babasının oğlu

- Bu çok güzelmiş baba!
- Evet, bu çok güzeldir babacığım.

Ne zaman kendi babamı hatırlatacak birşey olsa, köşelere sıkışıyorum. Ağır geliyorum kendime. En çok da, babalar günü koyuyor bana. "Babalar günün kutlu olsun baba" deyip boynuma sarılıyor oğlan. Birkaç kez de, "senin baban yok mu baba" diye sormuştu. Öyle ya, annesinin babası olup da babasının babası olmayınca, meraklanıyor çocuk. Aslında gördü. Fakat hatırlayamayacak kadar küçükken. Yutkunuyorum. "Öldü", diyemiyorum. Yemiyor. Telefonunu da silemedim telefonumdan. Her babalar gününde, babasız kalmış olmanın babasını yemişliğimle, kalıveriyorum. Kestim.

Çocukluğumdan beri müzik dinlemek, en sevdiğim işlerden biri oldu hayatımda. Bazen buna uzun aralar vermek durumunda kaldım ama, bulduğum her fırsatta severek yaptım. Küçüklüğümün kulağında kalan bağlama ve akordeon tınıları, biraz büyüdüğümde yerini elektro gitarlara, bas gitarlara bıraktı. Bir odaya kapanıp, tek bir nota dizisini doğru ve temiz basabilmek için harcadığım uzun saatler oldu bir dönem. Bazen tek başıma çalıştım, bazen de benim gibi zibidilerle. Zibidi diyorum, çünkü kılık ve kıyafetimiz o döneme uygunduysa da, babamın yakıştırdığı terim buydu. Türkü ve sanat müziği haricinde bir müzik türü dinlediğine nadiren rastladığım babam, gene de hiç karışmadı bu durumuma.


O dönem, istediğiniz herhangi bir müzik türünün tüm kayıtlarına, notalarına, sözlerine erişmek bugünkü gibi çok kolay değildi. Şimdi adını tam hatırlayamadığım, Ankara Kızılay'daki feşmekan pasajındaki Hayri'ye gider, yeni çıkan rock ve metal albümlerini çeker, sözlerini, notalarını fotokopi ederdik. Sonra da birkaç zibidi olarak mütevazi bir öğrenci evinde çalmaya çalışırdık o fotokopileri. Gitarlarımız da dandikti ama olsun. Hevesimiz vardı. Bir dönem o kadar çok çalıştım ki, çalabildiğimi düşündüklerime bakarak, ileride bir rock sanatçısı olacağımdan neredeyse emin olmaya başlamıştım. Olmayınca olmuyor değil de, kapasiteyle beklentiyi eşleştirmekte henüz toy olduğum zamanlar diyelim. Bir ara, bu rock sanatçısı olma sevdamdan vazgeçtim. Böylelikle, rock kültürünün gelişmesine kendimce katkıda bulundum. Büyük bir kayıp da değildim zaten bencileyin.

Yazın, odamın duvarına Jimi Hendrix ve Manowar posterlerini astığımda, babam ilk belirgin itirazını yaptı; "dinlediğin müzik bu kılıksızların mı?". Hakikaten kılıksızlardı. Olsun. Ben de zibidiydim nasılsa. Zaman içinde müzik zevkim, sadece rock metal değil de, bencileyin iyi müzik olarak değişti. Aynısını, oğluma da aşılamaya çalışıyorum.

Severek dinlediğim ilk klasik müzik parçası, Beethoven'in Ayışığı sonatıydı. İlk dinlediğimde, başa sarmıştım bir kez daha dinlemek için. Sonra bir daha sarmıştım. Hem matematik gibi gelmişti bana, hem de olağanüstü bir ruh hali. Bu sonatı defalarca dinlediğim bir gün, babam geldi odaya. Oturdu. Dinledi. Dinledi. Bittiğinde, "güzelmiş" deyip kalktı. Bu sahne daha sonraları da tekrarlandı birçok kez. Ya odama geldi, ya da  aşağıdan, "aç sesini" diye bağırdı.

Oğlanla ciddi bir müzik arşivimiz var. Bazen oturup birkaç saat cd'leri karıştırıyoruz. Karıştırırken de, rastgele seçip dinliyoruz. Albüm kapaklarına bakıp kendisi seçiyor. Ben karışmıyorum. Klasikler bir yerde, türküler bir yerde, metalciler bir yerde, diğerleri kendi yerlerinde. Ayışığı sonatını ilk kez dinlediğinde,  -müzik edevatlarının yanında bağdaş kurmuş karşılıklı oturuyorken-, sessizce dinledi. Bittiğinde, benden tekrar çalmamı istedi. Tekrar bittiğinde, "bu çok güzelmiş baba" dedi. "Evet, bu çok güzeldir babacığım" diyebildim. Bayıldım bu duruma. Hem de köşelere sıkıştım gene.

Babasının oğlu.

Mr. No  – (1 Eylül 2010 11:11)  

daha önce de babanla ilgili bir yazı yazmıştın ama yorum açmamıştın yanlış hatırlamıyorsam. onu okuduğumda boğazım düğümlendi. tam da babamım hasta olduğu dönemdi. nasıl güzel anlatmıştın babanın bir erkek için anlamını. o zaman söyleyememiştim, bari şimdi söyleyeyim bunları dedim. bu arada erkek çocuk sahibi olmak bir baba için bence kız çocuktan daha farklı. "erkek adamın erkek oğlu olur" anlayışından dolayı söylemiyorum. iletişim daha bi farklı oluyor sadece. benimki de biraz daha büyüsün de istanbul'a bir GS maçına gidelim birlikte diye sabırsızlanıyorum.

Adsız –   – (1 Eylül 2010 11:54)  

evli adam,
sana çok sinirleniyorum bazen. bir taraftan tam bir sefa pezevengisin bir taraftan acaipsin.bir tarafın nefret ettiriyor diğer tarafın çok sevdiriyor. naıl bir adamsın anlamıyorum.

evli adam  – (1 Eylül 2010 12:41)  

mr no
baba figürü önemli. geçmiş olsun. aynı sabırsızlık bende de var da, takımının netleşmesini bekliyorum. gs'nin haline bakıp bakıp beşiktaşlı oluyor bu aralar. teşekkür.

adsız
kendi halinde.

EKMEKÇİKIZ  – (1 Eylül 2010 12:53)  

Bu yazının içtenliğinde cesaret alarak, bir sözüm olacak; köşelere sıkışmayın ne olur!

Duygunuzu anladığımı düşünüyorum; onyedi yaşımdaydım babam öldüğünde, kimselere söyleyememiştim, kimseler bilsin istememiştim. Aylar sonra pek çok kişi öğrenip, yakın arkadaşlarımdan biri henüz bilmediğinde karabasanlar yaşamıştım; bunu arkadaşıma söylemeliyim, bir yakın arkadaş bunu bilmeli diye ve ancak öyle söyleyebilmiştim.

Sıkışmayın köşelere, ortaya çıkıp söyleyin, şimdi yaptığınız gibi.

evli adam  – (1 Eylül 2010 18:12)  

yapacak başka birşey yok zaten ekmekçikız hanım. alışacağız. hüzünlü kısmı boşverin, keyifli kısma bakalım.

hafifabi  – (1 Eylül 2010 18:42)  

adsız,

bu adam, "adam" gibi bir adam. demek ki anlaşılıyor artık bu gerçek. iyi. sevindim buna.

ha, diyeceksiniz ki, "tanıyor musun da konuşuyorsun, avukatı mısın?" yok, hiç karşılaşmadık kendisiyle sokakta filan, ama tanıyorum yine de. adı kolay kolay konamayan birşeyler vardır, size yardımcı olur çoğu zaman. tanıyışım öyle.

burada yorum yaparken hakkında asıp kesenlere bir çift laf edeyim diyordum, kısmet bugüneymiş.

hafif abi  – (1 Eylül 2010 18:43)  

mr. no, onca zaman sonra seni buralarda görmek ne hoş yahu.

hafif abi  – (1 Eylül 2010 18:45)  

evli bey,

mr. no'nun sözünü ettiği o güzelim yazının devamı olarak alıyorum bunu. boğaza oturan yumru faslından...

JoA  – (1 Eylül 2010 21:34)  

ayışığı sonatı güzeldir. oğlana söyle, metal de güzeldir:)

baba konusu bana uzak. böyle diyorum ama aslında imrenmekten sıkıldığımdan... sana da ne desem boş azizim.

CKCKCKKCĞğ  – (1 Eylül 2010 22:23)  

Erkek çocuk hasretiyle yanıp tutuşurken bu yazı cuk oturdu, gözlerimin önünde masmavi gözleriyle sevdiğim adam, yanında babasının aynısı pijama takımını giymiş bıcırık oğlum.

Hayallerimi depreştirdiğin için teşekkür ederim, Allah analı babalı büyütmek nasip etsin.

evli adam  – (2 Eylül 2010 01:24)  

hafif abi

oğlanla keyifli hallerimizden bahsedeyim diye giriştim ama, figür güçlü olunca hafızada, demeden geçemedim. sizin diğer blogları okuyorduk ne güzel. diğer yazılara haksızlık olmasın, en çok hafif abi'nin hafif meşrep ve keyifli yazılarını sevdim. rakı içelim dediğim herkes (epi topu 2-3 kişi, bir tanesi gösterip vermeyeninden) beni reddediyor. çok bozuluyorum yav.

evli adam  – (2 Eylül 2010 01:36)  

joa,

metallica nın one'ında, megadethin hangar 18inde kafa sallıyor. yenileri ben de pek takip edemedim. eskilerle idare ediyoruz. fakat limiti 3 şarkı. "kafam şişti" deyip geçiyor. ritim duygusu benden daha iyi yaşına göre. benim aksime yetenek fakiri değil gibi sanki.

öteki konuda da ne desen boş walla. birşey demene gerek yok.

evli adam  – (2 Eylül 2010 01:39)  

mimi
şu pijama işini pas geçelim bence. gerçi hayal senin hayalin, ben karışmayayım. teşekkür.

Adsız –   – (2 Eylül 2010 11:57)  

evet avukatı mısınız? evli adam anlattıklarının bir bölümünyle hiç bir kadının doğru bulmayacağı nefret edilesi bir karakter.son derece de bencil.diğer anlattıklarını ise nasıl bir sakinlikle ayzıyorsa çok sevilesi

hafif abi  – (2 Eylül 2010 12:17)  

adsız,

valla billa değilim! neyse, boşver. senin algın senin algındır.

hafif abi  – (2 Eylül 2010 12:19)  

evli bey,

sesim şurada ağır aksak çıkmaya devam ediyor sayılır şimdilik: http://gormebicimleri.tumblr.com/

bi de düzelteyim: ben reddedenlerden değilim. sadece öteleyenlerdenim! hiç istemez miyim, ama masanın uyumunu bozarım bu boktan halimle şimdilerde. tat vermem yani. o bakımdan şeyttiydim.

evli adam  – (2 Eylül 2010 12:23)  

çabuk toparlamanızı diliyoırum o zaman.

No More Virgilius  – (2 Eylül 2010 23:39)  

Dün okuduğumda bir şey yazamadığım için bugüne ertelemiştim; ama bugün de yazamıyorum... Babam hakkında gevelediğim post geldi hatırıma hemen, yutkundum.
Hep söylerim, 'iyi' anne olmak default bir durumdur, 'iyi' olmadığını düşündüğümüz annelere öfkeleniriz, midemiz bulanır. 'İyi' baba olmak ise öyle değil, doğadaki canlılarda bile görülür bu durum. İşte, 'iyi' bir baba olabilmek bir tercihtir, kahramanlıktır, çocuğunun minyatür tanrısı olmaktan farksızdır.
Dilerim senin babanı sevdiğin gibi sever babasını kerata...

O eski yazı da şu...
http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2008/08/aile-balar-zerine-ii-veya-in-name-of.html

evli adam  – (3 Eylül 2010 00:29)  

okumuştum yazını virgilius, çok güzeldi.

bir de kardeşim söyleyecek ekleyecek birşeyler bırak bize de ekleyelim anasını satayım. yukarıdaki gösterip vermeyen lafını gördün ama birşey demedin değil mi? o kadar kolay unutmam ben bunu. her fırsatta temcit pilavı gibi önüne ısıtıp ısıtıp sürmeyi planlıyorum. yersen artık.

teşekkür.

No More Virgilius  – (3 Eylül 2010 20:59)  

Hocam sürekli kendi kendime referans vermelerimin sebebi de bu, "aynı konuyu daha önce yazmıştım" demekten inan ki ben de bıktım, ne yapayım, Mahabharata gibi blogum var:)

Diğer konuya gelince, pilavın tazesi makbuldur:)

madafaka  – (3 Eylül 2010 22:38)  

Bu yazı pek iyi, pek güzel olmuş. Yazıcıyı ne zamandır kullanmıyordum. Hanimiş de hanimiş.

Adsız –   – (4 Eylül 2010 18:49)  

Yaşadığı hayat ne kimsenin iyi baba olma hakkını elinden alır ne de bu sorumluluğunu ortadan kaldırır. Benim düşüncem... Bir erkeğin cinsel hayatının, fantazilerinin ne biçim bir baba olduğuyla ilgisi yok. Her ne halt yiyorsak yiyelim iyi ana-baba olabiliyorsak bu güzel birşey ve kötü ana-baba olmaktan daha iyi birşey.

sarya  – (5 Eylül 2010 00:06)  

'Baba sevgisi...' ne tarifsiz ne mucizevi bir kelime. ve asla tadamayacağım bir duygu.

necronomicon  – (5 Eylül 2010 17:01)  

bekarım.her boku da yeme hakkım var bundan dolayı. bu hakkımı çok kullandım, kullanmaya da devam edeceğim zati. ama evlenince, çoluk çocuk falan bunları bırakmak lazım düşünürüm hep. karın aldatılacak kadar kötüyse, sana yakışmıyorsa neden evlenirsin ki zaten? maksat çocuk yapmak mı?

Adsız –   – (5 Eylül 2010 20:58)  

böyle bir yazı beklemiyordum evli adam senden..
sana kızdığım için blogunu takibe almıyorum ama arada merak edipte bakmıyor değilim..
eline piposunu alıp, başında fötr şapkasıyla pencere önünde hikaye anlatıyor gibi geliyorsun bana.. seviyorum bende bıraktığın bu hissi.. ama işte yinede kızıyorum sana elimde olmadan..

kısacası sevdim bu yazını..

s.

evli adam  – (5 Eylül 2010 21:32)  

necromonicon,
karıştır biraz blogu. yorumlara da bak. cevabı verdim.

s.
arada kaçırdıkların var o zaman. bu baştaki konsepte göre ilk beklenilmeyen yazım değil. her "hal" var bende.

yukarıdaki logo daha uygun bence. arkamı dönmüşüm, kaykılarak oturmuşum, sigaramı da yakmışım. pipo yok. uğraşamam.

bir de doğru düzgün bir isim bulsanız kendinize yav. alfabeye döndük. s var, b var, o var, g var, h var. daha da var unuttuğum. böyle tek harfli niklerle kimin ne dediğini unutuyorum. hafızam iyidir (tarih hariç). unutmayayım ki bak sen fi tarihinde böyle böyle demiştin bana diyebileyim. bir nevi bütünlük testi. uzun süredir takip edenler için tabii.

Adsız –   – (6 Eylül 2010 00:47)  

gülümse... güzel yazı.

Adsız –   – (8 Eylül 2010 03:41)  

:)
Bu arada madmen fonu güzel seçim Don.

Adsız –   – (9 Eylül 2010 03:19)  
Bu yorum yazar tarafından silindi.
bettybluenun atakları  – (30 Eylül 2010 09:29)  

senden duygusal bir yazı he..senin belden aşağından başka çalışan yerlerinin olması beni şaşırttı açıkçası.))

Müge  – (16 Ekim 2010 15:29)  

yazıları sondan başa doğru SIRAYLA okuyorum (tavsiye üzerine).. ha dayanamayıp ilklere de bi kısacık göz attım (itiraf).

Şimdilik:
bu blog 'insan' birinin blog'u gibi duruyor. insanda her 'hal' vardır. kiminin yazmaya g.tü yer, kiminin yemez..
hepsini okumadan yorum yazıyorum ki, son yazıyı da okuyuncaya kadarki izlenimlerim kayıt altında olsun da, izlenimlerimin evrimini görelim diye..

so far, so good ;)

Yorum Gönder

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP