comfort zone

#
Profesyonel çalışma hayatımda bir 20 yılı devirdim geçenlerde. Devirdiğim gün, "yeter" dedim. Patron oldum. Maiyetimde, bir tek ben varım şimdilik. Çaycı da benim, aşçı da, sekreter de, yönetici de, çalışan da. Olsun, bu da bir başlangıç.

Anılarımı yazacak değilim tabii, nihayetinde kıçındırık birkaç şirketle, kıçındırık olmayan birkaç başka şirkette çalıştım bugüne kadar. Adım Muhtar Kent ya da Larry Ellison da olmadığına göre, kitap yazmaya yeltensem kimse almaz o kitabı. Fakat burada paylaşabilirim. 20 yılda profesyonel anlamda kendimce biriktirdiklerimi, arasıra yazmayı planlıyorum. Beğenen okur, beğenmeyen okumaz, napalım. Okunuyor olmaktan çok, yazabiliyor olmak önemli benim için. Okunmazsam hiç önemi yok diyemeyeceğim ama, yazıyor olmayı daha çok önemsiyorum. Sıkıcı bulabilirsiniz, olabilir, gocunmam. Dediğim gibi, yazıyor olmayı daha çok önemsiyorum.

#

Profesyonel olarak çalıştığınız yerdeki memnuniyetinizi etkileyecek birçok faktör olsa da, tek bir tanesi, diğer tüm şartlar ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olursa olsun, çalışma hayatınızı size zindan eder, ya da cennete çevirir; tepenizdeki adam, yani yöneticiniz. Uzun süre, çalıştığım işin gereği olarak, başka şirketlerin farklı kademelerinden birçok yöneticiyle çalıştım. Bazılarıyla uzun, bazılarıyla kısa çalıştım. Kimisi hakikaten yöneticiydi, kimisi sadece bozuntusuydu.

Diyelim bir şirkette çalışıyorsunuz, adımız Ayşe olsun, Ayşe'nin rapor ettiği bir de üstü olsun, adına da Ali diyelim. Ali, görev tanımı gereği, Ayşe'nin yaptıklarının ve yapmadıklarının kalitesinden sorumludur.  Ayşe, Ali'nin yaptıklarından etkilenir, fakat bunlardan sorumlu değildir.

Ali'nin iyi bildiği ve içinde oynamayı iyi becerdiği alan Ali'nin comfort zone'u olsun. Ayşe'nin iyi bildiği ve içinde oynamayı iyi becerdiği alan da Ayşe'nin comfort zone'u olsun. Ali, eğer tepeden inme bir yönetici  olarak gelmediyse, genellikle Ayşe'nin comfort zone'unun içinde ne olduğunu, nasıl olduğunu bilir. Fakat Ayşe, Ali'nin comfort zonunu tam bilmez, oynamayı da -henüz- beceremez.

Aç parantez
Klasik yönetici hastalıklarından birisi, altındakilerin her yaptığının ıncığını cıncığını sorgulamaktır. Amaç genellikle, "ben bunları en az sizin kadar iyi biliyorum'u" altındakilere göstererek kişisel egoyu tatmin etmektir. Altınızdakilerin yaptığı işlerin sonuçlarından memnunsanız, ıncık cıncık sorgulamayı bırakın. Yok değilseniz, yönlendirin. Yöneticinin herşeyi bilmesi gerekmez. Fakat sonucunu ölçmeyi bilebilmelidir.
Kapa parantez

Ali, eğer adam yetiştirmek, kendisine kendini geliştirecek başka işler, alanlar yaratmak amacındaysa, Ayşe'yi kendi comfort zone'una doğru çekmeli, iki zone arasında gri alan yaratmalıdır. Eğer Ayşe, Ali'nin yarattığı gri alana girebilecek ve içinde oynayabilecek yeteneğe sahip olduğunu gösterirse, Ali, yarattığı gri alandan çekilmeli, bu alanı Ayşe'ye bırakmalıdır. Ali de, çekildiği gri alandan kazandığı zamanı, kendi comfort zone'unu yukarıya doğru geliştirmek için kullanmalıdır. İş yerinde profesyonel gelişimin temeli özetle budur.  Yöneticiniz size birşeyler öğretir, yönlendirir, daha önce kendisinin yaptığı bu işleri size devreder, kendisi de başka şeyler öğrenmeye çalışır. Bu dediklerimin yeni birşey olduğunu zannetmiyorum. Anlatmaya çalıştığım şey -daha doğru terimlerle- yönetim kitaplarında veya literatürde mutlaka vardır. Ben gri alan dedim, siz koçluk veya başka birşey de diyebilirsiniz. Farketmez. Sonuçta profesyonel gelişim bunu içerir.

Ali, gri alandan çekilirken, Ayşe'nin bu alanı doldurabildiğinden emin olmalıdır. Gri alandaki işlere girmeye çalışan Ayşe başta biraz zorlanacaktır, fakat Ali bu konuda Ayşe'ye öncelik tanır, hata yapmasına izin verir, kontrol eder ve yönlendirirse, Ayşe bir süre sonra bunları en az Ali kadar iyi yapmaya başlar. Ali de rahata erer, başka işlerle uğraşır.

Akla mantığa son derece uygun olan bu teori pratikte bu kadar kolay çalışmaz. Gri alandaki işleri yapma önceliği, normalde Ali'nindir. Ayşe, bu alanı kendi çabasıyla öğrenmeye kalksa bile, Ali bu işleri kendisi yapmaya kararlıysa, Ayşe'ye bu alanda fazla hareket sahası kalmaz. Yöneticiniz size gri alanda iş vermiyorsa, bu alanda yapabileceğinizi düşündüğünüz işlere talip olabilirsiniz. Hatta olun. Fakat Ali, "hayır kardeşim, bu işleri ben yapıyorum, sen kendi işine bak" derse, Ayşe'nin yapacak fazla birşeyi kalmaz.

Tabii bu durumda insanın aklına şu geliyor: Ali nasıl bir manyak ki, yapabileceğini göstermeye çalışan, gayret eden, talep eden astına bu işleri devretmiyor. Burada birkaç faktör devreye giriyor; Ali, sadece kendisinin yapabildiğine  inandığı işleri Ayşe'ye vermekten çekinir. "Ohh ne güzel bana gelişmek için fırsat yaratıyor bu Ayşe" diyeceği yerde, Ayşe'nin ileride kendisine rakip olmasından endişe eder. Eğer bu şekilde düşünen bir yöneticiyseniz, size önerim, gelişmek için kendi gri alanınızı yaratmanızdır. Ayşe'yi kafasından bastırmak yerine kafanızı yükseltmeyi tercih etmezseniz, Ayşe bir süre sonra sizin yaptıklarınızın çoğunu siz isteseniz de istemeseniz de yapabilmeye başlayacağından size ihtiyaç kalmaz, sorgulanmaya başlanırsınız.

Bir başka faktör, comfort zone'nun tanımının içerisindedir. İnsan bildiği ve iyi yaptığı işleri yapmaya devam etmekten hoşlanır. Nihayetinde yönetici de insadır ve zone'nunu çok sever. Kendisini kolaylıkla ve zahmetsizce gösterebileceği, kendi yöneticisine "bakın ben bu işleri süper yapabiliyorum" diyebileceği bir alandır. Ve bu yüzden, bu alandaki hiçbir işten kolay kolay vazgeçmez. Vazgeçerse, kendine başka gri alan bulmalıdır, bu da zorlanmayı gerektirdiğinden, işine gelmez.

Sonuçta, Ali, kendi iyi bildiği işleri yaparken, Ayşe'nin de yapabileceği işleri ona vermez, bunları en iyi kendisinin yaptığına inanır, vazgeçilmez adam olduğuna kendini ve çevresini inandırır, Ayşe, kendini yeterince geliştiremediğinden yakınmaya başlar, mutsuz olur. Ali, gri alana girmeye çalışan Ayşe'nin hatalarına tahammül göstermez, yönlendirmez, onun yapabileceği işleri de yapar. Bir süre sonra çok çalıştığından, kendisi olmasa işlerin yürümediğinden yakınır, astlarının işe yaramaz olduğunu dillendirmeye başlar.

İyi yönetici bu sebepten, az iş yapmayı, az çalışmayı becerebilen yöneticidir. Ben de çok çalışıyordum ama, benim sebeplerim başkaydı. Vallahi.

CKCKCKKCĞğ  – (4 Ağustos 2010 00:12)  

Peki siz bu yazdıklarınızdan (yani zaten bildiklerinizden) ders çıkarıp gri alan / alanlarınıza astlarınızı almaya başladınız mı diye sormak geldi içimden ama yazının başı aklıma geldi, soru saçma olcak galiba bu durumda :))

Ha bu arada yazı sıkıcı değil ama önceki yazılarınızdan sonra baya farklı geldi.

Unknown  – (4 Ağustos 2010 00:24)  

bir de o kadar çalışıp piyasadan iş toparlayıp o işleri kendi başına yapmak zorunda kalanlar var bknz ben..neden çünkü yetiştirecek bilgilerimi birikimlerimi paylaşıp iş yükümü hafifletecek bir ayşe bulamamaktan dertliyim..bir şanslı ayşe bulsam comfort zone da oluşacak gri alan da:) bu anlamda son cümlenize sonuna kadar katılıyorum:)

leyla  – (5 Ağustos 2010 09:53)  

çok genç yaştan beri yöneticiyim ve felsefem " en iyi yönetici kendi yapabileceği işi başkasına yaptırabilendir" diye şekillendi zaman içinde.

evli adam  – (5 Ağustos 2010 12:33)  

bu yazının özü profesyonel gelişim ve başkalarını da geliştirme aslında. ister yönetici ol ister normal çalışan, farketmez, insan kendi comfort zone'unu zorlamalı her zaman, hep aynı işleri aynı tarzda yapmamalı.

hayatVEtavla –   – (6 Ağustos 2010 17:44)  

Hay ağzına sağlık. Yıllardır anlatmaktan bıkmadığım ama bizim piyasadaki amötörlere(ki ben de profesyonel sayılmam)bir türlü anlatamadığım, delege etme olayını ne güzel de anlatmışsın.

Umarım düşmekten korkmuyorsundur, çünkü girişimcilik, düştüğünde ağlamamayı bilmektir, yoksa hiç uçmaya yeltenmemektir.

Evli adama hayırlı olsun diyen hayatVEtavla

evli adam  – (6 Ağustos 2010 23:47)  

şu son "az iş yapmayı beceren" kısmını yazmasaydım keşke, daha doğrusu öyle ifade etmeseydim. anlatmak istediğim durumun içinde delege etmek var elbette, fakat sadece onunla sınırlı değil. bu kısmı tam aktaramadığımı düşündüm.

"comfort zone", bir insanın ekstra bir strese girmeden mevcut yetenekleriyle, yapması gereken işleri normal performansta yapabildiği bir durum. konforlu. eğer ben biraz yükseleceğim, ya da öyle demeyelim, etkili bir profesyonel olacağım diyorsanız yukarıya doğru ilerlemeniz gerekir. yukarıya doğru çıktıkça, ya da bulaştıkça, tartışılan konular, tartışmanın mahiyeti, sizin tarzınız, yapmanız gerekenlerin çeşitliliği değişir.

bu henüz tam bilmediğiniz ama içine girip oynamaya çalıştığınız alan gri alanınızdır. başta zorlanırsınız. stresiniz artar. fakat oynamayı becerdiğinizde bu gri alan artık sizin comfort zone'nunuza dahil olur. sonra tekrar zorlamanız gerekir bunu. eğer amacınıza uygun düşüyorsa tabii.

delege etmek, bir başkasına yapması için iş vermek görev atamak diyecek olursak bu tanımla tam 100% örtüşmüyor. bazı yöneticilerin bunu niye yapmadığını açıklayabilmişim ama öteki kısmı tam becerememişim anlaşılan. oysa asıl kişisel profesyonel gelişimi vurgulamak istemiştim.

düşmekten korkuyorum, fakat artık daha az hata yapabilecek kadar hata yaptığımı -tecrübe edindiğimi- düşünüyorum. bakalım göreceğiz.

iyi dileklere teşekkür ederim.

hayatVEtavla –   – (7 Ağustos 2010 11:24)  

Boyumu aşan cümleler etmek istemem ama ticaret hayatı; sadece sizin(risk alanın, müteşebbisin) tecrübelerinize reaksiyon veren bir mekanizma değildir.
Piyasanın, sizin o anki bütünlüğünüze verdiği cevap da diyebiliriz iş hayatı için.

Başka bir dönemde(koşullar toplamı) pekala başarılı olabilecekken, giriştiğiniz dönemde olamayabilirsiniz, bu sizden bağımsız bir durumdur. Tersi de (son paragrafın) mümkündür elbette. Sular yükseldiğinde balıklar karıncaları, sular çekildiğinde ise karıncalar balıkları, bu yüzden yiyebiliyor zannediyorum.

Ben sizin durumunuzu, bütün koşullar olduğu halde yan(a)mayan ateşin durumuna benzetiyorum(başkalarının yanında çalışırken yanmak istesenizde yanamayan bir ateşdiniz) şimdi kendi işinizde pofff diye alev alıp yanmaya başlayacaksınız inşallah.


Yaşasın, gökyüzü kadar ufku geniş olan, hayalperest girişimciler diyen hayatVEtavla :)))

hafif abi  – (7 Ağustos 2010 15:22)  

"daha az hata yapabilecek kadar hata yapmak". olağanüstü güzel bir ifade. budur.

evli bey, başarılar diliyorum. bunun bir dilek olarak kalmayacağından da eminim.

evli adam  – (7 Ağustos 2010 15:31)  

estağfurullah. dediklerinizin büyük bir çoğunluğuna katılıyorum şahsen. zamanlama önemli, ister mal satın, ister hizmet.

kendi adıma yapmayı istediğim iş birkaç disiplini birleştirip satmaya çalıştığım bir hizmet. birkaç tane de tipi var. epeydir de yokluyordum. kendi işini yapmak isterken profesyonel olmak biraz mevcut durumlar karşısında yaptığım bir seçimdi. kazandığınız garantiye bakıyorsunuz, kazanabileceğiniz ama risk taşıyan kısma bakıyorsunuz, plan yapıyorsunuz, nakit akışı diyorsunuz, bir yıl sonra şurası diyorsunuz, iki yıl sonra şurası diyorsunuz, müşteri kanallarınızı belirliyorsunuz. uzun fakat mutlaka hesaplanması gereken bir hikaye. kişilik olarak olumluyu biraz öne çıkardığımdan alacağım riski kabul edilebilir bulup denemeye karar verdim.

iyi dileklere bir kez daha teşekkür ederim.

Adsız –   – (12 Ağustos 2010 01:35)  

Ben diğer yazılarıda seviyorum ama şu iş hayatı ile ilgili yazılara daha bi hastayım. Kitap yazarsanda kafadan alırım kimlerin nesini almadık ki? Seni eleştirenlere katılmayan bir takipçinim. İyi adamsın be Evli.

Yorum Gönder

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP