Garson Kız

Kaç zamandır görüşemediğimiz bir eski dost. Tası tarağı, takımı taklavatı toplayıp İstanbul'a  taşıdı herşeyini. İki sene öncesine kadar egede küçük bir butik otel açma planı vardı, olamamış. "Vaktin olursa gel, olmazsa zorla gel" deyince buluştuk, istinye civarında, güzel sakin bir balık restoranında.

Yemekler güzel, fiyatlar nispeten ehven. Fazla müşteri yok, masamıza bakan garson kız, esmer, kısa saçlı, yandan ayırıp arkaya taramış saçlarını. Büyük bir de toka takmış. Salınarak dolaşıyor, endamı güzel.

- Başka bir arzunuz var mı?
- Yok, teşekkür ederiz.

Nihat Genç'in "Ofli Hoca, Şeriatta Ayıp Yoktur" kitabında bir bölüm vardı, cümlesi cümlesine hatırlamıyorum ama şöyle bir şeydi mealen; "bu kadınları çıplakken tanımak mümkün değil, hepsi birbirine benziyor, ama giyindiler mi, kim hangisidir, biliyorsun". Kadınlar çıplakken erkeğin ilgisinin nerede olduğunu gösterir, gördüklerimiz de üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Havası olan bir kız. Kimi kadınlar çekici, birşey var hallerinde, takıp takıştırmadan da, sürüp sürüştürmeden de  farkediliyorlar. Gözünüz takılıyor. Bir siyah pantolon ve beyaz bir gömlekten başka birşey yok üstünde. Bir de belinde kuşağı. Gömleğin üstten iki düğmesi açık. Tam gögüs çatalının hizasına kadar.

- Lakerdamız güzeldir.
- Peki, ondan da alalım o zaman.
- Başka bir arzunuz?
- Teşekkürler.

Gözleri güzel, gözünüzün içine bakarak konuşuyor. Yüzünde hoş bir gülümseme. Güneş gözlüğü varken karşımdakinde, ne söylediğini anlamakta, sohbete konsantre olmakta zorlanıyorum. İletişemiyorum. Konuşurken gözleri görmeyince rahat edemeyenlerdenim.

Sohbet uzuyor uzadıkça, konuşacak çok şey birikmiş.

- Bir ufak daha alabilir miyiz?
- Elbette. Başka bir arzunuz?
- Yok, teşekkür ederiz.

Arkasından bakıyorum. Kalçaları da güzelmiş. Uzaktan bakınca bir kum saati gibi görünüyor sevgili garsonumuz. Ahh kız, sen ne güzel şeysin böyle!

Fazla müşteri yok, demiştim, ilgisine sık sık mazhar oluyoruz. Bir gözü üstümüzde hep. Gidip gelip soruyor.

- Başka bir arzunuz?


Tövbe estağfurullah!

S  – (17 Aralık 2009 15:37)  

gozler evet. en cok sinir oldugum seylerdendir. gunes gozlugunu bir tarafa biraktim, konusurken baska bir yere bakanlara da baska seylerle ilgilenenlere de sirf bu yuzden fazlaca gicigim. biraz samimi olduguma kizarim da bana bak! diyerekten.

JoA  – (17 Aralık 2009 20:58)  

rakıdır o rakı:) çok güzel anlatmışsın yahu.

st  – (18 Aralık 2009 00:54)  
Bu yorum yazar tarafından silindi.
makyevel –   – (18 Aralık 2009 03:02)  

Hastası olduk buraların, daha çok yazı diye selam ederim.

evli adam  – (18 Aralık 2009 13:43)  

rakı mı balığa iyi gidiyor, yoksa balık mı rakıya incelemek lazım, muhabbet güzel, ortam güzel, haliyle dile vuruyor Joa.

evli adam  – (18 Aralık 2009 13:47)  

tores beluga
siz anlatılandan çok anlatım tarzına takılanlardansınız galiba. teşekkür.

Adsız –   – (18 Aralık 2009 15:15)  

bir erkeğin beyninin içinde gezmiş gibi hissediyorum kendimi yazdıklarını okuyunca. teşekkürler!:)

evli adam  – (18 Aralık 2009 16:25)  

teşekkür de, sizin yüzünüzden adsız yoruma kapandı artık blog.

Akasya  – (18 Aralık 2009 18:54)  

ben de sevdim evli adamı =)

aglea  – (18 Aralık 2009 21:26)  

evli adam merhaba,

pek güzel anlatmışsınız, çok sevdim ben evli adam'ı da, garson kızı da. teşekkürler:)

evli adam  – (19 Aralık 2009 00:29)  

hoşgeldiniz aglea.

biz de sizin koyduğunuz müzikleri sevdik.

cevat  – (19 Aralık 2009 00:41)  

ey Hatunlar!

buranın esas çocuğu benim, beni de sevin. Evli abi'min bütün numarası dilinde, asıl numara bende. çok bozuluyorum ulan! duyururum.

üzmeyin beni.

Akasya  – (20 Aralık 2009 01:42)  

ey Cevat, marifet de ikisine birden sahip olmak zaten. o da kimsede yok; takma =)

CoşkuN ArslaN  – (20 Aralık 2009 13:54)  

Ya aslında biz erkeklerin hemen hemen hepsinin bu tarz şeyler yaşadığını düşünüyorum.Ev hayatımızda, işte veya bir yere seyahat ederken.Ve evli adamın içinden geçen şeyleri geçirmeyen erkek varmıdır? (Bende dahil)..
Aslında bu bizim elimizde olmadan yaratıcının karşı cinse yüklediği çekim elektronları ile alakalı birazda.Ahhh şu kum saati benzetmesini bende hep yaparım ve öyle birini gördüğüm zaman
gözlerimi almadan bakıyorum.Zaten onlarında bakılmak hoşuna gitmiyor değil her ne kadar bunu ağzıyla söylemesede.:))

Adsız –   – (20 Aralık 2009 14:28)  

Bakılmak güzeldir tabii herkes için. Kaınlar da bir erkeğe baktığında aklından sex geçer beyler. Hele 30'u devirmişse.

evli adam  – (20 Aralık 2009 19:45)  

açalım biraz, öyle kalmasın ece. n'apıyorsunuz popoya mı bakıyorsunuz, hayal gücünüzü mü çalıştırıyorsunuz? 30'undan önce niye değil. açıklama bekliyor bunca insan.

p@ndora  – (22 Aralık 2009 01:00)  

yaş otuza uzaksa da gecer :)
yeni kesilmiş saçlar beni cezbeder ordan gözüm boynuna göğsüne kayar .
p@ndora

cevat  – (22 Aralık 2009 11:31)  

bakıyoruz biz de, gözümüzle soyuyoruz desenize şuna. çanak tutuyoruz o kadar. göğüsten sonra?

p@ndora  – (22 Aralık 2009 21:28)  

işte dokunma isteği oluşuyo gerisini hayal gücünüze bırakıyorum cevat beycim :)

cevat  – (23 Aralık 2009 00:14)  

pek bir utangaç çıktın sen de p@ndora.

insan der kıstıracaksın köşede, mıncıklayacaksın popoyu, yaslayacaksın duvara. falan. "edepsiz" okuyucu istiyorum ben.

Adsız –   – (24 Aralık 2009 09:32)  

Bakarsın, iç çekersin, yoklamak istersin, ellemek istersin, tadına bakmak istersin...

Adsız –   – (24 Aralık 2009 13:42)  

30 undan sonra mevzusuna gelecek olursak (bkz. beş maymun deneyi) bu coğrafyanın kadınları seksiancak o yaşlarda ahlaki/dini/geleneksel değerler/yargılar/kalıplardan bağımsız düşünmeye başlayabiliyorlar.
Bi de hormonlar mı sıkıştırıyor nedir hafif bir ergen oğlan modu başlıyor :P

Yorum Gönder

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP