını yapmalısın ki daha çabuk rahatlasın ve açılsın.

Kocanın senden nasıl bahsettiğini anlatır sana uzun uzun.. ''ben karımı seviyorum, ve hayatımda onun olmadığı bir an bile olmayacak '' sözü kazınır kafana.. İşin bitmiştir artık Ayşe'yle. Öğrenirsin, yeni başlayan bir kıvılcımdan öte değildir yaşanan herşey.

Önlem alınırsa kurtarılabilinir dersin kapatırsın oturumunu.

Ancak Ayşe için o kadar kolay değildir oturum kapatmak. Senin karşısına çıkan en hassas, kadın ruhundan anlayan erkek olduğunu zannetmektedir. Birkaç gün sadece herhangi bir erkek olarak yaklaşman bile yetmiştir senden etkilenmesine. Hiç aşk sevgi sözcükleri geçmese de. Çünkü O'nun en derinlerine inmek için oldukça dayanıklılık ,sabır ve özveri göstermişsindir .

Bir kadının ruhunu bir kadından daha iyi kim anlayabilir ki?

Sen artık neler olup bittiğinden emin, için rahat, evinle ve eşinle ilgilenirsin, çoğu yanlışları toparlamaya çalışarak. İçin çok rahattır çünkü herşeyi birinci ağızdan öğrenmişsindir, hemde evde hiç hır gür çıkmamıştır. Çünkü bilirsin ki evde huzursuzluk yaratmak sadece eşini senden uzaklaştırır. Hiç istifini bozmadan, hiç kocanın kalbini kırmadan halletmişsindir herşeyi, için rahattır.

Ancak Ayşe hemen bırakmayacaktır. Derin bir araştırma sürecine girer kaltak:P Öğrenir çok geçmeden, dedim ya tanışıyorsunuzdur. Pc de de çok iz bırakmışsındır, belki de hiç aklına gelmemiştir. Öğrenince de tuhaftır ki hemen eşine şikayet eder seni bir arsızlıkla, işte ogüne kadar hiç açılmamış ağzını açar, gözünü yumarsın.. Aslında Ayşe'ye acımışsındır, ya da duyduğun bir vijdan azabıdır. Ama genede bu ağzını açmana engel değildir çünkü aslolan sensindir:P ve inanılmaz egon. Eşin hayretler içinde dinler yaptıklarını, gözlerinde korku görürsün ilk kez. Onca şeyi nasıl bilipte hiç hissettirmediğine şaşırır. Tepkisizliğinden, rol yapma yeteneğinden korkar, artık sen de eskisi kadar saf değilsindir gözünde, ancak bi basamak daha yükselirsin. Ufak bir kıvılcımla herşeyi yakmadığın için sevinir, dinlediğin, araştırdığın için sevinir,ona değer verdiğin ve güvendiğin için sevinir.

Gökten üç elma düştü. Biri sana, biri bana, biri de, tüm aldatanların çüklerine:P

Read more...

Hürrem sultan,Anne Boleyn ve Modern Kölelik

*
Osmanlı'daki harem sisteminin yetiştirdiği en ihtiraslı , en tehlikeli kadınlardan biridir Hürrem sultan .Aslen slav ırkındandır. Buda ondan nefret etmek için yeterli bir sebeptir aslında :P
Harem sisteminde padişaha sunulacak en gözde cariyeler toplanır, onlara müzik, dans, yemek ,dikiş ve bir kadının bilmesi gereken her eğitimi verilir ve onlara özelliklerine göre çeşitli isimler takılırmış mesela Hürrem''neşeli'' anlamındaymış.
Hürrem sultan; Kanuni'nin kendinden önceki eşi, oğluyla birlikte şehzade eğitimi için gittiğinde yönetimi tümden ele almış ve Bir Osmanlı padişahıyla nikahla evlenmiş ilk kadın olma ayrıcalığını taşır..

Anne Boleyn ise Fransız sarayında aynı harem sistemine benzer bir eğitim alıp ülkesine Kraliçenin hareminde ona hizmet için dönmüş bir İngilizdir..
aynı zamanda krala İngiliz kilisesini kurdurtan kadındır.Kralın ilk boşanmayı gerçekleştirdiği kadın..Erkek varis doğuramadığı içinde idam edilen ilk kraliçedir.Aynı zamanda kral artık onunla ilşkiye girmediğinde onu kandırıp hamile kalmak için öz abisiyle ilişkiye girip sakat bir çocuk dünyaya getirdiği söylenir.

Hatta daha gerilere gidelim.:)
Ramses. Nefertari ile evliyken İset'ten bir varise sahip olmuş ve İset'le işi bitince onu yaşadıkları geceyi ömrü boyunca unutamayacağı bir saz kulübesini ibadethane yapmaya mahkum etmiştir..
Her sistemde de aynı şeyler var.Her kültürde aynı şeyler var. Padişah/krala sunulmak üzere özellikle yetiştirilen, bunun için eğitilmiş, bununla donatılan kadınlar, kralın/padişahın yatağına sokulunca mertebe atlatılan, çocuk doğurunca bir yükseğe ulaşan, erkek varis doğurduğunda ise görevini tamamlamış mutlu kraliçeler..
Biz kadınlara bu işleniyor, mükemmel olup bizi kraliçe yapmaları için hazırlanıyoruz.. ''aa böyle yapma seni alan olmaz'' lafını belki bin kere duymuşumdur annemden .
Sonra daha ihtiraslı oluyoruz, avken avcıya dönüşüyoruz. en iyi kral hangisi? kime verirsek daha iyi kraliçe oluruz ..
Hırslarımız,ihtiraslarımız,entrikalarımız ne Anne Boleyn'den nede Hürrem Sultan'dan farklı değil..
Sadece padişahlar/krallar; doktor,mühendis,zengin, isimlerini almış.
Ne sadece sevişebiliyoruz,nede isteklerimiz bitiyor.
Hepimiz Anne Boleyn ve Hürrem sultan kırmasıyız (kısa bacaklılar şişmanlar ve kıçı yere yakın olanlar hariç:P nede olsa Hürrem slav ırkıymış. :P)
Erkekler ise gene aynı. Herkes kendi ülkesinin kralı. En büyük çük kendilerinde zannederler:P Hepsi yatakta panter olduğunu düşünür,çoğu aslında tavan seyreden bir kadınla bile yatabilecek kadar necrofilik olduğunu farketmeden.
Eğer evli bir erkekse eşi Nefertari olur kendilerine bir İset bulurlar. yada eşleri Mahidevran sultan olur, birtanede Hürrem sultan bulurlar. yada Catherine'leri varsa bir Anne Boleyn ararlar..
Kadınların içine yerleştirilmiş bir anaçlık ve hizmet etme dürtüsü vardır bence. Bu (hemen tüm kadınlar itiraz edecek eminim) ellerinden alındığındaysa daha mutsuz olurlar. Çünkü içlerindeki o anaç yan alınmıştır. bir erkeğe hizmet etmekle onu memnun etmekle içimizde anaç dürtü aynıdır bence ve bu erkeği kral yapar.
Bakın modern toplumlara; daha feminist yaklaşım sahibi kadınlar daha mutsuz,doyumsuz, vede depresyona yatkındır .tespitlerimle can yakıyorum gene:P
En mantıklı erkek parası olduğu kadar- helede biraz eğitimi ve kültürü varsa azıcıkta karizması varsa -kral olduğunu bilen erkektir.
ve bunlar olduğu sürece kraldır.İstediği bir varisten ziyade sadece hareme pike dalışı yapmaktır:P
Kabul edelim yada etmeyelim yatakta fahişe mutfakta aşçı sokakta hanımefendi olalım diye yaratılmışız. Gerçi ben de sıralama daha değişiktir yatakta hizmetçi (çoğunlukla yatakta hizmet ederim:P)
sokakta aşçı (yemeği dışarda yemek en iyisidir) ve mutfakta fahişe (allaam nohut yemeğinin dibini tutturan kaç fahişe tanıyorsunuz:P)
Şimdi rahat olun gidin elinizin altındaki krala hizmet edin, rahatlayın ,özünüze karşı gelmeyin:P
Hatta çok avam, arabesk yada modası geçmiş hatta aşağılık bulsanızda o dışarıdan geldiğinde onu soyup ayak masajı yapın.. Süper dinlendirir her iki tarfıda.
yani al-ın ver-in sex hayatınıza can verin gibi iğrenç bi espriyle kapatmak istedim efendim:d

*Resme tıklayın derim kraliçe yakıyor:P

Read more...

Kabusname

Seks, yeni birşey olmadığından, benim de söyleyecek hiçbir şeyim yeni değil. Adem babamızla Havva annemizden bu yana çiftleşiyoruz. Meret, zevkli birşey olduğundan, üstüne yazılmış milyonlarca kitap, teknik, ritüel, sektör, kültür var. Uzakdoğulu bu işlere daha yatkın, daha işin keyfinde, felsefesinde. Umarım eçiş bücüş olmalarıyla seks kültürlerinin gelişmiş olması arasında bir bağlantı yoktur. Yoksa yan bastığımızın resmidir.

Adem babamız dedim de, aklıma takıldı, Havva'dan başka kadın yok, nasıl geçirdi acaba ömrünü? Havva anamızda, göğüsler küçüktüyse misal - Allah günahımı affetsin - hiç içinden geçirmiş midir acaba "şunları azıcık büyük yapsaydın be güzel allahım" diye. Bence geçirmiştir. Bir de, 31 çekerken kimi hayal ettiğini merak ediyorum, - çarpılacağım - bir cevap bulamıyorum. Yerinde olmak istemezdim. Esteğüzü billah himineş.....

Kabusname, - kötü rüya olan kabus şeklinde okumayın, Kabus bir isim - içinde birçok konuda tavsiyelerin bulunduğu bir öğüt kitabı, nasihatname. Geçmişten kalan bir sürü nasihatnameler, cinsel içerikli metinler, methiyeler var. Bazıları çok ilginç. Bir Zenanname var mesela, kadınlar kitabı diye geçiyor, al oku hayretlerin şaşsın. İşin daha da ilginci, zenannameyi yazan adam bir eşçinsel.

Kabusname, diğer nasihatnameler gibi, bablardan oluşuyor, her bap belli bir konuda tavsiyeler içeriyor. Kitaptaki baplardan biri "Cimada faidelisin ve ziyanlısın beyan eder" şeklinde; halvet olma üzerine tavsiyeler.

Diyor ki Keykavus - ismi de karizma -

Şöyle bilmiş ol ey oğul ki, cima etmek dünyanın lezzetlerinden bir ulu lezzettir. Amma bunun lezzetine aldanıp çok meşgul olma, ta ki temelin aşınıp göçmeye!’Çok cima etmenin ziyanı var amma az etmeğin dahi ziyanı var. Demek ki her nesne orta kararda iyidir. Ol dahi gayet arzu ile hoştur.

İtirazı olan? Yok.Nesine edeceğiz.

Seks isteği fazla olana da diyor ki;

Ve eğer kendini yenemesen bari sevdiğinle cima etme. Ta ki sevginin temeli aşınıp, göçmeye. Zira ki sevgi bir sıcak nesnedir ve cima bir soğuk harekettir. İster istemez bu soğukluk ol sıcağı bozar.

Adamımsın Keykavus. "Çok istiyorsan diğer kadınlarla yap" diyor adam. Aşkolsun!

Kadınlar, sevişmeye romantizmi katmak istemiyorlarmı bazen, çok saçma buluyorum. Mumlar, tütsüler yakılıyor, kokular sıkılıyor. Tamam, erkeklerde de bir miktar romantizm potansiyeli var, yok değil. Aşıkken mesela. Sevgiliyle el ele göz göze diz dize, sevgi sözcükleri fısıldanıyor kulağa. Güzel, kötü değil.

Bir de hatun araklarken "mecburen" bir romantik olma durumumuz var, çünkü kadınlar seviyor romantikleri, biz de "mişiz gibi" yapıyoruz. Bu yapıştırma romantikliğin sırıttığı erkekler hatunlar tarafından "öküz" diye nitelendirilse de, ben bu arkadaşları, niyetlerini doğrudan beyan etmeleri açısından samimi buluyorum. Bu sırıtan erkeklere önerim, eğer tipiniz çok yamuk yumuk değilse, ki bu da Allah vergisidir yapacak birşey yok, "karizmalarını" geliştirmeleridir. İki çift laf etmeyi bilmeleri, konuşulacak konuları doğru seçmeleri ve seçtikleri konuları iyi bilmeleri gerekir. Bunun üzerine bir de ayna karşısında yüz, mimik, göz teması, cool olma çalışması yaparlarsa belki bir şansları olabilir. Yapıştırma karizma da üstünüzde sırıtabilir, olabilir, ama burada önemli olan süredir. Hatunu araklamak için gerekli süreyi karşılayacak kadar bir karizma, işinizi görecektir.

Eğer bu da yoksa, size ben de yardımcı olamayacağım. Benden bu kadar.

Bir tek aşıkken gerçek romantik olabilme potansiyeline sahibiz. O da kimyadandır herhalde, yoksa durduk yerde neden değişelim. İncelenmesi gerekir.

Aşık olan erkekten bile romantizm belli bir noktaya kadar beklenebilir. El eleleydin, koklaşmaya başladın, dudaklara kondurdun öpücükleri, "seni seviyorum" dedin, "aşkım" dedin...

"Hatunun diline değdi dilin". Bu noktada artık bizim için romantizm bitmiştir, penis devreye girer, beyin, "kan gönder" emrini verir. İstemsiz bir hareket yani.  Kod bu şekilde çalışır. Artık bu andan itibaren bizden olaya sevgiyle yaklaşmamızın beklenmesi abestir. Konuşma sırası içgüdülerdedir. Tütsüydü mumdu falan, geçiniz. İçgüdülerinize ne kadar çok uyarsanız o kadar iyi sevişirsiniz. Bunun içinde de sevgi pek yoktur.

Keykavus'a devam...

Kafa şarapla dumanlı olursa ne cima ettiğin bilir kişi ve ne cimanın lezzetin. Amma çok çaresiz olunca bari mahmur cima etmek yeğdir ki sefasından haberdar ola.

Biraz alkol iyi gider seksle. Rahatlatır, olduğunuz gibi davranmanıza yardımcı olur. Çakırkeyif olmaya yakın bir nokta fena değildir. Yalnız, sadece sizin çakırkeyif olmanız bir işe yaramaz, asıl hatunun olması önemlidir. Sizin kafanız iyiyken hatun son derece bilinçliyse facia olabilir. Çok detayına girmeyelim.

Zira ki her ele girdiğince cima etmek hayvanlar işidir. Zira hayvanlar vakit ve bivakti bilmezler. Ne vakit ki eline girdi, işlemeğe başladı. Öyle ise adem olan, vaktin gözlemek gerek. Taki hayvan ile onun arasında fark ola. Biline ki bu ademdir ve de ol hayvandır.

Biraz bozulur gibi oldum bu hayvan lafına. Fakat hakkını teslim etmek lazım. Biline ki bu ademdir, ve de ol hayvandır. Seks esnasında biz buyuz, olması da iyidir. Sevişirken de beyefendi gibi davranan bir adam varsa, var mı?, o adamdan hayır gelmez.


Hadi bana inanmıyorsunuz, bu adama da mı inanmıyorsunuz? Adamın adı Keykavus diyorum

Read more...

Maritus


En başta söylenmesi gereken birkaç sözü söyleyip blogla birbirimizi daha iyi tanımamız gerektiğini düşündüm.
Bu el yordamıyla üstünkörü bir birleşmedense birbirini en ücra noktasına kadar tanıyıp yapılan önsevişme gibi olacak:p
Bunun içinde evlilik hakkındaki düşüncelerimden başlamak istedim.
Evlilik kurumu bence geçmişte ortaya çıkarılış amacının aksine ritüelleşmiş, kutsallaşmış, gereksiz bir monotonluğa hapsedilmiştir.
Çünkü evliliğin temelinde verasetin adaleti, miras konusunun açığa kavuşturulması,çoğalmada düzen gibi sebepler yatar. Evliliği biz yarattık,daha sonra kendi yarattığımız putlara, kendi yarattığımızı unutup tapmaya başladık,kutsallaştırdık.
Oysa kutsal olan insandır, kutsanması gereken aradaki sevgi, saygı ve beraber geçirilen yıllar için verilen emektir.
Zaten asıl büyü evlilik kelimesinin içinde..''maritus'' yani latincede '' birleşme''
anlamına gelir.. Yani neyi birleştireceğiniz size kalmış:)

Sex ve cinsellik ne evliliğin karşısında, nede evlilikle bütündür.
yani ne tamamen evliliğin bir parçası, nede evliliğin düşmanıdır. sex tümüyle özgürdür..insanın en doğal en saf güdüsü çoğalma ve dolayısıyla sex güdüsüdür.
Evli bir çiftin sex açısından birbirleriyle senkronize olması elbette en güzel şeydir.
Özetle evlilik çocuğumuzu, beraberliğimizi kutsar, beraberliği yasalaştırır, ancak özgürlüklerimizi kısıtlamaz.Asıl nüans beraberliğin ortak saygınlığını yada kendi saygınlığını yitirmeden özgür kalabilmektir. Evlilik elbette bencillik değildir ,evlendikten sonra elbette öncelikleriniz eviniz,eşiniz ve çocuğunuz olmalı. Elbette özveri ve emek istiyor. Ancak öncelikli olmasada, biraz beklesede sexüel isteklere bişey olmaz:P bekletsenizde yaşayın, hatta özellikle bekletip yaşayın .
Önplanda olmasın, bırakın yahu geri planda olsun ama illaki olsun .
Zaten bunun aksi masturbasyon yaparken eşini hayaleden kadının yaşadığı çelişkiden farklı değildir:)
Memnun oldum bende blog..

Read more...

Şaşkın Adam

Olay taze sayılır. Hafta sonu 1 günlüğüne "iş" bahanesiyle, yakın çevredeki bir sayfiye oteline keyif için gidilmiş. Azıcık yanmış olarak dönüldüğünde ne olacağını hesap etmesi biraz vakit almış arkadaşın. Başka bir ipucu bulunamamış olsa da "hanım" huylanmış. "Birlikte gidiyoruz" dediği arkadaşa telefon edilmiş, durum zar zor idare edilmiş. Edilmiş mi tam olarak belli değil. Arkadaş üç buçuk atıyormuş.

Read more...

FKK

Türkiye'de fahişelik yapmak yasak -vesikalılar haricinde- ,aynı şekilde pezevenkler odası da yok. Fuhuş YASAK.

Birşeyi yasaklıyor olmak, yasaklananın ne olduğuna göre biraz değişse de, onu ya çekici kılıyor, ya da yer altına itiyor. Engellemek, hele ki böyle bir sektörü, imkansız. Üstüne bir de toplumun değer yargıları girince olay normalinden soyutlanıyor. Aksaray kulüpleri, pavyonlar, rus kızlar, eskortlar diyince çoğumuzun aklına gelen şey "ahlaksızlık ve pislik yuvaları". Tekin değiller, envai çeşit tokatçısı var. Hiçbir şey yapmayacaksa bile, sırf merakından gidip bir göreyim diye düşünen adamı -genellikle- korkutan bir ortam. Bu algının üstüne bir de alengirli işleri, polis baskınlarını, zorla kadın çalıştırmayı falan ekleyin. Görünüş kötü.

Bu sektör, bana göre, sadece bir hizmet sektörü. Satın alınanın seks olması, kiralanan şeyin insan vücudu olması olayın mahiyetini biraz değiştirse de, bu bir "iş". Business. Para kazanılıyor. Ortada dönen paranın büyük olması, kanunen de yasak olması işleri çıkmaza sokuyor. Okuyorsunuzdur, bu işlerden para yiyen kolluk gücü haberlerini, zorla çalıştırılan kadınların durumlarını. Kanun yasak diyor, fakat illegalliğe, kanunsuzluğa bir cevap yok. Bu kanunen yasak olma durumu ortadan kalksa, çok daha güvenli, daha insani, daha "normal" bir sektör olacağını düşünüyorum.

Biraz bildiğimi düşündüğüm için bir örnek vereyim. Almanya'da fahişelik kanunen serbest. Kadına, diliyorsa, kendi vücudunu kullanarak çalışabilirsin diyor, ama kadın ticaretini yasak etmiş. Paranın büyüklüğü, her sektörde olduğu gibi, bu alanda da girişimciliği tavana vurdurmuş. Bir kulüp cenneti. FKK, almanca Frei Körper Kultur 'ın kısaltması. Free body culture, çıplaklığa atıf. Genelev diyeceğim, bizdekileri düşününce haksızlık olacak, brothel ya da bordello diyeyim ecnebinin tanımıyla.

Son almanya ziyaretinde, iş için gitmiştim, bu kulüplerden birini ziyaret ettim. Daha önce de başka yerlere bir göz atmışlığım vardı. Gittiyseniz biliyorsunuzdur zaten, taksicilerin çoğu türk, garsonlar türk, başka bir dil bilmenize neredeyse hiç gerek yok. Bindiğim taksinin şöförü, genç, efendice bir çocuk. "Nereyi tavsiye edersin?" sorusuna birkaç kulüp adı saydı, öneride bulundu. "Sen gittin mi" dedim, "yok abi, benim öyle yerlerde işim olmaz, hem daha yeni evliyim" diye cevap verdi. "Evlenince gidilmez mi", "erkek adam dediğin" üzerine biraz lafladık, erkek geyiği yaptık. Aynı şeyi türkiye'de yapsanız, eğer bilginiz yoksa, başınıza ne geleceğini kestiremezsiniz. Sizi bir yere götürür, oradan komisyon alır, gittiğiniz yer batakhane çıkabilir. Falan.

Ne yaptığımın detayına çok fazla girmeyeceğim, sadece ortamdam bahsedeyim biraz. Son derece güzel, temiz, rahat bir yer. İyi döşenmiş, düzenlenmiş bir otel gibi. Tek farkı, ortalıkta seksi, yarı çıplak, jartiyerli kızların olması. Barmaidler, "garsonlar" insanın gözünü gönlünü açan cinsten, bir erkek cenneti. Katlarda odalar, her odada ayrı bir hatun. Ne bacardi gibi bir kulüple kıyas götürür, ne de bildiğim türkiyedeki başka bir yerle. Beğendiğim hatun türk çıktı, konuşkan, güzel bir kızdı. Ne öyle bir yerde çalıştığı için "ezikti", ne çakal, ne de acılı. Çıkarken türk usulü uğurladı beni, yanaklardan öptü, memlekete selam gönderdi.

FKK kulüplerinde girişte belli bir para ödüyorsunuz, 70-80 euro civarı. Bu paraya gözün gönlün açılması ve bir kaç ilk içki dahil. Eğer beğenirde bir hatunla birlikte olmak isterseniz, yarım saat için 50-60 euro civarında bir para daha ödüyorsunuz. Beğendiğiniz kızın odasına çekiliyor, ne yapacaksanız yapıyorsunuz. Aynen türkiye de olduğu gibi, müşterilerin büyük bir çoğunluğu evli adamlar. Buraları tercih etmemizin sebebi çok açık, "temiz ve risksiz". Nefsinizi köreltiyor, sonra da çıkıp gidiyorsunuz. Unutuyorsunuz yaptığınızı.

Almanya'da fkk'ların haricinde saunaclub'lar, partytreffs ya da pauschalpreisclubs dedikleri kulüpler de var. Saunaclub'lar fkk'lara benziyor, hizmet tipi biraz değişiyor o kadar. Partytreffs kulüpleri biraz ilginç. Girişte ödenilen paranın haricinde bir daha elinizi cüzdanınıza götürmek zorunda kalmıyorsunuz. 100-120 euro civarında, kulübüne göre çok fazla değişkenlik göstermiyor bildiğim kadarıyla. İstediğiniz kadar kadınla, istediğiniz sayıda seks serbest. Fakat bunu "uluorta" yapıyorsunuz, herkes sizi görüyor. ı-ıhh, bana uymaz. Fakat gidip görülesi. Bu kadar haltı yiyorum, lakin iş bir de grup sekse gelince muhafazakar takılıyorum. Birden fazla kadına itirazım yok, yetebiliyor olacağınızı zannetmeyin, fakat görselliği yüksek.

Henüz denemedim, şu an tanıdıkların tecrübeleri kadarıyla biliyorum, bir de "lady marmalade partileri" var. Türkiye'de hiç böyle birşeye rastlamadım. Tanışlar arası grup seks partisi değil bunlar. Asıl diyeceğim, bu işin türkiye'de illegal olması üzerine. Yasaklayınca sorun çözüleceğine, daha da dallanıp budaklanıyor. Nemalanan insan sayısı arttıkça, yer altına çekiliyor, et ticareti yapılıyor, batakhaneler çoğalıyor. Gitmedim, ama Fenasi'den okumuşsunuzdur belki, Japonya'da da benzer şekilde bir düzen var, cinsel suçların da düşük olduğu bir ülke. Ki seks kültürü, bizdeki gibi gizli kapaklı değil, ucu bucağı geniş. Yasakladıkça, ahlaklılık değil, ahlaksızlık artıyor.

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP