afrodizyak

Ben askerliğimi yıllar önce, bu yüzyılın başında, yani Galatasaray'ın Uefa kupasını aldığı dönemde, yani sokakta futbol oynayan çocuklardan kaleci olanlarının "Taffarel", forvet olanlarının "Hagi" olduğu dönemde, yani "Ulubatlı Souness" vak'asından birkaç yıl sonra, yani evvelki sezon neredeyse küme düşecek kadar ruhsuz bir futbol oynayıp mevcut teknik direktörün sezon ortasında gönderilmesiyle, "takımın başına Terim'i veya Lucesku'yu getirirlerse daha da tutmam  bu takımı" diye düşündüğüm dönemden çok önce, kaçınılmaz olan olup da Terim tekrar getirildiğinde ilk tepkimin "hay sikeyim ulan!" -afedersiniz- olduğu dönemden daha da önce, doğuda yaptım. "Memet ağa" olarak,  28 gün, bilfiil  vatanı korudum.

Birliğe avdet etmek üzere Harem'den bindiğim "Malatya Turizm" otobüsünün içinde, bencileyin ile birlikte, yaklaşık 30 "memet" daha vardı. Dışarıda da, bunun üç yüz katı kadar uğurlayanı. Beni uğurlamaya gelen hiç kimse -kimseye haber vermediğimden- yoktu. Otobüsteki diğer memetlerin arasında çıkıntı gibi durmayayım diye, biraz da ortamın havasına girip, otobüse el sallayanlara ben de el salladım.

28 gün süren askerliğin bende bıraktığı hissi süresi, 228 gün ile eşdeğerdir. Daha önce eline silah almamış ve hepi topu bir ay bile askerlik etmeyecek adamdan komando olur mu, olanlardan birini yakinen tanırım, olmayacak şey yoktur askerlikte. Günde 2 saat kadar "askeri eğitim" alıyoruz, gerisi "arazi çalışması" ile geçiyor. Askeri eğitim dediğim şöyle birşey; hangi komutla ne tarafa dönmemiz gerektiğini ve ne zaman duruluru o yaşa ve zamana kadar öğrenmemiş olanımız vardıysa, bir tamam öğrenmiştir.  Arazi çalışması ise gayet düzgün çalışan bir sistem; "arazi çalışması yapılacak" komutuyla toplanılır, araziye çıkılır, herkes bulduğu bir yere tüner, kimisi sohbet eder, kimisi güreşir, kimisi de benim gibi yattığı yerden -sıkıntıdan- havada bakışlarıyla delikler açardı. "Çalışma" bir kaç saat sürer, bittiğinde, "dön" emriyle dönerdik.

Çarşı izni denilen şey, silaha el basıp yemin etmek suretiyle acemilikten çıkmış ve "usta" sınıfına terfi etmiş askerlerin, belli bir saatte tekrar "içtima"ya katılmak kaydı ile, yazılı bir izin kağıdı ile dışarıya çıkmasına denir. Yazılı izin kağıdını üstünde taşımak, önemlidir. İnzibat yakalarsa ve siz kağıdı gösteremezseniz, sizi fena yapmaya yetkilidir. Aynı şekilde çarşı izni esnasında taşkınlık vs de edilmez. (İnzibat yakalar.) Bu uyarıları, her çarşı izninden önceki içtimada  tekrar tekrar duyan "usta" askerler, yani bizler, nizamiyeye doğru önce uygun adım yürüyüşe geçer, nizamiyeye yaklaştıkça düzen bozulmaya başlar, yürüyüş, son birkaç yüz metrede "dağınık koşu" halini alırdı. Nizamiyenin önünde bekleşen siviller, kendilerine doğru koşan aslanlardan hangisinin kendi aslanı olduğunu anlamaya çalışır, benzettiğine el sallar idi. Karışıklık olması çok normaldir, çünkü asker elbisesi içindeki askerlerin hepsi yumurta gibi birbirine benzer, uzaktan seçmek zordur. Aynı şekilde, koşan askerler de dışarıda bekleşen sivillere el sallar idi. Dışarıda bekleyeni olmadığı halde -çıkıntılık olmasın ve ortama uyum ba'bından- el sallayanların olduğunu da, biliyorum.

Hissi 228 takvimsel 28 günlük vatan hizmetim boyunca, ilk birkaç gün hariç, bende en ufak bir "canlılık hareketi" olmaması dışında, anlatacağım kayda değer bir şey olmadı. (Askerliği Tarkan'la ve hangisiydi hatırlamıyorum Birşey Doğulu ile birlikte yaptık, buna da kayda değer denemez) Artık şaptan mıdır (ki komutanlık tarafından konulmadığı tebliğ edilirdi), yoksa psikolojik midir, bilemiyorum, "ölü gibi" idi. Kendisi ile su dökme esnasında karşılaşıyoruz, alttan çeviriyorum, üstten bakıyorum, elimle tıklatıyorum, bir şey yok; "stone-dead". Alıcı bir kuştan kaçarken artık takati kalmayıp son nefesini teslim etmiş bir serçenin boynu gibi. Ucundan tutarak kaldırıp bırakınca, yerçekimi sebebiyle eski konumuna geri dönüyor. (Bu kadar çok küçümsemeyeyim, morali falan bozulur belki, "ejderha boynu" diye bir iyileştirme yapayım, sevinsin.)

Bahar geldi deyip, baharın hormonal etkilerine geçiş yapayım, yoksa afrodizyak diye başlayıp askerlik anılarından bahsetmek çok abes kaçacak. Yazının başlığına kanıp digest edilen afrodizyaklar önereceğimi zannediyorsanız, onu da beklemeyin. Üzerimde doğrudan coşturucu etkisi olan herhangi bir içecek veya yiyecek, ben bilmiyorum.  Gerçi ıhlamur+tarçın+zencefil+bal karışımı ve kombinasyonları zaman zaman tetikliyor gibi beni, ama, ortaya "fact" olarak sunabileceğim olgunlukta değil.

Bencileyine göre, bahar yorgunluğu denen şey, bahar geldiğinde coşan hormonlar neticesi çok sevişiyor olmanın rasyonel bir sonucu. En azından benim için bu, böyle! Daha da güzeli, bu coşuyor olma durumunun, aşağı yukarı aynı dönemde, "Hatun" ile aynı zamana denk gelmesi. Etekler çıktı, güllü dallı şeyler giyiliyor evde. Neleri seviyor isem, onlar oluyor. Tam da bu aralar, hazır "ateş almışken", aramıza ikinci bir dişi sokmanın çok iyi olabileceği yönünde ikna edici konuşmalar tasarlıyorum. Bu sefer de ikna edemezsem, seneye bahara kadar mevzuyu gündeme getirmeyeceğim.


Hazır göğüsler de büyüdü. Yemeklerden sonra "şarap açar  mısın, içelim" istekleri sıklaştı. Stoğu yeniledim. Kaşının altından bakıyor bana.

Müsadenizle.

kutsalfahise  – (4 Nisan 2012 19:34)  

stone dead yorumun çok güldürdü beni :)

estroilman  – (4 Nisan 2012 21:43)  

İlk yorumu ben yazayım. Özlettin be kendini evli abi :) Bunu saymayız kısa sürede yeni yazılarla bekleriz haberin ola. Konuya gelince 3. dişi olayını daha önce teklif ettinde bizimmi haberimiz yok :)

Biker  – (5 Nisan 2012 02:05)  

Şükür kavuşturana. Devamı da gelecek mi?

Korhan Korman  – (7 Nisan 2012 11:08)  

Yiğidim ben de özlemişim seni. Ulan dedim askerlik anısımı anlatacak. 28 gün yapıp 28 tane anı anlatan arkadaşım oldu benim. Ha ben hiç yapmadım ayrı:) öperim..

S  – (17 Nisan 2012 14:03)  

ya bu bloga ve sana neler oldu ? yaşlandın diyeceğim, ancak dilim varmıyor. askerlik ve evden mutlu haberler postları da pek yakışmıyor buraya bilesin :)

Yorum Gönder

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP