Signore

2 ay önce kaydettiğim bir draft yazı vardı, Can Dündar'ın "40 yaş erkeği" yazısı üzerine. Bu yazıyı o dönemde yazmış olsaydım daha güzel olacaktı, farketmez, diyeceklerim pek değişmeyecekti gene. "Tribünlere oynuyor" diye not düşmüşüm. Can Dündar'la ta üniversite döneminde, doktorasını yapıyordu sanırım, bir kaç kez konuşmuşluğumuz, karşılaşmışlığımız var. Kalemi kötü dersem haksızlık yapmış olurum, aman aman da diyemem, kendi görüşümdür. Bir insanın kalemiyle hayatını kazanabiliyor olması takdir edilecek bir durum. Demek ki yazabiliyor, ve hatta bunun talebi var ki para kazanıyor.

Yazarlık herhalde dünyanın hem en kolay hem de en zor mesleği. Yazanına göre. Uzatmayayım. Kendisiyle ilgili şahsi hissiyatım hep "tribünlere oynuyor, kendisi olmaktansa ne olması gerektiğini anlatıyor" şeklindeydi. Ermiş misali bakışlar, bir örnek ve timsal adam sendromu. Yazdıklarıyla uyumlu bir davranış tarzı ve görünüş. Bildiğiyle, hissettiğiyle yazdığı arasında fark olan adamlardan hazzetmiyorum. Puştsan, ya da puştluğu biliyorsan, puşt gibi yaz, canımı ye. Kabul görmüş genel kural ve ahlak üzerinden hemfikir yazı yazmak dünyanın en kolay işi. Okunur mu, ben okumam. Ama tutar genelde, kelimelerle oynamakta iyiyseniz okur, hayran kitleniz büyüyüverir. CD'da bu adamlardan oldu hep. Ortada duran büyük kalabalığa yazı yazdı, kelimeleri evirip çevirme kabiliyetiyle bir tarz tutturdu, seveni çok.

Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim: Bazen erkek soyu midemi bulandırıyor. "Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana dönüştürüyor bizi... Gözümüzü kör ediyor; başımızı döndürüyor. Amerikan başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından "Taşfırın"ına kadar böyle bu...Hele 40'ımızı geçmişsek...Hele cüzdanımızı şişirmişsek...Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek...
Ne kadar dokunaklı değil mi? Sevgilisiyle, eşiyle sorun yaşamış ya da yaşamaya aday her kadının sempatisini kazanır. Sanki kırkına kadarki dönemde erkek bambaşka bir yaratıktı, parayı bulunca değişti. Parasız işsiz adama kız veriyorlar mı? Yok. Parasız adamla evlenmeyi isteyen var mı? Yok. Çıkıyor musunuz? Yok. Veriyor musunuz? Yok. Eve bakmakla yükümlü daha çok kim diye değerlendiriliyor,ya da gösteriliyor; erkek. Eee...? Doğuştan zengin değilse erkeğin çalışmaktan başka yapabileceği birşey var mı? Yok. Bu ne o zaman? Tribüne oyna, okuru kap, sana da "adama bak, aşkolsun" desinler.
Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar" ağıtına, "televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik ediyor. Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim olmaya hazır "çıtırlar" fink atıyor. O ise pijaması içinde "evi bekliyor". Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle- "Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi öleceğiz?" sorusu beyni deşiyor. Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa döküyor 40 yaş erkeğini...Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode iltifatlar, cepte karaborsa Viagra'larla...
Demagojinin daniskasını yapmış. Bu cümlelerin "sansüre karşıyım ama" deyip "çocukların akıl sağlığı korunmalı", "zararlı! ve bölücü fikirler engellenmeli" diyen bir sansür karşıtının! mantığından pek farkı yok. Düz mantık. Genel ahlaka ve teamüle uygun. Karşı çıkması argüman ister. Süper lan!

CD, televizyonda gördüğü, herkesin görmekten artık kanıksadığı, normalmiş gibi gelen, empoze edilen, bir avuç insanın hayatını kelimelere döküvermiş. Altımızda araba, göbek içeri çekilmiş, çıtır peşinde koşuyoruz. Gazete, televizyon, medya vs her yerde çoğunluğu böyle adamlar ve kadınlar konuşuyor, yazıyor. Ağız ishali olmuş gibi laflar edip herşeyi biliveriyorlar. Sokayım hepsine.

"Sinyor" lakaplı Can Bartu ile tanışmasını yazmıştı bu abi. "Benim adım sizden dolayı Can konmuş" lafına Bartu, "evet var öyle çok" diye cevap vermiş. Dokunaklı bir yazı yazmıştı gene "ne olması gerektiği üzerine". Sanki ego sahibi bir tek sen vardın a.q.

Küçük emrahın entellektüel görünüşüyle "erdem" bastın, "olgun ve derin adam" pozları verdin, bir filmi, elindeki onca malzemeye rağmen çekmeyi beceremedin, olmamış diyene giydirdin, heryerde ders verdin, egonu şişirdin de şişirdin. Ne oldu şimdi söyle bakalım? Başka bir kadınla çekilmiş fotografları eline veriverdiler. Aynı tarzda cevaplar yetiştiriyorsun şimdi de, "özel hayatım" diyorsun, "karımdan başkasına hesap vermem" diyorsun, "sevdim" diyorsun. Hakkında yazdığın insanlar ve olaylar da öyleydi be Cancığım, herkesin herşeyin zaafını alıp kalemi batırdığını ne çabuk unuttun. Normal insanı doğal arızalarından çıkartıp "aslında olması gereken ahlakı" satman, bu saatten sonra zor artık. Yemez kimse. Zaafıyla, puştluğuyla adam gibi yazıp kalem oynatsaydın kimse gitmezdi senin üstüne bu kadar. Nedir, başka bir kadını sevdin görüştün öpüştün. Çok normal, de, senin yazılar kaldı milletin elinde müsvedde gibi. Ondan kızıyorlar sana. Ne diyordun, ne yaptın.

Neymiş, yiyemeyeceğin y.rrağın altına yatmayacakmışsın.

Read more...

Lika

Lika, yirmili yaşlarının ortasında, esmer bir Tatar kızı. Çok güzel bir kız değil. Kasığında ve göbeğinde kırmızı doğum lekeleri var, göğüslerinin küçüklüğüne takıntılı. Yolda görseniz yabancı olduğunu anlamanız mümkün değil, ortalama bir türk görünümünde. Fakat çok neşeli ve konuşkan. İşte milyon bir adamla ipe sapa gelmez yüzlerce şeyi konuşmaktan sıkıldığımdan özel hayatımda sessizliği, sakinliği tercih ediyorum genelde.

İlk seferinde "harika" dediğim bir kız neredeyse olmadı. Lika, bunu bozan ilk kızdı. Seks, biraz elektrik, biraz alışkanlık, biraz hayvanlık, biraz uyum ve biraz daha hayvanlık istiyor. Hayvanlıktan kasıt seksi sevmek, içinizde yoksa yoktur, oyunlar cilveler pornolar içinizde var olanı ateşler, yoksa ne yapacaksınız? Hayat zaten yeterince zor, fingirdemeyi, sevişmeyi, yapılacaklar listesinin başlarına yerleştirmek lazım. Yoksa kuruyup gideceğiz, haberimiz olmayacak.

Tabii makina değiliz, arzuyu şehveti uyandırmanın yollarını bulmak lazım. Aramaya üşendim, gerçekliği de tartışılır, her gün belli bir saatte buluşup sevişen ve bunu kural olarak 1 sene boyunca uygulayan evli bir çiftin haberi vardı. "Süper oldu, tavsiye ederiz" gibi birşey kalmış aklımda. Çok mümkün gibi gelmiyor, hele de kuralsa. Aynı gün birden fazla seviştiğim çok zaman olmuştur eşimle, sevişmek için fırsat kollayıp milleti evden fışfışlamışlığımız vardır. Hatta, evdeki çoluk çocuk ve kalabalığı bir süre def edemeyeceğimizi anlayınca dayanamayıp otele gittiğimizi hatırlarım. Size de tavsiye ederim.

Dağıtmayayım...

Lika, çok uzun bir süre 'the escort in town' idi benim için. Daha ilk seferinde harika bir seks, muhteşem bir uyum. "Seks ikizi" diye bir şey uydursam kıçımdan, Lika benim için o olurdu. Seksi seven eskort olur mu olur, hem de ne biçim olur. Gerçi Lika'yı tavsiye ettiğim evli adamlardan "dediğin kadar yok" diyenler de oldu. Herkes aynı değil, normal buluyorum. Ten uyumu, ya da elektrik diyelim, önemli. Lika'yı ilk, Lilliana lakaplı hem eskort hem de mama namzeti bir hatun üzerinden buldum. Hırslı insanları seviyorum genelde, Lika tam bir hırs küpü. Parayı ve paranın satın alabileceği herşeyi fazlasıyla seviyor. Para, benim şahsi hırslarım arasında değil, çok seveni kişilik olarak itici bulurum, ama lazım, onsuz da olmuyor. Çok uyanık bir kız, yeterli çevre edinene ve ilk kez geldiği türkiye'de neyin nasıl olduğunu anlayana kadar mamayla çalışmaya devam etti. Fiyatı ortalamanın üzerinde bir rakamdı.

Paranın çok oluşu size iyi seksi garanti etmez her zaman, ama belli bir standardı tutturduğunu gösterebilir. Pahalı bir mama, iyi müşteri olmanıza rağmen indirime burun kıvırıyorsa sürümden değil, hizmet kalitesinden kazanmayı istiyordur. Bu da orta uzun vadede iyi bir strateji. Lika, çevresini genişletip ortamı anladığına kanaat getirdiğinde mamasını bıraktı, tabii bir miktar parasını içeride bırakmayı göze alarak. İyi ve kaliteli bir eskort kendisine müşteri kolay bulur, eğer pazarı da anladıysa iyi para kazanır. Bir seferinde merak edip sormuştum, benden çok kazanıyordu.

Hafta içi bir akşam buluşmasının sonunda otel de Lika'yla birlikte kalmaya karar verdim, 1 veya 2 kez yapmışımdır bugüne kadar. Maçka parkının yakınlarında, odalarında büyük aynalar bulunan güzel bir butik otel. Hayvanlık demiştim, abartmış olmalıyız, resepsiyondan kibarca uyardılar çok fazla gürültü yapmamamız konusunda. Kısa sevişmeleri sevmiyorum, kendimi tutmaya çalışırım, sürekli gir çık tarzında sevişiyorsanız, heyecanın büyüklüğüne göre, görece kısa sürede gelmeniz kaçınılmazdır, araya parmakları, yüzü, dili sokup tansiyonu tepe noktasına gelmeden indirmek lazım bazen. Gecenin performansının üstüne sabah uyandığımda Lika benimkiyle meşguldü, yapmak zorunda değil, parasını aldı çoktan. İşe yetişeceğim, duş almam lazım. Kısa kestiğim için bana kızdı. Kimin kime para vermesi lazım belli değil. Lika ile belki 10 belki de daha fazla sayıda görüştük. Bir yerden sonra bana arkadaşlarını önermeye başladı, bir kaç tanesini de denedim. Mama olmaya çalıştı, para hırsı fazla diline vurup itici olmaya başladığından, hizmet kalitesini de tutturamadığından, beceremedi.

İlginç bulmuyorum ama gene de yazayım, Lika, geçen sene ramazanda türkiye'de kaldı. Gündüzleri oruç tutup geceleri işe çıkıyordu. Bu sene kalmadı. Ramazan bittiğinde dönecektir diye tahmin ediyorum. Yakında "nasılsın?" diye mesajı geçer.

Bekliyorum.

Read more...

Fa diyez

Hanımefendi komşum. Balkonlarımız karşılıklı sayılır, bir nevi balkondan balkona muhabbetimiz var. Bazen de bahçede ayaküstü iki çift laf ederiz. 3-4 cümleyi geçmez bu kısa sohbetlerimiz.

- Bugün nasılsınız efendim?
- Sağolun evladım. Yaşıyoruz.
- Torunlar her haftasonu sizde, ne güzel.
- Yalnız bırakmıyorlar beni.

Gülümsüyor bunları söylerken.

Yağmurun zembereğinden boşalmış gibi yağdığı geçen gece gene karşılaştık. Saat gece yarısını geçmiş.

- Ne güzel değil mi?
- Rahmet yağıyor.

Ahmak ıslatanı sevmiyorum. Normal yağarsa da sevmiyorum. İçim kararıyor sıklıkla. Güneş çocuğuyum. Ama bu yağan, maestrosunun deli gibi ellerini kaldırıp indirdiği bir senfoni gibi. Muhteşem. 2 saniye içinde burnunuzun ucundan ve kulaklarınızdan şıpır şıpır sular damlıyor. Damlaların düşerken havada oluşturduğu çizgileri bile görmek mümkün, izli mermi gibi sanki. Senfoniye kendimizi kaptırıyoruz hanımefendiyle.

Müzikle ilgilendim bir dönem, bir enstrüman çalmaya çalıştım. Farkettim ki iyi enstrüman çalmak uzun emek istiyor, hem de çok fazla. Üstelik "artık iyi çalıyorum, öğrendim" dediğiniz anda bırakırsanız gerilemeye başlarsınız, bastığınız sesler iyi çıkmamaya başlar, giderek körelirsiniz. Emek vermeye devam etmeniz lazım. Devam edemedim, şimdi sadece iyi bir dinleyici olmaya çalışıyorum.

Yağmur yavaşladı. Arındık. Yaşadığımızı hissettik. Yaşıyoruz. Çok şükür...


Hanımefendi bir süre önce eşini kaybetti. Çok sormadım, kanserden ölmüş anladığım kadarıyla. Kuru fakat içten bir başsağlığı diledik. Sıklıkla birlikte yürüyüşe çıktıklarını görürdüm. Hanımefendide bir hırka, ya da ince bir şal, mevsimine göre, beybabada topuzu figürlü bir baston. İhtiyacı yok aslında, yanında taşıyor sadece. Sakin, huzurlu, dingin insanlar. Belki görüp geçirdikleri, sindirdikleri için öyleler, belki de yapıları öyle olduğu için. Bilemiyorum.


Bu ihtiyar çiftin her görüşümde bende uyandırdığı en yoğun his "huzur". Emek harcanarak elde edilmiş bir huzur. Belki bazen alttan alarak, bazen sineye çekerek, bazen empati yaparak, bazen kavga ederek, bazen sevişerek, bazen konuşarak. İlla ki emek harcayarak.

Evlenmeden önceki benle şu anki ben arasında dağlar kadar fark var. Törpülendim. Sabırlı olmayı öğrendim. Kolay sinirlenmemeyi öğrendim. Sinirlendiğimde sesimin tonunu kulağımın duyması gerektiğini öğrendim. Eşim zıvanadan çıkmışsa sesimi çıkarmamayı, alttan almayı öğrendim. O benim huylarımı kaptı biraz, ben de onunkileri. Emek verdik birlikte yaşamayı öğrenmek için.

İşsiz kaldığım dönemler oldu ya da yeterli para kazanamadığım. Eşim baktı bize. Tersi de oldu. İyi kötü, yuvarlandık gittik. Ödenecek faturalar varken, çocuğun okul taksitleri dururken, telaşımızdan bazen ölerek yaşarken, birlikte yaşamayı, huzurlu yaşamayı becerebilmek çok kolay değil. Emek vereceksiniz. Her emeğin karşılığı olur mu, olmayabilir. Bu da dünyanın sonu değildir. Yapacak birşey yok.

Seks, benim evliliğimde hep biraz yarım kaldı, eksik kaldı. Bu çoklukla benden, biraz eşimden, biraz evliliğin getirdiği şu veya bu şartlardan oldu. Evlenmeden önce birlikte yaşarken de 3 aşağı 5 yukarı aynıydı. Biraz da bilerek evlendim. Eşim bana ayak uyduramadı, ben onu zorlamak istemedim. Ama seviyorum eşimi. Bu başka birşey.

Bu cümleleri "eşini suçluyor" diye okumayın. Bazen olmayınca "olabilemiyor". "Olsa bile" erkeğin etçilliği bile tek başına bir sebebtir. Geçerli bir sebeb.

Eksikliğini hissettiğim seksi nasıl karşıladığımı yazıyorum zaten, daha da yazacağım var. Doğru mu, ahlaki mi tartışmasını ben kendi içimde geçtim. Bu yazıdaki amacım da bunu tartışmak değil zaten.

Evlilikten, bırakın evliliği, hayattan beklentimi çok sormuşumdur kendime. Verdiğim cevaplar dönem dönem değişir gibi oldu, birşey eklendi, birşey çıktı. Ama "huzur" kısmı hiç değişmedi. Bundan sonra da artık değişmez sanırım.

Çalışalım, tamam... Para kazanalım, başarılı olalım, fırlamalık yapalım, tamam. İçelim, böğürerek kusalım, tamam. Bir enstrümanı güzel çalalım, zamparalık yapalım, tamam. Yağan yağmura gözümüzü dikip çok şükür diyelim, tamam. Eşşek şakası yapalım dostumuza.

Tamam.

Hayat, benim için, komşum hanımefendinin yüzünden okuduğum şey; bir parça huzur. Temiz basılmış bir fa diyez gibi. Emek verilmiş.

Gerisi, lafügüzaf

Read more...

Süleyman'a Sitem

Cemaat!

İki konuşuk edelim seninle. Bugün keyfim yerinde. Evli abim damı yanık tazı gibi koşturuyor bu ara, iş miş falan dedi, dakka başı "skerim maaşını da patronunu da" deyip küfür ediyor. "Lan Cevat, kendimin patronu olucam olm bundan sonra" dedi, "yakışır abime" dedim. Ne diyim a.q. İki senedir kendi işimi yapıcam deyip deyip duruyor. Çok duyduk biz bu lafları. O laflar boy boy. Yapacaksan yap, bana ne soruyosun a.q. Sanki ben çalışıcam. Geçen 6 ay önce de aynını dedi, "abi kriz mriz" dedim, "krizini ayrı seni ayrı" diye gene küfür etti. Hayır paso küfür ediyor böyle deyince de, bütün cümleleri özne yüklem ve ana avrattan oluşuyor heyheyleri üstündeyken. Neyse.

Eeee! Nassın cemaat! İki felsefik yazınca Evli abim sesiniz çıkmıyor bakıyorum. İllaki ben yazıcam a.q. Sevdiğin konuşuk olunca atlıyorsun hemen mevzuya. Cevatcım diyen dillerine kurban olsunlar senin! Lan iki saattir laf geveliyorum cemaat, konumuza şeyedelim.

Bildiğin üzre, memleket tarihine iki Süleyman damgasını vurmuştur gözüm; biri spartalı çoban Sülü, diğeri Sultan Süleyman, ecnebinin the magnificent dediği... Kanuni lan Kanuni! İkisi de iktidarda kalma rekoru kırdı, gerçi sülü şapkayı aldı gitti geri geldi, aldı gitti geri geldi, sayamadım kaç kere olduğunu. Kanuni de 40 küsür yıl hüküm sürdü cemaat, yedi düvelin, 72 milletin .mına koydu.

Peki Aleksandra Lisowska kim, evropalıların Roxelana dediği? Süleyman'ınki gözüm. Karısı yani lan! Namı diğer "Hürrem Sultan". Osmanlı hasekileri arasında padişahın nikahı bastığı tek hatun. Diğerleri ya haseki ya cariye. Düşün cemaat, sen cihan padişahısın, hatun "nikah isterim" diyor Kanuni de "emrin olur sultanım" diyor. Yok başka örneği. Herifi nasıl bağladıysa artık kendine. Bunların kendi aralarında yazdıkları bir mektuplar var, aklın durur cemaat! Bir cilve, bir aşk, bir fingirdeşme, sorma gitsin. Bak ne yazmış Hürrem'e Süleyman:

"N'ola baksam şem'i hüsnüne gönül pervaneveş Dostum sen şem olacak âşıkım pervanedir. Gülşen-i hüsnünde dil mürgün yine saydetmeye Zülfünün ağında Muhibbî hâli anın divanedir"
Aşkından mahvetmiş bu Hürrem Kanuni'yi. Şiiri tercüme etmiycem sana, git araştır biraz, Muhibbi dediği Süleyman'ın mahlası, nickname anlayacağın.

Peki Hürrem Sultan nereli? Ukrayna'lı cemaat ukraynalı! Bana sorarsan hiç şaşırma gözüm. Bak memleket için bir demografi yaptı abim, diğerini de ben yapayım sana. Slav ırkı ve hispanikler ömrü hayatında buldunmu kaçırmaman gereken hatunlara sahip. Bir de uzak doğulular var bak, biraz değişikler, anahtarlık gibi bu hatunlar, evire çevire sevmeye gelir hepsi. Biz Slav ırkına bakalım, kim bunlar; ruslar, ukraynalılar, beyaz ruslar, rumenler, slovenler vs. Ben kendimden biliyorum, 5 rustan 4'ü, 10 ukraynalıdan 7'si adamın yatakta iflahını keser, seksi seviyorlar gözüm. Bir de üstüne, güzeller a.q. Hani burada kırk yılda bir güzel hatun görsek bakarız illaki çaktırmadan, git bakayım Odessa'ya ne oluyor. "Oha a.q" , "yuh a.q", "bunu da mı Allah yarattı" diye diye başını bir o tarafa bir bu tarafa döndürmekten helak olursun, boynun tutulur.

Say bakayım güzel türk hatun kaç tane var dünyanın bildiği? Yok demi, sayamadın. Bak bir de ben sana sayayım; Anna Kournikova, Milla Jovocih, Maria Sharapova, Natalya Rudakova, Olga Kurylenko, Olesya Rulin, say say bitmez. Hadi ünlüleri sktiret cemaat, daha yeni döndüm tatilden, gördüm, sıcak denizlere inmiş Ruslar. Hayır bir bu hatunlara bakıyorum, bir de bizimkilere, ben böyle şansın ta ......................sokayım cemaat. Ben zındık takılıyorum gerçi ama gene de küfür etmeyellim ramazan günü.

Bu hatunların ortalama boyu 1.70'miş gözüm. Ortalama derken, standart sapması bayaa düşük hem. Yani büyük çoğunluğu o boylarda. Bizimkilerde kaç? Yere bayaa yakın karşılaştırınca. Hadi onu sktiret, ben öyle boya kiloya çok takılmam orantı yerinde olduğu sürece, hatta iri hatunlara ekstra hürmet ederim, bizimkilerde o da yok. Bacak var, gövde boyunu geçemiyor, popolar yayvan... Açtırma kutuyu cemaat! Daha yazacağız, papaz etme beni hatunlarla iyice. Ciltler desen süt... Elmacık kemikleri belirgin, ayak bilekleri ince, eller.....Tamam lan, anladın işte!

Gülme bıyık altından gözüm! Sende de rakıcı esnaf kıçı var, kemer üstü göbek modeline geçiyorsun daha 40ına gelmeden, spor mpor desem halı saha maçıyla fener galatasaray çarşıdan başka birşey bilmiyorsun, ya da beygircisin a.q. Sktiret, erkeğin güzeli çirkini olmaz derler, erkek erkektir.

Ey ecdadım Kanuni...Mühür kimdeyse Süleyman odur dedirten Kanuni! Yapsaydın bi güzellik bize de be yaw! Lan sürseydin ya buradaki hatunları uzak diyarlara, alıp getirseydin bu slav hanımları, dağıtsaydın memleketin dört bir yanına, çiftleşseydik ulusçak. Ortalıkta küheylan gibi hatunlar olurdu şimdi. Hiç değilse gözümüz gönlümüz açılırdı a.q. Varsa yoksa külliye medrese cami yapmışsın. Öteki dünyamızı düşüneceğine şimdikine az faydan dokunsaydı ya be gözüm!

Kusura bakma, cihan padişahısın ama, kaftanına bacaam girsin Kanuni!

Take care cemaat.

Read more...

Yaklaşım

- Türkiye'de şu anda havada kaç tane uçak vardır sizce Evli Bey?
- Başlangıç olarak vereceğiniz bir done var mı?
- Yok.
- Kağıt kalem alabilir miyim?

Yıllar önce bir iş görüşmesi. Kendi çapında ismi cismi iyi bilinen bir şirketin çok bilmiş IK'cısı, genel müdür yardımcısı, bir de ben. Üçüncü ya da dördüncü görüşmem aynı şirketle. Şirketin o ana kadarki hissettiğim haleti ruhiyesi, tavrı hoşuma gitmiyor. Pozisyon iyi. Belki bir geleceğim olabilir burada. Bakacağız. Toyuz henüz. Geleceğim mi dedim. Hassiktir.

- Yıllık yolcu sayısının 10 milyon olduğunu varsayıyorum.

Evlilik hakkında edecek iki çift lafı olmayan bir adem yoktur herhalde. Sevgi, saygı, hoşgörü, ailenin kutsallığı, birlikte bir ömrü paylaşma, anne, baba, çocuk. İnsan, kendine örnek alacak ya da hazır çalışan bir model bulamadığı zaman yolunu sıklıkla şaşıran, saçmalayan bir hayvan. O yüzden kurallar, kurumlar icat ediyor ve buna uyuyoruz. Sonra da o kuralların ve kurumların öğretisine göre hayatımızı iyi ya da kötü, akıllı ya da akılsız kendimize göre düzenliyoruz. Aksi kaos olurdu herhalde. Bu durum aslında çok konforlu. Sizin adınıza sittin sene önce düzenlenmiş, kurgulanmış bir sistem. Fazladan akıl yürütmeye gerek yok. Tam tembel işi. Oku çalış adam ol, yoksa aç kalırsın, eşini sev, çocuklara örnek ol, iyi insan ol, kırmızıda dur, yalan söyleme. O ol bu ol. Hep kurallar. Kimi insan var ki hayatı boyunca bunları by default hepsi doğru diye kabul edip ona göre yaşıyor. "Ama bu etik değil", "ama bu doğru bir davranış değil". Neye göre kime göre.

- Yılı 3 aylık dönemlere bölüyorum, ilkbahar ve yazın yolcu sayısının diğer çeyrek dönemlere göre 30% daha fazla olduğunu varsayıyorum.

Mantıklı dediğimiz şey, öğrendiğimiz kurallara, normlara göre belirleniyor. Yazın turist fazla olur. Mantıklı mı? Evet. Kafamızı kullanıyoruz, mantıklı düşünüyor entellektüel geçiniyoruz güya. Yaptığımız, bizden öncekilerin yaptığına bakıp "hımm" deyip kendimize göre bir model oluşturmaktan ibaret. Çok adam ve kadın var, etrafımda gördüğüm. Herşeyi öğrendiği kurum kural ve mantığa oturtuyor kendi çapında. Ben de yapıyorum. Bildiğim başka bir yol yok, ama mantığa takılıyorum bazen. Kurala, mantığa, bilinen ahlaka uygun mu, uygun. Tamam o zaman üstünde daha fazla durmaya, düşünmeye gerek yok. Yapılan, yaptığın, düşündüğün, hissettiğin doğrudur. Yahu azıcık da akıllı olmak lazım diyorum bazen, hakikaten akıllı olmak, ama o aklın metodunu tek başıma çıkartamam. Beni fersah fersah aşar. Kolay bularak yaptığım tek şey, kendi argümanlarını kullanarak karşımdaki insanı şaşırtmak. Becerebildiğim kadar. Bir soru işareti düşündürtsem yeter, gerisi karşımdakine kalmış.

- Uçakların ortalama 150 koltuğu olduğunu, ortalama doluluğun kış ve sonbahar için 60% diğer çeyrekler için...

Evlilik hakkında yüzyılların alışkanlıklarını değiştirmeye çalışacak değilim, hiçte öyle bir iddiam, düşüncem yok. Her ilişki, her evlilik kendine özel. Ben kendiminkini ve gördüğümü anlatmakla mükellefim. Belki bir soru işareti uyandırabilirim. Doğru soru işareti midir? Kendiniz karar verin, bu benim sorunum değil.

- Her bir uçağın günde en az 2 en fazla 4 kez uçtuğunu varsayıyorum. Yurtdışından gelen uçak sayısı oranını ve transit seferleri...

Bilinmeyen arttıkça varsayımlara bel bağlıyoruz. Hayatı en kolay yaşamanın yolu bu. Toplum varsaydıysa sorun yok, o zaman doğruya dönüşüyor, biz de akıl yürütmüyorsak, tadından yenmez, kuyruk yağlı bulgur pilavı gibi. Yaşa, geç git. Farkında değilsen zaten sorun yok. Ignorance is a bliss diyor gavur. Doğru diyor.

- Tüm bunlara bir de askeri uçuşları ve kargo uçaklarını katarsak. Günde en az 1 en çok 2 eğitim uçuşu olsa, toplam kargo uçağı sayısı...

Bitmiyor bilinmeyen. Ama varsaydığında, olay kökünden çözülüp nihayetleniyor. Tek sorun varsayımların doğru olup olmaması. Doğru, ama kime göre neye göre. Matematik, özelinde istatistik, analitik olup doğru yorum yapmanın hem bilimsel yolu hem de en büyük uydurma.

Çok bilmiş IK'cı beni gıcık etti, genel müdür yardımcısı sunduğum modelin kendi içindeki tutarlılığına bakıp benden yana bir tutum takındı. Ben, bu şirkette bana bir gelecek olmadığına karar verdim. Toyuz. İntikam alacağım ik'cıdan.

- Günler 24 saat değilde 28 saat olsaydı, acaba pirim ödemeleriniz mevcut çalışan sayınız üzerinden ne kadar değişirdi?

Lavuk.

Read more...

MPs

Cemaat!

Şükür kavuşturana. Özledim lan seni. Baktım, gelen gidende azalma yok. Anladım, sen de beni seviyorsun! Eksik olma gözüm. 2 hafta tatil yaptık, kendimize geldik, yandık marsık gibi. Kayışı koparacaktık az daha gitmeseydik. Çalış çalış nereye kadar. Yaşamak için mi çalışıyoruz, yoksa çalışmak için mi yaşıyoruz belli değil a.q. Tatil notlarını ayrıyeten yazarım bir ara sana. Yalnız kötü tarafı şu cemaat, soyunuyorsun anadan üryan adem babamız gibi, siyah beyazsın a.q. Hayır slip mayo giyeceğim kontrast azalsın diye, o da bana uymaz, kıçımın arasına kaçar. Parmak arası terlik gibi birşey. Bozar adamı.

Cemaat! Hiç sevmediğim şey, bir işi yarım yamalak yapmak. Sırada masaj salonları var gözüm. Başlığa MPs dedim, massage parlours manasında, sırf ecnebinin icat ettiği jargona uyayım diye yapıyorum. Ben huylu adamım, öyle oramı buramı elletmekten çok hoşlanmam. Masaj dediğin benim için bir thai'lar yapar, bir de hamamda tellaklar, natırlar servis vermiyor bize, ne yaparsın memleket muhafazakar.

Masaj salonu dediğin yerlerde zikiş zokuş biraz zor gözüm, anca eline verirsin, nedir, oral muamele çekerler o kadar. Mekan içerisinde halvet olmayı pek bekleme. Pek keyifli de olmaz zaten. Ha düzenli müşteriysen belki ekstra hizmet olabilir. Salon dediğin yerlerin çoğu bildiğin standart evin biraz alengirlisi. Göt kadar odalar. Kıytırık bir duş. Masaj kremi mi arap sabunu mu belli değil birşeyler sürerler. Falan. Gene de bunların heveslisi var cemaat. Benim tarzım değil hiç. Anca şu olur, içerideki hatunun telefonunu alırsın, dışarıda daha ucuza işi pişirebilirsin. Sana kalmış. Kolluk gücü buraları arasıra yoklar, haberin olsun. Lafı çok uzatmayayım cemaat, Türkiye'de ben doğru dürüst servis veren bir masaj salonu görmedim gitmedim duymadım. Bilmiyorsam söyle bana, şurası var de. Biz de bilelim a.q. Sana buraları tavsiye etmiyorum gözüm, ha ucuzdur falan, 70-100 artı tip arası bir rakama azıcık heyecan yaşayayım diyorsan sen bilirsin. Hatunların kalitesi genelde pek iyi değildir. Ben diyeceğimi dedim, gerisini sen düşün.

Lakin cemaat şöyle de birşeyler yok değil; bu hanımı tavsiye üzerine denedim, çok memnun kaldım. Bir "caliente" masaj bu kadar güzel olur mu, olur. İşini bilen profesyonele her zaman teslim edeceksin kendini. Seks yok, oral dahi yok. Sadece masaj ama sonunda tabancayı patlatıyor hatun. Sana da tavsiye ederim. Yani demem o ki cemaat, masaj salonlarını falan ziktiret, ama iyi masaj yapan bulursan dene. Gevşer, pamuk gibi olursun. İlan çok ortalıkta, bulursun illaki. Bak bu hatun portföyü genişletmiş herhalde ki "üyelik" almaya başlamış. Merak ettiysen, ayır blogun adını, yaz yanına İstanbul'u sor gugıla. Diş telli bir ispanyol. Deliysen deliyim de bana cemaat, yorma beni. Sana bu bilgileri denemen için veriyorum. Sırf masajdan da korkacak halin yok herhalde. Hayatın tadını çıkar biraz.

Bayrağı dik tut gözüm!

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP