haftanın arayanı #2
















* telefon numaramı isterse aşık mıdır : Yav soru mu şimdi bu güzelim? Her telefon isteyen için böyle düşüneceksen ohooo o!

* maltepede gayim beni sikecek biri yokmu : Yanlış yerdesin gözüm. Mu ayrı!

*evli kadının aldatma niyeti nasıl anlaşılır : Şimdi kocasını aldatmaya niyetlenen bir hatun musun, yoksam karısından şüphelenen bir koca mısın belli değil. Niyet varsa zor be gözüm.

* karım sex istemiyor ne yapmam gerek : Çok ısrarla arka arkaya sormuşsun. Acıdım haline. Şimdi sen senin hatunu iyi becerebiliyor musun oradan başlayalım konuya. En son ne zaman orgazm oldu? Öyle sırf kendi keyfine bakıyorsan olmaz bu işler.

*yengesi teyzesi ve halasıyla ilişkiye girenlerin hikayeleri : Ne diyeyim lan ben sana!

* 50 yaşındaki adam kaç defa seks yapar : Valla ben daha kırk olmadım. Ortalama performans (dönemine göre değişir ama bak) gün aşırı şeklinde. Hadi olsun 3 günde 1. Buradan interpolasyon yapacak olursak... Yok lan, seni yiyorum! 50 yaşında adamın kim olduğuna bağlı o iş.

* nasıl kızlardan hoşlanırsın dediklerinde vereceğin cevap : Şimdi, Virgilius abim iri memeli sarışınlardan hoşlanıyor. Hastası. Fakat Hatun'una da aşık olduğundan (ayak olabilir) bunu aksiyona dök(e)miyor. Gregor abim, tensel zevkini bilmemekle birlikte iri memelerden hoşlanmadığını beyan etmiş. Bu ikisi aynı zamanda blog üzerinden hatun düşürmeye meyilli. Evli abim beni salsa ben de meyilliyim. Neyse... Şimdi ben sana şöyle diyeyim gözüm; kızıl ve esmer seviyorum ben. Memeler kul yapısı olmadığı sürece büyük de olabilir, küçük de olabilir. Farkmaz bana. Poposu kaşık kadar olanları da, değirmen taşı gibi olanları da yerine göre seviyorum. Bir tek dip boyası gelmiş cart sarışınlardan uzak duruyorum.

* fantaziler şeytan işimidir : Ne alakası var lan! Midir ayrı!

* daha önce sex yapmış bi kızı nasıl anlıyabiliriz : Yüzüne bakarak mı diyorsun? Sevişeceksin gözüm. Anca öyle anlarsın. Erkekler içinse leğen testi mi ne varmış; Adamı suyla dolu leğenin içine oturtuyorsun. Takımları yüzüyorsa yakın dönemde seks yapmış, yok batıyorsa yapmamış olduğunu anlıyorsun. Ben denemedim hiç.

* şu an elimde bir prezervatif var ama ben kullanmasını bilmiyorum nasıl kullanıcam : Şimdi gözüm, prezervatifin içine su dolduruyorsun. Kendini göstermeden balkondan aşşağı atıyorsun. Bu birinci kullanımı. Sonra balon gibi şişirip mahalledeki çocuklara da verebilirsin. Böyle de olur.

* kocam benden gurup seks yapmamızı istiyor : Sen istiyor musun peki?

* sevişirken fantazi istiyorum ama aklıma gelmiyor örnekler : Kasma kendini annem. Rahat  ol, içinden geldiği gibi takıl. Ben öyle çok alengirli fantazileri sevmem şahsen.

* kısabacaklı bayanlar için kot pantolon nasıl olmalı : Olmamalı. Kıçı yere yakın hatunların pantolon giymesine karşıyım. Yakışmıyor. Etek denen birşey var yav.

* kedimin kukusu : ?

* erkekleri evlenmek için yalvartmanın yolları : Valla zor. Aşıkken denk getirirsen olur. Yoksa yaş senin iş.

* sevgilim evli elli yaşında ve benimle nette sevişiyor : Ne anlıyorsunuz kardeşim bu siber seksten?

* vodka escort çalışmak istiyorum : Bir dönem baya iyiydi bunlar. Biraz tuzluydu ama iyiydi. Hiç Türk hatunlarla çalıştıklarını görmedim ama. Bir araştır bakalım. Araya aracı sokmaya gerek yok bence. Dandik sitelere çok bulaşma.

* evliyken başkasıyla cinsellik yaşamanın günahı : Valla varsa öyle birşey yan bastık demektir. Bana sorarsan iki kulağımızı çekip affedecekler bizi.

Hadi baş baş.

Read more...

kısa notlar #1

Aslında bunların hepsini açarım. İyi de açarım.  Fakat şu son iki üç günde görüp şahit olduklarım, benim yirmi senelik profesyonel hayatımda öğrendiklerimi en üst mertebeden özetler ve teyid eder nitelikte geçtiğinden, sıcağı sıcağına yazayım dedim. Bazılarını sonradan deşmeyi planlıyorum.

# Patronun -ya da üstünüzün- kafasının nasıl çalıştığını anlamak, yapmak istediklerinizi nasıl yapacağınızı ve daha da önemlisi, yaptıklarınızı -yapmayı planladıklarınızı- ona nasıl sunacağınızı etkiler. "Sunum" -sunacağınız şey birebir aynı bile olsa- önemlidir. Patronun -ya da üstünüzün- kafasının nasıl çalıştığını anlayamamak, hayatınızı zorlaştırır. Aynı şeyleri yapacak olsanız bile. Nokta.

# Bir şirkette herşey değişebilir. Patron değişmez. Sadece ikna edilebilir. Fakat değiştirilebilemez. Değiştirmeye çalışmayın, ikna etmeye çalışın. Lafınızla değil, yaptıklarınızı konuşturarak. Olmuyorsa çok zorlamayın. Sınırda bırakın. Yoksa sizi değiştirirler. Nokta.

# "Ben gencim, akıllıyım, eğitimliyim, her b.ku biliyorum, kodum mu oturturum" yaklaşımı, by default doğru bir yaklaşım değildir. Koyunca oturtacak kabiliyette ve zekada olsanız bile, bunun üslubunu tuttaramazsanız, sizi oturtmaya çalışacak hevesli çok olur. Neyi bildiğiniz kadar, onu nasıl sunduğunuz, tartıştığınız da önemlidir. Nokta.

# Tartışmayı bilmek, iyi bir yönetici ya da etkili bir profesyonel olmanın en önemli şartlarındandır. Tartışmada hep kaybeden -ya da kazanamayan veya eşit gelemeyen- tarafta olmak, fayda-zarar maliyeti yerlerde sürünen bir zaaftır. Devam ettirilemez. Türk usulü tartışmak, yani kafa kafaya vuruşmak, genellikle ortadaki konunun büyüklüğüyle orantılı cesamette bir hezimetle sonuçlanır. Elinizde sağlam kozlarınız yoksa, kaçınılması gereken bir durumdur. Tartışmak, iyi bilinmelidir. Nokta.

# İnsan iyi bildiği konularda iyi tartışabilir. Fakat yöneticinin, bazen tam bilmediği konularda da tartışması gerekir.  Bu durumları görmezden gelmek veya kaçınmak, size fayda sağlamaz. Bilmediğiniz konularda nasıl tartışacağınızı öğrenmeniz gerekir. Üsluba tikkat!

#  Mış gibi yapmak, bardan hatun kaldırırken işinize yarayabilir. İşte hiçbir işinize yaramaz. Dökülür üstünüzden. Konumunuz gereği yapmanız gerekenlerle, doğal naturanız arasında açıklık olabilir. Bu doğaldır. Maske takabilirsiniz. Hatta, bir maske repertuarına da sahip olabilirsiniz. Ama uzun süre mış gibi yapamazsınız. Siz mış gibi yaptığınızı ve diğerlerinin de bunu yediğini zannedebilirsiniz. Fakat herkes -özellikle de yakın çalıştıklarınız- bunu şıp diye anlar. Hatta öyle kolay anlar ki, bunu tek ayak üstünde bile yapabilirler Hayret edersiniz! Etmeyin! Çalıştığınız adamlar sizin zannettiğinizden genellikle daha akıllıdır.

# Üzerinizden mış gibi yapmaktan daha hızlı dökülecek birşey varsa, o da "yapmacık" davranmaktır. O kadar hızlı anlaşılır ki, karşınızdakinin tek ayak üstünde bile durmasına gerek yoktur. Oturduğu yerden bile yapar.

# Yukarıdan gördüğü baskıyı ve stresi aynen altına yansıtan adamdan yönetici olmaz. Daha doğrusu altınızdaki adam, bunu sürekli yaptığınızı gördüğünde, sizi bir süre sonra kaale almaz. Siz yerine, üstünüzdekine gitmeye başlar. Kendi kendinizin ipini çekersiniz. Nokta

# Herşeye yetişmeye çalışmak beyhude bir çabadır. Herşeye yetişebilmenin en iyi yolu, güvenebileceğiniz insanlarla çalışmak, onları yaratmaktır. Güven yaratmak başlı başına ayrı bir konudur ama, yaratılmalıdır. Tek başınıza günde en fazla 24 saatiniz vardır. Güvendiğiniz bir insanla gün 48 saat olur. Nokta.

# Profesyonel hayata enerjisi yüksek tecrübesi düşük olarak başlar herkes. Zamanla tecrübeniz yükselir, enerjiniz düşer. Tecrübesi yüksek fakat enerjisi düşük yöneticiden piyasada bol miktarda mevcuttur. Tecrübesi orta, enerjisi düşük yönetici sayısı daha da boldur. Makbul değildir. Makbul olmanın en kolay yolu, tecrübe kazanma hızınızı yükseltmekten veya enerji kaybetme hızınızı düşürmekten geçer. İkisi de öğrenilebilir bir durumdur.



# Tecrübe hızınızı arttırmanın en iyi yollarından biri, tecrübeli birini -üstünüzü değil- kendinize mentor, yani akıl hocası olarak seçmektir. İnsan, başkalarına birşeyler öğretmeyi sever. Öğrettiği kişinin gidişatını izler, merak eder, yardımcı olur. Kendinize iyi bir akıl hocası seçin, yardım isteyin. Bu, hem akıl hocası olarak seçtiğiniz insanın gururunu okşar, hem de yardımını garantiler.

# Yaptığınız işleri -özellikle de iyi olanlarını- sadece üstünüze değil, onun paralelindeki diğer yöneticilere ve bir üstünüze daha da duyurun. Üstünüzde birkaç farklı seviyeden insan yaptıklarınızdan haberdar olsun. "Bakın ben ne şahane işler yapıyorum" tarzıyla yapmayın bunu. Reklam kokmasın. Haberdar olsunlar. Kötü yaptıklarınızı ise akıl hocanızla paylaşın. Eleştiri isteyin. Önerilerini ciddiye alın.

# Yangın çıkınca hızlıca gidip söndürerek kahraman olanlara karşı uyanık olun. Yangını muhtemelen kendileri çıkartıyor olabilirler. İyi profesyonel / yönetici sık sık yangın söndürmez. Yangın çıkmasını engeller.

# Günü gelişine göre karşılayan adamdan da piyasada bol miktarda mevcuttur. Bir halt olmaz. Hiç makbul değildir.

# Türkiye'de ve dünyada patron şirketi olmayan işletme / kurum sayısı çok azdır. Kurumsallık bir "buzzword" dür. Herkes hımhımlayıp iyi birşey olduğuna dair kafa sallar. Danışmanlar bunu satar. Kurumsal şirket dediğin, genel müdürüne haber vermeden şirketi satan "böyyük" bir holding de olabilir. Dış görüşüne çok aldanmayın.

# İşle ilgili konularda tek bir doğru yaklaşım yoktur. Şirketin havasına, kültürüne uyan daha uygun yaklaşımlar vardır. Birisi yıllık bütçeye sıkı sıkı sarılırken, diğeri bütçeyle çalışmayı kısıtlayıcı bulabilir. İkisi de yanlış değildir. İkisi de doğru da değildir. İkisini de öğrenmeniz, hayrınıza olur.

# Çalışanınızı yaptığı iyi bir işten dolayı herkesin önünde samimice övmek, ona verebileceğiniz en büyük ödüldür. Başkasını övmek sırlarınızı dökmez, aksine parlatır. Kullandığım -ve benim bildiğim- en etkili silahtır.

Buradaki "yapın" dediklerim, kişisel görüşümdür ve son derece sübjektiftir. Herhangi örtüşen bir durumla karşılaştığınızda feyz alayım deyip birebir uygulamayın. "Revise" etmenizi öneririm. Olabilecek durumlardan mes'ul değilim. Olur da işinize yararsa, teşekkürlerinizi bana, şikayetlerinizi ise kime ederseniz edin.

Nokta.

Read more...

haftanın sevişmesi #3


Yaklaş.

Gördün mü hatunu? Bak biraz. İzle, izle. Aletin kıpırdanmaya başlamış olması lazım. Başladı mı? Aferin sana. Biraz büyütelim o aleti.  Ben solağım. Ona göre anlatacağım. Sen kendine göre çevirirsin gerekirse.

Sol dizin hatunun bir yanında yatağa dayanmış, öbür bacağın 90 derece açıyla hatunun diğer tarafında durur vaziyette aleti yaklaştır ağzına doğru. Hatunun başını arkasından sağ elle tut. Saçlarını kavra. Acıtma, ama gergin olsun tutuşun.  İyi oral seks harikadır. Deney tüpü gibi iki parmağının ucuyla başından tutan hatunlar var. Öğrensinler bir zahmet. Bu alet sıvazlanmayı sever. Kökünden ucuna doğru güvenle, çok sıkmadan ama gevşek de bırakmadan, daireselmiş gibi hareketlerle sıvazlanmayı sever. Bir de güçlü emilmeyi sever. Fakat şimdi bunu yaptırmayacağız. Ellerini kullandırtma hatuna. Eliyle kavramak isterse, izin verme. Sol elinle dibinden avuçladığın aleti ver hatunun ağzına. Git. Gel. Git. Gel. Sakin. Fakat ritimli olsun gidiş gelişlerin. Hatunun kafasının hareketine sağ elinle yardımcı ol. Büyüyor mu alet? Büyür tabii. Arada çıkar, hatunun dudaklarına sür.  Gözüne  daya. Yüzüne vur. Pat. Pat. Pat. Sonra gene dal ağzına. Dalmalarının ve gidiş gelişlerinin sertliğini ve derinliğini biraz arttır artık. Baştaki kadar yumuşak olmasın. Ağzının içindeyken yanaklarına doğru ittir aleti arada, sırf boğaza çalışma. Aletin başı yanaktan çıkacakmış kadar bastır. Çıkar. Vur. Tekrar dal. Derinliği ve sertliği iyi ayarla ama. Kussun istemeyiz. Ama biraz nefessiz kalmasında fayda var. Ölçüyü iyi ayarla. İzle hatunu. O söyler sana ayarının iyi olup olmadığını.

Alet artık büyüdüğüne göre sol elle dibinden tutmaya gerek yok. Sağ elin hatunun kafasını hiç bırakmasın ama! O orada kalacak. Sol elinin yüzük ve orta parmaklarını üstüste birleştirerek kukuya sok şimdi. Hart diye değil! Yavaşşş. Alıştıra alıştıra. Baş parmağın da bızırın üstünde gezinecek şekilde dursun. Alet ağızda, hatunun kafasını tuttun, iki parmak kukuda, baş parmak bızırda. Anladın mı pozisyonu gözüm? Aferin sana.

Sol elinin hareketlerini hatuna göre ayarla. Soktuğun parmakları hızlı hızlı git gel mi yapacaksın, bızırı bastırarak biraz sertçe mi seveceksin, yoksa üstünü nazikçe okşayacak mısın? Hatun söyleyecek sana. Bana sorma. Yap hepsini, inlemesi nerede artıyor, yüz ifadesi ne zaman değişiyor, görürsün. İnlemek istediğinde aleti ağzından çıkarmasına izin verme ama. Aksine, kökle! Nefessiz kalsın biraz. Hatunun başını sen kontrol ediyordun, unutma. Kimi hatun var, arka arkaya kısa aralıklarla gelebiliyor. Kimisi de var ki, bir kez gelince elletmiyor. Eğer gelebilendense, parmaklarınla hem gidip gelip, hem de bızır severek bir posta rahatlatabilirsin hatunu bu pozisyonda. Yok değilse, parmaklarını idareli kullan. Arada çıkarıp, işaret, orta ve yüzük parmaklarını düz halde kukuya vurabilirsin. Vuruşun bızıra da gelsin, kukunun dudaklarına da. Hatunun ağzındakine hakim olmayı da unutma. Çıkardığında aletin ve hatunun ağzının kenarlarındaki tükrük ve salya izlerini görüyor musun? Nefis!Düz ağzını hatunun. Hatun zorlansın biraz nefes almakta. Çok zorlandığı yerde çıkarıp vur yüzüne. Ya da derinliği azalt. Heyacana kapılıp geleyim deme sakın! Daha işimiz var.

Bitti mi ağızla işin? Hatunun gözlerinden bir miktar yaş gelip varsa göz makyajı da aktı mı? Aferin sana.

O sütyeni çıkar artık. Memeler gözüksün. Don kalabilir ama. Yana sıyır gitsin. İstiyorsan da yırt ortasından. Sen bilirsin. Hatunun sol bacağını omzuna al. Hatunun dizine yakın bir yer omzuna gelecek şekilde olsun pozisyonun. Diğer bacağı yatakta kalsın. Yanaş kukuya doğru. Hemen girmek yok! Sol elinle dibinden tuttuğun aleti, kukunun el altından başlayıp en tepesine kadar sürt. Bastıra bastıra ve birden fazla kez yapacaksın bunu. Bızırı da selam ver üç kere. Pat. Pat. Pat. Sabırsızlandır hatunu biraz. İyidir. "Sok artık şunu" der mi? Diyebilir. Dedirtecek kadar sabırsızlandır. Girmeye hazırsın artık.

Gir!

Tek hareketle, kesintisiz ve net gireceksin. Dibine kadar sok aleti bir seferde. Girerken mutlaka hatunun yüzüne bak. Görüp görebileceğin en güzel şeylerden biri bu andır. Hem acı çeker, hem zevk alır. Nefis! Debelenirse, aldırma. Beklemeye çok gerek yok. Parmaklardan alıştı zaten biraz. Omzundaki bacaktan aldığın destekle, sert, dibine kadar ve güçlü vur her seferinde. Taşşaklarının kukuyla çarpışması duyulsun. Şak. Şak. Şak. Şak. Ritimli ol. Ve bozma o ritmi. 10 sn, 30 sn, 1 dk. Fazla heyecenlanmadan ne kadar dayanabiliyorsan. Bil kendini . Sert vur. Ses çıksın. Bağırıyor mu? Bağırır tabii. İzle hatunu, izle. Ne güzel bir görüntü bu. Harika!

Sert vuruşlardan sonra azıcık yavaşla. Kısa bir süre için. Çıkmak yok ama! Sol elin bızır sevsin yavaşladığında. Memelerini sıkıştırsın. Sağ elin poposunu  sıksın. Şaplak vursun. Bir tur daha sert yapalım mı? Yapalım tabii. Demin ki bağırmaları hoşumuza gitti. Vur. Vur. Vur. Güçlü vur! Ritimli vur! Heyecana kapılıp geleyim deme sakın. Daha işimiz bitmedi! Bu ritüeli istersen birkaç kez daha tekrar edebilirsin. Sana bırakıyorum.

Hatunu yatağın kenarına al. Doggy yapacağız biraz. Domaltacaksın önce. Hatunun iki dizini birleştir. Birleştirdiğin dizler yatağın tam kenarında dursun. Hatuna uzaktan bir bak şöyle. Bitişmiş dizlerle poponun görünümü neye benziyor biliyorsun değil mi? Kalbe benziyor. Sol bacağın, hatunun yatağın dışına sarkan ayakları arasında dursun. Yere basacak yani. Sağ bacağın ise 90 derece açıyla yatağın üstünde olacak. Anladın değil mi? Aferin sana. Şimdi hatunun iki elini üstüste koyup arkada poponun üzerinde birleştir ve sağ elinle tut onları. Sıkı tut. Kurtarmasına izin vermeyecek kadar sıkı tutacaksın. Tamam mı? İlk yaptığında hatunun yüzü yatağa kapaklanır muhtemelen.

Kuku yeteri kadar yüksekte. Kalçalar önünde. Sol elin boşta. Hatunun elleri popoda sağ elinde tutulu. Sol ayağın yere basıyor. Sağ bacağın dizden kırılmış dik olarak yatakta. Yani, kontrol sende. Girmeden önce şu kukuya sürtünmeyi bir kez daha yapalım mı? Yapalım. Bastıra bastıra ve sertçe gene. Yukarıda yaptığımız gibi. Sabırsızlansın gene. Yalvartmak da güzeldir. Dedim mi daha önce?

Yukarıda tariflediğim sert vuruşları, sonra yavaşlamaları, sonra tekrar sert girmeleri hatırlıyorsun değil mi? Aynen öyle yapacağız gene. Bütün gücünle girip çıkacaksın. Heyecana kapılıp geleyim deme hemen. Biraz daha işimiz var hatunla. Çok heyecanlanırsan, yavaşla. Arada çıkar. Vur kalçalara, sürt bızıra, tekrar sok. Popoyu tokat içinde bırakman lazım. Acıt hatunu baya baya. Yalnız, acıtırken aynı anda zevk veriyor olmayı da pas geçme. Gidip gelirken, hatunun zevklendiği anlarda vur tokatlarını. Bu pozisyondayken benim en sevdiğim şeylerden biri de hatunu saçlarından yakalayıp başını geriye doğru çekmek. Öyle çek ki, hatunun beline kavis gelsin. Karşıda bir ayna varsa bu durumdaki hatunun halini izlemek çok keyiflidir. Vurdukça sert, memeler simetrik daireler çizer. Sallandığını görürsün. Kalça etleri ileriye gider. Geriye gelir. Şiddetin sertliğiyle ve zevkin büyüklüğüyle orantılı olarak kadının yüzü şekilden şekile girer. Bana mutluluğun resmini çiz deseler, bunu çizerim.

Kaç kere sert tur yaparsın, sana kalmış. Gelme daha. Biliyorum, dayanmak gittikçe zorlaşıyor. Normaldir.

Şöyle yapalım:

Hatunla birlikte yatağın ortasına gel. Hatunu sanki deney kurbağası gibi, poposu sana dönük vaziyette, kolları ve bacakları yanlara açılmış olarak önüne al. Kukuyu yeterli bir yüksekliğe kaldır. Sol dizini hatunun bacakları arasında yatağa daya. Sağ bacağını, hatunun sırtının üzerinden uzat, ayak tabanınla hatunun yüzüne bastır. Kafayı yan çevirip -gözlerini görebileceğin şekilde- yanağının üstüne yerleştir ayak tabanını. Fazla bastırma. Sırası değil daha. Canı yanmasın. Ama ne yapacağını anlasın. Kukuya girişin biraz yanlamasına olmak durumunda bu pozisyonda. Girdin mi? Aferin sana. Yavaştan başlayıp hızlıya, yumuşaktan başlayıp serte doğru gitsin vuruşların. Kukudan çıkmak yok artık. Vuruşların hızlanmaya ve sertleşmeye başladıkça, ayağının altındaki yüze uyguladığın basıncı da arttır. İzliyor musun hatunu? Ayağının ayarını ona göre ayarla. Acı verirken zevk de vermen lazım. Başka türlü biraz zor o işler. Hatunu bir kez daha getirelim mi? Sağ elinin baş parmağını hatunun popo deliğine bastır. Dairesel hareketlerle zorla. Masaj yapar gibi. Ama sert bir masaj yapar gibi. Sol elinin baş parmağını da bızırın üstüne koy. Bastırarak mı seversin, yoksa masaj yapar gibi mi, bilemem. Onu da hatun söyleyecek sana. İzle işte hatunu. Boşuna demiyorum sana elli kere izle diye. Cevap onda. Bende değil. Gidiş gelişlerinin ritmini bozma bunları yaparken. Senkronu ayarlamak bazen kolaydır, bazen zordur. Karşıdakini tanıyabildiğin kadar ayarlayabilirsin genelde. Hatun geliyor mu? İzle işte. Geleceği anı tahmin etmeye çalışarak ayarlamaya çalış kendini. Geliyor mu hatun? İzle, izle. Kimisi bağıra bağıra geliyor, kimisi sessiz sessiz. Ama kızarıyorlar. Yüzleri değişiyor. Nefesleri değişiyor. Ayaklarını, bileklerinden düz tutarak parmak kıvırıyor çoğu. İzlemeni öneririm sana da. Geldi mi hatun? Bağırıyor mu gelirken? Harika! Aferin sana!

Sıra sende şimdi. Yok kukuya gelmek. Tamam pozisyon keyifli. Fakat ağızda başladık, ağızda bitirelim. Geleceğin son ana kadar kukuda kalmaya devam et. Fakat son beş on tur gidiş gelişi ağızda yapacağız. Çıktın mı kukudan? Sok aleti hatunun ağzına. Kafasını tut arkadan. Git. Gel. Git. Gel. Geliyor musun sen de artık? Aferin sana. Ağzın içine boşalalım. Sen nasıl geliyorsun bilmiyorum. Ben tam gelirken, yani tam da gelirken, ağzım açılıyor, gözlerim kısılıyor, nefesimi tutuyorum. Bir süre nefes almıyorum. Alamıyorum. İlk patlamayla birlikte de bir bağırış kopartıyorum genelde. Fazla ses çıkarmakla ilgili bir sorun yoksa tabii.

Hatun! Sana da bir ipucu vereyim: Boşaldıktan hemen sonra iyi sıvazlama ve güçlü emmeli bir oral seks beni delirtiyor. Çoğu erkeği de delirtir bence. Yap! Sonucu gör.

Hatunun ağzının kenarlarından taşan spermlerini gördün mü gözüm? Hepten akan makyajını? Harika! Hatunu eğilip, dudaklarından öpmeyi unutma! Aferin sana!

Yak bir sigara.

* bu sevişme, barbarella için yazılmıştır.

Read more...

haftanın arayanı #1






* eşim porno sitelerine bakıyor bu aldatmakmıdır?
* göte zorla girilirmi
* karım anal seks istemiyor

Ben birşey yazmayacağım valla. Arayanlardan ilginç gelenleri arada buraya koyacağım, duruma göre devam ederiz.

Read more...

fotoğraf üzerine

Birkaç on yıllık zaman dilimindeki hatırladıklarımı yazmayı planlıyorum da, arada kopukluk olursa, ki olabilir, bu sizden değil, benden kaynaklanıyordur.

Uğraşırken, zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım az sayıda hobim var; fotoğraf çekmek, bunlardan birisi. Arasıra alevleniyor, ki alevlendiğinde beni tutabilene aşkolsun, arasıra biraz sönüyor. Şimdinin teknolojisiyle, çekilen fotonun şıp diye görüntülenebiliyor olması, işin zevkli kısımlarının bir kısmını aldı götürdü gibi geliyor bana eskiye göre ama, gene de sevdiğim işler arasında ilk üçe girmiştir hep.

Sahip olduğum ilk fotoğraf makinası, ki sene seksenli yılların ortaları falan, tam olarak bir kutu idi. Avcunuzu düz açtığınızda, içine sığabilecek boyutta bir makene. Pardon, kutu. Ön tarafında, yaklaşık bir cm çapında bir mercek, filmin konulduğu arka tarafında ise, tamamen açılabilen bir kapağı vardı. Makenenin altında da, sağlı sollu iki adet manivela tarzı kollar mevcuttu. Birisi filmi sarıyor, diğeri filmi salıyor. Makenenin vizörü, yani çekeceğiniz potansiyel fotoyu görmek için gözünüzü yaklaştırıp baktığınız kısım, ortasında sabit kalemle bir dikdörtgenin çizili olduğu cam bir aparattan ibaretti. Diyelim vizörden baktınız, çekeceğiniz potansiyel fotoyu da beğendiğiniz. Makenenin, sağ ortasındaki bir kolu indirip bıraktığınızda, potansiyel fotonun görüntüsü filme düşüyordu. Sonra bir sonraki fotoğraf için, makenenin sol altındaki manivelayı bir tur çeviriyordunuz. Sararsa sarıyordu, ki arasıra sarmazdı, salan manivela yardımıyla düzeltiyordunuz, ki arasıra düzelmezdi. Aynı film üzerine birden fazla foto görüntüsünün düştüğü durumlar, genellikle bu sıkışmalardan kaynaklanırdı.

Makene, bu film sıkıştırma işini bir tarafa bırakacak olursam, tam otomatikti. Çünkü üzerinde, anlattıklarım haricinde başka hiçbir düğme veya ayar, yoktu. Işık ayarı, diyafram, enstantane falan, ı-ıhhh. Yok. Metraj, ya da zoom, yarı otomatikti. Zoom yapmak istediğinizde, çekeceğiniz nesneye yaklaşıyordunuz, geniş açı görmek istediğinizde ise uzaklaşıyordunuz. Potansiyel fotonun görünümünü, uzaklaşıp yakınlaşmak suretiyle vizördeki sabit dikdörtgenin içine ayarlamanız gerekiyordu.

Sonra da, çektiğiniz potansiyel filmleri siyah bir torba içerisinde makeneden çıkartıp, gene siyah bir plastik kaba koyuyor, ve fotoğrafçıya teslim ediyordunuz. Fotoğrafçı filmleri yakmazsa, ki arasıra yakardı, potansiyel fotolarınız size gerçek halleriyle ve bir miktar da negatifle birlikte teslim edilirdi.

Ara nağme; fotoğraf filmine negatif denmesi, filme görüntüsü düşen nesnenin koyuluğu ile, aynı nesnenin film üzerinde gözüken koyuluğu arasındaki tezattan kaynaklanır. Misal, çektiğiniz nesnenin rengi beyazsa, banyo edilmiş filmdeki görüntüsü siyah olur. Ya da tam tersi. Kapat ara nağme.

Fotoğrafçının filmi yakmış olmasının sonucundaki ruh hali, ben Odtü'de genç, yakışıklı, karizmatik fakat sefil bir mühendis adayıyken, saatlerce satır satır uğraşarak yazdığım fortran programını, açılması ve beş çeyreklik disketi okumaya hazır hale gelmesi takriba 20 dakika süren, 286sx model bir işlemciye ve 1 mb hafızaya sahip dandik ötesi bir bilgisayarda compile edip, sonucunu takriba bir 20 dakika daha ızdırap içinde bekledikten sonra, bip sesiyle ekranda beliren sonuca verdiğim tepkiye benzerdi: "Syntax error!". Hay ben senin ta...

 Benim bu yukarıda tariflediğim makeneye sahip olmuş olmam, babamın ikinci el, üstten bakmalı Hasselblad marka bir fotoğraf makinası almasından bir iki ay sonraya düşer takriba. O makeneye makene demek, günah. Bir teknoloji harikası. Fotoğraf makenelerinin amiral gemisi gibi birşey. Ne zaman o üstten bakmalı ca'nım makeneyi elime alsam, babam yakınımda biter, strese girerdi. Haklıydı da. Benim gibi, sakarlığı had seviyede olan birinin  o makeneye yaklaşması babamı strese sokmuş olmalı ki, bana o tam otomatik kutuyu almıştı. Sakarlık, ya da dikkatsizlik, artık ne diyeceksek adına, abarttığımı zannediyorsanız, zannetmeyin. 

Şöyle ki: (uzundur)

Muhtelif defalar vücudumun değişik yerlerini kırdım, veya çatlattım. Birbirbir oyununu bilirsiniz, birisi eğilirek kambur olur, siz de karşıdan koşarak gelir, iki elinizi birden eğilenin sırtına basar, yaylanıp, bacakları eğilene değdirmeden üstünden atlarsınız. Bacaklar değerse, sıra eğilene geçer, bu sefer siz eğilen olursunuz. Tam hatırlamıyorum, birinin "atlayamazsın" gazına mı geldim, yoksa etrafta kızlar vardı da hava mı atmak istemiştim, eğilen çocuğa dedim ki; "yüksek dur". O da bayağı yüksek durdu. Ben de atladım. Ayağım, çocuğun bir yerine takıldı, iki elimin üzerine yere düştüm. Bir tanesi kırıldı.

Basket oynuyoruz, ben son sürat dripling yaparak karşı potaya doğru koşuyorum. Yanımda da, rakip takımdan iki kişi benimle aynı hizada koşuyor. Basitçe plan yaptım: Üçlük çizgisinin olduğu yere gelmeye yakın zart diye aniden duracağım, yanımdaki enayiler haliyle duramayacak, etrafım boşalacak, iki ayak üzerinde zıplayıp basketi lokum gibi atacağım. Plan güzeldi, fakat ben umduğum gibi zart diye duramadım. Stop etmemle birlikte ayaklarım kaydı, gene iki elimin üzerine düştüm. Diğer kolum kırıldı.

Son sürat ve kontrollü sürmekle övündüğüm bisikletimle birkaç arkadaş yarışıyorken, "bana yetişiyorlar mı" diye arkama baktığım bir esnada, park halindeki bir kamyonun kasasına arkadan daldım. Kamyona çarpan bendim, fakat netice itibariyle kamyon bana çarpmış gibi oldu; birkaç dişimi elime aldım.

Kayak öğreneceğim diye, adını zikretmeye gerek yok bir dağımızdan aşağı kuğu zarafetiyle inerken, birden artan eğimin etkisiyle hızlanmaya başladım. Batonlarla yönümü değiştirmeyi beceremedim. Kendimi atıversem yuvarlanır giderim diye düşünürken, önüme çıkan teleski direğine omuz cenahımdan girdim. Köprücük kemiğim ve birkaç kaburgam çatladı.

Toprak ve biraz engebeli bir sahada futbol oynuyoruz, ben her zamanki gibi, son sürat topu aldım, karşı kaleye doğru koşarak sürüyorum. Pas vereceğim adamı da seçtim, topa bakacağıma adama baktığımdan, pas vereceğim derken ayağımı tümseklerden birine gömdüm. Tarak kemiğim çatladı.

Zaman içindeki diğer muhtelif kereler düşmelerimi kalkmalarımı yazmıyorum. Ana fikrin anlaşıldığını zannediyorum. (Bendeki bu sakarlık seviyesinin had safhada olmasına bakarak, oğlana, yapma, etme, dikkat et demekten kendimi alamıyorum bazen, de, Allah'tan bu konuda bana çekmemiş.)

Ben döneyim gene fotoğraf mevzusuna. O dönem, epey bir fotoğraf çektim sanıyorum. Hatta babamla, yakacaksak bari kendimiz yakalım düşüncesiyle, gayet amatör, fakat işimizi gören bir karanlık oda bile kurduk. Bir ara dağ taş fotoğraf olmaya başlamıştı ki, ben üniversiteye gittim. Orada fırsatım olmadı, iş güç derken, uzunca bir süre fotoğrafla haşır neşir olamadım.

Beş altı sene öncesinde fotoğraf aşkım tekrar depreşti. Daha olgun ve daha depreşik bir merak olarak hem de. Böyle merak depreşmelerinin benim için anlamı şu oluyor genelde: elimin erişebilir durumda olduğu tüm makeneler araştırılacak, yayınlar takip edilecek, bir sürü inceleme okunacak, fotolara bakılacak, yeni ne olmuş ben bulaşmayalı öğrenilecek, hepsi kafada derlenip özümsenecek ve bir karar verilecek.  Kafadan altı aylık bir süre yani. Bu huyumu bildiğimden, gittim en yakın fotocudan bir fotoğraf makenesi aldım dijital. Orta seviye kullanıcı için ideal denilen makenelerden biri. Alete alışmaya çalışmam 1 hafta sürdü. Ben daha çok, insan yüzlerinin olduğu resimleri çekmeyi seviyorum, börtü böcek ya da manzarayla çok fazla ilgilenmiyorum genelde. Bir hafta sonu, iki gün boyunca, Eminönü, Balat, Mısır Çarşı'sı vesaire gibi, insanın bol olduğu yerlerde dolanıp fotoğraf çektim. Fakat, kendimi fotoğraf çekiyormuş gibi hissedemedim. Vizörden bakacağım, vizörün işlevselliği kameranın arkasındaki lcd ekrana verilmiş, vizör olmuş sana ufacık bir gözenek. Olsun bari diye konulmuş gibi. Aldığımın ikinci haftasında,  "ben buna alışamadım" deyip, gittim en baba fotoğrafçıdan, bu sefer slr bir makene aldım. Gövdeye dünyanın parasını, takriba yüz civarı inceleme okuduktan sonra karar verdiğim lenslere de, kainatın parasını ödedim.Vizörden bakıp çekeceğim potansiyel resmi gözümle görüyorum ya, mutluyum. Gene benzer mekanlardaki iki günlük bir foto turunun sonucunda çektiğim resimlere bakıp, bir kısmına hayran kaldım. Alet, bana rağmen mükemmel fotolar çekiyordu.

* foto buradan araktır.
Yetenek fakiri olabilirim, ama gayret fakiri değilim. Bulduğum her fırsatta fotoğraf çekme tekniğimi geliştirmeye, oturtmaya çalıştım. Öyle teknik deyince aklınıza birşey gelmesin, kendi kendimi ifade etmenin kendimce yolunu bulup, olgunlaştırmaya çalıştım diyelim. Bazen bir resmin mizansenini kuruyorum, iki saat özeniyorum, çektiğimi beğenmiyorum. Bazen de şak diye çektiğim resimler hoşuma gidiyor. Aynen şarap muhabbetinde olduğu gibi, neyin iyi fotoğraf, neyin kötü fotoğraf olduğunu bilgiçlik taslayarak anlatan ve yazanlara kıl oluyorum.  Temel teoriyi öğren, temel pratikleri öğren, gerisinin kendi keyfinize kalması gereken bir konu bencileyin.

Madem fotoğraf üzerine yazı yazıyorum - ki bu da depoyu düzenlerken, orada olduğunu tamamen unuttuğum agrandizör yüzünden oldu, ki kendisi karanlık odanın temel aletidir, yoksa tamamen başka bir vesileyle, tamamen başka bir fotoğraf yazısı olacaktı bu- demeden geçmeyeyim: Çekilmiş ilk fotom, afedersiniz, dal taşak meydanda iken bir leğenin içinde banyo öncesi poz vermiş halimi resmeder.

Fotoğraf çekmek amacıyla bir yerlere gittiğimde, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum, kafam dinleniyor. Tabii gittiğiniz yerlerde, sizinle benzer merakı taşıyan hatunlarla tanışmak, ilerleyen dönemde, ekstra başka zevkleri de paylaşmak gibi durumlar olabiliyor bazen. Hatta bu hatunlar, gayet güzel ve çıkık popolu esmerler de olabiliyor. Hatta bunlar, biseksüel de olabiliyor. Hatta... Neyse vazgeçtim.

Read more...

babasının oğlu

- Bu çok güzelmiş baba!
- Evet, bu çok güzeldir babacığım.

Ne zaman kendi babamı hatırlatacak birşey olsa, köşelere sıkışıyorum. Ağır geliyorum kendime. En çok da, babalar günü koyuyor bana. "Babalar günün kutlu olsun baba" deyip boynuma sarılıyor oğlan. Birkaç kez de, "senin baban yok mu baba" diye sormuştu. Öyle ya, annesinin babası olup da babasının babası olmayınca, meraklanıyor çocuk. Aslında gördü. Fakat hatırlayamayacak kadar küçükken. Yutkunuyorum. "Öldü", diyemiyorum. Yemiyor. Telefonunu da silemedim telefonumdan. Her babalar gününde, babasız kalmış olmanın babasını yemişliğimle, kalıveriyorum. Kestim.

Çocukluğumdan beri müzik dinlemek, en sevdiğim işlerden biri oldu hayatımda. Bazen buna uzun aralar vermek durumunda kaldım ama, bulduğum her fırsatta severek yaptım. Küçüklüğümün kulağında kalan bağlama ve akordeon tınıları, biraz büyüdüğümde yerini elektro gitarlara, bas gitarlara bıraktı. Bir odaya kapanıp, tek bir nota dizisini doğru ve temiz basabilmek için harcadığım uzun saatler oldu bir dönem. Bazen tek başıma çalıştım, bazen de benim gibi zibidilerle. Zibidi diyorum, çünkü kılık ve kıyafetimiz o döneme uygunduysa da, babamın yakıştırdığı terim buydu. Türkü ve sanat müziği haricinde bir müzik türü dinlediğine nadiren rastladığım babam, gene de hiç karışmadı bu durumuma.


O dönem, istediğiniz herhangi bir müzik türünün tüm kayıtlarına, notalarına, sözlerine erişmek bugünkü gibi çok kolay değildi. Şimdi adını tam hatırlayamadığım, Ankara Kızılay'daki feşmekan pasajındaki Hayri'ye gider, yeni çıkan rock ve metal albümlerini çeker, sözlerini, notalarını fotokopi ederdik. Sonra da birkaç zibidi olarak mütevazi bir öğrenci evinde çalmaya çalışırdık o fotokopileri. Gitarlarımız da dandikti ama olsun. Hevesimiz vardı. Bir dönem o kadar çok çalıştım ki, çalabildiğimi düşündüklerime bakarak, ileride bir rock sanatçısı olacağımdan neredeyse emin olmaya başlamıştım. Olmayınca olmuyor değil de, kapasiteyle beklentiyi eşleştirmekte henüz toy olduğum zamanlar diyelim. Bir ara, bu rock sanatçısı olma sevdamdan vazgeçtim. Böylelikle, rock kültürünün gelişmesine kendimce katkıda bulundum. Büyük bir kayıp da değildim zaten bencileyin.

Yazın, odamın duvarına Jimi Hendrix ve Manowar posterlerini astığımda, babam ilk belirgin itirazını yaptı; "dinlediğin müzik bu kılıksızların mı?". Hakikaten kılıksızlardı. Olsun. Ben de zibidiydim nasılsa. Zaman içinde müzik zevkim, sadece rock metal değil de, bencileyin iyi müzik olarak değişti. Aynısını, oğluma da aşılamaya çalışıyorum.

Severek dinlediğim ilk klasik müzik parçası, Beethoven'in Ayışığı sonatıydı. İlk dinlediğimde, başa sarmıştım bir kez daha dinlemek için. Sonra bir daha sarmıştım. Hem matematik gibi gelmişti bana, hem de olağanüstü bir ruh hali. Bu sonatı defalarca dinlediğim bir gün, babam geldi odaya. Oturdu. Dinledi. Dinledi. Bittiğinde, "güzelmiş" deyip kalktı. Bu sahne daha sonraları da tekrarlandı birçok kez. Ya odama geldi, ya da  aşağıdan, "aç sesini" diye bağırdı.

Oğlanla ciddi bir müzik arşivimiz var. Bazen oturup birkaç saat cd'leri karıştırıyoruz. Karıştırırken de, rastgele seçip dinliyoruz. Albüm kapaklarına bakıp kendisi seçiyor. Ben karışmıyorum. Klasikler bir yerde, türküler bir yerde, metalciler bir yerde, diğerleri kendi yerlerinde. Ayışığı sonatını ilk kez dinlediğinde,  -müzik edevatlarının yanında bağdaş kurmuş karşılıklı oturuyorken-, sessizce dinledi. Bittiğinde, benden tekrar çalmamı istedi. Tekrar bittiğinde, "bu çok güzelmiş baba" dedi. "Evet, bu çok güzeldir babacığım" diyebildim. Bayıldım bu duruma. Hem de köşelere sıkıştım gene.

Babasının oğlu.

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP