Laf atma üzerine...
Yatılı okudum ben, ortaokulu da, liseyi de. Devlet parasız yatılı okullarında. Hala aynı isimle mi anılıyorlar bilmiyorum. Öğrenciler, genellikle alt ve orta sınıftan ailelerin çocuklarıydı, ya da, zengin değillerdi diyeyim. Okulun standart bir üniforması yoktu, dönem başında bizi topluca sümerbanka götürürler -yeni nesil bilmiyordur belki, sümerbank mağazaları vardı devlete ait-, belli bir limit içerisinde kendimize takım elbise, gömlek, pijama, ayakkabı alırdık. Hesabı da okul öderdi. Öğrenci başına düşen para, ancak bir tane takım almaya yettiğinden, aynı takım, sene başından sene sonuna kadar giyilirdi.
Gece, gömlek kravat ve süveterle uyumak, sabah, pijamayı çıkartıp pantolonu kıçımıza geçirivermek pratik ve yaygın bir davranıştı. Kravata sene başında atılan düğüm ise, sene sonuna doğru hakiki düğüm olur, etrafı parlardı.
Her gün giyilmekten pantolonların dizleri aşınır, en iyi ihtimalle haftada bir ütülendiklerinden, boru gibi olurdu hepsi. Aynı elbiselerle, ders aralarında futbol maçı yapardık. Maç, galatasaraylılarla fenerbahçeliler arasında olur, sene başında 0-0 olarak başlar, sene sonunda toplam skora göre kazanan tayin edilirdi. Top oynamak isteyenin, bu iki gruptan birine girmesi gerekirdi.
Yatılılar -okulun neredeyse tamamı yatılılardan oluşurdu- yurtta kalır, yemekten sonra etüd yapılır, sonra nöbetçi öğretmen gelir, etüd başkanının ispiyonuna göre bir grup öğrenciye sıra dayağı çekerdi. Elinize vurulan odunun -odun dedim, evet- acısını, üçüncü seferden sonra hissetmezdiniz. İlk ikiyi karşılamayı becerirseniz, sonrasında kaç kez vurulduğunun pek bir önemi yoktur.
Böyle anlattığıma çok takılmayın, cehennem gibi bir yer değildi, ama sert öğretmenleri olan, sert bir okuldu. Disiplinli diyelim, kimseye gereksiz yere dayak attıklarını hatırlamıyorum ama, disiplin anlayışları biraz cennetten çıkmaydı.
Gündüz harcadığımız enerjiyi verilen yemeklerden alamaz, aşırdığımız ekmeklere yağ sürer, ancak öyle doyardık. Bazen de, yeni evci çıkmışların tayınını talan ederdik. Dolaplarda kimin ne sakladığı bir süre sonra ortaya çıkar, paylaşmayan, dışlanırdı.
Yaşları 11-14 arası, takriba 100 kadar oğlan çocuğuyduk. Banyo haftada bir, sonra iki oldu. Saçlar üç numara. Kafalar tıkır.
Dışarıdan görünümümüz yaklaşık olarak böyleydi.
Sosyal aktiviteleri de şöyle özetlemek mümkün; okulda yapılan maçlarda çıkan kavgalar, numune niyetine kız öğrenci kabilinden okul kaydında bulunan kara kuru, kürdan gibi birkaç kızı paylaşamama neticesinde çıkan kavgalar, yakın mesafedeki bir başka okulun kızlarını, aynı okuldaki erkek öğrencilerden daha fazla sahiplendiğimiz için çıkan kavgalar. Kızların bu duruma aldırdıklarından çok emin değilim ama, iki okul arasındaki sabit kavga nedenlerinden biriydi. Erkekler kafa göz birbirine girerken, kızlar eğlenirdi. Hayata hazırlık.
Bu yaşlar, tam da "erkek olmaya" giriş yaptığımız dönemler. Çöp gibi de olsa, kızların bacaklarına dalıp gidiyoruz, laf atıyoruz. Okuldaki yeni ingilizceci, aklımızı başımızdan alıyor hepimizin. Halbuki gördüğümüz, dizlere kadar bir etekten ibaret, ama hatun, "at gibi". İlk otuzbir malzemelerimden biridir.
Kızları tenhada sıkıştırmışlığım var ama, hayatımda hiç sarkıntılık yapmadım. Birkaç kez de laf atmışlığım var. O yaşlarda tek başınızayken laf atamazsınız, henüz kendinize olan güveniniz tam gelişmediğinden, ancak grup halindeyken cesaretiniz gelir. Attığımız laflar pek müstehcen sayılmazdı. Bir tanesi şöyleydi; "yavruuu vatandan kalkan bir uçak, fıstıkkk getiriyor anavatana". Yavru ve fıstık kısmı, yüksek sesle ve vurgulu söylenir, geri kalanını mırıldanırdık. Kızlar genelde kikirder, bazen de bizi hocalara şikayet ederlerdi. Bu yüzden birkaç kez elime odun yemişliğim vardır.
12-13 yaşındayken, önümden geçen iki kadına "anasına bak, kızını al" gibilerinden birşey söylemiş, kız dönmüş gülerek, "beni mi, yoksa anamı mı beğendin" demiş, ben, hebelek gübelek olup cevap verememiştim. Kızardığımı hatırlıyorum. O yaşta beni çocuk olarak değerlendirmiş, kaale almayıp dalga geçmişlerdi. Pek haksız da sayılmazlardı.
O günden sonra kimseye laf attığımı hatırlamıyorum ama, güzel kızları görünce baya baya içim gidiyor bazen. Durum ve ortam müsait olduğunda, fazla uzatmadan kısa bir göz teması yaparım. Bir iki saniye gözleri yakalar, saçından ayağa hızlıca süzer, beğendiğimi belli ederim. Analar neler doğuruyor, inanamıyorum bazen.
Gene, durum ve ortam müsait olduğunda, önümde yürüyen kalçaları şöyle bir avuçlar, farazi şaplağı basarım. "Çıplak nasıldır bu acaba" diye düşünüp, bir iki pozisyonda hayal ettiğim kadınlar olur bazen. Boşalırken yüzünün alacağı şekli, çıkartacağı sesi kurarım kafamda. Ciddi ciddi sevişirim yani şöyle iki dakikalığına.
Bu süzmelere karşılık aldığım zamanlar olur, filinta endamında bir adamım ben de sonuçta, ama uzatmam. Tadında kalır. Pratik niyetine yapıyorum, bazen lazım oluyor.
Falan.
Unutmadan. Kızın anası daha güzeldi.


filinta:)
öyle ama eva. doğruya doğru şimdi.
Evli Adam tamı tamamına uyuyorsun ha bu kalıba; orta halli memur çocuğu, yatılı okul bebesi bu nedenle anlatacak anısı bol, kavga eder, kadın sever, futbol hastası, karısının kocası, çocuğunun babası, hoş sohbet, içki elbette, sigara neden olmasın, kumar bir aktivite, siyaset bilir, gaste okur, sen bir türsün Evli Adam, sen türk dizilerine karakter, romanlara tip oluyorsun ve senin türünün bitmiş olduğunu düşünüyordum bu blogu okuyana kadar : )
bir bloga yazdığım en uzun yorumda bu oldu herhalde: )
kafasında gazeteden şapka takan velet mısın :P ?
ben de sevişiyorum gözlerimle orda burda gördüğüm yakışıklılarla, filintalarla; tipimden beklenen ciddi,soğuk, bazen çocuksu şahsiyetin aksine.. =)
Abi konu ile alakası yok biliyorum ama senin bloga üye olmaya çalışıp olamıyorum. İnternet ve komputer konusunda Hint fakiri olmam sebebiyle bilmediğim bir şey mi var?
develer giremez tabelasını görmedin mi travis :))
lkajshlkajhslkajhsklj eywallah
üye ol butonu yok, manuel yapman lazım, ya da rss. seç birini travis birader.
OK madmen
Kızın anası güzelse, kızına bak anasını al demiş atalarımız. Demek ki atalarımız yatılı okumuş, göçebe değil.
vodvil
en son ettiğim kavganın üstünden herhalde 20 yıla yakın geçmiştir. şiddeti artık sadece seks esnasında kullanıyorum -makul seviyede-, o da zaman zaman. futbolun aman aman fanatiği değilim ama izlerim. kumarım yok. uzun süredir de gazete almıyorum. siyaseti de politikayı da takip ederim, ama blogistanda bu isimle bulaşmayı şimdilik düşünmüyorum. benim türümden daha çok var.
sen kadın, futbol, içki sevmiyor musun? tövbe de.
p@ndora
değilim
:)
akasya,
ciddi ve soğuk musun sen? at onu üstünden at. yap artık şu ilki yahu. bak gözlerinle yapıyormuşsun, sahicisini yapalım. olduğunda, ilgili ilgisiz herhangi bir postaya yorum at. bekliyorum.
Yatılı okuyanlara hep özenmişimdir.Güzel bir arkadaşlık.Sanırım ileriki yıllarda kalıcı da oluyor. Başka bişi yazıcaktım ama unuttum. Cumartesi cumartesi sevgilim yatakta uyurken beni işe getirtenler utansın!!
evli,
vallaha zor. ben bu kafayla gidersem daha çook... neyse =)
bak.. tam olarak şöyle
"şşşttt şşttttt" diye kalkan uçaklar, "yavruuu" vatan kıbrısa, "fıstııkkkkk" ihrac ederler ;)
"amının suyunu içeyim" tarzında olmadıktan sonra atılan laflardan hiç rahatsız olmazdım.
çirkin şişko ve gözlüklü bir ergen olduğum için biri bana laf atarsa akşamı heyecandan zor ederdim.
hey gidi günler heyyy
evli'nin anakin oldugu gunler, ilginc.
Korhan
Yatılı okul güzel, avantajı da var dezavantajı da. Arkadaşlık kısmı doğru, taa o dönemden kalma bir sürü adamla arada bir buluşuruz, haberleşiriz.
char
ben laf atmıyorum artık, icraata bakarım.
nastenka,
hoşgeldin. dediğin tarzda laf atan öküzleri kimse sevmez. ne yaratıcılığı var ne de amaca hizmet ediyor. usturuplu atılan lafın hatunların hoşuna gittiğini düşünüyorum.
özlem,
anakin demek :) böyle yorumlar almak hoşuma gidiyor benim. okurun inceden sokanı, zekisi gözel.
ben hep iyi taraftaydım, hala da öyleyim. karanlık tarafı da bliyorum ama.
hatırladığım kadarıyla ilk 11-12 yaşlarındayken laf atılmıştı bana. yeşilköy'de, çarşıdan eve dönerken "leblebi gibisin yavruuuum" diye bir laf duydum. sağa çevirdim kafamı, inşaat:) adama uyuz olup "geri zekalı" diye bağırdığımı, sonra eve koştuğumu hatırlıyorum. hayır bir de niye leblebi? fıstık filan denmez mi genelde?
bir de aynı yaşlarda gülhane parkı'nda ailemle dolaşırken elle müdahale olmuştu ki gerçekten dehşete kapılmıştım. iğrenç bir duygu o.
son yıllarda laf atılmaz oldu, rahata erdim.
çorum leblebisi demek istemiştir belki?
taciz kötü. yarattığı hissi tahmin edebiliyorum. işteki konumunu kullanarak kendi altındaki kadınları taciz eden, karşılık alamayınca gücünü kullanarak eziyet eden hayvanlar var bir de. güzel bir dostun başına geldi. taciz, kendinden güçsüze karşı yapılan kendine güvensiz pisliklerin işi.
Adam leblebiyi belki de "katır kutur, çatur çutur yenilesi" anlamında kullanmıştır, Joa. Fıstık demesi inşaat jargonuna uymayabilirdi :)
evli barklı ve diyar, siz ne kadar iyimsersiniz öyle. tostoparlak olduğumdan kelli, şeklen fıstığa benzemediğim için öyle demediği ne malûm:) neyse, geçmiş geçmiştir.
Senden beklenen bir sona bağlanan samimi bir yazı olmuş. Gülümseyerek okudum.
"benden beklenen" demek. çözülmüşüm, derhal tedbir alacağım.
Yatılı okul ilginç hadise. Daha el kadar bebeyken leyli meccani olunca, geceleri leylalar dolduruyor tabi... Eh zaten ilk cinsel uyanış da o yıllara denk geliyor üç aşağı beş yukarı.
Gerçi sizde tayın azmış, enerji bulamıyorsunuzdur. Benim dönemimde ve belki de okuduğum okuldan kaynaklı olarak durum biraz daha halliceydi sanırım. Bu yüzden enerji patlaması yaşadığım zamanları hatırlarım :)
leyli meccani demek :) yatılı okuduğunuz belli oluyor. iyi bir benzetme olmuş.
tayın az değildi de biz yetinemiyorduk. ingilizceci yüzünden hep.
hoşgeldiniz.
İngilizce'ci yemeden içmeden mi kesti? Halbuki enerji harcanmasından daha çok yemeğe verir bünye kendini. Garip bir aşk :) Dağları delmek yerine yatağı delmek..
yok korhan, kadını hayal edip mastıra bağlamaktan enerji yetiştiremedik.
yemek demişken, ben bu ara fırında kuzu üstüne çalışacağım tekrar. çok gereksiz abartılı tarifler var, varsa temiz sade denenmiş bir tarifin gönderiver de bir kritik edelim. sebepleniriz belki.
Abi bahsettiğin yaşta mastürbasyon malzemesi olmayan bir şey varmı ki? Banu Alkan'a bile asılmış bahtsız bir nesiliz biz. Buradan Yasemin Evcim'i de sevgiyle anıyorum. Fırında kuzu budu yaptım bi kere onu istersen mail atayım fena olmadı.
lastik gibi hatundu o kız, etli butlu. gece jimnastiği mi ne vardı bir ara yav? nihat genç'in bir cümlesi aklıma geldi sen bahtsız nesil deyince; "biz müjde ar'a tecavüz edilen sahnelere bakarak otuzbir çekmiş bir neslin çocuklarıyız. kimse bizden duygusallık beklemesin."
gönder bir bakalım.
Tam da dün "analar ne avratlar doğuruyor" diye laf yiyince bu yazı aklıma geldi.
"analar ne avratlar doğuruyor"