Agent provocateur

Cemaat!

Ne iş lan? Görüşemedik epeydir. İşte ben de hatuna mektup döşeydi falandı filandı derken uğraşıyorum a.q. Çok kasıyorum lan hatuna mektup yazarken. Ağız tadıyla küfür bile edemiyorum a.q. Sen bakma hatuna yazdığıma, benim has adamım sensin cemaat. Yemişim hatunları!

Hazır giyimdi kuşamdı derken Evli abim, ben de iki çift laf edeyim aynı hususta a.q. Kibar lan bu adam, yok pijamaydı yok etekti falan. Geç onları Evli abicim geç. Giysi dediğin jartiyerdir, çoraptır, dondur, mini etektir. İkizlere takke bile fazlalık. Hem bak bu takkeler çok yanlışa sevkediyor adamı. Hile yapıyorlar a.q. Memeler böyle sallanmış aşşaya, giyiyor alttan destekli sütyeni oluyor sana pusula. Her daim kuzeyi gösteriyor a.q.

Kanma cemaat, uyanık ol! Hatunu çıplak görmeden puan verme endama. Yanılırsın. Demedi deme sonra. Bir de götü kalkık gösteren pantalonlar var. Biliyorsun zaten bu hatun kısmısının işi gücü hile hurda. Saçta beyaz var boyayayım, memelerim küçük dolgulu takke giyeyim, popom tepsi gibi kaldırtayım. İyi ki hatun doğmamışız lan cemaat, takmışlar çanı, sallaya sallaya geziyoruz a.q. Yaradana şükür.

Cemaat, açıktan pek ses etmiyorsun ama biliyorum, sende numara çok. Geçen senelerden birinde sevgililer günü şeysi diye abim iç çamaşırı almaya niyetlendi. Arada bir alır zaten, illa bir gün olması şart değil. Neyse dağıtmayayım. İki tane güzel gecelik beğendik, bırakmaya da kıyamadık birini, ikisini birden alacağız. Geçtik kasaya paket felan yaptırıcaz. Tezgahtar hatun güzelcene sarıp sarmaladı, iki ayrı çantaya koyup verdi. Ulan zaten göt kadar paketler niye iki çantaya koydun diye şeyettik, hatun hınzır güldü "biri karınıza diğeri sevgilinizedir diye düşünmüştüm" dedi. Gelen giden erkeklerin çoğu çift çanta uygulaması istediğinden tezgahtarın davranışı değişmiş. Afferim sana cemaat, hep böyle ol, canımı ye.

İç çamaşırı mevzusuna sonra girecektim aslında da, aha bu ablanın blogundaki videoyu seyredince öne aldım. Ulan ben bu markayı niye bilmiyorum dedim kendi kendime, bazı konularda geri kalmışım ben de biraz. Kızdım kendime. Gerçi beni de mazur gör cemaat, ben giydirmem, soyarım. Tek elle tık diye çıkartırım takkeyi bakmadan. Süper lan çamaşırlar. Epey bir dolaştım baktım felan modellere. Çok beğendim a.q. Bundan sonra victoria's secret bitmiştir nezdimde. Bunları hangi manifaturacı satıyor bulduk mu tamamdır. Kylie ablamın üstünde de iyi durmuş cemaat.



N'aptın ? Ayağa kalkabildin mi sonunda? Bastır cemaat!

Read more...

Pijama ve Ayılar

Üniversitedeyken, sevgililerimden biri eve çıkmıştı. Birkaç arkadaşıyla birlikte "biz eve çıkmaya karar verdik" dediğinde en büyük destekçilerinden biri olmuştum. O dönem ben henüz yurtta kalıyorum. Benim hesap biraz farklıydı tabi; ankara'nın burun sızlatan  soğuğunda sağda solda elleşmekten, öpüşmekten kurtulacak, ev sıcaklığında belki bir iki tas da adam gibi yemek yiyecektim. "Eşyalarınızı taşır, yerleşmenize yardımcı olurum" dedim. Gerekirse boya badana. Bildiniz, centilmenim.

Bu üç kızın evinin halinin en iyi tarifi "bağlasan eşşek durmaz" olur. Dışarıda, narin bir çiçek gibi, koklasan kırılıverecek o hatunların, o salına salına dolaşan güzel yaratıkların evini bok götürmediği günler sayılıdır. O da, ya birinin ailesi ziyarete gelmiştir, ya da eve manita namzeti bir erkek atmışlardır.

Hayallerim yıkıldı, evde bırakın sevişmeyi, doğru dürüst yemek bile yiyemedik. Yemekleri, bir heves aldıkları, 1 ay sonra da bakamayacaklarını anlayıp başka bir arkadaşlarına kakaladıkları köpek bile yemiyor. O kadar kötü. Temizlik nanay, tertip, patagonyada bir şehir adı.

Ben çok titiz bir adam değilim, aşırı titizleneni de sevmem. Öğrenciliğimde ve sonraki bekar hayatımda gördüm ki, bekar hatunlar evde bekar erkeklere göre daha düzensiz, daha pejmürde yaşıyor. Aksini boşuna iddia etmeyin. İnanmam.

Hatunların bu ev dağınıklığı, evlenince, yaş biraz kemale erince, ya da bir erkekle birlikte yaşamaya başlayınca düzeliyor. Daha bir derli toplu olunuyor. Aksini iddia etmeyin. İnanmam.

Lakin giyim kuşam konusuna hala el atılması gerek. Hadi evde tek başına yaşayan bekar hatunları bir tarafa bırakalım, görmüyoruz sonuçta. Ama diğer hatunlara, ister evli olsun ister birlikte yaşayan, iki çift lafım var.

Dışarıdaki giyimli kuşamlı makyajlı hanımlar evde rahatlarına pek bir düşkünler. O etekler, kolyeler, gömlekler seksi çoraplar çıkıyor, yerine ayılı böcekli çiçekli pijamalar giyiliyor, eşofmanlar çekiliyor kıça. Baklava desenli çoraplara, kışın patikimsi kat kat şeylere hiç girmeyelim. Asabım bozuluyor.

Siz evdekine mi güzel gözükmeye çalışıyorsunuz yoksa dışarıdakilere mi? Evdeki elde var bir garanti midir?  Dışarıda şık şıkırdım, evde anneannem gibisiniz. Hadi tamam, dışarıya şık gidin, güzel görünün, ama evde de asgari bir şıklığı tutturunuz lütfen. Giymeyin şu ayılı pijamaları, kışın pandalar gibi dolaşmayın kat kat. Çok üşüyorsanız, yaklaşın, sokulun biraz, azıcık cilve yeter bize, biz sizi ısıtırız. Kedi gibi mırlatırız kucağımızda. Ama lütfen önce o pijamayı çıkartın kıçınızdan. Hele de yatağa girerken. Günahtır, yapmayın.

Erkek de öyle oturuyor, şöyle giyiniyor, böyle kaşınıyor deyip konuyu taşırmayın, tasımı attırmayın, önce sizi konuşalım. Hem bizim doğamız sizinkine ayarlı, siz şık olun, biz ister istemez kendimize çekimizi düzenimizi veririz. Vermeyen de odunluğuna doymasın.

Rahat gelebilir size, ama hiç güzel bir tarafı yok bu pijamaların, hatta çok itici, bilesiniz. 18 yaşından büyüklere satılması yasaklanmalı bana kalırsa. Pi-ja-ma 'yı heceleyerek okur musunuz? Ağzınızın aldığı şekle dikkat edin, kulağınız çıkardığınız sesi duysun. Hiç seksi geliyor mu? Gelmiyor değil mi. Değil çünkü. Halbuki gecelikte potansiyel mevcut. Heceleyin, göreceksiniz.


O çeyizlere koyduğunuz, vitrinlerden birlikte seçtiğimiz gecelikler nerede kuzum? Güveler yiyecek az daha giymezseniz. Yanlış anlaşılmasın, seksapellik kokan kısacık şeyler giyin demiyorum, ama pijama olmasın. Gecelik olsun, etekleri olsun, bacaklarınıza değebilelim yatarken, tenlerimiz dokunabilsin birbirine. Aklımızda yoksa bile bakarsınız ark olur, canımız çeker, sevişiriz. Her beş gecelikle yatışın en az bir sevişme içerme şansı 50% ise, pijama ile olanın 5% bile değildir diyor bir çalışma. Tamam, uydurdum, yok öyle bir çalışma, ama bunu ispat için illa bilimsel olmaya gerek yok. Denemesi bedava. Gecelikler çıksın sandıktan, dolaptan. Sarılarak, ten tene uyuyalım.

Araya ayıları sokmayın.

Read more...

Sasha

Sasha, tanıdığım en eski mama, Rus olduğundan jargona uysun diye mamuşka da diyebiliriz. Hafızam beni yanıltmıyorsa dört ya da beş yıldır tanıyorum. Bazen şu veya bu kanaldan bir mamanın telefonu geçer elime, çoğunlukla tanıdık diğer evli adamlardan gelir kontak bilgisi. Çoğunluğunun ömrü 1-2 sene kadardır, daha doğrusu bu sürenin sonunda mevcut telefonlarından kendilerine ulaşılamaz olur. Artık enselenirler mi ya da başka birşey mi olur çok da emin değilim.

Sasha elbette gerçek adı değil, ama kullandığı nickname bu. Adı belki Alexandra olabilir, çünkü Sasha ismi Alexandra ya da Alexander'ın yerine kullanılır genelde. Bu nicknameler de ilginç bazen, kızların çoğu gerçek isimlerini kullanmazlar, bir isim seçerler kendilerine, o isimle çalışırlar.

Tanıdığım mamaların çoğunluğunun kadın olduğunu daha önce de söylemiştim. Sasha, bunların arasında tavrı ve tarzıyla en taşşaklı olanlardan biri. Anlatayım.

Sasha daha önce eskort olarak çalışmış bir hatun. Uzun süre eskortluk yaptıktan sonra bir şekilde türk vatandaşı olmuş, sonrada mamalığa başlamış. Otuzlu yaşlarda, ince, esmer, güzel bir kadınmış dediklerine göre. Ses tonu bunun biraz aksini düşündürse de - hiç bir mamayla yüzyüze görüşmedim, bütün iş telefon ve mesaj üzerinden yürür - aynı tarifi birkaç farklı kızından birden duydum. Sert, despot bir hatun profili çiziyor kızların anlattığına bakılırsa.

Sasha'nın yaptığı iş pezevenklik olsa da ciddi bir iş modeli var. Bir kere networkü, yani müşteri ağı, son derece iyi. Kelalaka yerlerden ve kişilerden defalarca karşıma çıktı kontak bilgisi. Internet üzerinde herhangi bir reklamına, bilgisine falan rastlamadım. Referans usulüyle çalışıyor, yani tesadüfen numarısını bir yerden bulmuş olsanız bile, aradığınızda size telefonunu kimden aldığınızı soruyor. Eğer verdiğiniz cevaptan tatmin olmazsa size hizmet falan vermez.

Network, iş yapmak, para kazanmak için en önemli şartlardan biri. Yaptığınız işi çok iyi yapıyor olabilirsiniz, fakat müşteriye ulaşamıyor, müşteri bulamıyorsanız yaptığınız işin bir kıymeti kalmaz, para kazanamazsınız. Sasha'nın müşteri portföyünün en az birkaç bin seviyesinde olduğunu zannediyorum.

Sasha'nın ikinci güçlü yanı tedariği, yani elinin altındaki hatun sayısının çeşitliliği. Haberlerde çıkar bazen, ve de kısmen doğrudur, zorla çalıştırılan, elinden pasaportları alınan, kendi rızaları dışında çalıştırılan kızların haberleri. Daha önce de söylemiştim, bu işte zorla güzellik olmaz, uzun süreli iş yapacaksanız bunu kaba kuvvetle yapamazsınız, kolluk gücü kolayca enseler sizi. Üstelik zorla yaptırılan işin hizmet kalitesi düşüktür, bir kez deneyen müşteri bir daha gelmez. Sasha bunu, yani çalıştırdığı kızları kendisine bağlamayı, biraz farklı yollarla yapıyor.

Kızların bu işi zevk değil para için yaptıkları temel gerçek. Seksten hoşlanır hoşlanmaz, ayrı mesele, temel amaç para kazanmaktır. Kendi ülkesinde bir ay çalışşa 300-400 dolar kazanamayacak kızlar aynı parayı burada bir haftada kazanıyor. Buna, kızların genç olmasını da eklerseniz kolay! paranın cazibesi yüksek. Gelen kızların büyük çoğunluğunun telefonu benimkimden iyidir, son gelenlerin elinden iphone düşmüyordu.

Eskortluk yapmaya niyetlenen doğu avrupalı kızlar bir şekilde Sasha'yı buluyor. "Nereden tanıyorsun" sorusunu kime sorsam aldığım cevap genellikle "bir arkadaşımdan", "bir tanıdıktan" oluyor. Sonsuz bir tedarik kaynağı, üstelik zorlama yok, kızlar neredeyse kendi istekleriyle geliyor.

İlk defa yabancı bir ülkeye geliyorsunuz, yol yordam bilmiyorsunuz, sınırlı vizeniz var, tanıdığınız yok. Buna karşılık size para kazanabilmeniz için müşteri bulan, kalacak yer sağlayan birileri var. Sasha, her gelen yeni kızdan bir miktar para alıyor başlangıçta, daha hiçbir iş yapmadan. Sonra kıza müşteri buluyor, müşteriden alınan paranın yarısı kıza, diğer yarısı da  kendisine kalıyor.

Sasha, kızların kaldıkları evler için kendilerinden kira bedeli de alıyor. Türk vatandaşı olmanın nimetlerinden fazlasıyla faydalanıyor. Her evde ortalama 3-4 kız, her kızdan aylık 400-500$ kira bedeli.  Eğer arada para ödemek zorunda kaldığı "ara adamlar" yoksa paraya para demiyordur.

Sasha'nın standart tarifesi 150$. Bu ücret 2 saat için geçerli. Kız, geldiğinde Sasha'yı arar, "geldim" der, saat işlemeye başlar. Ayrıca taksi parası da müşteriye aittir. Bir de ceza sistemi var, eğer kız müşteriye gitmeyi reddederse 100$ ceza kesiyormuş. Hesaplaşmayı haftanın belirli bir gününde kızların evine gelerek elden yapıyormuş.

Pezevenk deyip geçmeyin, bu hatun artık excel mi kullanıyor yoksa başka birşey mi bilmiyorum, tüm müşterilerinin seceresini tutuyor. Kim hangi kızları almış, kaçar defa almış, ortalama ne kadar sürede bir kız istiyor, neyden hoşlanıyor, huyu suyu ne, hangi kızları popüler, biliyor. Geçenlerde Sasha'yı tanıyan bir arkadaşımla konuşurken, bana Sasha'nın kendisini aradığını - ki normalde hiç bir mama müşterisini aramaz - uzun zamandır aramadığını söyleyip hal hatır sorduğunu anlattı. Hatun resmen crm yapıyor. Müşteri azalmış olmalı, yoksa burnundan kıl aldırmaz.

Yeri geldiğinde bonkör; yurtdışından gelen bir grup müşteri için aynı gün 5 kız isteyince 1 tane de bonus göndermişti.

Kendime göre seçiciyim, gelen kızı beğenmezsem -taksi parasını verip- geri gönderirim. Her seferinde yeni bir kız olmasındansa eski bildik iyileri tekrar  çağırmayı tercih ederim. Bir seferinde telefonda, Sasha'nın bildiğim tüm iyi kızlarını saydım "burada mı" diye, hepsi için "memleketinde" dedi. "Sen gelsene" dedim, "senin bana paran yetmez" dedi.

Read more...

Dip Boyası

Kız Gülüm,

Geçen bir toplantıdayız, değişik yerlerden hatunlar felan da var, bir baktım, bütün hatunların saçları renk renk lan! Allısı morlusu envai çeşit renkli kafalı hatun. Dikkat ettim, güzel olucam derken hepten sıçmış batırmışlar. Hepsinin saçı başka renk dibi başka renk a.q. Bu ne lan!


Sen niye saçlarını kendi doğal renkleriyle bırakmıyorsun ben anlamıyorum valla hatun. Hadi tamam anladık süsleneceksin, değişiklik istiyorsun, falan, onu da yüzüne gözüne bulaştırma bari. Gidiyorsun kuaföre, saatlerce çıkmıyorsun, yok o model yok bu renk, sen aklını peynir ekmekle mi yedin gülüm?

Hadi yaşın az ilerleyince beyazlarımı kapattırıcam ayağına gidip boyatıyorsun, gençken niye yapıyorsun peki? Bıraksana kendi renginde, sarısın, gidip siyaha boyatıyorsun, yapay zeka gibi dolaşıyorsun ortalıkta,  2 hafta sonra da seyreyle rezilliği. Dipten sarı sarı çıkıyor. Çok feci çok! Gerçi senin büyük kısmın sarışın olmayı seçiyor, ne var anlamadım bu sarışınlıkta. Erkekler sarışın sever lafından mütevellit şeyediyorsan unut onu gülüm, külliyen yalan o!  Erkekler orjinal sarışını sevebilir ama sahte sarışının hiçbir esprisi yok. Şahsen ben kendim bizzat Cevat olaraktan esmerin ve kızılın hastasıyım. Orjinal olacak ama, hile hurda karıştırmak yok.

En kötüsü de, sevişecez, üstüne afiyet bulan var bulamayan var, ulan saçlar başka renk, dipleri başka renk, kaşlar başka renk, kuku başka renk. Hiç aklın kesiyor mu hatun, olacak iş mi bu yaptığın!

Kız gülüm, sen azıcık beni dinlesen var ya, ortalık çiçek gibi olur lan. Cins cins renklere boyatıp da tepemin tasını attırma benim, ölümü gör boyatıcam Cevat diyorsan da git kendi rengine yakın bir renge boyat. Hem kına denen birşey var lan, ne güzel mis gibi, al kına yak başına.

Tamam mı? Anlaştık, kapattık mı boya mevzuunu?

Gelelim saç şekillerine senin. Tamam, biz de değişikliği severiz arada bir. Ama insana bir de yakışan vardır değil mi gülüm? Yengem yaptırır bazen saçını başını, gösterir Evli abime güzel olmuş mu diye, Evli abim ses çıkarmamışsa, ya da yarım ağız geçiştirmişse beğenmemiş demektir. Hayatta beğenmediği şeyi beğendim demez benim abim. Al sana ondan sonra surat asmalar, bir tavırlar, felan. Allahtan o konuda da asgari paydada buluştular da kurtulduk a.q.

Gülüm, sen saçlarını yaptırmadan önce soruyor musun senin herife, nasıl yaptırayım diye? Şahsen bana sorsan, ben  en azından şöyle şöyle yaptırma derim senin yüz şekline bakıp. Ya sen n'apıyorsun? Sanki ben sana dememişim gibi, elin kuaförünün sözüne kanıp kırpılmış koyun gibi çıkıyorsun karşıma. Sonra da beğendin mi? Nasıl beğeneyim ulan nasıl beğeneyim? Ben sana demedim mi öyle yaptırma diye, kuaföre inanıyorsun da bana niye inanmıyorsun? Akşama kuaförle mi sevişecen? Haa? Cevap ver bana.

Biraz sinirlendim, kusura bakma.

Bir de şey var, hazır yeri gelmişken onu da konuşalım senlen. Bazen gidip biraz değişiklik yaptırıyorsun, nedir, uçları kırılmış diyip hafif kısalttırıyorsun, ya da ne bileyim  öteki tarafa tarıyorsun. Falan. Sonra sendeki bu değişikliği! farketmedim diye bana kızıyorsun. Kızmaya hiç gerek yok gülüm, ben de bazen saçımı arkaya tarıyorum, sana kızıyor muyum sen birşey demeyince? Abartma lütfen. Uzun saçı kısa kestirdiysen onu farkederiz, ama uzun olanı azcık kısalttırdın diye bunun farkına varmamı bekleme benden. İnsaflı ol.

Anlaştık herhalde gülüm? Yaptır, yaptırma demiyorum, ama abartma. Ben oynuyor muyum o kadar saçımla başımla? Yarın kızıl bir Cevat görsen karşında, hoşuna gider mi? Erkek dediğin kıçıyla başıyla o kadar uğraşmamalı, maymuna dönüverirsin alimallah.

Last of şebeks!
 
Hazır saçtı kuafördü berberdi derken birşey daha anlatayım sana. Benim bir berber var şimdi, bildiğin alengirsiz mahalle berberi, 10 leraya kestiriyorum, sittin senedir de aynı berbere giderim, başkasına durmam. Ben buna laf yetiştiremiyorum hatun! Laf sokayım diye geçenlerde buna "lan sizin için ipne diyorlar, ne diyorsun?" dedim. "Ben sadece deydiririm" dedi puşt. Traş bitince de "insana benzedin" dedi a.q. çocuğu.

Öldüreceğim ben bu berberi.

Read more...

Tartışmak

Biraz iş laklağı. Sonra bağlarım.

Tartışmak güzeldir, yol almamızı sağlar. Tartışmadan kaçınıyor olmak, tartışılması gereken konuyu hal yoluna sokmayacağı gibi büyümesine de neden olabilir. Tartışmanın kurallarına uymuyorsanız, yol alınamaz, ama yol, şöyle veya böyle alınmak zorundadır. Alınacak yolun sizin için iyi veya kötü gözükmesi tartışmaya yaklaşımı -bence- değiştirmemelidir. Tartışmanın sonunda yol almak yeterlidir, anlaşmaya varmak şart da değildir.

Birinci son.

İş hayatında, küçük ya da büyük farketmez karar verici pozisyondaysanız, hatta olmasanız bile farketmez, tartışmaya içinizden geldiği gibi yaklaşamazsınız. Yaklaşılmamalıdır. İçinizden geldiği gibi tartışmak, tartışanı, hele ki işte, orta uzun vadede üzer.

Tartışmada haklıyken haklı konumda olabilirsiniz, bu, uzun süre haklı kalacağınız anlamına gelmez, argümanlarınızın  geçerliliğini yitirip yitirmediğini sürekli kontrol etmeniz, gözden geçirmeniz gerekir. Haklıyken haklı durumda olmak üstüne sürekli yatabileceğiniz bir durum değildir.

Haklıyken haksız konuma düşmek zaman zaman herkesin başına gelebilecek bir durumdur. Süreklilik arzetmediği sürece doğal karşılanabilir. Fakat sık sık bu duruma düşüyorsanız, sizin tartışma becerinizde ya da yaklaşımınızda bir "arıza" var demektir. Sebebini bulup düzeltmeniz gerekir, aksi taktirde üzülen sadece siz olursunuz, kimse gözünüzün yaşına bakmaz.

Haklıyken haksız duruma düştüğünüzde, eski haklı konumlarınızdan avantaj sağlamaya çalışıyor, ya da, şirkete eski kazandırdıklarınızdan bir medet umuyorsanız yanlış yapıyorsunuz demektir. Bu size belki bir miktar "hatır" süresi sağlar, ama uzun vadede işinize yaramaz.

İkinci son.

Çalıştığınız yerle duygusal olarak boşandıysanız bile, ki bu tepenizdeki dandik yöneticiden, işyerinin insani olmayan şartlarından, ortamdaki insanlarla olan kişisel ilişkilerinizden kaynaklanabilir, tartışmayı doğru argümanlarla yapmak önemlidir. Argümanlarınızın analitik bazda yüzde yüz doğruluğunu sağlayamasanız bile, ki bu her zaman mümkün de değildir zaten, bütünlüğü korumanız önemlidir. Tek tek tüm argümanlarınızın doğru olmasından ziyade, hepsini birleştirdiğinizde mantıklı bir bütünlük arzetmesi önemlidir. Fiziksel olarak da boşanmaya karar verdiyseniz, gene de size tartışmaya duygusal yaklaşmanızı önermem. Bütünlük, diğer insanların siz ayrılsanız bile hatırlayacağı en önemli meziyetlerden biridir. Meziyet derken ahlaki bir durumdan bahsetmediğim anlaşılıyordur umarım. Tartışmaya konu olan şeye yaklaşımınızın bir bütün olarak tutarlı olmasını kastediyorum

Üçüncü son.

Sıkıcı mı geldi? Geldiyse bile lütfen okuyun, sittin senenin tecrübesidir kendi çapımda. Ben ne demek istediğimi anladım da, anlatmayı becerebildim mi, tam emin değilim.

Evliyken, ya da birliktelik yaşarken diyelim,  kadınla erkeğin tartışmaya yaklaşımlarında bariz farklar var. Tartışma derken fiziksel bir kavgayı kastetmiyorum elbet, fiziksel şiddeti hiçbir şart ve koşulda kabul edilemez buluyorum.

İstisnalar vardır muhakkak ama genelleyeceğim.

Kadınların en sık yaptıkları "arızalardan" biri tartışırken eski defterleri açmak.  Genellikle "haksız" duruma düştüklerini düşündüklerinde bu yola başvuruyorlar. Hatta kimileri için ona bile gerek yok, bir karşı atak taktiği olarak benimsenmiş. Tartıştığınız asıl mevzudan uzaklaşıp kel alaka eskiler deşilmeye başlanıyor.

Tamam, kadınlar fil gibi, hatta deve gibi, yani unutmuyorlar ve unutamadıkları şeylerin "kinini" içlerinde saklıyorlar bazen. Size "tamam" demelerinin pek bir anlamı yok bu durumda, eğer içlerinde kaldıysa bilin ki ilk tartışmada karşınıza küt diye konacaktır aynı konu.

Eğer bu eskiyi deşme olayını bir taktik olarak benimsediyseniz, bilin ki hiç bir işe yaramıyor. Buna maruz kalan erkek, bir iki deneyecek, baktı ki olmuyor, kendi bildiğini okumaya başlayacaktır. Yol alamıyorsak tartışmanın bir anlamı yok çünkü.

Yok eğer hakikaten içinizde kalmış bir şeyi tekrar ısıtıp getiriyorsanız, o zaman "sadece" o konuyu tekrar tartışalım. Gönül alınması gerekiyorsa müsade edin gönlünüzü alalım, daha detaylı bir kez daha konuşmamız gerekiyorsa onu da yapalım. Ama tartıştıktan ve konuştuktan sonra "tamam" dediyseniz, artık temcit pilavı gibi tekrar getirmeyin önümüze.  Eskiyi biriktirerek tartışmak kadar tehlikelisi yok.

Erkekler de unutmuyor, ama unutmuş gibi görünmeyi içselleştirdiğimizden çoğunlukla, siz açmadıkça biz açmayız, üstelik zaten tartışılmış "tamam" denmiş bir konuyu tekrar açmanın densizlik olduğunu bilecek kadar mantıklıyız.

Bir de tartışırken ağlayan kadınlar var. Eğer karşınızdaki adam sesini makul desibellerde tutuyor ve tartışmaya çalışıyorsa neden ağlıyorsunuz? Ağlamayı biraz değiştirebilirsiniz, gözlerin yaşarmasından sesin titremesine kadar hepsi aynı kategoride. Tamam, daha duygusal olduğunuzu kabul ediyorum, ama tartışırken bunu yapıyor olmanın tartışmanın kendisine hiçbir faydası yok, bilesiniz. Ağlasanız da zırlasanız da konuşulması gereken neyse gerektiği gibi konuşulmalıdır. Eğer bunu da bir taktik olarak uygulayan kadınlardansanız hiç hoş değil, erkek farkına vardığında sizi bir daha zor kaale alır. Ağlayacaksanız lütfen tartışmayı bitirdiğimizde ağlayın, size yaslanacak bir omuz verilmesi ihtimali, ya da içten bir sarılmayla karşılaşma olasılığınız daha yüksek olacaktır.

Tartışırken duymaktan hiç hoşlanmadığım sözlerden biri de "ben bu kadar fedakarlık yaptım" türü sözlerdir. Fedakarlık, adı  üstünde, istenilmediği halde katlanılarak yapılan bir eylemdir. Eğer kendinizin sürekli fedakarlık yaptığını düşünüyorsanız, ki olabilir, ortalıkta yanlış giden birşeyler var demektir. En kıza zamanda da düzeltilmesi gerekir. Bir beraberlik "fedakarlık" yapmak üzerine yürüyebilemez.

Tartışırkenki en büyük eksiklerimizden biri de empati kurabilme yeteneğimizin güdük olması. Yok yok, bu erkekte de kadında da benzer oranlarda mevcut sanırım. Hatta erkekler kadınlara göre daha bir empati yoksunu. İşteyken empati kurmamak bir meziyet olabilir, nihayetinde kendi çıkarlarınızı korumak zorundasınız, en kötüsü "boşarsınız" işi, olur biter. Ama bir birlikteliği devam ettirebilmek için en gerekli şeylerden biri empati yeteneğimiz. "Bana ne" diyemezsiniz. Derseniz, o ilişkiyi ayakta tutmanın pek mümkünatı kalmaz.

Sonuncu son.

Read more...

Sihirbaz

- Gördün mü?
- Diziydi galiba.
- Dirseği de olabilir.
- Bak, gene!

Yatağın üstünde, karımla birlikteyiz. Göbek sonuna kadar açılmış, yedi sekiz aylık hamile. Göbeğini izliyoruz birlikte. Eğer eşiniz hamileyse, bebeğin de hareketlenmeleri başladıysa bunu tavsiye ederim size; güzel, hafif bir yemek yesin eşiniz, üstüne de bir miktar tatlı, bizim favorimiz dondurmaydı. Biraz bekleyin, sonra rahat bir yere otursun eşiniz, ya da uzansın. Açın karnını, tıklatın, ve bekleyin. Bebek size karşılık verir, onun da keyfi yerindeyse. Bazen, sizin dokunduğunuz yerden size dokunur, bazen de, göbeği bir taraftan diğerine dolaşır, dalgalanır karın. İlk defa dönüşünü gördüğümüzde ağzımız açık kalmıştı şaşkınlıktan.

Birlikte karar vermiştik çocuk sahibi olmaya. İkimiz de istedik. İşinizi şansa bırakırsanız, hamile kalma olasılığı çok da yüksek değildir. Günleri takip etmeniz, gün saymanız gerekir. Parmak hesabıyla "en muhtemel" günleri çıkardık, ona göre de bir "sevişme planı" hazırladık. Ben iki gün perhiz yapıyorum, üçüncü gün, Allah ne verdiyse.

Bir akşam yemeği sonrası, karım elinde ince bir kağıt parçasıyla karşıma dikildi; "hamileyim galiba". Kağıdı aldım, bir tarafında ince koyu bir çizgi, diğer tarafları açık. Doğrusu, ne hissettiğimi şimdi bile tam adlandıramıyorum, sevindim, güldüm, ağzım kulaklarıma doğru yayılmış vaziyette. Karım, gülmekle ağlamak arasında gidip geliyor. Bir taraftan gülüyor, iki saniye sonra yaşlar döküyor, sonra tekrar gülmeye başlıyor.

Ertesi gün doktordan da teyidi aldıktan sonra kutlamaya gittik. Başbaşa bir yemek yedik sahilde güzel bir restoranda. Doktor, birkaç hafta geçmeden diğer aile efradıyla paylaşmamamızı önerdi, kalp atışlarını görene kadar herşey olabilirmiş, tutunamayabilirmiş. Söylemedik biz de.

Üç dört hafta sonra birlikte gittik doktora. Karna jel sürüldü, ultrasonun topuzu karında dolaşmaya başladı. Arıyoruz. Üçümüzün de gözleri monitörde. "İşte" dedi doktor, "bu kalp". Yanıp sönen bir nokta, dakikada yüzün üzerinde olmalı yanıp sönme hızı. Bu, kalp mi? Kalp oluşurmuş herşeyden önce. Önce kalp atmaya başlarmış. Yanıp sönen bir nokta. Mucize gibi. Gibi değil, mucize. Karım gene ağlamaya başladı. Sonra da gülmeye. İçimiz rahat etti, demek ki tutunmuş.


Kadınların yaşamında doğuruyor olmanın önemi çok büyük, erkeğin bunu anlaması biraz zor sanırım. Kadınlar daha küçüklükten evcilik oynayıp bebek giydirmeye, doyurmaya başlıyor. Bizimse uzun bir süre ilgi alanımıza sadece hangi arabanın motor gücünün ne olduğu, fenerin mi yoksa galatasarayın mı yeneceği giriyor. Hayat daha düz ve kolay bizim için, kafaya takılacak konu sayısı sınırlı.

Daha öğrendiğimiz ilk günden itibaren eşim, anne gibi davranmaya başladı, huyu suyu değişti. Duygusal gelgitleri oldu. Öyle ki, ne yapacağımı şaşırdım zaman zaman. Baba olacaktım, evet, ama ben gene henüz bendim, fikre ısınmaya çalışıyordum. Düşündüğümde, hem seviniyor, daha çok da "acaba iyi bir gelecek sağlayabilir miyim" endişesi taşıyordum. Bazen, herşeyin kimyaya bağlı olduğunu düşünüyorum, bir hormonunuz fazla salgılanıyor, bambaşka bir insan oluveriyorsunuz.

Hafta hafta takip yapıyoruz. Bu hafta bezelye kadar, bu hafta muz kadar, bu hafta somun ekmek kadar... Karımın her doktora  gidişine mümkün mertebe katıldım. Daha çok onu yalnız bırakmamak için, biraz da ilk elden doktorun ne söyleyeceğini duymak için. Karım, hamileliği boyunca, özellikle ilk üç dört ay, karnını okşadı okşadı ağladı, ultrason resimlerine baktı baktı ağladı, sonrasında da güldü. Allah var, garip isteklerde bulunmadı fazla, onu bunu canı çekmedi çok, olanı da ben elimden geldiğince karşılamaya çalıştım.


Bebeğin cinsiyetinin büyük oranda belli olacağı dönemlerde birlikte gittik doktora. Ben kız istiyorum, karım, erkek. Çok da farketmez diyorduk konuşurken, sağlıklı olsun da. Gene de ben kızda ısrarcıyım, o da erkekte. Jeller sürüldü, ultrasonun topuzu bebeği gözlüyor. Gelmeden önce tatlı yenmiş, bebek, trambolinde zıplar gibi durmadan zıplıyor. Karım, ilk birkaç zıplamayı gördüğünde gülmeye başladı, ama öyle böyle değil, katıla katıla gülüyor. Doktor ultrasonun topuzunu çekti, gülmenin geçmesini bekliyor. İkinci deneme. Zıplamalar, karım gene katılarak gülüyor. Gene bekleniyor. Dördüncü ya da beşinci denemede, ben gene karımın gülmeye başlamasını beklerken bu sefer doktor gülmeye başladı. Ben, gülümsüyor olsam da, gerilmişim, ben de koyverdim makaraları. Öğrenemedik o gün.

Hamilelik süresince seks hayatınız da değişiyor. Orta karar devam ederken bir süre sonra üst seviyeye çıktı. Benim hatun, tabiri caizse, azdı. Göğüsler büyüdü, bu durumsa benim pek hoşuma gitti. Sorsanız, herhalde en ateşli sevişmeleri o dönemde yaptığımızı söyleyecektir. Gerçi bir süre sonra, bebeğin hareketleri gözle görülür hale gelip karnı iyice büyümeye başladığında, ben pek rahat edemedim. Zarar verir miyim düşüncesinden kurtulamadım bir türlü. Gene de, karım üstte ben altta, tadını çıkardık uzun süre.

Hamile kadınları gördüğümde, karınlarına dokunma isteği uyanıyor bende. Hele son dönemlerine girmiş, göbek deliği iyice dışarıya çıkmış kadınları çok sevimli buluyorum. Konuşma fırsatı olduğunda, bebeğin cinsiyetini tahmin etmeye çalışıyorum. Pek tutturabildiğim söylenemez.

Biraz daha sorunsuzmuş gibi göründüğünden, biraz da doktorumuzun duruma bakıp tavsiye etmesiyle sezaryene karar verdik doğuma birkaç hafta kala. Bana, "siz de girmek ister misiniz doğuma" sorusuna hiç düşünmeden "evet" yanıtını verdim. Hakikaten çok da düşünmeden verdim. Çoçuğumun ilk anını, ilk nefesini, ilk ağlamasını kaydetmek fikri çok cazip geldi.

Fikir cazipti ama doğum düşündüğüm kadar romantik değildi. Gene de başından sonuna kadar bir elim kamerada, bir elim karımın elinde kaydettim herşeyi. Bebek kuvöze konuldu, eşim anestezinin etkisiyle biraz kendinden geçti. Beni de artık çıkmam gerektiğini söyleyip gönderdiler odaya.

Odada sadece eşimin annesi vardı. Gözler heyecanlı. İlk önce karımı getirdiler. Fazlasıyla yorgun görünüyordu. Az bir süre sonra da doktorumuz geldi, doğumun sorunsuz geçtiğini, hem bebeğin hem de annenin iyi durumda olduğunu tebliğ etti bize. İçim rahatladı.

Bebek, odaya bir hemşire ve başka bir doktor nezaretinde geldi. Kolunda "Bebek Falanca" yazan bir bant, konduğu sepetin tepesinde de doğum saatini, kilosunu ve boyunu gösteren bir kart. Ben, elimde kamera, çekmeye devam ediyorum. Yeni gelen doktor hemen emzirmenin nasıl olacağını göstermeye başladı. Bir taraftan doktor, bir taraftan hemşire, bir taraftan karım, bebeğin memeyi bulmasını ve emmesini sağlamaya çalışıyorlar, kayınvalide ağladı ağlayacak, bense hem gülümsüyorum hem de yutkunuyorum kuru kuru.

Yüzüne dokunduğunuzda içgüdüyle meme başı arasa da bebek, ilk emmeyi gerçekleştirmesi biraz zaman aldı. Bebek acemi, karım acemi, biraz uğraştılar. Doktor ve hemşire bıraktı bebeğin yüzünü çekiştirmeyi, bebek kendi kendine emmeye başladı. Bebeğin dikkatinin dağılmaması için dokunmamamızı istedi doktor, hazır memeyi yakalamayı becermişken biraz emsinmiş. Kirpi gibi saçları, hatta favorileri olan, yüzü gözü şiş bir bebek. Ne bana benziyor ne de annesine. Doğuma girmemiş olsam bize yanlış bebek getirdiklerini söyleyeceğim neredeyse.

Kendiliğinden memeyi bıraktığında, hemşire bebeği alıp kucağıma doğru uzattı. Önceden talimliyim, bebek nasıl tutulur çalışmışım, fazla zorlanmadım düzgün bir şekilde tutmak için. Defalarca hayal etmiştim ilk kucağıma alışımı.  Yanağına dokundum, meme zannetti, arandı, güldürdü beni. Benim canımdan, benim kanımdan, canımın içi. Uzattığım parmağımı, küçücük avcunda sıktı, kalbimi tuttu. Tek bir dokunuşuyla, dönüştürüverdi beni.

Baba oldum.

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP