30 Saatlik Koma: Tahrik, Fantezi... Yok Yok Teyyare

Her şey önce 30 saat ile başladı. Sonra... biraz kafa karışıklığı girdi devreye. Uykuda sorun çekerken bir yandan da bir türlü gecenin olmayışı, sürekli bir gündüz yaşamak... Tekrar bir kafa karışıklığı... Teyyareye binmiş olduğunu unutmak ve kendini trende gibi hissetmek... Sonra sürekli uyumak ve uyumak... Hostes'in gelip seni dürtmesi ve "we just arrived M'am" demesi. Hostes mi dedim hemşire...Teyyare dediğim ise hastane.
Hostes fantazisi yaygın bir durum sanıyorum, hemşire fantezisinde olduğu gibi (kimse alınmasın valla, bana öyle söylendi ki gayet de normal). Bu durum ancak sürekli hemşire ya da hosteslere maruz kalınca değişebiliyor. Geçenlerde hastanede çalışan bir arkadaşımla konuşuyordum. Dedi ki "Yeminle bıktım Diyar hemşire görmekten. Her gün aynı kıyafetler, aynı yüz ifadesi, aynı tip saç..." Sonra ekledi, "hasbelkader bir kaç değişik tip çıkıyor içlerinden. Onlara karşı fantezilerimiz hala sürüyor ama diğerleri..." Aynı durum hostesler için de geçerli bence. Havaalanında çalışıyorsanız ya da pilotsanız bile prototip insan görmekten sıkılırsınız. Hostes hatunların kıyafetleri tamamen aynı... Saçlar benzer... Makyaj şekli benzer... Yüzlerinde o yalan güleç ifade ile "günaydın, nasılsınız, ne alırdınız?" soruları... Mekanik bütün bunlar.
Fantezi garip bir durum... Bir gün varken yarın yok olabiliyor. Bkz. Doktor oldunuz, hava alanında çalışmaya başladınız, yok efendim pilot oldunuz... Her gün aynı tip hatunları götür götür nereye kadar. Ya da her gün aynı tiplere bakmaktan yıkılır artık fantezileriniz. Katılıyorum. Bir kere göz zevkine hitap etmemeye başlıyor. Aynı durum kadınlarda da vardır eminim ama şu anda nedense kafam pek kadınların tahrik olabileceği ya da fantezi objesi haline getirebileceği erkek görüntüsüne çalışmıyor.
Tekrar bir kafa karışıklığı... Yorgunluk... Kadınların tahrik olacağı durumlar? Bir saniye... Bir sigara yakmam gerekiyor. Beklemeniz gerekecek... 30 saatlik uçuş... Hiç sigara içemediğini hatırlamak. Bu garip ülkede her şey yasak anasını satayım.. Erkekler konuşurken iki adım geri atıyorlar, dava açılır alimallah, evdekine nasıl hesap veririz sonra diye korktuklarından.. Neyse evet... tahrik ve kadın ve sigara...
Hiçbir zaman üniforma takıntım olmadı. Asker ya da general ya da astsubay, ot bok ilgimi çekmedi. Salt tahrik olmaysa amaç sanırım en çok ilgimi çeken durum basit bir t-shirt giymiş erkeğin kol kasları ile kürek kemikleri ve sırtı oluyor... Pehh... Ne saçma diyorsun sanırım. Ama öyle.. Sevişirken mesela karşımdaki insanın kaslarını gördüğüm anda daha fazla tahrik olduğumu söyleyebilirim. (Burada bahsettiğim kas ölçütü kesinlikle body'e gidilerek yapılan değil. Basketbol, yüzme ve bilumum spor dallarımızı edebiyle yapan bir erkek dururken niye 50 kilo kaldırılarak aynaya bakan bir erkekle yatayım. Yok yatmam) Düzenli spor yapan bir erkek gibisi yok.... Hmm evet tahrik... Geçenlerde eski erkek arkadaşımla konuşuyordum kameradan doğru. Kendisi bir ecnebi... Kamerayı açtığım anda karşımda belden yukarısı çıplak eski erkek arkadaşımı görünce sanırım gözlerim fal taşı gibi açılmış (buna uzun bir süredir düzenli seks yaşamım olmamasını da eklersek gözlerimin ne kadar açıldığını tahmin edebilirsiniz):
-Senin yaptığın haksızlık ama. Ne bu böyle çıplak bir şekilde karşımdasın.
+Eşitlik istiyorsan sen de çıkarabilirsin Diyar?
Cybersex insanı pek olmadım. Bana göre değil. Karşımda bir insan düşünemiyorum ki bana komut versin:
-Hadi şimdi de o göğüslerini görmek istiyorum.
(Ve Diyar açar)
- Hmmm evet çok güzel... Peki, kendinle oynar mısın... Sesini duymak istiyorum...
(Diyar oynar)
Yok böyle bir şey. Yapay olan şeylere karşıyım sanırım. Anlık gelişmeler olabilir. Telefondan doğru dirty talk olabilir. Bunlar bir yere kadar kabulüm evet ama karşıda bir adam, fiziksel olarak ortamda yok ve tatmin etmeye çalışıyorsun. Tekrar söyleyeyim yok böyle bir şey.
Uykum geliyor yavaş yavaş... Neydi? Uçakta bir rüya gördüm. Uçak değil teyyare. Sigarayı da söndürdüm. Tatmin, tahrik, sigara ve erkekler... Evet şimdi hatırladım...Rüyayı ben görmedim başkası gördü. Ben sadece o rüyanın içindeydim. Kafam karıştı... 30 saatlik teyyare demiş miydim?
Uçakta bir adam. Rüyasında da uçakta. Sonra battaniye istiyor üstünü örtmek için. Rüyada istiyor. Uçak da buz gibiydi... Kıçım dondu. Neyse... Adamın yanında ben varım. Battaniyenin altına giriyorum. Biraz oynaşma... Sanırım oral seks yapıyorum adama... Emin değilim, ona sormanız lazım. Hatırlamıyorum. Hostes geliyor: "Pardon ama bunu yapamazsınız" diye azarlıyor... Battaniyenin altından kafamı çıkartıp "herkes kendi işine baksın" diyorum. Ve tekrar kapatıyorum üstümü... Evet böyle oluyor... Ya da oluyormuş... Tam emin değilim. 30 saat ve bir teyyare ve tatmin... Uçak fantezisi gerçekleşmiş oluyor rüyada... Bunu anlatan bir erkek. Artık tanımıyorum. Anlattığında tanıyordum. nefret dolu olduğum bir insan. İnsan mı dedim... Yok teyyare.
Günlerden cuma... Bilmediğim bir sokakta yürüyorum... Sokaktaki bir satıcı laf atıyor:
-How you doin sweety?
Bakmıyorum...yürümeye devam ediyorum...Tekrar:
- Ohh come on! It is a lovely day today! It is Friday. Put just a little bit of smile on your face!!
İster istemez gülümsüyorum.. Fark ediyor:
-Here it is! Here it is! It is that easy...
Karşıya geçtiğim anda uyanıyorum. Her şey 30 saatlik koma ile başladı. Sonra... biraz kafa karışıklığı girdi devreye. Koma mı dedim yok yok teyyare.

Read more...

what if

- Burası neresi, neredeyim ben?
- Cehennemdesin!
- Aha şimdi siki tuttuk! Dediydim ben Evli abime. Sen kimsin peki?
- Senin zebanin
- Annem annem! Evli abim nerede, acilen görüşmem lazım kendisiyle
- Evli abin burada değil!
- Nası değil ya. Biz beraberdik. Bir bakıver gözünü seveyim Zebani abi.
- "Özünde iyi insan olduğundan gereğinin yapılması" notu var isminin altında. Burada yok. Olsa bilirim.
- Evli abim cennete gitti, ben de buraya mı düştüm yani? Niyekine?
- Zina damgası vurmuşlar adının üstüne, al bak! Bir de kadınlara şiddet uygulamak, nefsini kontrol edememek ve içkiden çarpıyı yemişsin.
- İyi de evli olan ben değildim ki, Evli abimdi. Hem o da yüzük bile takmazdı. Dini nikah da yapmadı. Belediye nikahı geçerli mi burada?
- Ben bilmem Cevat'ım iki gözüm, kim girer kim çıkara ben bakmıyorum. Gelenlere günaha özel cezaları uygulamakla mükellefim. Şiişt lan, betin benzin attı o'lum!
- Atar tabii. Hem gözüm benim lafım, kullanma lütfen.
- İzliyoruz o'lum biz sizi yukarıdan! Ne dediysen, ne düşündüysen, ne günah işlediysen tek tek yazılı burada. Bak, tarih 2010 haziran, ne yazıyor?
- Ne yazıyor?
- İki kadına aynı anda şiddet uygulamak, arka arkaya 3 kere zina, gag yoluyla hatunları boğmaya teşebbüs. Bir şişe de viski tüketmişsiniz.
- Ne var ki bunda?
- Nasıl ne var? O'lum sen bunların günah olduğunu bilmiyor musun lan? Size o kadar kitap gönderdik. Hepsinde de bunlar günah diye yazıyor, hiç okumadın mı ?
- Okudum da, sistemde mantıken hatalar var diye düşündüğümüzden sizin kitaplar fotokopiyle çoğaltılırken arada değişti gitti diye şeyettiydik biz Evli abimle? Yoksa ben inançlı insanım Zebani abi. İki gözüm önüme aksın. Beni yukarısıyla bir görüştürsen de durumu izah etsem. Kesin bana hak verip cennete alırlar beni de.
- Ne diycen meselea?
- Diycem ki,  ey güzel Allah'ım diycem, erkeği zikiş zokuştan zevk alır yaratmışsın diycem, o zevki yaşasın diye yoktan dar kukular var etmiş, 1,5 metre bacakların üstüne iri memeler koymuşsun diycem. O poponun dizaynına,  diri memelere hasta olacak şekilde tasarlamışsın bizi diycem.  Hem böyle hevesler ver, hem de bunları yarat, sonra da yasak de. Kitaplar  öyle yazıyor aslında ama, bana, "yürü ya Cevat" demiş olman daha mantıklı gibi geldiydi diycem. Nasıl? İnandırıcıyım bence.
- Lan o'lum "nefsine hakim ol" diye de mi birşey okumadın lan hiç? Hahah! Böyle mantık mı olur lan?
- Nesi mantıksız a.q.? Aç kedinin önüne sen koy ciğeri. Ondan sonra da yemek yasak de. Oluyor mu böyle a.q.? Hani ilahi adalet?
- A.q. 'lu falan konuşma benimle, takarım elimdekini kıçına!
- Abi o lafın gelişi. Küfür değil aslında. Şöyle gibi mesela, biri bana "n'aber Cevat?" dese, cevabım doğal bir "İyiyim a.q." olur. Mizacım böyle benim.
- Mizacını sikeyim senin!
- Bana küfürlü konuşma derken?
- Yok lan benim de hoşuma gidiyo aslında. Yukardan izlerken izlerken hoşuma gitmeye başladı.
- Abi niye mantıksız diyosun ya. En lezzettli şeyleri hem yaratıp hem yasak diyosunuz. Ya da zararlı yapıyosunuz. İçki güzel, Yasak. Zikiş zokuş güzel. Yasak. Grup seks, yasak. Ffm, yasak. Kuyruk yağı lezzetti. Zararlı. Kumar cezbedici. Yasak. İş mi şimdi bu sizinkisi?
- Tamam lan tamam, uzatma işte. Vardır bir bildiği ki yasak a.q.
- Cevap veremeyince kestirip atıyosun ama sen de Zebani abi.
- Elimdekini görüyor musun? Kolay giriyor, zor çıkıyor!
- Peki Zebani abi, ne cezası verilecek bana? Kaynar kazana mı atacaksın beni?
- Yok!
- Ohh !
- Kazanın altına odun niyetine sürmeyi düşünüyorum seni.
- ...
- Hahah! Şaka lan şaka!
- Abi bak gözünü seveyim dalga geçme, ortamda yeniyiz, abi dedik soruyoruz, sen de taşşak geçiyosun benimle. Ne yapacaksın bana?
- Senin karşında bir sürü latif hatun dans ederek soyunacak. Popolarını memelerini sürtecekler sana.
- Ohhş. Nesi ceza bunun?
- Çükünü keseceğim ama. Fakat çükün varmış gibi hissetmeye devam edeceksin. Hatunları arzulayacaksın, fakat bir halt gelmeyecek elinden. Hahahayt!
- Allah'tan reva mıdır bu yaptığınız.
- Reva ki yapma iznimiz var o'lum.
- Allah'ından bulasın Zebani abi. Peki başka? Dalga geçmek yok ama bu sefer.
- Bak şuradakiler de senin gibi olanlar. Evlenip başka hatunlarla da keyif çatanlar.
- Baya kalabalıkmışız. Ben biliyordum zaten çok olduğumuzu.
- Cehennemin yarı nüfusu sizsiniz lan! Fazla mesai yapmak zorunda kalıyoruz sizin yüzünüzden. Sizi onarlı gruplar halinde topluyoruz. Şu nehri gördün mü?
- Gördüm.
- Hah işte, birbirinizin kıçına, ne diyordun sen, hah zamazingo, zamagingoları sokup daire oluştururarak karşıya geçmeniz gerekiyor. Çükler ıslanmayacak ama, çükünü çıkaranı kaynar kazana atıyoruz. Geçerseniz geçersiniz.
- İbnelik yapalım diyorsun yani. Yav abicim, ben hayatım boyunca kadınları sevdim. Böyle ceza mı olur allahaşkına yav.
- Bizde böyle, yaparken düşünseydiniz.
- Abi hiç değilse ben en arkada olsam da tek sıra halinde geçsek?
- Çükler ıslanmayacak o'lum. En öndekininkini ne yapacağız?
- Onu da sana sokarız?
- Lan!
- Şaka len şaka!
- Doğru konuş, takarım elimdekini.
- Peki Zebani abi, birşey diycem?
- De bakalım a.q.
- Hahahh. Sen kapmışsın bu küfür işini. Aslında küfür değil di mi.
- Uzatma lan!
- Şimdi  biz bu arkadaşlarla aramızda toplanıp bir dilekçe yazsak, desek ki; "ey güzel Allah'ım. Sen içkiyi yasak ediyorsun, başka hatunları yasak ediyorsun, bunlardan uzak durursak cenneti vaadediyorsun. Fakat cennette de şol ırmaktan akan şaraplar, envai çeşit huriler var diyosun. Ne iş? Bütün suçumuz bunları ölmeden önce de yapıyor olmamız olamaz. Konunun zevkli olduğunu bunları vaat ettiğine göre sen de biliyorsun,  gel bizi affet desek"? Bence gene inandırıcıyım.
- Beni bu işlere sokma Cevat, duyuyorlar, biliyorlar diyorum sana herşeyi.
- Bence şu yüzden böyle tasarlamış olabilir Zebani abi; şimdi bu işler zevksiz olsa kimse yapmaz zaten. Kötü, çekici olacak ki, yapılacak. Kuyruk yağlı bulgur pilavını biliyo musun abi sen? Parmaklarını yersin abicim. Fakat zararlı. Zikiş zokuş da öyle. Fakat o da yasak.  Bence bize bir akıl vermiş, hakkaten vermiş, bakıyor her birimize hangisini seçecek bu kulum diye. Canı sıkılmıyor böylece. Eğleniyor bizimle anlayacağın.
- Yorum yok Cevat.
- Peki Zebani abi. Biz komple ebediyen burada kalıcı mıyız, yoksa cezamız bitince bizi cennete alacaklar mı?
- Günahı az olan var, çok olan var. Kesinlikle affedilmeyecek günahlar da var ama, herkes günahlarının cezasını çektikten sonra cennete gidiyor.
- Peki abi, son bir soru daha.
- Sor a.q.
- Hahah!
- Soracaksan sor ulan, işim gücüm var!
- Cennetteki huriler rus mu olacak, yoksa türk mü olacak abi?
- Siktir git lan! Geç sırana. Bitmiyor herifin lafı a.q.

- hişşt Cevat! uyan lan,  uyan!

Read more...

comfort zone

#
Profesyonel çalışma hayatımda bir 20 yılı devirdim geçenlerde. Devirdiğim gün, "yeter" dedim. Patron oldum. Maiyetimde, bir tek ben varım şimdilik. Çaycı da benim, aşçı da, sekreter de, yönetici de, çalışan da. Olsun, bu da bir başlangıç.

Anılarımı yazacak değilim tabii, nihayetinde kıçındırık birkaç şirketle, kıçındırık olmayan birkaç başka şirkette çalıştım bugüne kadar. Adım Muhtar Kent ya da Larry Ellison da olmadığına göre, kitap yazmaya yeltensem kimse almaz o kitabı. Fakat burada paylaşabilirim. 20 yılda profesyonel anlamda kendimce biriktirdiklerimi, arasıra yazmayı planlıyorum. Beğenen okur, beğenmeyen okumaz, napalım. Okunuyor olmaktan çok, yazabiliyor olmak önemli benim için. Okunmazsam hiç önemi yok diyemeyeceğim ama, yazıyor olmayı daha çok önemsiyorum. Sıkıcı bulabilirsiniz, olabilir, gocunmam. Dediğim gibi, yazıyor olmayı daha çok önemsiyorum.

#

Profesyonel olarak çalıştığınız yerdeki memnuniyetinizi etkileyecek birçok faktör olsa da, tek bir tanesi, diğer tüm şartlar ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olursa olsun, çalışma hayatınızı size zindan eder, ya da cennete çevirir; tepenizdeki adam, yani yöneticiniz. Uzun süre, çalıştığım işin gereği olarak, başka şirketlerin farklı kademelerinden birçok yöneticiyle çalıştım. Bazılarıyla uzun, bazılarıyla kısa çalıştım. Kimisi hakikaten yöneticiydi, kimisi sadece bozuntusuydu.

Diyelim bir şirkette çalışıyorsunuz, adımız Ayşe olsun, Ayşe'nin rapor ettiği bir de üstü olsun, adına da Ali diyelim. Ali, görev tanımı gereği, Ayşe'nin yaptıklarının ve yapmadıklarının kalitesinden sorumludur.  Ayşe, Ali'nin yaptıklarından etkilenir, fakat bunlardan sorumlu değildir.

Ali'nin iyi bildiği ve içinde oynamayı iyi becerdiği alan Ali'nin comfort zone'u olsun. Ayşe'nin iyi bildiği ve içinde oynamayı iyi becerdiği alan da Ayşe'nin comfort zone'u olsun. Ali, eğer tepeden inme bir yönetici  olarak gelmediyse, genellikle Ayşe'nin comfort zone'unun içinde ne olduğunu, nasıl olduğunu bilir. Fakat Ayşe, Ali'nin comfort zonunu tam bilmez, oynamayı da -henüz- beceremez.

Aç parantez
Klasik yönetici hastalıklarından birisi, altındakilerin her yaptığının ıncığını cıncığını sorgulamaktır. Amaç genellikle, "ben bunları en az sizin kadar iyi biliyorum'u" altındakilere göstererek kişisel egoyu tatmin etmektir. Altınızdakilerin yaptığı işlerin sonuçlarından memnunsanız, ıncık cıncık sorgulamayı bırakın. Yok değilseniz, yönlendirin. Yöneticinin herşeyi bilmesi gerekmez. Fakat sonucunu ölçmeyi bilebilmelidir.
Kapa parantez

Ali, eğer adam yetiştirmek, kendisine kendini geliştirecek başka işler, alanlar yaratmak amacındaysa, Ayşe'yi kendi comfort zone'una doğru çekmeli, iki zone arasında gri alan yaratmalıdır. Eğer Ayşe, Ali'nin yarattığı gri alana girebilecek ve içinde oynayabilecek yeteneğe sahip olduğunu gösterirse, Ali, yarattığı gri alandan çekilmeli, bu alanı Ayşe'ye bırakmalıdır. Ali de, çekildiği gri alandan kazandığı zamanı, kendi comfort zone'unu yukarıya doğru geliştirmek için kullanmalıdır. İş yerinde profesyonel gelişimin temeli özetle budur.  Yöneticiniz size birşeyler öğretir, yönlendirir, daha önce kendisinin yaptığı bu işleri size devreder, kendisi de başka şeyler öğrenmeye çalışır. Bu dediklerimin yeni birşey olduğunu zannetmiyorum. Anlatmaya çalıştığım şey -daha doğru terimlerle- yönetim kitaplarında veya literatürde mutlaka vardır. Ben gri alan dedim, siz koçluk veya başka birşey de diyebilirsiniz. Farketmez. Sonuçta profesyonel gelişim bunu içerir.

Ali, gri alandan çekilirken, Ayşe'nin bu alanı doldurabildiğinden emin olmalıdır. Gri alandaki işlere girmeye çalışan Ayşe başta biraz zorlanacaktır, fakat Ali bu konuda Ayşe'ye öncelik tanır, hata yapmasına izin verir, kontrol eder ve yönlendirirse, Ayşe bir süre sonra bunları en az Ali kadar iyi yapmaya başlar. Ali de rahata erer, başka işlerle uğraşır.

Akla mantığa son derece uygun olan bu teori pratikte bu kadar kolay çalışmaz. Gri alandaki işleri yapma önceliği, normalde Ali'nindir. Ayşe, bu alanı kendi çabasıyla öğrenmeye kalksa bile, Ali bu işleri kendisi yapmaya kararlıysa, Ayşe'ye bu alanda fazla hareket sahası kalmaz. Yöneticiniz size gri alanda iş vermiyorsa, bu alanda yapabileceğinizi düşündüğünüz işlere talip olabilirsiniz. Hatta olun. Fakat Ali, "hayır kardeşim, bu işleri ben yapıyorum, sen kendi işine bak" derse, Ayşe'nin yapacak fazla birşeyi kalmaz.

Tabii bu durumda insanın aklına şu geliyor: Ali nasıl bir manyak ki, yapabileceğini göstermeye çalışan, gayret eden, talep eden astına bu işleri devretmiyor. Burada birkaç faktör devreye giriyor; Ali, sadece kendisinin yapabildiğine  inandığı işleri Ayşe'ye vermekten çekinir. "Ohh ne güzel bana gelişmek için fırsat yaratıyor bu Ayşe" diyeceği yerde, Ayşe'nin ileride kendisine rakip olmasından endişe eder. Eğer bu şekilde düşünen bir yöneticiyseniz, size önerim, gelişmek için kendi gri alanınızı yaratmanızdır. Ayşe'yi kafasından bastırmak yerine kafanızı yükseltmeyi tercih etmezseniz, Ayşe bir süre sonra sizin yaptıklarınızın çoğunu siz isteseniz de istemeseniz de yapabilmeye başlayacağından size ihtiyaç kalmaz, sorgulanmaya başlanırsınız.

Bir başka faktör, comfort zone'nun tanımının içerisindedir. İnsan bildiği ve iyi yaptığı işleri yapmaya devam etmekten hoşlanır. Nihayetinde yönetici de insadır ve zone'nunu çok sever. Kendisini kolaylıkla ve zahmetsizce gösterebileceği, kendi yöneticisine "bakın ben bu işleri süper yapabiliyorum" diyebileceği bir alandır. Ve bu yüzden, bu alandaki hiçbir işten kolay kolay vazgeçmez. Vazgeçerse, kendine başka gri alan bulmalıdır, bu da zorlanmayı gerektirdiğinden, işine gelmez.

Sonuçta, Ali, kendi iyi bildiği işleri yaparken, Ayşe'nin de yapabileceği işleri ona vermez, bunları en iyi kendisinin yaptığına inanır, vazgeçilmez adam olduğuna kendini ve çevresini inandırır, Ayşe, kendini yeterince geliştiremediğinden yakınmaya başlar, mutsuz olur. Ali, gri alana girmeye çalışan Ayşe'nin hatalarına tahammül göstermez, yönlendirmez, onun yapabileceği işleri de yapar. Bir süre sonra çok çalıştığından, kendisi olmasa işlerin yürümediğinden yakınır, astlarının işe yaramaz olduğunu dillendirmeye başlar.

İyi yönetici bu sebepten, az iş yapmayı, az çalışmayı becerebilen yöneticidir. Ben de çok çalışıyordum ama, benim sebeplerim başkaydı. Vallahi.

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP