Fi tarihinde, Ankara'da Tunalı Hilmi'de, Kuğulu Park'ın tam karşısındaki bir yerde oturmuş, biralarımızı yudumluyoruz iki arkadaş. Okulu bitirdiğimiz belli olmuş, kaldığımız iki kişilik yurt odasındaki eşyalarımızı toplamış, ertesi gün Fethiye'ye gitme planlarını yapmış, kutlama niyetine keyif çatıyoruz. 20'li yaşlarının başında, yırtıklığımız ve serseriliğe yatkınlığımız muhtemelen yüzümüzden okunıyor ama, özünde iyi çocuklarız. Genciz. Yakışıklıyız. Tığ gibiyiz. Falan.
Tünediğimiz bar tezgahına bir dirseğimizi dayamış, arada bir etraftaki 7/10 ve üzeri hatunları kesiyor, bir yandan da tatilde olabilecek potansiyel durumlar üzerine mütevazi planlar yapıyoruz. Malum bölgeye İngilizler'in fazlaca rağbet ettiği malumatı üzerine, planın genel hatlarını, sülün cinsinden ingiliz kızlarla temaşa etmek, kendilerini abazalardan korumak, gerektiğinde rehberlik etmek, akşamları da güreş tutmak üzerine kurduk. Türk insanını, peki, erkeğini diyelim, doğru tanımalarına katkımız olsun istiyoruz. Böylece memlekete de faydamız dokunacak. Daha fazla turist -sülün olanlarından- gelecek. Falan. Bir de, her gece köpekler gibi içmeye niyetimiz var. Kurduğumuz plan hoşumuza gitti, birer bira daha söyledik.
Keyifle biralarımızı yudumlarken, ikimiz de aynı anda, barın girişinde beliren iki hatuna çevirdik bakışlarımızı. İçeriye girmekle girmemek arasında bir kararsızlık yaşıyor gibiydiler. Arkadaşın, elindeki arjantin bardağı tezgaha bırakmasıyla kapıda bitmesi bir oldu. Fakat -benden usta olmasın- usta çocuk. Son sürat gitmesine rağmen, ürkütmeden kızların önünde durdu, sonra da bir şeyler konuşmaya başladılar. Bilmem söylemeye gerek var mı, bu tür durumlarda, hızlı olmanız lazım. Siz kapmazsanız, başkası kapar. Kalırsınız öyle. Benim olduğum tarafa bakarak beni işaret etti arkadaş, ben de, en canayakın gülümsememle gülerek karşılık verdim. Kızları ikna etmeyi başarmış olmalı -adamım benim- bara doğru yöneldiler.
- Bana bak ulan, kızlar alman, sağımdaki benim, haliyle diğeri de senin oluyor.
Diğeri dediğini hızlıca süzdüm. Fena değildi. Kızları birlikte oturmaya ikna eden taraf olarak seçme önceliğine sahip olmasını doğal karşılayıp, itiraz etmedim. Arkadaşın "benim" dediği hatunun İngilizcesi iyi, benimkininki çat pat. Olsun. Hayat hikayemizi anlatmayacağız nasılsa. Kızlar, şimdi tam hatırklayamadığım alman-türk bilmem nesi için bir haftalığına Ankara'ya gelmişler, otelde kalıyorlarmış. Misafirperverliğimizi göstermek için, adında "spor kulübü" geçen, fakat spordan başka her amaca hizmet eden yakınlardaki bir kulübe gittik. Yemek yedikten sonra biraz eğlenelim, dans edelim, müzik dinleyelim derken, gayet samimi bir hava oluştu aramızda.
Aç, ara nağme
Bardan, ya da benzer mekanlardan hatun kaldırmak, biraz pratik ve tecrübe işidir. Nasıl davranacağınızı, ne konuşacağınızı bilmeniz gerekir. Spontan, sizi akıllı ve karizmatikmiş gibi gösteren bir davranış tarzını öğrenmenizi öneririm. Gibi diyorum, çünkü akıllı ve karizmatik olmanız şart da değildir. "Mış gibi" davranabiliyor olmak, kafidir. Fakat bu mış gibi yapabilme durumunuz, minimumda, hatunları kaldırmak için gerekli süreyi karşılayacak düzeyde olmalıdır. Yok ben zaten hem akıllı, hem de karizmatiğim diyorsanız, bu nağmeyi okumanıza gerek yok. Pas geçin.
Kapat, ara nağme.
Şimdi bu kadar laf ettikten sonra, kızları götürdük, güreş tuttuk, istiklal marşını öğrettik falan dememi bekliyorsanız, çok beklersiniz. Olayın geri kalanı şöyle oldu; o gece kızları atacak bir arkadaş evi bulamadık, cebimizdeki toplam para, bizi fethiye'ye götürüp getirecek benzin parasına ve tatilde harcama ihtimalimiz olan kısma anca yeteceğinden, otele de gidemedik. Kızlar birlikte kalıyor olduğundan, aynı odada samimi iki arkadaş olarak grup seksin bizi bozacağına kanaat getirip, kendi ellerimizle kızları götürüp otellerine bıraktık.
İnsanın basiretinin bağlandığı, akla aykırı bir şekilde -peki tamam, sizin dediğiniz gibi olsun- salakça kararlar aldığı durumlar olabiliyor bazen. Şu an bunları yazarken bile hissettiğim pişmanlığı doğru aksettirebilecek miyim bilmiyorum ama, ertesi gün arabada giderken, pişmanlığımızı anlatacak çok fazla kelimemiz yoktu.
- Biz şimdi kızları kendi ellerimizle mi bıraktın lan otellerine?
Tespit yerinde ki, diğerimizin verecek cevabı yok.
- Yani şimdi kızlara, "kızlar bize verir misiniz" dedik, onlar da "evet veririz" dedikleri halde mi bıraktık ulan otellerine? Kendi ellerimizle bıraktık hem de değil mi? Öyle mi yaptık ulan?
O dönem, kendi vatandaşımız olan sevgililerimiz de vardı. Arkadaşınkini bilmem, ama benimki bana vermiyordu. Badana ihtisası yapıyorduk anca.
- Tamam ulan ne olduysa oldu, uzatma artık. Kimseye de söyleme böyle yaptığımızı, tefe koyarlar bizi.
Neyse ki Fethiye'de, planımızın ana hatlarından fazlaca sapmamayı başarabildik de, olayın acısını çabuk unuttuk.
Bu talihsiz olayın diğer kahramanı olan arkadaş, bir süre önce İstanbul'a geldi kısa bir ziyaret için. Epeydir görüşemiyoruz, biraz hasret giderelim, aradaki zamanda neler olduğundan konuşalım, hasbuhal edelim dedik. Benim kaşık düşmanı yurtdışında olduğundan, oğlanla da bara girmemiz pek mümkün görünmediğinden, başka bir şekilde buluşmak icap etti. Son 2-3 senedir her yaz başı organize edilen, fena da grupların katılmadığı bir festivalde buluşmaya karar verdik. İster yemek ye, ister bir köşeye çekil muhabbet et, ister yayılarak müzik dinle. Biraz sohbet, biraz yemek, biraz 7/10 ve üzeri hatunları kesmek, biraz müzik derken epey iyi vakit geçirdik.
Aç, ikinci ara nağme
Biraz önceki nağmeye istinaden bir şeyler daha yazayım. İstanbul'daki hemen hemen her bar, eğlence mekanı, hatun kaldırmak için yeterli potansiyele genel olarak sahiptir. Olay, sizde biter. Reddedilme korkusuyla kendinizi korkak alıştırmayın. Her reddedilişten ders çıkardığınız sürece, bunun bir önemi yoktur. Bugün olmaz, yarın olur. Planınıza sadık kalın, çizginizden sapmayın. Benim gençliğimde bu kadar mekan yoktu, varken de bende para yoktu, sürekli takılma şansımız olabilemiyordu. Şimdi hepsi iyi kötü var, bu sefer de zamanım yok. Paralı olmak derken eksik anlaşılmasın: Bu işler paraya bakmaz. Yani, fazla bakmaz. Tabi kapıda bir ferrari varsa, hatunlar da bunu gördüyse şansınız artar. Fakat öküzseniz, ferrari bile sizi kurtarmaz. En azından bazı hatunlarda bu böyledir. (Bazı kelimesinin yerine siz, dilediğiniz miktar belirten kelimeyi koyabilirsiniz. Ben, "bazı" demeyi seçtim). Olay tamamen sizin yeteneğinize kalmıştır. Akıllı ve karizmatik olun, hazırcevap olun, olmayı öğrenin. Hiçbiri yoksa, ki olabilir, mış gibi yapın.
Türk bir hatun ile yabancı bir hatunu kaldırmak için gerekli efor arasında genel olarak bir kaç misli fark vardır. İstisnalar varsa da, genel kabul budur. Türk hatunlar, kukularında pırlanta varmış gibi bir davranış tarzına girmeye genellikle meyilliler. Tabi bu dediklerim daha çok kendi neslim, onun bir altı ve bir üstü için geçerli. Yeni nesil kızların böyle olmadığını umud ediyorum.
Konuyu dağıtmayayım fazla, çenem düşüyor, İstanbul'daysanız Sıraselviler'deki Roxy'e, Nişantaşı'ndaki Reasürans çarşısının altındaki barlara bir uğrayın. Gece 10'dan önce gitmenizi önermem. Bu ikisine sıklıkla yabancı hatunlar geliyor. Denemenizi şiddetle tavsiye ederim. Bu bilginin güncelliğine fazla güvenmeyin yalnız. Bu adreslerdeki en son vukuatım 6 ay kadar önce oldu.
Kapat, ikinci ara nağme.
Festivale hatunları keselim diye gitmedik elbette. İlginç gruplar varmış, arkadaş da hoşlanırmış, ben de zaten gitmeyi düşünüyordum, tesadüf oldu. Aldım oğlanı da yanıma, gittik. Ortamla ilgili genel gözlemim şöyle; yeni nesil hatunların geneli fıstık gibi maşallah. Kesilmeyi hakediyorlar. Yeni nesil erkekler de fena değil gibi sanki davranış tarzı açısından. Fakat iki tarafın da bir kısmında genel bir defo var; görünüşe, kılık kıyafete olması gerekenden fazla önem addediyorlar. İyi, güzel giyinmek iyidir hoştur ama, kişiliğinizi ve davranış tarzınızı bunun üzerine kurmamanız gerekir. Giyim kuşamı bir yaşam tarzı olarak benimseyenleri -punklar, gotikler, emolar- anlayabildiğimi söyleyemem. İş yoksa, benim için dışarı kıyafeti dediğin, dik yakalı, kolları da bilek üstüne kadar sıvanmış, üstten iki düğmesi açık, yazsa etekleri de dışarıda bırakılmış kot üstü gömlekten ibaret. İş varsa da haliyle takım elbise. Her iki tarzı da seviyorum. Takım elbise insanı değilim ama, giymekten de hoşlanırım. Yazın açık renkleri, kışın da koyu renkleri tercih ediyorum kişisel olarak. Takı da kullanmam. Saati bile nadiren takıyorum.
Tiril tiril uçuşan etekli hatunları gördüğümüzde nasıl içimiz coşkuyla dolduysa, şu tüylü, süet midir nedir kısa çizmelerden giyen hatunları ve boya küplerini gördüğümüzde de bir o kadar buruştu yüzümüz. Bir kaç hatun da o havada naylon çorap giymişti ki, oğlana "git şunların kulağına pişik olursun de" diyesim geldi.
İkinci ara nağmeden sonra ortada anlattığım bir konu var mıydı unutmak üzereyim, bağlayayım: Yeni nesil hatunlar fıstık gibi maşallah.
Bir kaç metre önümüzde duran iki hatuna, ki yalnız oldukları her hallerinden belli idi, kendi cinsimden bir öküz musallat oldu. Kızların rahatsız oldukları her hallerinden belli, fakat adam da çok yapışkan. Biz bile, ilgilendirmiyor olmasına rağmen rahatsız olduk heriften. Arkadaşa, "naber kızlar" diye gidip tanıyormuş gibi yaparak kızları kurtarmasını önerdim -oğlan olmasa ben yapardım- , karısıyla yeni boşanmış arkadaş, "bir süre dişi sinekle bile muhatap olmak istemiyorum evli" dedi. Çocuğa kötü örnek olduğundan, bunun vebalinin büyüklüğünden bahsedecektim, uzatmamak için "peki, sen bilirsin" dedim.
Falan.
Read more...