Sihirbaz

- Gördün mü?
- Diziydi galiba.
- Dirseği de olabilir.
- Bak, gene!

Yatağın üstünde, karımla birlikteyiz. Göbek sonuna kadar açılmış, yedi sekiz aylık hamile. Göbeğini izliyoruz birlikte. Eğer eşiniz hamileyse, bebeğin de hareketlenmeleri başladıysa bunu tavsiye ederim size; güzel, hafif bir yemek yesin eşiniz, üstüne de bir miktar tatlı, bizim favorimiz dondurmaydı. Biraz bekleyin, sonra rahat bir yere otursun eşiniz, ya da uzansın. Açın karnını, tıklatın, ve bekleyin. Bebek size karşılık verir, onun da keyfi yerindeyse. Bazen, sizin dokunduğunuz yerden size dokunur, bazen de, göbeği bir taraftan diğerine dolaşır, dalgalanır karın. İlk defa dönüşünü gördüğümüzde ağzımız açık kalmıştı şaşkınlıktan.

Birlikte karar vermiştik çocuk sahibi olmaya. İkimiz de istedik. İşinizi şansa bırakırsanız, hamile kalma olasılığı çok da yüksek değildir. Günleri takip etmeniz, gün saymanız gerekir. Parmak hesabıyla "en muhtemel" günleri çıkardık, ona göre de bir "sevişme planı" hazırladık. Ben iki gün perhiz yapıyorum, üçüncü gün, Allah ne verdiyse.

Bir akşam yemeği sonrası, karım elinde ince bir kağıt parçasıyla karşıma dikildi; "hamileyim galiba". Kağıdı aldım, bir tarafında ince koyu bir çizgi, diğer tarafları açık. Doğrusu, ne hissettiğimi şimdi bile tam adlandıramıyorum, sevindim, güldüm, ağzım kulaklarıma doğru yayılmış vaziyette. Karım, gülmekle ağlamak arasında gidip geliyor. Bir taraftan gülüyor, iki saniye sonra yaşlar döküyor, sonra tekrar gülmeye başlıyor.

Ertesi gün doktordan da teyidi aldıktan sonra kutlamaya gittik. Başbaşa bir yemek yedik sahilde güzel bir restoranda. Doktor, birkaç hafta geçmeden diğer aile efradıyla paylaşmamamızı önerdi, kalp atışlarını görene kadar herşey olabilirmiş, tutunamayabilirmiş. Söylemedik biz de.

Üç dört hafta sonra birlikte gittik doktora. Karna jel sürüldü, ultrasonun topuzu karında dolaşmaya başladı. Arıyoruz. Üçümüzün de gözleri monitörde. "İşte" dedi doktor, "bu kalp". Yanıp sönen bir nokta, dakikada yüzün üzerinde olmalı yanıp sönme hızı. Bu, kalp mi? Kalp oluşurmuş herşeyden önce. Önce kalp atmaya başlarmış. Yanıp sönen bir nokta. Mucize gibi. Gibi değil, mucize. Karım gene ağlamaya başladı. Sonra da gülmeye. İçimiz rahat etti, demek ki tutunmuş.


Kadınların yaşamında doğuruyor olmanın önemi çok büyük, erkeğin bunu anlaması biraz zor sanırım. Kadınlar daha küçüklükten evcilik oynayıp bebek giydirmeye, doyurmaya başlıyor. Bizimse uzun bir süre ilgi alanımıza sadece hangi arabanın motor gücünün ne olduğu, fenerin mi yoksa galatasarayın mı yeneceği giriyor. Hayat daha düz ve kolay bizim için, kafaya takılacak konu sayısı sınırlı.

Daha öğrendiğimiz ilk günden itibaren eşim, anne gibi davranmaya başladı, huyu suyu değişti. Duygusal gelgitleri oldu. Öyle ki, ne yapacağımı şaşırdım zaman zaman. Baba olacaktım, evet, ama ben gene henüz bendim, fikre ısınmaya çalışıyordum. Düşündüğümde, hem seviniyor, daha çok da "acaba iyi bir gelecek sağlayabilir miyim" endişesi taşıyordum. Bazen, herşeyin kimyaya bağlı olduğunu düşünüyorum, bir hormonunuz fazla salgılanıyor, bambaşka bir insan oluveriyorsunuz.

Hafta hafta takip yapıyoruz. Bu hafta bezelye kadar, bu hafta muz kadar, bu hafta somun ekmek kadar... Karımın her doktora  gidişine mümkün mertebe katıldım. Daha çok onu yalnız bırakmamak için, biraz da ilk elden doktorun ne söyleyeceğini duymak için. Karım, hamileliği boyunca, özellikle ilk üç dört ay, karnını okşadı okşadı ağladı, ultrason resimlerine baktı baktı ağladı, sonrasında da güldü. Allah var, garip isteklerde bulunmadı fazla, onu bunu canı çekmedi çok, olanı da ben elimden geldiğince karşılamaya çalıştım.


Bebeğin cinsiyetinin büyük oranda belli olacağı dönemlerde birlikte gittik doktora. Ben kız istiyorum, karım, erkek. Çok da farketmez diyorduk konuşurken, sağlıklı olsun da. Gene de ben kızda ısrarcıyım, o da erkekte. Jeller sürüldü, ultrasonun topuzu bebeği gözlüyor. Gelmeden önce tatlı yenmiş, bebek, trambolinde zıplar gibi durmadan zıplıyor. Karım, ilk birkaç zıplamayı gördüğünde gülmeye başladı, ama öyle böyle değil, katıla katıla gülüyor. Doktor ultrasonun topuzunu çekti, gülmenin geçmesini bekliyor. İkinci deneme. Zıplamalar, karım gene katılarak gülüyor. Gene bekleniyor. Dördüncü ya da beşinci denemede, ben gene karımın gülmeye başlamasını beklerken bu sefer doktor gülmeye başladı. Ben, gülümsüyor olsam da, gerilmişim, ben de koyverdim makaraları. Öğrenemedik o gün.

Hamilelik süresince seks hayatınız da değişiyor. Orta karar devam ederken bir süre sonra üst seviyeye çıktı. Benim hatun, tabiri caizse, azdı. Göğüsler büyüdü, bu durumsa benim pek hoşuma gitti. Sorsanız, herhalde en ateşli sevişmeleri o dönemde yaptığımızı söyleyecektir. Gerçi bir süre sonra, bebeğin hareketleri gözle görülür hale gelip karnı iyice büyümeye başladığında, ben pek rahat edemedim. Zarar verir miyim düşüncesinden kurtulamadım bir türlü. Gene de, karım üstte ben altta, tadını çıkardık uzun süre.

Hamile kadınları gördüğümde, karınlarına dokunma isteği uyanıyor bende. Hele son dönemlerine girmiş, göbek deliği iyice dışarıya çıkmış kadınları çok sevimli buluyorum. Konuşma fırsatı olduğunda, bebeğin cinsiyetini tahmin etmeye çalışıyorum. Pek tutturabildiğim söylenemez.

Biraz daha sorunsuzmuş gibi göründüğünden, biraz da doktorumuzun duruma bakıp tavsiye etmesiyle sezaryene karar verdik doğuma birkaç hafta kala. Bana, "siz de girmek ister misiniz doğuma" sorusuna hiç düşünmeden "evet" yanıtını verdim. Hakikaten çok da düşünmeden verdim. Çoçuğumun ilk anını, ilk nefesini, ilk ağlamasını kaydetmek fikri çok cazip geldi.

Fikir cazipti ama doğum düşündüğüm kadar romantik değildi. Gene de başından sonuna kadar bir elim kamerada, bir elim karımın elinde kaydettim herşeyi. Bebek kuvöze konuldu, eşim anestezinin etkisiyle biraz kendinden geçti. Beni de artık çıkmam gerektiğini söyleyip gönderdiler odaya.

Odada sadece eşimin annesi vardı. Gözler heyecanlı. İlk önce karımı getirdiler. Fazlasıyla yorgun görünüyordu. Az bir süre sonra da doktorumuz geldi, doğumun sorunsuz geçtiğini, hem bebeğin hem de annenin iyi durumda olduğunu tebliğ etti bize. İçim rahatladı.

Bebek, odaya bir hemşire ve başka bir doktor nezaretinde geldi. Kolunda "Bebek Falanca" yazan bir bant, konduğu sepetin tepesinde de doğum saatini, kilosunu ve boyunu gösteren bir kart. Ben, elimde kamera, çekmeye devam ediyorum. Yeni gelen doktor hemen emzirmenin nasıl olacağını göstermeye başladı. Bir taraftan doktor, bir taraftan hemşire, bir taraftan karım, bebeğin memeyi bulmasını ve emmesini sağlamaya çalışıyorlar, kayınvalide ağladı ağlayacak, bense hem gülümsüyorum hem de yutkunuyorum kuru kuru.

Yüzüne dokunduğunuzda içgüdüyle meme başı arasa da bebek, ilk emmeyi gerçekleştirmesi biraz zaman aldı. Bebek acemi, karım acemi, biraz uğraştılar. Doktor ve hemşire bıraktı bebeğin yüzünü çekiştirmeyi, bebek kendi kendine emmeye başladı. Bebeğin dikkatinin dağılmaması için dokunmamamızı istedi doktor, hazır memeyi yakalamayı becermişken biraz emsinmiş. Kirpi gibi saçları, hatta favorileri olan, yüzü gözü şiş bir bebek. Ne bana benziyor ne de annesine. Doğuma girmemiş olsam bize yanlış bebek getirdiklerini söyleyeceğim neredeyse.

Kendiliğinden memeyi bıraktığında, hemşire bebeği alıp kucağıma doğru uzattı. Önceden talimliyim, bebek nasıl tutulur çalışmışım, fazla zorlanmadım düzgün bir şekilde tutmak için. Defalarca hayal etmiştim ilk kucağıma alışımı.  Yanağına dokundum, meme zannetti, arandı, güldürdü beni. Benim canımdan, benim kanımdan, canımın içi. Uzattığım parmağımı, küçücük avcunda sıktı, kalbimi tuttu. Tek bir dokunuşuyla, dönüştürüverdi beni.

Baba oldum.

JoA  – (18 Ekim 2009 09:23)  

çocuk sahibi olmanın bir mecburiyet ya da kadınların tercihi gibi algılandığı bir memlekette, baba olmayı bu kadar çok isteyenlere "baba" denmeli sadece. mutluluğunuz daim olsun evli adam.

evli adam  – (18 Ekim 2009 11:34)  

süper annelere saygılar, sevgiler.

sun  – (18 Ekim 2009 12:14)  

Tebessümle, sevinçle okudum yazınızı.Tebrik ederim. Anneye de Bebeğe de sağlıklı günler dilerim.

Süper anne Sun..

VodviL  – (18 Ekim 2009 12:56)  

baba olmak ister oldum şimidik
bebenizin analı babalı büyümesi dileğiyle xD

evli adam  – (18 Ekim 2009 13:03)  

sun, VodviL
teşekkür dileklerinize. de, siz eski yazılara pek baktınız mı bilmiyorum. taze baba değilim, bebek kocaman oldu çoktan.

sevgiler

Talisman  – (18 Ekim 2009 14:47)  

Sen bunca özel şey yaşa, sonra git aldat kadını. Böyle yazılar yazdığında senden daha fazla nefret ediyorum.

Gadno Kopele  – (18 Ekim 2009 15:05)  

mutlu pazarlar; mutlu bir yazı.

Adsız –   – (18 Ekim 2009 15:55)  

Bu hikayeyi bir kadın yazsa duygulanırdım, şimdi çocuğunu seven bir babanın hikayesi, evet diyerek okudum sadece. Çocuğunuzla mutlu mesut bir ömür dilerim size. Talisman hanıma da katılarak dünyanın en güzel hediyesini size vermeyi başarabilen bir kadına onun ruhu duymadan yaptıklarınızdan dolayı de en derin sevgisizliğimi sunarım yine.

vatan  – (18 Ekim 2009 16:39)  

Evladınızla aranızda duvarlar örülmeden mutluluk dolu bir yaşam dilerim sevgili evli,
Sevgiyle yaşlanmanız,dileklerimle

Sağlıcakla kalın..

Bir yıl sonrasını düşünüyorsan buğday ek,
On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik,
Yüz yıl sonrasını düşünüyorsan insan yetiştir
(Kuan Tzu)

evli adam  – (19 Ekim 2009 10:55)  

Talisman
Safi cevat yazsa, her düşündüğüm hissettiğim de onunki gibi olsa rahata mı ereceksin. İkisi de benim. İkisi de sahici.

evli adam  – (19 Ekim 2009 11:01)  

Bir kadın
Benim yazmış olmam anlatılanın kıymetini mi azaltıyor? O yüzden mi duygularınıza hitap etmiyor? Cevat mıdır engel olan?

Çocuktan hediye olmaz. Yaklaşım külliyen arızalı. Bir verme, karşılığında da birşey alma değildir evlilik. Bana karımın hediye vermeyi başarabildiği birşey değil çocuk. Ne kadar yanlış bir ifade.

evli adam  – (19 Ekim 2009 12:15)  

En üstteki iki hanımefendi anne, ki onlar da cevattan pek hazzetmiyorlardır, talisman ve bir kadın bekar. Yazıyla ilgili yorumların yönleri zıt. Denk gelmiş, dikkatimi çekti.

efsa  – (19 Ekim 2009 13:13)  

Ne güzel bir sevinçtir o ilk kucağına almak bebeğini. Allah güzel günlerini göstersin size.

Kızdı değil mi bebeğiniz?

evli adam  – (19 Ekim 2009 13:27)  

Hepimize Efsa. Çocuk bambaşka birşey. Çocuk sahibi olayım diye evlenmedim, ama evlenmemin sebeblerinden biridir çocuk sahibi olmak.

Kız mı erkek mi söylemeyeceğim belliydi yazıda, sağlıklı olsunlar, kısmetleri açık olsun hepsinin.

efsa  – (19 Ekim 2009 13:42)  

Ben göremeyince kızmış gibi düşündüğüm için yazdım. Kaç yalında diye sorsam, onu da söylemezsin sen şimdi :)

evli adam  – (19 Ekim 2009 13:45)  

Ömürlerinin baharlarında.

Talisman  – (19 Ekim 2009 13:59)  

Şimdi şu klasik soruyu sormasam olmaz:
Kız evladın olsa, büyüse evlense, damadın senin karına yaptığını kızına yapmasını ister misin? İstemezsin tabii de damadın da sen gibi mazur görülmesini ister misin? Gönlün razı mı buna?
Klişedir, klasiktir ama can alıcı sorudur.

evli adam  – (19 Ekim 2009 15:09)  

Yahu Talisman, ben ne yazsam farketmiyor, hep konudan bağımsız yorumlar yapıyorsun, tamam gıcıksın bana anladık, eyvallah, da biraz da anlatılan şeylere göre yorum yapsan olmaz mı? Benim burada anlatmaya çalıştığım herşey karımdan da çocuğumdan da bağımsız, onların kim nasıl olduklarıyla en ufak ilgisi yok.

Madem soruyorsun, son kez, benim değilde başkası üstünden sorduğun soruna cevap vereyim.

Damat kızımı mutlu ediyorsa, evliliğine ailesine sahip çıkıyorsa, ki buna da ben değil kızım karar verir, bana ne ne yaptığından.

Damat zamparaysa, ki ben de öyleyim, beraber bile gideriz icabında.

Oldu mu?

Talisman  – (19 Ekim 2009 15:35)  

Yazdıkların karından bağımsız, öyle mi?
İlginç..
Neyse yaa, bana cevap verme zorunluluğun asla yok. İstemiyorsan yazmam da. Ya da yorumumu yayınlamazsın olur biter.

evli adam  – (19 Ekim 2009 15:44)  

Kim ve nasıl olduğundan bağımsız. Doğru oku cümleyi lütfen.

evli adam  – (19 Ekim 2009 16:09)  

Ben en çok sana cevap yazıyorum Talisman, referans hatun olduğun için biraz da, bunu da yanlış anlarsan atarım kafana mausu.

Sadece şunu istiyorum, sen konuda ne anlatıldığına bakmıyor bana sarıyorsun. Damat sorunla var mı yazdığımın bir ilgisi söyle bana?

Pantolon giyen hatunlara oldu mu bir yorumun, yok, yaz, bilelim biz de, milli olmaya var mı? O da yok. Daha yazarım böyle. Varsa yoksa aldatıyorum, boynum devrilsin.

Yaz bilelim Talisman, ben kadınları böyle görüyorum sen de ne olduğunu söyle. Cevap vermeye erindiğimden değil de, hep benimle uğraşacaksan ne sana ne bana faydası var.

Erkeklerin 90%ını temsil ediyorum dediydim, hadi ordan sikik dedin, her adama bunu ayrı ayrı soramayacağına göre "benden" çıkar artık şu yorumlarını lütfen.

sun  – (19 Ekim 2009 16:19)  

Evli adamın içinde ki Cevat, evli kadının içinde bir Xxxx, kadar gerçek. Kabul etmemek bu gerçeği değiştirmez.

Talisman  – (19 Ekim 2009 16:31)  

Anladım, boynun devrilsin, anladım. :)

Adsız –   – (19 Ekim 2009 16:39)  

Evli adam,

Ben türkülere inanıyorum ya da destanlara. Yaklaşımım sizinkinin yanında fazlaca "romantik" kalsa da ben eski kafalılığımın bedelini ödemeyi tercih ediyorum. Özgür irademle seçtiğim bu yola göre, sizin fikirlerinizin bir kısmı kabul edilemez. Ve onlar, ne yazık ki, daha insancıl kısımlarınızı da zedeliyor gözümde.

Çocuk, hayatın hediyesidir; kutsamasıdır. Bir kadının hediyesi değildir. Kadın sadece vasıtadır. Evlilik bir alma-verme biçimi değildir. Ben böyle bir şey söylemedim. Ve evet, bekarım. Bazı şeyleri tecrübe etmemiş olmak inanç sistemimi kökünden değiştirmemi gerektirmiyor. Siz, sizinkiyle mutlu mesut yaşayın. Ben de "bir ömrü birlikte geçirme ihtimaliyle sarmaş dolaş sarılarak" huzur bulayım. Yaklaşım külliyen arızalı demeden önce de, Talisman hanıma kızdığınız şeyi yapmayın, bir daha okuyun.

evli adam  – (19 Ekim 2009 16:58)  

"kadının erkeğe verdiği hediye" ye idi itirazım, öyle anladım çünkü, değildir demişsiniz, sorun yok.

"bir ömrü birlikte geçirme ihtimaliyle sarmaş dolaş sarılarak" kısmına seksi 100% dahil etmiyorsanız, ya da tam göbeğine merkezine koymuyorsanız o romantik dediğiniz yaklaşıma da katılırım.

İnsancıllığımı size göre bozan bir kısım fikirlerim fıtratımızda var, ha illa ki yapacağız diye bir şart yok elbet ama kodumuza yazılıdır, yapacak birşey yok. Bu şikayeti, haşa, tasarımcıya bildirmek gerekir kanaatindeyim.

cevat  – (19 Ekim 2009 20:42)  

Süper sun,

ben kimsenin içinde değiliiiiim, ben gerçeğiiiim, buranın esas çocuğu beniimmmm. I am CEVAT. one and only, the unique

:)

vatan  – (19 Ekim 2009 21:50)  

ohaaaaa naptın be evli,
yıktın perdeyi eyledin viran,sonrada haşaaa yok öle yıkmadan düşünecen dediğine inanıyorsan tasarımcıya sormalı diye,önce düşünmeli cehennem fuzuli mi diye :))

akıllı ol karışmam,tasarımcıyı kızdırmaaa

T.I  – (20 Ekim 2009 09:08)  

Ya benim bi yeğenim oldu. Feleğim şaştı. Baba olmak nasıl bir şeydir tahmin bile edemiyorum. Yorumları okudum da...

Bunun samimiyetini yargılamak ve yaşanan başka şeylerin bunun içtenliğine gölge düşürebileceğini düşünebilmek, olsa olsa hayat tecrübesizliğinden olur gibi geliyor bana.
Babalık duygusuna, anneyle ilişki üzerinden bakmak bayağı acayip bir durum. Kadınlar maalesef bunun bile merkezine kendilerini koyabiliyorlar. Bu kadar basit insani bir durumu bile "karına bunu yaptığın için"e gelebiliyor durum.

Yahu bunla onun ne alakası var. Bunun bütün normları birileri tarafından mı belirleniyor ki? "Karısını aldatanlar şu kadar yavru sevgisi absorbe edebilir" gibi...

Neyse, ben pek içten buldum yazılanları. Niyeyse okuduktan sonra kız olduğunu düşündüm bebeğin. Analı babalı büyüsün inşallah...

evli adam  – (20 Ekim 2009 12:39)  

T.İ.
Baba olmak süper bir şey, başka hiçbir şeye benzemiyor, tavsiye ederim. Konuların karıştırılmasına ben şerbetliyim, yavaş yavaş olacak umarım.

iyi dileklerine teşekkür.

Thais –   – (20 Ekim 2009 19:03)  

Üstteki yorum ilgimi çekti de.
Baba olmakla, eşle olan bağın ne alakası var demiş. Sonuçta bu insanla ortak bir paydanız sizin çocuk, bir kere bu bağa yapılan saygısızlıktır. Bir laf var, yeri gelir kızarsın söversin de söylersin, kendi başıma mı yaptım ben bu çocuğu diye, ha işte özetler bu laf olayı sana. Seninle bir şirket kuralım, ben aradan bir zaman sonra hisselerinin hepsini satayım başkasına. Bunun benim seni sevmememle ne alakası var şimdi? Ben kendi rızkıma baktım. Şirkette gene döner işinde, gücünde. Bunun da ötesinde, eşini zaten yazı boyunca sorgulamışlar, ama çocuğu düşünüyorum ben. Bu yaptıkların, onun geleceğinden, yarın öbür gün bir ayrılma olayında mutluluğundan, ona buna saçtığın ileriki hayatından çıkacak. Maalesef ki çıkacak. Bütün sözler boş bu noktada. İleride yaşadıklarının bedelini sadece kendine değil, diğerlerine de çektiriyorsun.

evli adam  – (20 Ekim 2009 19:26)  

Thais,

Hoşgeldiniz de, yazılandan bağımsız yorum yapma alışkanlığı size de sirayet etmiş. Anlatılanla ilgili yorumunuz olursa cevaplamaya çalışırım.

teşekkür.

Bükülmez –   – (21 Ekim 2009 01:15)  

Bizim bir kısım insanımızdaki iki yüzlülüğü anlamak mümkün değil. Sen hergün bu mecrayı oku, yeni yazı var mı? diye takip et, sonrada ağzına geleni say. Baba olma duygusunu yazmak birilerinin tekelindemi? Bu ülkedeki her evlilik çok mu ahlaklı? İlk taşı günahsız olan atsın desem Talisman bön bön bakar buna eminim. Üniversitede bir kız arkadaşımız vardı. Kızlara meraklı derlerdi ''yok canım dedikodu'' derdik. Sonra evlendi ''bak, dedikoduymuş'' dedik. Çocuğu olduğu gün eşi boşanma davası açtı. Demem o ki kimseyi bilmeden eleştirmemek lazım. En mümtaz makamlarda oturanlar neler yapıyor? Bu mecrayı beğenmeyen okumasın, herkes rahat etsin.

Adsız –   – (21 Ekim 2009 01:47)  

Herkesin güttüğü kendine.
Yazılanı okuyup ne hissettiğini yazan insanların fikirleriyle uğraşmak ve "hadi canım siz bunları mı düşünüyorsunuz, ne kadar tecrübesizsiniz kuzum" yazmak çiğ bir davranış.
Farkında mısınız, kimse kimseyle ortak paydada buluşmak zorunda değil. Sizin ortak görüşler paylaştığınız insana tü kaka dendi diye, siz muhatabın fikirlerini eleştirmeye(?) başlıyorsanız kazdığınız çukura düşüyorsunuz demektir. Yazarı aksak, bazı açılardan eksik buluyorum ve evet, bence bu babalığına kesinlikle gölge düşürüyor. Ha, ben kimim? Okuyucu. Sıfatsız. En fazla "bir" okuyucu. Tıpkı sizin gibi. Burası da okuyucuların fikirlerine meraklı bir adamın blogu. Meraklı olmasa, derdi sadece çapkınlık olsa yapardı ve yakın arkadaş çevresiyle paylaşırdı. Milyonlarcası gibi, bizim de ondan hiiiç haberimiz olmazdı. Ama o adam, bir nedenle, paylaşıyor. Biz de bol kepçeden yorumluyoruz. Bu durumda, çok tecrübeli insanlar arasında olmaktansa, tecrübesiz gafillerden olmayı tercih edip sadece yazarın yazılarına ilişkin yorumlara devam etmek daha makul geliyor bana.

JoA  – (21 Ekim 2009 06:29)  

yorumun yorumunun yorumlanması tartışılır hale gelmiş. bence yeni bir yazının vaktidir evli adam:)

insanın çocuğunun olması, tam anlamıyla "dönüşüm"dür. bu konuda evli'nin kullandığı sözcük bence doğru. o dönüşümün içinde taşlar yerli yerine oturur ve herkes biraz daha "kendine" döner aslında. örneğin, benim anneliğimi, oğlumun babası anlayamaz. aynı şekilde evli adam'ın babalığını da kendisinden başka kimse tam olarak bilemez. ne hissettiğini anlatmaya çalışmış, başka şeylere bağlamaya gerek yok.

T.I  – (21 Ekim 2009 09:37)  

@Bir kadın: Tecrübesiz kelimesini, orada bilerek seçtim. En masum ve iyi niyetli olarak bunun bana göre tecrübesizlikten olabileceğini düşündüğüm için...
İnsanlar birbirlerinin fikirlerini eleştirebilir. Benim ters durduğum şeyse yargılamaydı. Fikri münakaşa her zaman zevkli ve güzeldir, yapılması gereklidir. Öğreticidir sonuçta. Çok ters fikirlerin münakaşası da dahil.

Kendi kazdığım kuyuya filan düşmüyorum. Çünkü ben kuyu filan kazmadım. Öyle bir derdim yok ki, ne kuyusu. Tartışıyoruz burada. Sanırım münakaşaya "kuyu kazmak" çerçevesinde bakmaktan oluyor bu biraz. Ziyanı yok. Fakat "karısını aldattığı için bir baba-çocuk ilişkisindeki samimiyeti yargılayıp" bir sonuca varmak bana pek mantıklı gelmedi. Bunu söylemiştim. Sanırım tükaka'ya indirgemişsiniz yazdıklarımı. Olsun.

Bununla ilgili bir cevap da zaten yazmamışsınız.

Onun yerine "yalnız ve kahraman bir okuyucunun gücü" isimli duygusal pasajı kaleme almışsınız. Tecrübe mevzusunda lütfen kendinize haksızlık etmeyin. Gördüğüm, demagoji konusunda bir hayli tecrübelisiniz.

Sevgiler
T.İ.

Adsız –   – (21 Ekim 2009 11:40)  

Öyleyimdir E.T., ay pardon T.İ., öpün elimden rica ederim. :)
Sizin hayata dair engiiin tecrübelerinizden faydalanmak bizim gibi yalnız ve kahraman okuyucular için büyük şans, onları bzimle paylaşmaya devam edin lütfen.

Yorum Gönder

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP