Türk Kası
En baştan söyleyeyim, sonra gereksiz lakırdılar olmasın: Bende türk kası yok, gören gördü, bilen biliyor. Endamı yerinde, filinta kıvamında fit bir adamım. Nokta.
Yemek yemekle de, yapmakla da aram iyidir benim. Gittiğim yerlerin yerel tadlarını denemekten hoşlanırım, güzel bulduklarımı da sonradan yapmaya çalışırım bazen. İlk kez gidiyorsam bir yere, nerede ne yenir, ne varmış konusunda mutlaka ufak bir ön araştırma yaparım. Lezzetli ve hesaplı bulduğum yerleri de değiştirmem pek, bolu'dan geçerken hep aynı yerde mola veririm, tatile giderken izmir otobanından çıkıp aynı çöp şişçide dururum. Seyahati yalnız yapıyorsam kamyoncu restoranlarını denerim. Yurt dışındaysam, yerel yemeklere, yerel içkileri denemeyi de eklerim. Snop takıntılarım yoktur pek. "Foie gras yapıyoruz, yanında da chevre, bir de cabarnet bilmem ne açıcaz, gelsenize" tarzında konuşanlar olur bazen çevremde, züppelik yaptıklarını anladıklarıma, ısrarla nasıl ciğer tava yapılırı, patates tavayla patates kızartma arasındaki farkı anlatır, sinir eder, inceden laf sokarım. Fondünün yanında kirsch içmeyi de, karpuzun yanında izmir tulum yemeyi de severim, hatta yazın üç öğün yesem bunu, şikayet etmeyebilirim. Fast food'culara gıcığım, bazen mecburen gitmek zorunda kalıyorum. Bıraktım eti, patates kızartmasını bile doğru dürüst yapamıyorlar a.q. Önündeki burgerimsiye homurdanarak bakıp, patateslere söylenen birini görürseniz, o ben olabilirim.
Son yıllarda favori yemeklerim, balığı rakıda yüzdürüp, limonu balığa değil rokaya sıkmak, bolu'da otlamış ineklerin etlerini kovalayıp mangalda nasıl olacağı üzerine çeşitlemeler yapmak olsa da, lezzetli ve sade tarifli çoğu şeyi severim.
Gençken, -böyle diyorum diye beni yaşlı zannedenler var, daha kırk olmadım- uzun süre aynı kilodaydım. Net 70 kilo. Kemiğim dahil. O zamanlar, fena da yemiyorum. Şöyle ki, 4 yarım piliç çevirme, yanında pilavıyla ayranıyla yedikten sonra "ulan doydum mu acaba" diye düşünmek normal bir davranış tarzı benim için. Islama köfteyse mevzu bahis, takriba 40 ila 50 adet arası bir rakam da gayet olağan. Yanında kızartılmış salçalı ekmekleri de olacak. Piyaz da olursa hayır demem. Gene de, kantarda hep aynı çekiyorum. Temiz yetmiş.
Malum, alkolle de aram iyi. Bulduğumda hayır dediğim vaki değil. O yıllardaki bu yeme içme düzenime bakıp bir mühendis olarak şu sonuca vardım; "ben ne kadar yersem yiyeyim, ne kadar içersem içeyim, 70 kilo bir insanım". Baktım, uzun yıllar bu böyle devam ediyor, ben de çıkartımı bir miktar ileriye götürdüm; "ben 70 kilo bir insanım, ve de öyle kalacağım". Vardığım netice son derece mantıklıydı bana sorarsanız.
Otuzlu yaşlarımın başında, dünya üzerindeki tüm tartılarda global bir sapma oldu, kantarlar şaşırdı. Hangisine çıksam, 70'ten fazla gösteriyordu beni. Boyum uzadıysa ben gene aynı nefis endamdayımdır diye düşündüğümden, bir ümit boyumu ölçtüm. Uzamamıştı. Demek ki, bu bir boy sorunuydu. Aynı dönemde, uzamayan boyum yüzünden üzerime tam olmayan elbiselerimi de eskidiği için kaldırıp, yerlerine yenisini aldım.
Geçenlerde, sabah duşumu aldım. Belime havluyu doladım, ayna karşısında traş oluyorum. Alıcı gözle bir baktım şöyle kendime, bisepsler yerinde, pektoraller fena değil, hatlar belirgin, popo -ayıptır söylemesi- brezilya modelinin erkekte olanı. Endam tamam. Bel nahiyemde hafif bir çıkıntı varmış gibi geldi, onun da, dikkatli bakınca göz yanılsaması olduğunu anladım.
Lakin gene de -hadi yemek neyse- alkol konusuna bir el atmam gerekebilir. Düzenli olarak her gece iki bardak alkolü, gün sonu keyfi niyetine tüketiyorum. O da bardakta durduğu gibi durmuyor.
Biraz daha devam edersem ikinci bir global sapma olacak tartılarda. Belki bu sefer boyum uzar.
Bakalım.