haftanın sevişmesi #3


Yaklaş.

Gördün mü hatunu? Bak biraz. İzle, izle. Aletin kıpırdanmaya başlamış olması lazım. Başladı mı? Aferin sana. Biraz büyütelim o aleti.  Ben solağım. Ona göre anlatacağım. Sen kendine göre çevirirsin gerekirse.

Sol dizin hatunun bir yanında yatağa dayanmış, öbür bacağın 90 derece açıyla hatunun diğer tarafında durur vaziyette aleti yaklaştır ağzına doğru. Hatunun başını arkasından sağ elle tut. Saçlarını kavra. Acıtma, ama gergin olsun tutuşun.  İyi oral seks harikadır. Deney tüpü gibi iki parmağının ucuyla başından tutan hatunlar var. Öğrensinler bir zahmet. Bu alet sıvazlanmayı sever. Kökünden ucuna doğru güvenle, çok sıkmadan ama gevşek de bırakmadan, daireselmiş gibi hareketlerle sıvazlanmayı sever. Bir de güçlü emilmeyi sever. Fakat şimdi bunu yaptırmayacağız. Ellerini kullandırtma hatuna. Eliyle kavramak isterse, izin verme. Sol elinle dibinden avuçladığın aleti ver hatunun ağzına. Git. Gel. Git. Gel. Sakin. Fakat ritimli olsun gidiş gelişlerin. Hatunun kafasının hareketine sağ elinle yardımcı ol. Büyüyor mu alet? Büyür tabii. Arada çıkar, hatunun dudaklarına sür.  Gözüne  daya. Yüzüne vur. Pat. Pat. Pat. Sonra gene dal ağzına. Dalmalarının ve gidiş gelişlerinin sertliğini ve derinliğini biraz arttır artık. Baştaki kadar yumuşak olmasın. Ağzının içindeyken yanaklarına doğru ittir aleti arada, sırf boğaza çalışma. Aletin başı yanaktan çıkacakmış kadar bastır. Çıkar. Vur. Tekrar dal. Derinliği ve sertliği iyi ayarla ama. Kussun istemeyiz. Ama biraz nefessiz kalmasında fayda var. Ölçüyü iyi ayarla. İzle hatunu. O söyler sana ayarının iyi olup olmadığını.

Alet artık büyüdüğüne göre sol elle dibinden tutmaya gerek yok. Sağ elin hatunun kafasını hiç bırakmasın ama! O orada kalacak. Sol elinin yüzük ve orta parmaklarını üstüste birleştirerek kukuya sok şimdi. Hart diye değil! Yavaşşş. Alıştıra alıştıra. Baş parmağın da bızırın üstünde gezinecek şekilde dursun. Alet ağızda, hatunun kafasını tuttun, iki parmak kukuda, baş parmak bızırda. Anladın mı pozisyonu gözüm? Aferin sana.

Sol elinin hareketlerini hatuna göre ayarla. Soktuğun parmakları hızlı hızlı git gel mi yapacaksın, bızırı bastırarak biraz sertçe mi seveceksin, yoksa üstünü nazikçe okşayacak mısın? Hatun söyleyecek sana. Bana sorma. Yap hepsini, inlemesi nerede artıyor, yüz ifadesi ne zaman değişiyor, görürsün. İnlemek istediğinde aleti ağzından çıkarmasına izin verme ama. Aksine, kökle! Nefessiz kalsın biraz. Hatunun başını sen kontrol ediyordun, unutma. Kimi hatun var, arka arkaya kısa aralıklarla gelebiliyor. Kimisi de var ki, bir kez gelince elletmiyor. Eğer gelebilendense, parmaklarınla hem gidip gelip, hem de bızır severek bir posta rahatlatabilirsin hatunu bu pozisyonda. Yok değilse, parmaklarını idareli kullan. Arada çıkarıp, işaret, orta ve yüzük parmaklarını düz halde kukuya vurabilirsin. Vuruşun bızıra da gelsin, kukunun dudaklarına da. Hatunun ağzındakine hakim olmayı da unutma. Çıkardığında aletin ve hatunun ağzının kenarlarındaki tükrük ve salya izlerini görüyor musun? Nefis!Düz ağzını hatunun. Hatun zorlansın biraz nefes almakta. Çok zorlandığı yerde çıkarıp vur yüzüne. Ya da derinliği azalt. Heyacana kapılıp geleyim deme sakın! Daha işimiz var.

Bitti mi ağızla işin? Hatunun gözlerinden bir miktar yaş gelip varsa göz makyajı da aktı mı? Aferin sana.

O sütyeni çıkar artık. Memeler gözüksün. Don kalabilir ama. Yana sıyır gitsin. İstiyorsan da yırt ortasından. Sen bilirsin. Hatunun sol bacağını omzuna al. Hatunun dizine yakın bir yer omzuna gelecek şekilde olsun pozisyonun. Diğer bacağı yatakta kalsın. Yanaş kukuya doğru. Hemen girmek yok! Sol elinle dibinden tuttuğun aleti, kukunun el altından başlayıp en tepesine kadar sürt. Bastıra bastıra ve birden fazla kez yapacaksın bunu. Bızırı da selam ver üç kere. Pat. Pat. Pat. Sabırsızlandır hatunu biraz. İyidir. "Sok artık şunu" der mi? Diyebilir. Dedirtecek kadar sabırsızlandır. Girmeye hazırsın artık.

Gir!

Tek hareketle, kesintisiz ve net gireceksin. Dibine kadar sok aleti bir seferde. Girerken mutlaka hatunun yüzüne bak. Görüp görebileceğin en güzel şeylerden biri bu andır. Hem acı çeker, hem zevk alır. Nefis! Debelenirse, aldırma. Beklemeye çok gerek yok. Parmaklardan alıştı zaten biraz. Omzundaki bacaktan aldığın destekle, sert, dibine kadar ve güçlü vur her seferinde. Taşşaklarının kukuyla çarpışması duyulsun. Şak. Şak. Şak. Şak. Ritimli ol. Ve bozma o ritmi. 10 sn, 30 sn, 1 dk. Fazla heyecenlanmadan ne kadar dayanabiliyorsan. Bil kendini . Sert vur. Ses çıksın. Bağırıyor mu? Bağırır tabii. İzle hatunu, izle. Ne güzel bir görüntü bu. Harika!

Sert vuruşlardan sonra azıcık yavaşla. Kısa bir süre için. Çıkmak yok ama! Sol elin bızır sevsin yavaşladığında. Memelerini sıkıştırsın. Sağ elin poposunu  sıksın. Şaplak vursun. Bir tur daha sert yapalım mı? Yapalım tabii. Demin ki bağırmaları hoşumuza gitti. Vur. Vur. Vur. Güçlü vur! Ritimli vur! Heyecana kapılıp geleyim deme sakın. Daha işimiz bitmedi! Bu ritüeli istersen birkaç kez daha tekrar edebilirsin. Sana bırakıyorum.

Hatunu yatağın kenarına al. Doggy yapacağız biraz. Domaltacaksın önce. Hatunun iki dizini birleştir. Birleştirdiğin dizler yatağın tam kenarında dursun. Hatuna uzaktan bir bak şöyle. Bitişmiş dizlerle poponun görünümü neye benziyor biliyorsun değil mi? Kalbe benziyor. Sol bacağın, hatunun yatağın dışına sarkan ayakları arasında dursun. Yere basacak yani. Sağ bacağın ise 90 derece açıyla yatağın üstünde olacak. Anladın değil mi? Aferin sana. Şimdi hatunun iki elini üstüste koyup arkada poponun üzerinde birleştir ve sağ elinle tut onları. Sıkı tut. Kurtarmasına izin vermeyecek kadar sıkı tutacaksın. Tamam mı? İlk yaptığında hatunun yüzü yatağa kapaklanır muhtemelen.

Kuku yeteri kadar yüksekte. Kalçalar önünde. Sol elin boşta. Hatunun elleri popoda sağ elinde tutulu. Sol ayağın yere basıyor. Sağ bacağın dizden kırılmış dik olarak yatakta. Yani, kontrol sende. Girmeden önce şu kukuya sürtünmeyi bir kez daha yapalım mı? Yapalım. Bastıra bastıra ve sertçe gene. Yukarıda yaptığımız gibi. Sabırsızlansın gene. Yalvartmak da güzeldir. Dedim mi daha önce?

Yukarıda tariflediğim sert vuruşları, sonra yavaşlamaları, sonra tekrar sert girmeleri hatırlıyorsun değil mi? Aynen öyle yapacağız gene. Bütün gücünle girip çıkacaksın. Heyecana kapılıp geleyim deme hemen. Biraz daha işimiz var hatunla. Çok heyecanlanırsan, yavaşla. Arada çıkar. Vur kalçalara, sürt bızıra, tekrar sok. Popoyu tokat içinde bırakman lazım. Acıt hatunu baya baya. Yalnız, acıtırken aynı anda zevk veriyor olmayı da pas geçme. Gidip gelirken, hatunun zevklendiği anlarda vur tokatlarını. Bu pozisyondayken benim en sevdiğim şeylerden biri de hatunu saçlarından yakalayıp başını geriye doğru çekmek. Öyle çek ki, hatunun beline kavis gelsin. Karşıda bir ayna varsa bu durumdaki hatunun halini izlemek çok keyiflidir. Vurdukça sert, memeler simetrik daireler çizer. Sallandığını görürsün. Kalça etleri ileriye gider. Geriye gelir. Şiddetin sertliğiyle ve zevkin büyüklüğüyle orantılı olarak kadının yüzü şekilden şekile girer. Bana mutluluğun resmini çiz deseler, bunu çizerim.

Kaç kere sert tur yaparsın, sana kalmış. Gelme daha. Biliyorum, dayanmak gittikçe zorlaşıyor. Normaldir.

Şöyle yapalım:

Hatunla birlikte yatağın ortasına gel. Hatunu sanki deney kurbağası gibi, poposu sana dönük vaziyette, kolları ve bacakları yanlara açılmış olarak önüne al. Kukuyu yeterli bir yüksekliğe kaldır. Sol dizini hatunun bacakları arasında yatağa daya. Sağ bacağını, hatunun sırtının üzerinden uzat, ayak tabanınla hatunun yüzüne bastır. Kafayı yan çevirip -gözlerini görebileceğin şekilde- yanağının üstüne yerleştir ayak tabanını. Fazla bastırma. Sırası değil daha. Canı yanmasın. Ama ne yapacağını anlasın. Kukuya girişin biraz yanlamasına olmak durumunda bu pozisyonda. Girdin mi? Aferin sana. Yavaştan başlayıp hızlıya, yumuşaktan başlayıp serte doğru gitsin vuruşların. Kukudan çıkmak yok artık. Vuruşların hızlanmaya ve sertleşmeye başladıkça, ayağının altındaki yüze uyguladığın basıncı da arttır. İzliyor musun hatunu? Ayağının ayarını ona göre ayarla. Acı verirken zevk de vermen lazım. Başka türlü biraz zor o işler. Hatunu bir kez daha getirelim mi? Sağ elinin baş parmağını hatunun popo deliğine bastır. Dairesel hareketlerle zorla. Masaj yapar gibi. Ama sert bir masaj yapar gibi. Sol elinin baş parmağını da bızırın üstüne koy. Bastırarak mı seversin, yoksa masaj yapar gibi mi, bilemem. Onu da hatun söyleyecek sana. İzle işte hatunu. Boşuna demiyorum sana elli kere izle diye. Cevap onda. Bende değil. Gidiş gelişlerinin ritmini bozma bunları yaparken. Senkronu ayarlamak bazen kolaydır, bazen zordur. Karşıdakini tanıyabildiğin kadar ayarlayabilirsin genelde. Hatun geliyor mu? İzle işte. Geleceği anı tahmin etmeye çalışarak ayarlamaya çalış kendini. Geliyor mu hatun? İzle, izle. Kimisi bağıra bağıra geliyor, kimisi sessiz sessiz. Ama kızarıyorlar. Yüzleri değişiyor. Nefesleri değişiyor. Ayaklarını, bileklerinden düz tutarak parmak kıvırıyor çoğu. İzlemeni öneririm sana da. Geldi mi hatun? Bağırıyor mu gelirken? Harika! Aferin sana!

Sıra sende şimdi. Yok kukuya gelmek. Tamam pozisyon keyifli. Fakat ağızda başladık, ağızda bitirelim. Geleceğin son ana kadar kukuda kalmaya devam et. Fakat son beş on tur gidiş gelişi ağızda yapacağız. Çıktın mı kukudan? Sok aleti hatunun ağzına. Kafasını tut arkadan. Git. Gel. Git. Gel. Geliyor musun sen de artık? Aferin sana. Ağzın içine boşalalım. Sen nasıl geliyorsun bilmiyorum. Ben tam gelirken, yani tam da gelirken, ağzım açılıyor, gözlerim kısılıyor, nefesimi tutuyorum. Bir süre nefes almıyorum. Alamıyorum. İlk patlamayla birlikte de bir bağırış kopartıyorum genelde. Fazla ses çıkarmakla ilgili bir sorun yoksa tabii.

Hatun! Sana da bir ipucu vereyim: Boşaldıktan hemen sonra iyi sıvazlama ve güçlü emmeli bir oral seks beni delirtiyor. Çoğu erkeği de delirtir bence. Yap! Sonucu gör.

Hatunun ağzının kenarlarından taşan spermlerini gördün mü gözüm? Hepten akan makyajını? Harika! Hatunu eğilip, dudaklarından öpmeyi unutma! Aferin sana!

Yak bir sigara.

* bu sevişme, barbarella için yazılmıştır.

Read more...

haftanın arayanı #1






* eşim porno sitelerine bakıyor bu aldatmakmıdır?
* göte zorla girilirmi
* karım anal seks istemiyor

Ben birşey yazmayacağım valla. Arayanlardan ilginç gelenleri arada buraya koyacağım, duruma göre devam ederiz.

Read more...

fotoğraf üzerine

Birkaç on yıllık zaman dilimindeki hatırladıklarımı yazmayı planlıyorum da, arada kopukluk olursa, ki olabilir, bu sizden değil, benden kaynaklanıyordur.

Uğraşırken, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım az sayıda hobim var; fotoğraf çekmek, bunlardan birisi. Arasıra alevleniyor, ki alevlendiğinde beni tutabilene aşkolsun, arasıra biraz sönüyor. Şimdinin teknolojisiyle, çekilen fotonun şıp diye görüntülenebiliyor olması, işin zevkli kısımlarının bir kısmını aldı götürdü gibi geliyor bana eskiye göre ama, gene de sevdiğim işler arasında ilk üçe girmiştir hep.

Sahip olduğum ilk fotoğraf makinası, ki sene seksenli yılların ortaları falan, tam olarak bir kutu idi. Avcunuzu düz açtığınızda, içine sığabilecek boyutta bir makene. Pardon, kutu. Ön tarafında, yaklaşık bir cm çapında bir mercek, filmin konulduğu arka tarafında ise, tamamen açılabilen bir kapağı vardı. Makenenin altında da, sağlı sollu iki adet manivela tarzı kollar mevcuttu. Birisi filmi sarıyor, diğeri filmi salıyor. Makenenin vizörü, yani çekeceğiniz potansiyel fotoyu görmek için gözünüzü yaklaştırıp baktığınız kısım, ortasında sabit kalemle bir dikdörtgenin çizili olduğu cam bir aparattan ibaretti. Diyelim vizörden baktınız, çekeceğiniz potansiyel fotoyu da beğendiğiniz. Makenenin, sağ ortasındaki bir kolu indirip bıraktığınızda, potansiyel fotonun görüntüsü filme düşüyordu. Sonra bir sonraki fotoğraf için, makenenin sol altındaki manivelayı bir tur çeviriyordunuz. Sararsa sarıyordu, ki arasıra sarmazdı, salan manivela yardımıyla düzeltiyordunuz, ki arasıra düzelmezdi. Aynı film üzerine birden fazla foto görüntüsünün düştüğü durumlar, genellikle bu sıkışmalardan kaynaklanırdı.

Makene, bu film sıkıştırma işini bir tarafa bırakacak olursam, tam otomatikti. Çünkü üzerinde, anlattıklarım haricinde başka hiçbir düğme veya ayar, yoktu. Işık ayarı, diyafram, enstantane falan, ı-ıhhh. Yok. Metraj, ya da zoom, yarı otomatikti. Zoom yapmak istediğinizde, çekeceğiniz nesneye yaklaşıyordunuz, geniş açı görmek istediğinizde ise uzaklaşıyordunuz. Potansiyel fotonun görünümünü, uzaklaşıp yakınlaşmak suretiyle vizördeki sabit dikdörtgenin içine ayarlamanız gerekiyordu.

Sonra da, çektiğiniz potansiyel filmleri siyah bir torba içerisinde makeneden çıkartıp, gene siyah bir plastik kaba koyuyor, ve fotoğrafçıya teslim ediyordunuz. Fotoğrafçı filmleri yakmazsa, ki arasıra yakardı, potansiyel fotolarınız size gerçek halleriyle ve bir miktar da negatifle birlikte teslim edilirdi.

Ara nağme; fotoğraf filmine negatif denmesi, filme görüntüsü düşen nesnenin koyuluğu ile, aynı nesnenin film üzerinde gözüken koyuluğu arasındaki tezattan kaynaklanır. Misal, çektiğiniz nesnenin rengi beyazsa, banyo edilmiş filmdeki görüntüsü siyah olur. Ya da tam tersi. Kapat ara nağme.

Fotoğrafçının filmi yakmış olmasının sonucundaki ruh hali, ben Odtü'de genç, yakışıklı, karizmatik fakat sefil bir mühendis adayıyken, saatlerce satır satır uğraşarak yazdığım fortran programını, açılması ve beş çeyreklik disketi okumaya hazır hale gelmesi takriba 20 dakika süren, 286sx model bir işlemciye ve 1 mb hafızaya sahip dandik ötesi bir bilgisayarda compile edip, sonucunu takriba bir 20 dakika daha ızdırap içinde bekledikten sonra, bip sesiyle ekranda beliren sonuca verdiğim tepkiye benzerdi: "Syntax error!". Hay ben senin ta...

 Benim bu yukarıda tariflediğim makeneye sahip olmuş olmam, babamın ikinci el, üstten bakmalı Hasselblad marka bir fotoğraf makinası almasından bir iki ay sonraya düşer takriba. O makeneye makene demek, günah. Bir teknoloji harikası. Fotoğraf makenelerinin amiral gemisi gibi birşey. Ne zaman o üstten bakmalı ca'nım makeneyi elime alsam, babam yakınımda biter, strese girerdi. Haklıydı da. Benim gibi, sakarlığı had seviyede olan birinin  o makeneye yaklaşması babamı strese sokmuş olmalı ki, bana o tam otomatik kutuyu almıştı. Sakarlık, ya da dikkatsizlik, artık ne diyeceksek adına, abarttığımı zannediyorsanız, zannetmeyin. 

Şöyle ki: (uzundur)

Muhtelif defalar vücudumun değişik yerlerini kırdım, veya çatlattım. Birbirbir oyununu bilirsiniz, birisi eğilirek kambur olur, siz de karşıdan koşarak gelir, iki elinizi birden eğilenin sırtına basar, yaylanıp, bacakları eğilene değdirmeden üstünden atlarsınız. Bacaklar değerse, sıra eğilene geçer, bu sefer siz eğilen olursunuz. Tam hatırlamıyorum, birinin "atlayamazsın" gazına mı geldim, yoksa etrafta kızlar vardı da hava mı atmak istemiştim, eğilen çocuğa dedim ki; "yüksek dur". O da bayağı yüksek durdu. Ben de atladım. Ayağım, çocuğun bir yerine takıldı, iki elimin üzerine yere düştüm. Bir tanesi kırıldı.

Basket oynuyoruz, ben son sürat dripling yaparak karşı potaya doğru koşuyorum. Yanımda da, rakip takımdan iki kişi benimle aynı hizada koşuyor. Basitçe plan yaptım: Üçlük çizgisinin olduğu yere gelmeye yakın zart diye aniden duracağım, yanımdaki enayiler haliyle duramayacak, etrafım boşalacak, iki ayak üzerinde zıplayıp basketi lokum gibi atacağım. Plan güzeldi, fakat ben umduğum gibi zart diye duramadım. Stop etmemle birlikte ayaklarım kaydı, gene iki elimin üzerine düştüm. Diğer kolum kırıldı.

Son sürat ve kontrollü sürmekle övündüğüm bisikletimle birkaç arkadaş yarışıyorken, "bana yetişiyorlar mı" diye arkama baktığım bir esnada, park halindeki bir kamyonun kasasına arkadan daldım. Kamyona çarpan bendim, fakat netice itibariyle kamyon bana çarpmış gibi oldu; birkaç dişimi elime aldım.

Kayak öğreneceğim diye, adını zikretmeye gerek yok bir dağımızdan aşağı kuğu zarafetiyle inerken, birden artan eğimin etkisiyle hızlanmaya başladım. Batonlarla yönümü değiştirmeyi beceremedim. Kendimi atıversem yuvarlanır giderim diye düşünürken, önüme çıkan teleski direğine omuz cenahımdan girdim. Köprücük kemiğim ve birkaç kaburgam çatladı.

Toprak ve biraz engebeli bir sahada futbol oynuyoruz, ben her zamanki gibi, son sürat topu aldım, karşı kaleye doğru koşarak sürüyorum. Pas vereceğim adamı da seçtim, topa bakacağıma adama baktığımdan, pas vereceğim derken ayağımı tümseklerden birine gömdüm. Tarak kemiğim çatladı.

Zaman içindeki diğer muhtelif kereler düşmelerimi kalkmalarımı yazmıyorum. Ana fikrin anlaşıldığını zannediyorum. (Bendeki bu sakarlık seviyesinin had safhada olmasına bakarak, oğlana, yapma, etme, dikkat et demekten kendimi alamıyorum bazen, de, Allah'tan bu konuda bana çekmemiş.)

Ben döneyim gene fotoğraf mevzusuna. O dönem, epey bir fotoğraf çektim sanıyorum. Hatta babamla, yakacaksak bari kendimiz yakalım düşüncesiyle, gayet amatör, fakat işimizi gören bir karanlık oda bile kurduk. Bir ara dağ taş fotoğraf olmaya başlamıştı ki, ben üniversiteye gittim. Orada fırsatım olmadı, iş güç derken, uzunca bir süre fotoğrafla haşır neşir olamadım.

Beş altı sene öncesinde fotoğraf aşkım tekrar depreşti. Daha olgun ve daha depreşik bir merak olarak hem de. Böyle merak depreşmelerinin benim için anlamı şu oluyor genelde: elimin erişebilir durumda olduğu tüm makeneler araştırılacak, yayınlar takip edilecek, bir sürü inceleme okunacak, fotolara bakılacak, yeni ne olmuş ben bulaşmayalı öğrenilecek, hepsi kafada derlenip özümsenecek ve bir karar verilecek.  Kafadan altı aylık bir süre yani. Bu huyumu bildiğimden, gittim en yakın fotocudan bir fotoğraf makenesi aldım dijital. Orta seviye kullanıcı için ideal denilen makenelerden biri. Alete alışmaya çalışmam 1 hafta sürdü. Ben daha çok, insan yüzlerinin olduğu resimleri çekmeyi seviyorum, börtü böcek ya da manzarayla çok fazla ilgilenmiyorum genelde. Bir hafta sonu, iki gün boyunca, Eminönü, Balat, Mısır Çarşı'sı vesaire gibi, insanın bol olduğu yerlerde dolanıp fotoğraf çektim. Fakat, kendimi fotoğraf çekiyormuş gibi hissedemedim. Vizörden bakacağım, vizörün işlevselliği kameranın arkasındaki lcd ekrana verilmiş, vizör olmuş sana ufacık bir gözenek. Olsun bari diye konulmuş gibi. Aldığımın ikinci haftasında,  "ben buna alışamadım" deyip, gittim en baba fotoğrafçıdan, bu sefer slr bir makene aldım. Gövdeye dünyanın parasını, takriba yüz civarı inceleme okuduktan sonra karar verdiğim lenslere de, kainatın parasını ödedim.Vizörden bakıp çekeceğim potansiyel resmi gözümle görüyorum ya, mutluyum. Gene benzer mekanlardaki iki günlük bir foto turunun sonucunda çektiğim resimlere bakıp, bir kısmına hayran kaldım. Alet, bana rağmen mükemmel fotolar çekiyordu.

* foto buradan araktır.
Yetenek fakiri olabilirim, ama gayret fakiri değilim. Bulduğum her fırsatta fotoğraf çekme tekniğimi geliştirmeye, oturtmaya çalıştım. Öyle teknik deyince aklınıza birşey gelmesin, kendi kendimi ifade etmenin kendimce yolunu bulup, olgunlaştırmaya çalıştım diyelim. Bazen bir resmin mizansenini kuruyorum, iki saat özeniyorum, çektiğimi beğenmiyorum. Bazen de şak diye çektiğim resimler hoşuma gidiyor. Aynen şarap muhabbetinde olduğu gibi, neyin iyi fotoğraf, neyin kötü fotoğraf olduğunu bilgiçlik taslayarak anlatan ve yazanlara kıl oluyorum.  Temel teoriyi öğren, temel pratikleri öğren, gerisinin kendi keyfinize kalması gereken bir konu bencileyin.

Madem fotoğraf üzerine yazı yazıyorum - ki bu da depoyu düzenlerken, orada olduğunu tamamen unuttuğum agrandizör yüzünden oldu, ki kendisi karanlık odanın temel aletidir, yoksa tamamen başka bir vesileyle, tamamen başka bir fotoğraf yazısı olacaktı bu- demeden geçmeyeyim: Çekilmiş ilk fotom, afedersiniz, dal taşak meydanda iken bir leğenin içinde banyo öncesi poz vermiş halimi resmeder.

Fotoğraf çekmek amacıyla bir yerlere gittiğimde, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum, kafam dinleniyor. Tabii gittiğiniz yerlerde, sizinle benzer merakı taşıyan hatunlarla tanışmak, ilerleyen dönemde, ekstra başka zevkleri de paylaşmak gibi durumlar olabiliyor bazen. Hatta bu hatunlar, gayet güzel ve çıkık popolu esmerler de olabiliyor. Hatta bunlar, biseksüel de olabiliyor. Hatta... Neyse vazgeçtim.

Read more...

babasının oğlu

- Bu çok güzelmiş baba!
- Evet, bu çok güzeldir babacığım.

Ne zaman kendi babamı hatırlatacak birşey olsa, köşelere sıkışıyorum. Ağır geliyorum kendime. En çok da, babalar günü koyuyor bana. "Babalar günün kutlu olsun baba" deyip boynuma sarılıyor oğlan. Birkaç kez de, "senin baban yok mu baba" diye sormuştu. Öyle ya, annesinin babası olup da babasının babası olmayınca, meraklanıyor çocuk. Aslında gördü. Fakat hatırlayamayacak kadar küçükken. Yutkunuyorum. "Öldü", diyemiyorum. Yemiyor. Telefonunu da silemedim telefonumdan. Her babalar gününde, babasız kalmış olmanın babasını yemişliğimle, kalıveriyorum. Kestim.

Çocukluğumdan beri müzik dinlemek, en sevdiğim işlerden biri oldu hayatımda. Bazen buna uzun aralar vermek durumunda kaldım ama, bulduğum her fırsatta severek yaptım. Küçüklüğümün kulağında kalan bağlama ve akordeon tınıları, biraz büyüdüğümde yerini elektro gitarlara, bas gitarlara bıraktı. Bir odaya kapanıp, tek bir nota dizisini doğru ve temiz basabilmek için harcadığım uzun saatler oldu bir dönem. Bazen tek başıma çalıştım, bazen de benim gibi zibidilerle. Zibidi diyorum, çünkü kılık ve kıyafetimiz o döneme uygunduysa da, babamın yakıştırdığı terim buydu. Türkü ve sanat müziği haricinde bir müzik türü dinlediğine nadiren rastladığım babam, gene de hiç karışmadı bu durumuma.


O dönem, istediğiniz herhangi bir müzik türünün tüm kayıtlarına, notalarına, sözlerine erişmek bugünkü gibi çok kolay değildi. Şimdi adını tam hatırlayamadığım, Ankara Kızılay'daki feşmekan pasajındaki Hayri'ye gider, yeni çıkan rock ve metal albümlerini çeker, sözlerini, notalarını fotokopi ederdik. Sonra da birkaç zibidi olarak mütevazi bir öğrenci evinde çalmaya çalışırdık o fotokopileri. Gitarlarımız da dandikti ama olsun. Hevesimiz vardı. Bir dönem o kadar çok çalıştım ki, çalabildiğimi düşündüklerime bakarak, ileride bir rock sanatçısı olacağımdan neredeyse emin olmaya başlamıştım. Olmayınca olmuyor değil de, kapasiteyle beklentiyi eşleştirmekte henüz toy olduğum zamanlar diyelim. Bir ara, bu rock sanatçısı olma sevdamdan vazgeçtim. Böylelikle, rock kültürünün gelişmesine kendimce katkıda bulundum. Büyük bir kayıp da değildim zaten bencileyin.

Yazın, odamın duvarına Jimi Hendrix ve Manowar posterlerini astığımda, babam ilk belirgin itirazını yaptı; "dinlediğin müzik bu kılıksızların mı?". Hakikaten kılıksızlardı. Olsun. Ben de zibidiydim nasılsa. Zaman içinde müzik zevkim, sadece rock metal değil de, bencileyin iyi müzik olarak değişti. Aynısını, oğluma da aşılamaya çalışıyorum.

Severek dinlediğim ilk klasik müzik parçası, Beethoven'in Ayışığı sonatıydı. İlk dinlediğimde, başa sarmıştım bir kez daha dinlemek için. Sonra bir daha sarmıştım. Hem matematik gibi gelmişti bana, hem de olağanüstü bir ruh hali. Bu sonatı defalarca dinlediğim bir gün, babam geldi odaya. Oturdu. Dinledi. Dinledi. Bittiğinde, "güzelmiş" deyip kalktı. Bu sahne daha sonraları da tekrarlandı birçok kez. Ya odama geldi, ya da  aşağıdan, "aç sesini" diye bağırdı.

Oğlanla ciddi bir müzik arşivimiz var. Bazen oturup birkaç saat cd'leri karıştırıyoruz. Karıştırırken de, rastgele seçip dinliyoruz. Albüm kapaklarına bakıp kendisi seçiyor. Ben karışmıyorum. Klasikler bir yerde, türküler bir yerde, metalciler bir yerde, diğerleri kendi yerlerinde. Ayışığı sonatını ilk kez dinlediğinde,  -müzik edevatlarının yanında bağdaş kurmuş karşılıklı oturuyorken-, sessizce dinledi. Bittiğinde, benden tekrar çalmamı istedi. Tekrar bittiğinde, "bu çok güzelmiş baba" dedi. "Evet, bu çok güzeldir babacığım" diyebildim. Bayıldım bu duruma. Hem de köşelere sıkıştım gene.

Babasının oğlu.

Read more...

30 Saatlik Koma: Tahrik, Fantezi... Yok Yok Teyyare

Her şey önce 30 saat ile başladı. Sonra... biraz kafa karışıklığı girdi devreye. Uykuda sorun çekerken bir yandan da bir türlü gecenin olmayışı, sürekli bir gündüz yaşamak... Tekrar bir kafa karışıklığı... Teyyareye binmiş olduğunu unutmak ve kendini trende gibi hissetmek... Sonra sürekli uyumak ve uyumak... Hostes'in gelip seni dürtmesi ve "we just arrived M'am" demesi. Hostes mi dedim hemşire...Teyyare dediğim ise hastane.
Hostes fantazisi yaygın bir durum sanıyorum, hemşire fantezisinde olduğu gibi (kimse alınmasın valla, bana öyle söylendi ki gayet de normal). Bu durum ancak sürekli hemşire ya da hosteslere maruz kalınca değişebiliyor. Geçenlerde hastanede çalışan bir arkadaşımla konuşuyordum. Dedi ki "Yeminle bıktım Diyar hemşire görmekten. Her gün aynı kıyafetler, aynı yüz ifadesi, aynı tip saç..." Sonra ekledi, "hasbelkader bir kaç değişik tip çıkıyor içlerinden. Onlara karşı fantezilerimiz hala sürüyor ama diğerleri..." Aynı durum hostesler için de geçerli bence. Havaalanında çalışıyorsanız ya da pilotsanız bile prototip insan görmekten sıkılırsınız. Hostes hatunların kıyafetleri tamamen aynı... Saçlar benzer... Makyaj şekli benzer... Yüzlerinde o yalan güleç ifade ile "günaydın, nasılsınız, ne alırdınız?" soruları... Mekanik bütün bunlar.
Fantezi garip bir durum... Bir gün varken yarın yok olabiliyor. Bkz. Doktor oldunuz, hava alanında çalışmaya başladınız, yok efendim pilot oldunuz... Her gün aynı tip hatunları götür götür nereye kadar. Ya da her gün aynı tiplere bakmaktan yıkılır artık fantezileriniz. Katılıyorum. Bir kere göz zevkine hitap etmemeye başlıyor. Aynı durum kadınlarda da vardır eminim ama şu anda nedense kafam pek kadınların tahrik olabileceği ya da fantezi objesi haline getirebileceği erkek görüntüsüne çalışmıyor.
Tekrar bir kafa karışıklığı... Yorgunluk... Kadınların tahrik olacağı durumlar? Bir saniye... Bir sigara yakmam gerekiyor. Beklemeniz gerekecek... 30 saatlik uçuş... Hiç sigara içemediğini hatırlamak. Bu garip ülkede her şey yasak anasını satayım.. Erkekler konuşurken iki adım geri atıyorlar, dava açılır alimallah, evdekine nasıl hesap veririz sonra diye korktuklarından.. Neyse evet... tahrik ve kadın ve sigara...
Hiçbir zaman üniforma takıntım olmadı. Asker ya da general ya da astsubay, ot bok ilgimi çekmedi. Salt tahrik olmaysa amaç sanırım en çok ilgimi çeken durum basit bir t-shirt giymiş erkeğin kol kasları ile kürek kemikleri ve sırtı oluyor... Pehh... Ne saçma diyorsun sanırım. Ama öyle.. Sevişirken mesela karşımdaki insanın kaslarını gördüğüm anda daha fazla tahrik olduğumu söyleyebilirim. (Burada bahsettiğim kas ölçütü kesinlikle body'e gidilerek yapılan değil. Basketbol, yüzme ve bilumum spor dallarımızı edebiyle yapan bir erkek dururken niye 50 kilo kaldırılarak aynaya bakan bir erkekle yatayım. Yok yatmam) Düzenli spor yapan bir erkek gibisi yok.... Hmm evet tahrik... Geçenlerde eski erkek arkadaşımla konuşuyordum kameradan doğru. Kendisi bir ecnebi... Kamerayı açtığım anda karşımda belden yukarısı çıplak eski erkek arkadaşımı görünce sanırım gözlerim fal taşı gibi açılmış (buna uzun bir süredir düzenli seks yaşamım olmamasını da eklersek gözlerimin ne kadar açıldığını tahmin edebilirsiniz):
-Senin yaptığın haksızlık ama. Ne bu böyle çıplak bir şekilde karşımdasın.
+Eşitlik istiyorsan sen de çıkarabilirsin Diyar?
Cybersex insanı pek olmadım. Bana göre değil. Karşımda bir insan düşünemiyorum ki bana komut versin:
-Hadi şimdi de o göğüslerini görmek istiyorum.
(Ve Diyar açar)
- Hmmm evet çok güzel... Peki, kendinle oynar mısın... Sesini duymak istiyorum...
(Diyar oynar)
Yok böyle bir şey. Yapay olan şeylere karşıyım sanırım. Anlık gelişmeler olabilir. Telefondan doğru dirty talk olabilir. Bunlar bir yere kadar kabulüm evet ama karşıda bir adam, fiziksel olarak ortamda yok ve tatmin etmeye çalışıyorsun. Tekrar söyleyeyim yok böyle bir şey.
Uykum geliyor yavaş yavaş... Neydi? Uçakta bir rüya gördüm. Uçak değil teyyare. Sigarayı da söndürdüm. Tatmin, tahrik, sigara ve erkekler... Evet şimdi hatırladım...Rüyayı ben görmedim başkası gördü. Ben sadece o rüyanın içindeydim. Kafam karıştı... 30 saatlik teyyare demiş miydim?
Uçakta bir adam. Rüyasında da uçakta. Sonra battaniye istiyor üstünü örtmek için. Rüyada istiyor. Uçak da buz gibiydi... Kıçım dondu. Neyse... Adamın yanında ben varım. Battaniyenin altına giriyorum. Biraz oynaşma... Sanırım oral seks yapıyorum adama... Emin değilim, ona sormanız lazım. Hatırlamıyorum. Hostes geliyor: "Pardon ama bunu yapamazsınız" diye azarlıyor... Battaniyenin altından kafamı çıkartıp "herkes kendi işine baksın" diyorum. Ve tekrar kapatıyorum üstümü... Evet böyle oluyor... Ya da oluyormuş... Tam emin değilim. 30 saat ve bir teyyare ve tatmin... Uçak fantezisi gerçekleşmiş oluyor rüyada... Bunu anlatan bir erkek. Artık tanımıyorum. Anlattığında tanıyordum. nefret dolu olduğum bir insan. İnsan mı dedim... Yok teyyare.
Günlerden cuma... Bilmediğim bir sokakta yürüyorum... Sokaktaki bir satıcı laf atıyor:
-How you doin sweety?
Bakmıyorum...yürümeye devam ediyorum...Tekrar:
- Ohh come on! It is a lovely day today! It is Friday. Put just a little bit of smile on your face!!
İster istemez gülümsüyorum.. Fark ediyor:
-Here it is! Here it is! It is that easy...
Karşıya geçtiğim anda uyanıyorum. Her şey 30 saatlik koma ile başladı. Sonra... biraz kafa karışıklığı girdi devreye. Koma mı dedim yok yok teyyare.

Read more...

what if

- Burası neresi, neredeyim ben?
- Cehennemdesin!
- Aha şimdi siki tuttuk! Dediydim ben Evli abime. Sen kimsin peki?
- Senin zebanin
- Annem annem! Evli abim nerede, acilen görüşmem lazım kendisiyle
- Evli abin burada değil!
- Nası değil ya. Biz beraberdik. Bir bakıver gözünü seveyim Zebani abi.
- "Özünde iyi insan olduğundan gereğinin yapılması" notu var isminin altında. Burada yok. Olsa bilirim.
- Evli abim cennete gitti, ben de buraya mı düştüm yani? Niyekine?
- Zina damgası vurmuşlar adının üstüne, al bak! Bir de kadınlara şiddet uygulamak, nefsini kontrol edememek ve içkiden çarpıyı yemişsin.
- İyi de evli olan ben değildim ki, Evli abimdi. Hem o da yüzük bile takmazdı. Dini nikah da yapmadı. Belediye nikahı geçerli mi burada?
- Ben bilmem Cevat'ım iki gözüm, kim girer kim çıkara ben bakmıyorum. Gelenlere günaha özel cezaları uygulamakla mükellefim. Şiişt lan, betin benzin attı o'lum!
- Atar tabii. Hem gözüm benim lafım, kullanma lütfen.
- İzliyoruz o'lum biz sizi yukarıdan! Ne dediysen, ne düşündüysen, ne günah işlediysen tek tek yazılı burada. Bak, tarih 2010 haziran, ne yazıyor?
- Ne yazıyor?
- İki kadına aynı anda şiddet uygulamak, arka arkaya 3 kere zina, gag yoluyla hatunları boğmaya teşebbüs. Bir şişe de viski tüketmişsiniz.
- Ne var ki bunda?
- Nasıl ne var? O'lum sen bunların günah olduğunu bilmiyor musun lan? Size o kadar kitap gönderdik. Hepsinde de bunlar günah diye yazıyor, hiç okumadın mı ?
- Okudum da, sistemde mantıken hatalar var diye düşündüğümüzden sizin kitaplar fotokopiyle çoğaltılırken arada değişti gitti diye şeyettiydik biz Evli abimle? Yoksa ben inançlı insanım Zebani abi. İki gözüm önüme aksın. Beni yukarısıyla bir görüştürsen de durumu izah etsem. Kesin bana hak verip cennete alırlar beni de.
- Ne diycen meselea?
- Diycem ki,  ey güzel Allah'ım diycem, erkeği zikiş zokuştan zevk alır yaratmışsın diycem, o zevki yaşasın diye yoktan dar kukular var etmiş, 1,5 metre bacakların üstüne iri memeler koymuşsun diycem. O poponun dizaynına,  diri memelere hasta olacak şekilde tasarlamışsın bizi diycem.  Hem böyle hevesler ver, hem de bunları yarat, sonra da yasak de. Kitaplar  öyle yazıyor aslında ama, bana, "yürü ya Cevat" demiş olman daha mantıklı gibi geldiydi diycem. Nasıl? İnandırıcıyım bence.
- Lan o'lum "nefsine hakim ol" diye de mi birşey okumadın lan hiç? Hahah! Böyle mantık mı olur lan?
- Nesi mantıksız a.q.? Aç kedinin önüne sen koy ciğeri. Ondan sonra da yemek yasak de. Oluyor mu böyle a.q.? Hani ilahi adalet?
- A.q. 'lu falan konuşma benimle, takarım elimdekini kıçına!
- Abi o lafın gelişi. Küfür değil aslında. Şöyle gibi mesela, biri bana "n'aber Cevat?" dese, cevabım doğal bir "İyiyim a.q." olur. Mizacım böyle benim.
- Mizacını sikeyim senin!
- Bana küfürlü konuşma derken?
- Yok lan benim de hoşuma gidiyo aslında. Yukardan izlerken izlerken hoşuma gitmeye başladı.
- Abi niye mantıksız diyosun ya. En lezzettli şeyleri hem yaratıp hem yasak diyosunuz. Ya da zararlı yapıyosunuz. İçki güzel, Yasak. Zikiş zokuş güzel. Yasak. Grup seks, yasak. Ffm, yasak. Kuyruk yağı lezzetti. Zararlı. Kumar cezbedici. Yasak. İş mi şimdi bu sizinkisi?
- Tamam lan tamam, uzatma işte. Vardır bir bildiği ki yasak a.q.
- Cevap veremeyince kestirip atıyosun ama sen de Zebani abi.
- Elimdekini görüyor musun? Kolay giriyor, zor çıkıyor!
- Peki Zebani abi, ne cezası verilecek bana? Kaynar kazana mı atacaksın beni?
- Yok!
- Ohh !
- Kazanın altına odun niyetine sürmeyi düşünüyorum seni.
- ...
- Hahah! Şaka lan şaka!
- Abi bak gözünü seveyim dalga geçme, ortamda yeniyiz, abi dedik soruyoruz, sen de taşşak geçiyosun benimle. Ne yapacaksın bana?
- Senin karşında bir sürü latif hatun dans ederek soyunacak. Popolarını memelerini sürtecekler sana.
- Ohhş. Nesi ceza bunun?
- Çükünü keseceğim ama. Fakat çükün varmış gibi hissetmeye devam edeceksin. Hatunları arzulayacaksın, fakat bir halt gelmeyecek elinden. Hahahayt!
- Allah'tan reva mıdır bu yaptığınız.
- Reva ki yapma iznimiz var o'lum.
- Allah'ından bulasın Zebani abi. Peki başka? Dalga geçmek yok ama bu sefer.
- Bak şuradakiler de senin gibi olanlar. Evlenip başka hatunlarla da keyif çatanlar.
- Baya kalabalıkmışız. Ben biliyordum zaten çok olduğumuzu.
- Cehennemin yarı nüfusu sizsiniz lan! Fazla mesai yapmak zorunda kalıyoruz sizin yüzünüzden. Sizi onarlı gruplar halinde topluyoruz. Şu nehri gördün mü?
- Gördüm.
- Hah işte, birbirinizin kıçına, ne diyordun sen, hah zamazingo, zamagingoları sokup daire oluştururarak karşıya geçmeniz gerekiyor. Çükler ıslanmayacak ama, çükünü çıkaranı kaynar kazana atıyoruz. Geçerseniz geçersiniz.
- İbnelik yapalım diyorsun yani. Yav abicim, ben hayatım boyunca kadınları sevdim. Böyle ceza mı olur allahaşkına yav.
- Bizde böyle, yaparken düşünseydiniz.
- Abi hiç değilse ben en arkada olsam da tek sıra halinde geçsek?
- Çükler ıslanmayacak o'lum. En öndekininkini ne yapacağız?
- Onu da sana sokarız?
- Lan!
- Şaka len şaka!
- Doğru konuş, takarım elimdekini.
- Peki Zebani abi, birşey diycem?
- De bakalım a.q.
- Hahahh. Sen kapmışsın bu küfür işini. Aslında küfür değil di mi.
- Uzatma lan!
- Şimdi  biz bu arkadaşlarla aramızda toplanıp bir dilekçe yazsak, desek ki; "ey güzel Allah'ım. Sen içkiyi yasak ediyorsun, başka hatunları yasak ediyorsun, bunlardan uzak durursak cenneti vaadediyorsun. Fakat cennette de şol ırmaktan akan şaraplar, envai çeşit huriler var diyosun. Ne iş? Bütün suçumuz bunları ölmeden önce de yapıyor olmamız olamaz. Konunun zevkli olduğunu bunları vaat ettiğine göre sen de biliyorsun,  gel bizi affet desek"? Bence gene inandırıcıyım.
- Beni bu işlere sokma Cevat, duyuyorlar, biliyorlar diyorum sana herşeyi.
- Bence şu yüzden böyle tasarlamış olabilir Zebani abi; şimdi bu işler zevksiz olsa kimse yapmaz zaten. Kötü, çekici olacak ki, yapılacak. Kuyruk yağlı bulgur pilavını biliyo musun abi sen? Parmaklarını yersin abicim. Fakat zararlı. Zikiş zokuş da öyle. Fakat o da yasak.  Bence bize bir akıl vermiş, hakkaten vermiş, bakıyor her birimize hangisini seçecek bu kulum diye. Canı sıkılmıyor böylece. Eğleniyor bizimle anlayacağın.
- Yorum yok Cevat.
- Peki Zebani abi. Biz komple ebediyen burada kalıcı mıyız, yoksa cezamız bitince bizi cennete alacaklar mı?
- Günahı az olan var, çok olan var. Kesinlikle affedilmeyecek günahlar da var ama, herkes günahlarının cezasını çektikten sonra cennete gidiyor.
- Peki abi, son bir soru daha.
- Sor a.q.
- Hahah!
- Soracaksan sor ulan, işim gücüm var!
- Cennetteki huriler rus mu olacak, yoksa türk mü olacak abi?
- Siktir git lan! Geç sırana. Bitmiyor herifin lafı a.q.

- hişşt Cevat! uyan lan,  uyan!

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP