fotoğraf üzerine
Birkaç on yıllık zaman dilimindeki hatırladıklarımı yazmayı planlıyorum da, arada kopukluk olursa, ki olabilir, bu sizden değil, benden kaynaklanıyordur.
Uğraşırken, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım az sayıda hobim var; fotoğraf çekmek, bunlardan birisi. Arasıra alevleniyor, ki alevlendiğinde beni tutabilene aşkolsun, arasıra biraz sönüyor. Şimdinin teknolojisiyle, çekilen fotonun şıp diye görüntülenebiliyor olması, işin zevkli kısımlarının bir kısmını aldı götürdü gibi geliyor bana eskiye göre ama, gene de sevdiğim işler arasında ilk üçe girmiştir hep.
Sahip olduğum ilk fotoğraf makinası, ki sene seksenli yılların ortaları falan, tam olarak bir kutu idi. Avcunuzu düz açtığınızda, içine sığabilecek boyutta bir makene. Pardon, kutu. Ön tarafında, yaklaşık bir cm çapında bir mercek, filmin konulduğu arka tarafında ise, tamamen açılabilen bir kapağı vardı. Makenenin altında da, sağlı sollu iki adet manivela tarzı kollar mevcuttu. Birisi filmi sarıyor, diğeri filmi salıyor. Makenenin vizörü, yani çekeceğiniz potansiyel fotoyu görmek için gözünüzü yaklaştırıp baktığınız kısım, ortasında sabit kalemle bir dikdörtgenin çizili olduğu cam bir aparattan ibaretti. Diyelim vizörden baktınız, çekeceğiniz potansiyel fotoyu da beğendiğiniz. Makenenin, sağ ortasındaki bir kolu indirip bıraktığınızda, potansiyel fotonun görüntüsü filme düşüyordu. Sonra bir sonraki fotoğraf için, makenenin sol altındaki manivelayı bir tur çeviriyordunuz. Sararsa sarıyordu, ki arasıra sarmazdı, salan manivela yardımıyla düzeltiyordunuz, ki arasıra düzelmezdi. Aynı film üzerine birden fazla foto görüntüsünün düştüğü durumlar, genellikle bu sıkışmalardan kaynaklanırdı.
Makene, bu film sıkıştırma işini bir tarafa bırakacak olursam, tam otomatikti. Çünkü üzerinde, anlattıklarım haricinde başka hiçbir düğme veya ayar, yoktu. Işık ayarı, diyafram, enstantane falan, ı-ıhhh. Yok. Metraj, ya da zoom, yarı otomatikti. Zoom yapmak istediğinizde, çekeceğiniz nesneye yaklaşıyordunuz, geniş açı görmek istediğinizde ise uzaklaşıyordunuz. Potansiyel fotonun görünümünü, uzaklaşıp yakınlaşmak suretiyle vizördeki sabit dikdörtgenin içine ayarlamanız gerekiyordu.
Sonra da, çektiğiniz potansiyel filmleri siyah bir torba içerisinde makeneden çıkartıp, gene siyah bir plastik kaba koyuyor, ve fotoğrafçıya teslim ediyordunuz. Fotoğrafçı filmleri yakmazsa, ki arasıra yakardı, potansiyel fotolarınız size gerçek halleriyle ve bir miktar da negatifle birlikte teslim edilirdi.
Ara nağme; fotoğraf filmine negatif denmesi, filme görüntüsü düşen nesnenin koyuluğu ile, aynı nesnenin film üzerinde gözüken koyuluğu arasındaki tezattan kaynaklanır. Misal, çektiğiniz nesnenin rengi beyazsa, banyo edilmiş filmdeki görüntüsü siyah olur. Ya da tam tersi. Kapat ara nağme.
Fotoğrafçının filmi yakmış olmasının sonucundaki ruh hali, ben Odtü'de genç, yakışıklı, karizmatik fakat sefil bir mühendis adayıyken, saatlerce satır satır uğraşarak yazdığım fortran programını, açılması ve beş çeyreklik disketi okumaya hazır hale gelmesi takriba 20 dakika süren, 286sx model bir işlemciye ve 1 mb hafızaya sahip dandik ötesi bir bilgisayarda compile edip, sonucunu takriba bir 20 dakika daha ızdırap içinde bekledikten sonra, bip sesiyle ekranda beliren sonuca verdiğim tepkiye benzerdi: "Syntax error!". Hay ben senin ta...
Benim bu yukarıda tariflediğim makeneye sahip olmuş olmam, babamın ikinci el, üstten bakmalı Hasselblad marka bir fotoğraf makinası almasından bir iki ay sonraya düşer takriba. O makeneye makene demek, günah. Bir teknoloji harikası. Fotoğraf makenelerinin amiral gemisi gibi birşey. Ne zaman o üstten bakmalı ca'nım makeneyi elime alsam, babam yakınımda biter, strese girerdi. Haklıydı da. Benim gibi, sakarlığı had seviyede olan birinin o makeneye yaklaşması babamı strese sokmuş olmalı ki, bana o tam otomatik kutuyu almıştı. Sakarlık, ya da dikkatsizlik, artık ne diyeceksek adına, abarttığımı zannediyorsanız, zannetmeyin.
Şöyle ki: (uzundur)
Muhtelif defalar vücudumun değişik yerlerini kırdım, veya çatlattım. Birbirbir oyununu bilirsiniz, birisi eğilirek kambur olur, siz de karşıdan koşarak gelir, iki elinizi birden eğilenin sırtına basar, yaylanıp, bacakları eğilene değdirmeden üstünden atlarsınız. Bacaklar değerse, sıra eğilene geçer, bu sefer siz eğilen olursunuz. Tam hatırlamıyorum, birinin "atlayamazsın" gazına mı geldim, yoksa etrafta kızlar vardı da hava mı atmak istemiştim, eğilen çocuğa dedim ki; "yüksek dur". O da bayağı yüksek durdu. Ben de atladım. Ayağım, çocuğun bir yerine takıldı, iki elimin üzerine yere düştüm. Bir tanesi kırıldı.
Basket oynuyoruz, ben son sürat dripling yaparak karşı potaya doğru koşuyorum. Yanımda da, rakip takımdan iki kişi benimle aynı hizada koşuyor. Basitçe plan yaptım: Üçlük çizgisinin olduğu yere gelmeye yakın zart diye aniden duracağım, yanımdaki enayiler haliyle duramayacak, etrafım boşalacak, iki ayak üzerinde zıplayıp basketi lokum gibi atacağım. Plan güzeldi, fakat ben umduğum gibi zart diye duramadım. Stop etmemle birlikte ayaklarım kaydı, gene iki elimin üzerine düştüm. Diğer kolum kırıldı.
Son sürat ve kontrollü sürmekle övündüğüm bisikletimle birkaç arkadaş yarışıyorken, "bana yetişiyorlar mı" diye arkama baktığım bir esnada, park halindeki bir kamyonun kasasına arkadan daldım. Kamyona çarpan bendim, fakat netice itibariyle kamyon bana çarpmış gibi oldu; birkaç dişimi elime aldım.
Kayak öğreneceğim diye, adını zikretmeye gerek yok bir dağımızdan aşağı kuğu zarafetiyle inerken, birden artan eğimin etkisiyle hızlanmaya başladım. Batonlarla yönümü değiştirmeyi beceremedim. Kendimi atıversem yuvarlanır giderim diye düşünürken, önüme çıkan teleski direğine omuz cenahımdan girdim. Köprücük kemiğim ve birkaç kaburgam çatladı.
Toprak ve biraz engebeli bir sahada futbol oynuyoruz, ben her zamanki gibi, son sürat topu aldım, karşı kaleye doğru koşarak sürüyorum. Pas vereceğim adamı da seçtim, topa bakacağıma adama baktığımdan, pas vereceğim derken ayağımı tümseklerden birine gömdüm. Tarak kemiğim çatladı.
Zaman içindeki diğer muhtelif kereler düşmelerimi kalkmalarımı yazmıyorum. Ana fikrin anlaşıldığını zannediyorum. (Bendeki bu sakarlık seviyesinin had safhada olmasına bakarak, oğlana, yapma, etme, dikkat et demekten kendimi alamıyorum bazen, de, Allah'tan bu konuda bana çekmemiş.)
Ben döneyim gene fotoğraf mevzusuna. O dönem, epey bir fotoğraf çektim sanıyorum. Hatta babamla, yakacaksak bari kendimiz yakalım düşüncesiyle, gayet amatör, fakat işimizi gören bir karanlık oda bile kurduk. Bir ara dağ taş fotoğraf olmaya başlamıştı ki, ben üniversiteye gittim. Orada fırsatım olmadı, iş güç derken, uzunca bir süre fotoğrafla haşır neşir olamadım.
Beş altı sene öncesinde fotoğraf aşkım tekrar depreşti. Daha olgun ve daha depreşik bir merak olarak hem de. Böyle merak depreşmelerinin benim için anlamı şu oluyor genelde: elimin erişebilir durumda olduğu tüm makeneler araştırılacak, yayınlar takip edilecek, bir sürü inceleme okunacak, fotolara bakılacak, yeni ne olmuş ben bulaşmayalı öğrenilecek, hepsi kafada derlenip özümsenecek ve bir karar verilecek. Kafadan altı aylık bir süre yani. Bu huyumu bildiğimden, gittim en yakın fotocudan bir fotoğraf makenesi aldım dijital. Orta seviye kullanıcı için ideal denilen makenelerden biri. Alete alışmaya çalışmam 1 hafta sürdü. Ben daha çok, insan yüzlerinin olduğu resimleri çekmeyi seviyorum, börtü böcek ya da manzarayla çok fazla ilgilenmiyorum genelde. Bir hafta sonu, iki gün boyunca, Eminönü, Balat, Mısır Çarşı'sı vesaire gibi, insanın bol olduğu yerlerde dolanıp fotoğraf çektim. Fakat, kendimi fotoğraf çekiyormuş gibi hissedemedim. Vizörden bakacağım, vizörün işlevselliği kameranın arkasındaki lcd ekrana verilmiş, vizör olmuş sana ufacık bir gözenek. Olsun bari diye konulmuş gibi. Aldığımın ikinci haftasında, "ben buna alışamadım" deyip, gittim en baba fotoğrafçıdan, bu sefer slr bir makene aldım. Gövdeye dünyanın parasını, takriba yüz civarı inceleme okuduktan sonra karar verdiğim lenslere de, kainatın parasını ödedim.Vizörden bakıp çekeceğim potansiyel resmi gözümle görüyorum ya, mutluyum. Gene benzer mekanlardaki iki günlük bir foto turunun sonucunda çektiğim resimlere bakıp, bir kısmına hayran kaldım. Alet, bana rağmen mükemmel fotolar çekiyordu.
![]() |
| * foto buradan araktır. |
Madem fotoğraf üzerine yazı yazıyorum - ki bu da depoyu düzenlerken, orada olduğunu tamamen unuttuğum agrandizör yüzünden oldu, ki kendisi karanlık odanın temel aletidir, yoksa tamamen başka bir vesileyle, tamamen başka bir fotoğraf yazısı olacaktı bu- demeden geçmeyeyim: Çekilmiş ilk fotom, afedersiniz, dal taşak meydanda iken bir leğenin içinde banyo öncesi poz vermiş halimi resmeder.
Fotoğraf çekmek amacıyla bir yerlere gittiğimde, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum, kafam dinleniyor. Tabii gittiğiniz yerlerde, sizinle benzer merakı taşıyan hatunlarla tanışmak, ilerleyen dönemde, ekstra başka zevkleri de paylaşmak gibi durumlar olabiliyor bazen. Hatta bu hatunlar, gayet güzel ve çıkık popolu esmerler de olabiliyor. Hatta bunlar, biseksüel de olabiliyor. Hatta... Neyse vazgeçtim.

Erkeklerin her hobisinin ucu "kadın tavlama"ya değiyor ya, şaşıyorum :))
Selamlar evli adam, fotoğraf çekmeyi sevenler derneği olarak (içselliğimle kurduğum kişisel bir dernek, tek üyeli...) sizi önce kınadık, sonra da samimiyetinizi takdir ettik.En azından kadın tavlama işine yaradığını inkar etmiyorsunuz.
Birgün çektiğiniz fotoları paylaşmanız temennisi ile.
selam mini
yahu evli, yeter artık yazma... sana daha önce de birkaç kez çok benzeştiğimizi söylemiştim ya, al işte yine oldu: fotoğraf... korkmaya başlıyorum :) bilader, sanırım sadece mesleklerimiz farklı seninle... bu arada, ben de üniversitedeyken ankara atlı spor kulübüne gidip sürekli at fotoğrafı çekiyordum. en beğendiğime fotoğraf dersimin hocası el koydu. sonra o resmi, puştun fotoğraf sergisinde gördüm. ha, bir de, ortaokuldayken bir yarışmaya katıldım. babam makinenin tüm ayarlarını yaptı, (ahlaklı olacağız ya) ben deklanşöre bastım. mansiyon kazandım/kazandık.
erkeklerin her hobisinin ucu kadın'a çıkmaz. bazen de erkeklere çıkar :)))
yani bazı erkekler hobileriyle erkek tavlamaya da çalışır. bkz: x-coach
Selam evli, cevat nerelerde?
mr no
kaç kere kırdın ne tarafını ondan da bir haber et bakalım, sakarlıkta da benzeşiyor muyuz görelim. ben benim üstüme adam tanımıyorum bu konuda. oğlana iyi bak.
x-coach
arada bakıyorum listesi kısa bir liste, rss daha dolu, orada varsın. ilgi duyduğumuz cinsi tavlamaya yarayabiliyor bazen hobiler, haklısın.
mini
sen cevat'ı seviyorsun galiba, kendisinin afedersin ebesiyle meşguller bu aralar, bir ara gelir sanıyorum.
haha.. benimki sakarlıktan çok aptallık. aynı kolumu, aynı yerden iki kez kırdım. ilki ortaokulda basketbol oynarken varilin üzerine basıp, sıçrayıp smaç yaparken (varil kayınca), ikincisi lisede kafama leş gibi öğretmen masası örtüsünü geçiren arkadaşıma uçan tekme atmaya çalışırken düşünce.. yeterli mi? oğlan çok iyi, sen de iyi bak!
Bu evli adam da akrep burcu değilse bende bişey bilmiyorumm. Dönemsel değişimler yazısına vurmuş efsa hatun, aha bu da bizden :)
Üstad (diyorunm çünkü yaş ve geçirmişlik olarak benden ilerdesin :) ) bu yazı da harika elbette ama çok ara vermesen, bizi bekletmesen her daim okunası olan yazılarından, bizi mahrum etmesen.
Giriştiğin işi iyi gittiğini tahmin ediyor ve umuyorum aynı zamanda.
Bide şu tehlikeli nerelerde yaw sen bilirsin öldüyse fatiha okuyak ruhuna :)
Efsadan yediği zılgıttan sonra evliyle keyfi yerine gelen hayatVEtavla
hayatvetavla
öyle miyim değil miyime cevap veremem, profilde öyle yazıyor ama garantisi yok.
keyfim ve vaktim olduğunda yazıyorum işte.
ti'yı bilmiyorum. karşılıklı takip etmek haricinde bir iletişimimiz fazla olmadı.
ben de efsa'ya fırça atarım arada.
Sevgili evli,
evet Cevat'ı seviyorum.O senden aldığı efendilikle, dışa vurmak istediğin serserinin karışımı.Sanki ideal erkek gibi ama bir yandan da çapkınlığı göz korkutucu, bir ara değil bir an önce gelsin.Kendisine kocaman öpücükler yolluyorum :))
biz seni hobilerin için takip etmedik...
cevat'a ideal erkek de dedi ya bir hatun, ne diyeyim artık.
adsız,
istek yazı listesi gönder istersen.
Serseri ve çapkın adamı seviyorum sanırım, benim idealim bu belki de, şu an cevattan tiksinecek kadında çoktur, belki. (kaldı ki, içten içe "ahh cevat" diye nidalandıklarını duyar gibiyim)
Ama işte özündeki efendiyi bildiğim için belki Cevat'ı idealize edebildim, kendi içimde kişilik ayrımınızı oturtamama karmaşası yaşıyor da olabilirim.
Demek ki neymiş spor her zaman sağlığa yararlı değilmiş...
Fotoğrafçılık merakın eskiye dayandığı için bok atmıycam.Şimdilerde hayatta bir bok olamayan insanların hobisi de.Özellikle dişi kısmında sokak çocuğu,köprü,martı ve vapur çekip "yeaaa bir sergi açmayı çok istiyorum" cümlesi peydah oldu.Bunların hepsi sergi açsa tophane tayfası saldır saldır bitiremez yeminle.Hayır eserlere bakıyorum;trilyon para verilen makinalar illa ki işlevini görüyor, dişiye iş kalmıyor.hep kocaların ilgisizliği işte bu.
ne ters adamsın sen yav.
Bazan çok kırıcı oluyosun farkındasın di miaaa..deeermişaaaam
ben onu gülerek demiştim ama
Ben de ciddi ciddi deeermişaaam demiyorum.Karşılıklı gülüştük elektrik oldu aramızda bir kahve içer miyiz?
yav sen evli barklı kıllı mıllı top sakallı bir adamsın korhan, ne işim olabilir kardeşim benim seninle.
kısmet diyelim.
:) aranıza beni alın korhanla.kahve içmeye beraber gidelim. belki benimle işin olur evli?
ne bileyim, sen kimsin? bıktım ulan bu adsızlardan.
Sana kısmet yağdırıyorum nankör adam!
nankör ve kaba gibi biraz:) neyse kadınları da bu çeker zaten. çemkirdiğin o adsız ben oluyorum
çemkirme yok. zor o dediğin.
:) hiç gülceğim yoktu evli
Kaynana Semra'nın "daldan dala" cover'ı geldi aklıma, yazıyı ve yorumları okuyunca.. :)))
Fotoğraftan, sakarlığa, sonra gene fotoğrafa, ardından gelen yorumlarda fotoğraftan Cevat'a, ondan ideal erkeğe, kahveye, açılan kapanan kısmete, çemkirildiğini sanıp "hadi bari deşifre olayım"a kadar uzanan interaktivitenin doruklarında ve monotonluktan en ufak bir pay bile almamış (evet sonunda fikrimi söyleyeceğim-->) samimi ve matrak yazı ve yazışmalara yorum yazmadan edemeyecektim.
ohh bitirdim cümleyi sonunda.. gelicaam gene..
hi müge !
:)
sana da hi! da ben seni nasıl izleyebileceğim.. 'izle' seçeneği mi yok, ben mi göz doktoruna gitmeliyim? :))
izle butonu koymadı evli abim, öyle şu kadar adam beni takip ediyor şeysi görünce strese girer, sevmez. o yüzden manuel yapman lazım. ya da rss'ten üye olman lazım.
yalnız ilk defa mı geliyorsun bilmiyorum ama uyarayım, çok alengirli şeyler anlatıyorum ben. demedi deme sonra pls.
babalar kızları için de önemli figür di mi. i liked it.
yazdıklarını bana ya da kimseye soracak değilsin tabii ki.. yazılanları beğenmeyen uzar, uzasın da zaten.. uyarıya cevaptı bu :)
babalar.. evet hem de nasıl.. thanks ;)
güzel demişsiniz de öyle olmuyor ama müge hanım. hem kızıyorlar hem geliyorlar.
o zaman "hamama giren terler" diyorum size.. :)
cuk oturdu valla :)
vakit bulup da yazılarınızı bir okuyayım da, bi daha gelir miyim, kızar mıyım, yoksa her zamanki gibi 'abi herkes istediğini yazmakta serbest, ha sana uymadıysa yürür gidersin' mi derim.. göriciiizzz :p
sondan geriye ya da baştan sona doğru gözatın o zaman. aradan rastgele çekmeyin bence. göriciz bakalım sizi tekrar görüp görmeyeceğimizi.
bana sanki beni tekrar görmek istiyorsunuz da, bunun yolunu sunuyormuşsunuz gibi geldi.. :)
tamam öneriye uyacağım.. çünkü ben tekrar gelmek istiyorum.
biraz öyle aslında. bana çemkiren grupla çemkirmeyen grup (hatunlardan bahsediyorum genelde, erkeklerden çemkiren sayılıdır) arasında profil farklılığı var. hangisine düşeceğiniz benim için sosyolojik bir merak konusu şu an.
aynı merak bende de peydahlandı.. çözümünü biliyoruz di mi ama? sırayla okunacak.. vakit yaratılacak.. gerekirse işten acık kaytarılacak.
ama yine de beni kategorize etmeyiiiiin :))) ben kâh çemkiririrm, kâh öper koklarım.. o yüzden bir de "iki ara bi dere" grubu yaratın derim.
peki bakalım.
sanırım buraya müdavim olacağım bir süre, ankaragazozuna teşekkür ediyorum duyuruyu yaptığı için.
ekşi sözlükten gelip de yorum yapan ilk kişi. nasıl bir yapınız var bilmiyorum tam ama geyik gibi gözüküyor. bir entry yazıyor bir arkadaş, trafik iki katına çıkıyor, 3 gün sonra eski tas eski hamam. benim için sorun yok da, "tıkla tüket" ten muzdarip bir grup izlenimi veriyor sözlük.
tam istediğin gibiyim :)))
haydi bakalım. var mı biseksüellik de?
sevgili evli adam şu güzel popolu biseks esmer güzeliyle olan kısmı merak ettim ben , bir ara yazsan da okusak .
yok be cevatım! biseksüellik falan... mis gibi adamlar varken! ne işim olur hem cinslerimle;) ha olanlarda lafım yok tercih meselesi...
pollyanna seni eşekler kovalasın e mi.