- Gördün mü?
- Diziydi galiba.
- Dirseği de olabilir.
- Bak, gene!
Yatağın üstünde, karımla birlikteyiz. Göbek sonuna kadar açılmış, yedi sekiz aylık hamile. Göbeğini izliyoruz birlikte. Eğer eşiniz hamileyse, bebeğin de hareketlenmeleri başladıysa bunu tavsiye ederim size; güzel, hafif bir yemek yesin eşiniz, üstüne de bir miktar tatlı, bizim favorimiz dondurmaydı. Biraz bekleyin, sonra rahat bir yere otursun eşiniz, ya da uzansın. Açın karnını, tıklatın, ve bekleyin. Bebek size karşılık verir, onun da keyfi yerindeyse. Bazen, sizin dokunduğunuz yerden size dokunur, bazen de, göbeği bir taraftan diğerine dolaşır, dalgalanır karın. İlk defa dönüşünü gördüğümüzde ağzımız açık kalmıştı şaşkınlıktan.
Birlikte karar vermiştik çocuk sahibi olmaya. İkimiz de istedik. İşinizi şansa bırakırsanız, hamile kalma olasılığı çok da yüksek değildir. Günleri takip etmeniz, gün saymanız gerekir. Parmak hesabıyla "en muhtemel" günleri çıkardık, ona göre de bir "sevişme planı" hazırladık. Ben iki gün perhiz yapıyorum, üçüncü gün, Allah ne verdiyse.
Bir akşam yemeği sonrası, karım elinde ince bir kağıt parçasıyla karşıma dikildi; "hamileyim galiba". Kağıdı aldım, bir tarafında ince koyu bir çizgi, diğer tarafları açık. Doğrusu, ne hissettiğimi şimdi bile tam adlandıramıyorum, sevindim, güldüm, ağzım kulaklarıma doğru yayılmış vaziyette. Karım, gülmekle ağlamak arasında gidip geliyor. Bir taraftan gülüyor, iki saniye sonra yaşlar döküyor, sonra tekrar gülmeye başlıyor.
Ertesi gün doktordan da teyidi aldıktan sonra kutlamaya gittik. Başbaşa bir yemek yedik sahilde güzel bir restoranda. Doktor, birkaç hafta geçmeden diğer aile efradıyla paylaşmamamızı önerdi, kalp atışlarını görene kadar herşey olabilirmiş, tutunamayabilirmiş. Söylemedik biz de.
Üç dört hafta sonra birlikte gittik doktora. Karna jel sürüldü, ultrasonun topuzu karında dolaşmaya başladı. Arıyoruz. Üçümüzün de gözleri monitörde. "İşte" dedi doktor, "bu kalp". Yanıp sönen bir nokta, dakikada yüzün üzerinde olmalı yanıp sönme hızı. Bu, kalp mi? Kalp oluşurmuş herşeyden önce. Önce kalp atmaya başlarmış. Yanıp sönen bir nokta. Mucize gibi. Gibi değil, mucize. Karım gene ağlamaya başladı. Sonra da gülmeye. İçimiz rahat etti, demek ki tutunmuş.
Kadınların yaşamında doğuruyor olmanın önemi çok büyük, erkeğin bunu anlaması biraz zor sanırım. Kadınlar daha küçüklükten evcilik oynayıp bebek giydirmeye, doyurmaya başlıyor. Bizimse uzun bir süre ilgi alanımıza sadece hangi arabanın motor gücünün ne olduğu, fenerin mi yoksa galatasarayın mı yeneceği giriyor. Hayat daha düz ve kolay bizim için, kafaya takılacak konu sayısı sınırlı.
Daha öğrendiğimiz ilk günden itibaren eşim, anne gibi davranmaya başladı, huyu suyu değişti. Duygusal gelgitleri oldu. Öyle ki, ne yapacağımı şaşırdım zaman zaman. Baba olacaktım, evet, ama ben gene henüz bendim, fikre ısınmaya çalışıyordum. Düşündüğümde, hem seviniyor, daha çok da "acaba iyi bir gelecek sağlayabilir miyim" endişesi taşıyordum. Bazen, herşeyin kimyaya bağlı olduğunu düşünüyorum, bir hormonunuz fazla salgılanıyor, bambaşka bir insan oluveriyorsunuz.
Hafta hafta takip yapıyoruz. Bu hafta bezelye kadar, bu hafta muz kadar, bu hafta somun ekmek kadar... Karımın her doktora gidişine mümkün mertebe katıldım. Daha çok onu yalnız bırakmamak için, biraz da ilk elden doktorun ne söyleyeceğini duymak için. Karım, hamileliği boyunca, özellikle ilk üç dört ay, karnını okşadı okşadı ağladı, ultrason resimlerine baktı baktı ağladı, sonrasında da güldü. Allah var, garip isteklerde bulunmadı fazla, onu bunu canı çekmedi çok, olanı da ben elimden geldiğince karşılamaya çalıştım.
Bebeğin cinsiyetinin büyük oranda belli olacağı dönemlerde birlikte gittik doktora. Ben kız istiyorum, karım, erkek. Çok da farketmez diyorduk konuşurken, sağlıklı olsun da. Gene de ben kızda ısrarcıyım, o da erkekte. Jeller sürüldü, ultrasonun topuzu bebeği gözlüyor. Gelmeden önce tatlı yenmiş, bebek, trambolinde zıplar gibi durmadan zıplıyor. Karım, ilk birkaç zıplamayı gördüğünde gülmeye başladı, ama öyle böyle değil, katıla katıla gülüyor. Doktor ultrasonun topuzunu çekti, gülmenin geçmesini bekliyor. İkinci deneme. Zıplamalar, karım gene katılarak gülüyor. Gene bekleniyor. Dördüncü ya da beşinci denemede, ben gene karımın gülmeye başlamasını beklerken bu sefer doktor gülmeye başladı. Ben, gülümsüyor olsam da, gerilmişim, ben de koyverdim makaraları. Öğrenemedik o gün.
Hamilelik süresince seks hayatınız da değişiyor. Orta karar devam ederken bir süre sonra üst seviyeye çıktı. Benim hatun, tabiri caizse, azdı. Göğüsler büyüdü, bu durumsa benim pek hoşuma gitti. Sorsanız, herhalde en ateşli sevişmeleri o dönemde yaptığımızı söyleyecektir. Gerçi bir süre sonra, bebeğin hareketleri gözle görülür hale gelip karnı iyice büyümeye başladığında, ben pek rahat edemedim. Zarar verir miyim düşüncesinden kurtulamadım bir türlü. Gene de, karım üstte ben altta, tadını çıkardık uzun süre.
Hamile kadınları gördüğümde, karınlarına dokunma isteği uyanıyor bende. Hele son dönemlerine girmiş, göbek deliği iyice dışarıya çıkmış kadınları çok sevimli buluyorum. Konuşma fırsatı olduğunda, bebeğin cinsiyetini tahmin etmeye çalışıyorum. Pek tutturabildiğim söylenemez.
Biraz daha sorunsuzmuş gibi göründüğünden, biraz da doktorumuzun duruma bakıp tavsiye etmesiyle sezaryene karar verdik doğuma birkaç hafta kala. Bana, "siz de girmek ister misiniz doğuma" sorusuna hiç düşünmeden "evet" yanıtını verdim. Hakikaten çok da düşünmeden verdim. Çoçuğumun ilk anını, ilk nefesini, ilk ağlamasını kaydetmek fikri çok cazip geldi.
Fikir cazipti ama doğum düşündüğüm kadar romantik değildi. Gene de başından sonuna kadar bir elim kamerada, bir elim karımın elinde kaydettim herşeyi. Bebek kuvöze konuldu, eşim anestezinin etkisiyle biraz kendinden geçti. Beni de artık çıkmam gerektiğini söyleyip gönderdiler odaya.
Odada sadece eşimin annesi vardı. Gözler heyecanlı. İlk önce karımı getirdiler. Fazlasıyla yorgun görünüyordu. Az bir süre sonra da doktorumuz geldi, doğumun sorunsuz geçtiğini, hem bebeğin hem de annenin iyi durumda olduğunu tebliğ etti bize. İçim rahatladı.
Bebek, odaya bir hemşire ve başka bir doktor nezaretinde geldi. Kolunda "Bebek Falanca" yazan bir bant, konduğu sepetin tepesinde de doğum saatini, kilosunu ve boyunu gösteren bir kart. Ben, elimde kamera, çekmeye devam ediyorum. Yeni gelen doktor hemen emzirmenin nasıl olacağını göstermeye başladı. Bir taraftan doktor, bir taraftan hemşire, bir taraftan karım, bebeğin memeyi bulmasını ve emmesini sağlamaya çalışıyorlar, kayınvalide ağladı ağlayacak, bense hem gülümsüyorum hem de yutkunuyorum kuru kuru.
Yüzüne dokunduğunuzda içgüdüyle meme başı arasa da bebek, ilk emmeyi gerçekleştirmesi biraz zaman aldı. Bebek acemi, karım acemi, biraz uğraştılar. Doktor ve hemşire bıraktı bebeğin yüzünü çekiştirmeyi, bebek kendi kendine emmeye başladı. Bebeğin dikkatinin dağılmaması için dokunmamamızı istedi doktor, hazır memeyi yakalamayı becermişken biraz emsinmiş. Kirpi gibi saçları, hatta favorileri olan, yüzü gözü şiş bir bebek. Ne bana benziyor ne de annesine. Doğuma girmemiş olsam bize yanlış bebek getirdiklerini söyleyeceğim neredeyse.
Kendiliğinden memeyi bıraktığında, hemşire bebeği alıp kucağıma doğru uzattı. Önceden talimliyim, bebek nasıl tutulur çalışmışım, fazla zorlanmadım düzgün bir şekilde tutmak için. Defalarca hayal etmiştim ilk kucağıma alışımı. Yanağına dokundum, meme zannetti, arandı, güldürdü beni. Benim canımdan, benim kanımdan, canımın içi. Uzattığım parmağımı, küçücük avcunda sıktı, kalbimi tuttu. Tek bir dokunuşuyla, dönüştürüverdi beni.
Baba oldum.
Read more...