Türk Kası

En baştan söyleyeyim, sonra gereksiz lakırdılar olmasın: Bende türk kası yok, gören gördü, bilen biliyor. Endamı yerinde, filinta kıvamında fit bir adamım. Nokta.

Yemek yemekle de, yapmakla da aram iyidir benim. Gittiğim yerlerin yerel tadlarını denemekten hoşlanırım, güzel bulduklarımı da sonradan yapmaya çalışırım bazen. İlk kez gidiyorsam bir yere, nerede ne yenir, ne varmış konusunda mutlaka ufak bir ön araştırma yaparım. Lezzetli ve hesaplı bulduğum yerleri de değiştirmem pek, bolu'dan geçerken hep aynı yerde mola veririm, tatile giderken izmir otobanından çıkıp aynı çöp şişçide dururum. Seyahati yalnız yapıyorsam kamyoncu restoranlarını denerim. Yurt dışındaysam, yerel yemeklere, yerel içkileri denemeyi de eklerim. Snop takıntılarım yoktur pek.  "Foie gras yapıyoruz, yanında da chevre, bir de cabarnet bilmem ne açıcaz, gelsenize" tarzında konuşanlar olur bazen çevremde, züppelik yaptıklarını anladıklarıma, ısrarla nasıl ciğer tava yapılırı, patates tavayla patates kızartma arasındaki farkı anlatır, sinir eder, inceden laf sokarım. Fondünün yanında kirsch içmeyi de, karpuzun yanında izmir tulum yemeyi de severim, hatta yazın üç öğün yesem bunu, şikayet etmeyebilirim. Fast food'culara gıcığım, bazen mecburen gitmek zorunda kalıyorum. Bıraktım eti, patates kızartmasını bile doğru dürüst yapamıyorlar a.q. Önündeki burgerimsiye homurdanarak bakıp, patateslere söylenen birini görürseniz, o ben olabilirim.

Son yıllarda favori yemeklerim, balığı rakıda yüzdürüp, limonu balığa değil rokaya sıkmak, bolu'da otlamış ineklerin etlerini kovalayıp mangalda nasıl olacağı üzerine çeşitlemeler yapmak olsa da, lezzetli ve sade tarifli çoğu şeyi severim.


Gençken, -böyle diyorum diye beni yaşlı zannedenler var, daha kırk olmadım- uzun süre aynı kilodaydım. Net 70 kilo. Kemiğim dahil. O zamanlar, fena da yemiyorum. Şöyle ki, 4 yarım piliç çevirme, yanında pilavıyla ayranıyla yedikten sonra "ulan doydum mu acaba" diye düşünmek normal bir davranış tarzı benim için. Islama köfteyse mevzu bahis, takriba 40 ila 50 adet arası bir rakam da gayet olağan. Yanında kızartılmış salçalı ekmekleri de olacak. Piyaz da olursa hayır demem. Gene de, kantarda hep aynı çekiyorum. Temiz yetmiş.

Malum, alkolle de aram iyi. Bulduğumda hayır dediğim vaki değil. O yıllardaki bu yeme içme düzenime bakıp bir mühendis olarak şu sonuca vardım; "ben ne kadar yersem yiyeyim, ne kadar içersem içeyim, 70 kilo bir insanım". Baktım, uzun yıllar bu böyle devam ediyor, ben de çıkartımı bir miktar ileriye götürdüm; "ben 70 kilo bir insanım, ve de öyle kalacağım". Vardığım netice son derece mantıklıydı bana sorarsanız.

Otuzlu yaşlarımın başında, dünya üzerindeki tüm tartılarda global bir sapma oldu, kantarlar şaşırdı. Hangisine çıksam, 70'ten fazla gösteriyordu beni. Boyum uzadıysa ben gene aynı nefis endamdayımdır diye düşündüğümden, bir ümit boyumu ölçtüm. Uzamamıştı. Demek ki, bu bir boy sorunuydu. Aynı dönemde, uzamayan boyum yüzünden üzerime tam olmayan elbiselerimi de eskidiği için kaldırıp, yerlerine yenisini aldım.

Geçenlerde, sabah duşumu aldım. Belime havluyu doladım, ayna karşısında traş oluyorum. Alıcı gözle bir baktım şöyle kendime, bisepsler yerinde, pektoraller fena değil, hatlar belirgin, popo -ayıptır söylemesi- brezilya modelinin erkekte olanı. Endam tamam. Bel nahiyemde hafif bir çıkıntı varmış gibi geldi, onun da, dikkatli bakınca göz yanılsaması olduğunu anladım.

Lakin gene de -hadi yemek neyse- alkol konusuna bir el atmam gerekebilir. Düzenli olarak her gece iki bardak alkolü, gün sonu keyfi niyetine tüketiyorum. O da bardakta durduğu gibi durmuyor.

Biraz daha devam edersem ikinci bir global sapma olacak tartılarda. Belki bu sefer boyum uzar.

Bakalım.

Read more...

Kadın-Erkek Algı Farkı

Biz kadınların arada kaldığı bazı durumlar vardır... Ne yapsam da şu adamı etkilesem ya da acaba bu adam benden hoşlanıyor mu, gibi sorular kafamızda milyon kez oluşur. Bu tip durumlarda beynimizdeki dikkat hücreciğinin genişlediğini düşünüyorum. Yaşça biraz genç iseniz de maalesef erkeklerin tavırlarını çözmek için çok çaba sarf etmeniz gerekecektir.
"Bana geçen sefer verdiği kupayı, bir sonraki evine gittiğimde kendisi kullanıyordu.. " gibi sözler sadece bir kadının ağzından çıkabilir mesela. Adam muhtemelen o gece sizin ne giydiğinizi bile hatırlamazken, hangi kupadan kahve içtiğinizi nasıl hatırlasın... Üniversite yıllarıydı, aynı hataya düşmüştüm. Sonradan uzun yıllar birlikte olduğum erkek arkadaşıma, bir arkadaş ortamında kahve hazırlarken kahveyi kalpli kupaya koymuştum. Sonra da fark ettiğini düşünmüştüm... Tabii etmedi. Daha sonra üzerine konuştuğumuzda da "hadi yaa... kalpli kupa mı? Diyar inanmıyorum sana; hiç dikkatimi çekmedi" şeklinde yorum yapmıştı. Evet efendim, biz biraz salağız... Erkek-kadın algısının aynı olduğundan yola çıkarak çıkarımlarda bulunuyoruz.
Biz salak olabiliriz bu konuda ama erkekler de mal! Kızdan hoşlanıyorsan eğer ufak şeylere dikkat et yahu... Bütün gece gözünün içine bakıp ondan sonra da hadi iyi geceler deyip gitme mümkünse. Bunu yapanlar da var.
Daha önce de dediğim gibi bir adam sizden hoşlanıyorsa anlarsınız. Anlamıyorsanız ya da içinizde şüpheleriniz varsa o iş yaştır, ben size söyleyeyim. Yok efendim şöyle güldü, ben konuşurken elini omzuma doğru attı, canım cicim dedi gibi laflar sizin kendinizi kandırmanız. Adam güldü de ne oldu? İnsan bu, güler. Elini omzuna attı da ne yaptı? Açık bir icraat ortada yoksa- icraat derken seks anlamında değil ama o olursa zaten sorgulama artık, yumul adama- kendini kandırmaktan vazgeç be kadın. Deli ettin beni! Harekete geçmeyen adam ya gaydir ya da sizden hoşlanmıyordur... (Bir kaç istisna olabilir)
Erkek ve kadın arasında algı farkı olduğu gibi kadın-kadın arasında da algı farkı olabiliyor bazen. Bu tip durumlarda yanınızdaki arkadaşınıza dönüp "kızım bu adam senden hoşlanmıyor... Resmen asker arkadaşı gibi davranıyor sana yahu" diyesiniz geliyor... Denmiyor. Algılıyoruz da n'oluyor sanki...
Bakın güzel bir örneğim var bu konuda:
Bugün İtalyan bir adamla tanıştım. Bir haftadır Ankara'daymış. Telefon ve hat almak istiyordu, bizim de İngilizce konuştuğumuzu duyunca yardım istedi. Anlaşamamış Turkcell ile. İyi dedik biz de.. Eli yüzü düzgün, aslında fazlasıyla düzgün. Gözlük kullanıyor... Çerçevesiz. Uzun boylu... İri yapılı değil. Siyah spor ayakkabı giymiş. Bir İtalyan havasıyla İngilizce konuşuyor... Evet ben bunlara dikkat ettim. Yanımdaki diğer iki hatun kişi ise adamın elinde yüzük olup olmadığına dikkat etmiş. Aradaki farka bakın? Bunun üzerine kendi algım ve parmaktaki yüzük dinamiğinde iki farklı çıkarımda bulundum:
1- Yüzüğe bakmadım çünkü: Adamın evli olup olmadığı umurumda değil. Evli olsa kaç yazar. Sanki Cenk ile birlikte olan ben değildim? Şuna bak Diyar; resmen amoral bir insan oldun çıktın... Ar, namus cık cık...
2- Yüzüğe bakmadım çünkü: Adamın sohbeti ilgimi çekti.. Evet evet.. Ondan bakmadım. Bana ne adam evli mi değil mi? N'apacağım sanki? Sohbet ediyoruz; adama da telefon alıyoruz. Ar,namus, aferin...
Hangi nedenin doğru olduğunu bilmiyorum. Kadınlar bu konuda felaket dikkatlidirler... Erkek insanı parmağındaki yüzüğü çıkarsa bile kadın yüzük izini kırk yıllık detektif gibi fark eder. Hele uzun süre evli kalmışsan ve hep o yüzüğü takıyorsan parmakta oluşan deformasyonu düzeltemezsin. Kadın onu mu fark edecek, demekten vazgeç be adam. Deli ettin beni! (Sana diyorum ki biz üstündeki kıyafetten, kahveyi neye koyduğuna kadar bakan insanlarız.)
Ancak ben (mallığımdan) sanırım şu ana kadar kimsede yüzük var mı diye bakmamışım. Kaldı ki evli olup yüzük takmayan yüksek bir kesim de var. Yok efendim parmağı şişiyormuş, yok efendim içine sabun kaçıyormuş, yok efendim saçını yaparken takılıyormuş. Babamın mesela yüzüğe alerjisi var. Adamın parmaklarında egzema oluşuyor. Senelerdir de vardır. Ancak annem, X Files'daki Scully gibi bir hatun olduğu için egzema falan dinlemeyip "iyi o zaman altın takma sende" diyerek kendisine yeni yüzük almış bir insandır.
Biz saçma şeylere dikkat ediyoruz işte, kabul. Ama dikkat edilen bazı noktalar ise gerçekten önemlidir: Mesela adam formları doldururken ev adresine dikkat ettiğim, doğum tarihine baktığımı kabul ediyorum.
Son kertede İtalyanım civanım'ın işini hallettik. Eğer vaktiniz varsa size bir şeyler ısmarlayayım, yardımınız karşılığında dedi... Arkadaşım bana baktı. Yok anlamında kafamı salladım. Ar, namus mu üstümdeydi, yoksa bir an önce eve gidip duş almak mı istiyordum? Bilmiyorum. Ardından yanımdaki gevurun "şöyle yapalım: ben de yabancı olduğum için biliyorum, ilk zamanlar zor geçer. Eğer şehri gezmek istersen haber ver bize. Biz de sana katılalım. Bir de kahve içeriz" demesi ile adamın süper demesi bir oldu. Elinde telefon numarası yazılı olan kartı bana uzattı. İşte bu benim numaram, kaydeder misin? Bir kaç saate açılacakmış, mesaj atarsan seninkini de öğrenirim dedi.
Evet, adamın yüzüğü olup olmadığını kontrol etmek için tek bir yol var. O da mesaj atmak.

Read more...

the Oksana

- Hatun iyi diyorsun yani?
- İyi dedik ya be kardeşim.
- Eminsin?
- Son üç aydır sadece bu hatuna takılıyorum diyeyim sana.
- İyi peki, ücret?
- 2 saatine 250 € ister bu hatun.
- Oha! Kim kimi sikiyor peki?
- İstersen ötekilerden dene. Seçim sana kalmış Evli!
- Ulan bak memnun kalmazsam, gelir ensende boza pişiririm!

...

Benim, kadınlarla aram hep iyi oldu. İyi oldu derken, reddedildiğim durumlar da vaki elbette. Hele, erkekliğe yeni adım attığım dönemler tam bir faciaydı. Güzel bulduğum kızlara aniden ve süratle aşık oluyor, daha da hızlı bir süratte, yüz bulamıyordum. Öyle ki, yüz bulursam nasıl karşılık vereceğim konusuna hiç kafa yormadım. Tabii bunda, yaşımdan hızlı giden boyumu dolduramayıp, geçici bir süre garip bir görünüşe bürünmüş olmamın ve yatılı okulun üstüme yapıştırdığı zibidi-serseri karışımı duruşun da etkisi vardı.

Sonraları bu durum değişti. Her yaz gittiğimiz tatilde bir "alamancı" kız, gece kumsalda beni öyle bir muameleye tabi tuttu ki, ben, neye uğradığımı şaşırdım. O güne kadar teoride kalan bilgilerimin pratiğini de birlikte yaptık. Daha çok o yaptı, ben, doğaçlama yeteneğimin yüksek olduğunun farkına vardım. Döndüğümde kendimi "lady killer" gibi hissediyordum. Sonrasında, gene yüz bulamadığım durumlar olsa da, bunun sıklığı zaman geçtikçe azaldı. Yaşımdan hızlı giden boyumu doldurdum, elim ayağım düzeldi. Üstüne, bir miktar karizma ekledim, bir miktar da laf edebilme yeteneği. O dönemler, genç, yakışıklı, potansiyel karizmatik bir erkek olarak maymun olduğum durumlar olsa da, üstüme alınmadım. Takıldığım, asıldığım, yüz bulduğum, bulamadığım her kadından birşeyler öğrendim. Bu kısım uzayacak. Burada keseyim. Falan...

Aynı anda iki sevgilim olmadı hiç ama, bir sevgilim varken kırdığım cevizleri toplasam, bir torbayı doldururum herhalde. Kadınları çok sevsem de, bugüne kadar iki kez aşık oldum. İkincisiyle evliyim. Evlenmeden önceki son bir sene, benim ömrü hayatımda en aktif olduğum dönemdi. Yok, o dönemki sevgilim, şimdiki karımla değil sadece. Tanıdığım, aklıma takılan hatunları ziyaret ettim, hal hatır sordum. Yenilerini tanıdım, hal hatır sordum. O dönemde, karımla ayrı şehirlerde yaşıyor olmanın avantajını epey kullandım.

Evlendikten sonra, eşimden başka bir kadınla birlikte olmamayı düşündüm. Buna da uydum uzun bir süre. Arada, evli olduğumu bildiği halde kuyruk sallayanlara kılıç çekmek istesem de, çekmedim. Kaçamak yapmadım. Canım çekmediğinden değil, yapmamayı seçtiğimden. Yaklaşık 5 sene kadar.
...

- Otel tavsiyen var mı?
- Ben, bizim garsoniyere atıyorum hatunları, keyfine göre seç işte bildik otellerden birini. Ucubik bir yer de olmasın, hatun biraz havalı, gelmeyebilir.
- Sorun çıkmasın?
- Birşey olmaz, merak etme. Sen hatuna oda numaranı söyle sadece.

Aşağı yukarı bu minvalde dönen bir konuşma. Ben, henüz bu işlere fiilen hiç bulaşmamışım. Konuştuğum adamsa, üniversite yıllarından tanıdığım, katmerli bir zampara.

Maçka parkının tam karşısında, önceden birkaç kez kaldığım butik bir otelden yer ayırttım. Abartısız, fakat rahat bir yer. Odanın duvarında büyük, hakikaten büyük aynalar var, tavandan yere kadar. Randevulaştığım hatun, ortalama fiyatlar 100$ civarında iken neredeyse iki katı para isteyen, ama çok övülen, Oksana nam bir rus kızı. Ben de hayatımda ilk kez, para vererek seks satın alacağım.

Akşamüstü erken sayılabilecek bir saatte, otelin kapısından girdim. Odaya çıkıp, üzerimdeki takım elbiseden kurtuldum. Rus kızının gelmesine bir saat vardı daha. Duş aldım. Yanımda getirdiğim kıyafeti geçirdim üstüme, viski bardağını yarısına kadar doldurup, üzerine su ekledim. Koltuğa kaykılarak oturup, beklemeye başladım.

Kapıyı açtığımda gördüğüm hatun, beklediğimden daha sade ama daha şık, her halinden işini iyi yaptığı belli olan, ama bu profesyonelliğini yumuşak gülüşüyle örtmeyi becerebilen, yaratılıştan torpilli bir kadındı.

- merhaba, ben Oksana
- Evli!

Tokalaştık.

Boynunda sahte mi değil mi anlayamadığım inci bir kolye,  hafiften duyduğum coco kokusu, iş kadını tarzındaki eteğinin üstünden belli olan abartısız ama güzel kalçaları, zarif ayakkabısı, siyah çorapları ve elinde çantasıyla önümden süzülüp diğer koltuğa oturdu.

- Birşey içer misin?
- Ben çok içmem, ama sana eşlik ederim.
- Viski?
- Olur. Bol buz koyar mısın?

Buz yoktu, oda servisinden istedim.

- Arkadaşın, sana özel ilgi göstermemi söyledi bana.


Türkçesi düzgün. Oksana'yı dışarıda görsem, süzerim uzun uzun, para karşılığı hizmet veren bir kadın olduğunu tahmin etmek zor. Giydikleri, konuşmaları, davranışları çok dozunda. Abartısı yok. Ama kadınsılık akıyor üstünden. Ücretini, üzerine biraz daha koyarak uzattım. Havadan sudan bahsettik.

Oturduğum koltuğu aynanın karşısına sürükledi Oksana, boynumla yüzüm arasında bir yerden, eğilerek öptü, yüzü aynaya dönük halde, dans etmeye başladı. Aynadan gözlerimi buldu. İşveyle güldü. Elimde içki bardağı, üstündekileri yavaş yavaş çıkarışını izledim. Sadece ayakkabısı ve iç çamaşırıyla kaldığında, üstü de tamamen çıplakken, benimle ilgilenmeye başladı. O iki saat, sadece koltuk ve ayna karşısında vakit geçirdik. Yatağı kullanmadık. Bittiğinde, aynanın muhtelif yerleri, ter ve sperm izleri içindeydi.

- Hoşuna gitti mi?

Koltukta çıplak, arkama yaslanmış, edep yerimde bir havlu varken, kafa salladım. Kız, iyiydi. Numara yaptığı yerler olduysa da, bunu bana farkettirmeyecek kadar iyiydi.

- Tanıştığıma çok memnun oldum Evli.
- Ben de Oksana.
- Görüşmek istersen, başka kız arkadaşlarım da var.
- Bakalım.

Oksana'yı ve efradını, beş ya da altı kez daha gördüm sonra. Onun üstünden tanıdığım her kız, güzeldi.

Duş aldım. Giyindim. Koltuğa tekrar oturmadan önce, bardağın yarısını doldurdum.
Su, eklemedim.

Read more...

Bakula

- Evli, yeni bir mama var, hesaplı gözüküyor, kızları da fena değil.
- Geçen seferki gibi olmasın bak, bozuşuruz.
- Yok ulan, denedim ben, kızlar Sasha'nınkiler gibi.

Geçen seferki  dediğim, piyasaya yeni girdiği söylenen bir mamadan hatun isteyip, saatlerce otelde kızı bekledikten sonra, gele gele daha önceden tanıdığım bir hatunla karşılaşmış olmam. Kızın kötü olduğunu biliyorum, kız aynen geri, mama bozuldu bana.

Gece saatlerine randevu alırsanız, trafik bazen karışır. Saat tam 10'da otelde olsun dediğiniz hatun, saatler sonra gelebilir. Geciktiyse, büyük ihtimal hatunun o günkü ilk müşterisi değilsinizdir. Mama kızlarının aynı gün içinde birden fazla müşteriye gitmesi olağan bir durum. Bağımsızlarda bu durum daha azdır, en azından çoğunda.

Sizden önce başka birisiyle de halvet olmuş hatundan fazla birşey beklememek lazım. Bu sebeple, öğleden sonra ve akşam erken saatleri tercih ediyorum ben. Mamadan servis alacaksanız, erken aramayı da unutmayın, gece geç saatte ararsanız muhtemelen "bütün kızlar işte"cevabını alırsınız, ya da, istediğiniz saate olmaz.

- Peki, numaramı gönderip arayacağımı söyler misin?
- Bir yarım saat sonra ara sen.

Bana verilen telefonu aradım, meşgul tonu verdi. İki dakika sonra da bir sms, gözüken numara +380 ile başlıyor. Hatun Ukrayna'da!

Adı, Bakula. İstanbul'un en ucuz mamalarından biri. Üç sene önce ilk tanıdığımda, 3 saat için 50$ istiyordu kızlarına. Son bir senedirse rayici, 100$. Ucuz etin yahnisi diye bir tabir var, genelde doğrudur bu işlerde. Ama tersi, her zaman doğru değildir. Yani, mamanın daha yüksek ücret istemesi, servis kalitesine aynı oranda yansımayabilir. Gelen kız önemlidir, bir de sizin davranışınız. Para veriyorum, tepe tepe kullanırım derseniz, kız da ona göre davranır size.

Bakula'nın tahminimce 10-12 civarında kızı var, portföyü fazla geniş bir mama değil. Daha önce bahsettiğim Nastya, Bakula'nın kızlarından. Sultanahmet civarında bir yerlerde kalıyorlar. Arada bir kızları değişse de, 3 yıldır hala onunla çalışmaya devam edenleri de var. Yaş ortalamaları 22-25 civarında. Nastya, ablası İrina ve akrabaları diğer İrina, en küçüğü 19, en büyüğü 23 yaşında olan kızlardı ilk tanıdığımda. Abla İrina, benim hayatımda gördüğüm, en güzel, en duru yüzlerden birine sahip; "a perfect goddess". Kendisiyle ilgili yorum yazdığım bir forumda, böyle demişim.

* resmi kaldırdım. tanıyanlar düşmeye başladı


Daha önce bahsetmiştim, tekrar edeyim; zamparalık peşinde koşan erkekler, kimde ne tür kızlar var, hangileri iyi, hangileri kötü, birbirlerine sorarlar. Mamayı aramadan önce, aynı mamayı tanıyan diğer zamparalardan bir son dakika bilgisi alınır bazen. Ya da -benim gibi- bildik, eski iyilerden çağrılır. Bazen mamaların kızları tanıtılır bu tür yerlerde, bazen de bağımsızlar. Tabii, arka planda devam eden haberleşmeler de olur. Herkes her bilgiyi herkese, vermez.

İlk aldığım servis, biraz sinir bozucuydu. Şöyle ki; kız otele geldiğinde telefon etti, aşağıdayım diye. "Gel yukarıya"ya, "taksi parası vermek lazım" diye karşılık verdi. "Sen ver, ben sana veririm", "yanımda hiç para yok" minvalinde dönen sinir bozucu bir konuşmadan sonra, bulunduğum odadan inip hatunu taksiden almak zorunda kaldım. Yukarıya çıkarken, benim niye o otele geldiğimin çoktandır farkında olan resepsiyon haricinde, diğer çalışanlar ve o gün orada bulunan otel müşterileri de duruma vakıf olmuştur herhalde.

Taksi dedim de, bu kızları müşteriye getir götür işini yapanlar bildiğiniz normal taksiler değil genelde. Normal taksi gibi de çalışıyor olabilirler. Ama genellikle, aynı taksiciler getirir götürür bu kızları. Seansın bitimine yakın hatun telefon eder, "gel beni al, işim şu saatte bitecek" der. Bazen aynı taksiyle, bazen de hususi araçla, birden fazla kızın dağıtıldığını gördüm. Okul servisi gibi, müşteriler randevuyu alıyor, mama, trafiği  ayarlıyor, bir adam gelip kızları gidecekleri yere bırakıyor, sonra da topluyor hepsini. Taksi için istenen ücret -çok uzak bir yerde değilseniz eğer- 30,40 lira civarındadır ortalama.

Bakula -sonradan öğrendiğim kadarıyla- daha önce eskortluk yapmış, sonra bu işi bırakıp kendi çapında mamalık yapmaya başlamış. İşlerini Ukrayna'dan hallediyor. Siz, beşyüzlü bir numaraya mesaj atıyorsunuz, o size üçyüzseksenli bir numaradan cevap veriyor. Sultanahmet'teki evi, kendisine Türkiye'de yardımcı olan bir ara adam kiralamış. Bakula'yı nereden tanıyorsun diye sorduğumda Nastya, "komşumuzdu" diye cevap vermişti.

30'lu yaşlarında, evli ve ikinci çocuğuna hamileymiş.

Read more...

Orgazm: "Geldin mi?"

Evet geldim...
Yok az kaldı... Devam et...
Gelmek de nedir? Bana sorarsanız ecnebinin koyduğu lafı biz devşirmişiz. Film ya da dizilerde hiç dikkat etmediğim "i am comming" lafı ilk kez karşıma üç sene önce çıktı. İlk duyduğumda "Aaa demek ki sadece biz Türkler kullanmıyoruz bu kelimeyi seks sırasında" gibi bir düşünceye hasıl olunca da sevişme modumun kaçtığını hatırlıyorum. Zaten kaçıp kaçmamasının da pek bir önemi yoktu, karşımdaki bir dakikaya kalmaz geleceğini bildirmişti... Laf ağızdan bir kez çıkar hesabı da dediğini yapmıştı.
Erkekler boşalmadan önce neden "geliyorum" der? (Hepiniz değil tamam, cengaver olup sinire kesmeyin hemen) Bence:
1- i am comming, prepare yourself: Geleceksen elini çabuk tut; yok gelmeyeceksen beni kasma.
2- i am comminggg. Inside or out?: Geliyorum... içeri gelsem sorun olur mu? (İyi de zaten kondom icat olmuş, doğum kontrol hapları var... İçerisi dışarısı, gerisi berisi, fark eder mi?)
3- i am comming, just for you to know: Hani ben edeyim de lafımı, sonra yok efendim niye geldin...niye sormadın diye çıkma. (Çok korkutuyoruz erkekleri, yazıktır günahtır. Niye çıkışayım? Bir dahaki sefere daha geç gelirsin olur biter, anlaşırız.)
Konu nereden nereye "geldi"... Dur biraz daha "gelsin"...
Gerçekten niye "geliyorum" dersiniz? Soru cümlesi dahi değil... Hadi, "geleyim mi" diye sorsanız daha devam edebileceğinizi anlarım. Bence kısaca denilen şu: Beğen ya da beğenme sonuç ortada... Bir iki saniye, bilemedin bir on saniyeye de o sonuçla karşılaşacaksın.
Ana konuya doğru "geleyim" mi?
İş biter, karşıdaki adamın yüzünde bir gülümseme oluşur. Rahatlamıştır... Kasıklarındaki ağrı, baskı, her ne ise dinmiştir... Sıra yeni bir şey söylemeye gelir:
"Geldin mi?"
Ne gariptir ki seksin bitimine beş dakika kala ile bitmesinden beş dakika sonra adamın aklı hala "gelmek" sözcüğündedir. Bu sefer sizi merak etmiştir. Oysa ki "geldin mi?" sorusuna cevap vermek bütün kadınlar için kolay değildir. Erkeğin sorduğu bu soru, kadın vajinal orgazm olmuyorsa daha da anlamsızlaşır. Sizin hareketinizden ya da istemsiz kasılmanızdan bir şeyler çıkartabilirler, yine de merak ederek sorarlar: "Diyar geldin mi?"
Küfür etmeyi sevmem. Yakıştırmam da kendime... Hoşuma da gitmez. Efendim izninizle:
"Gelmedim a.q."
Maalesef yurdum erkeği de yurdumdan olmayan erkek de gelip gelmediğimize takılmıştır. Bu konuda farklı tip bir kaç erkekle tanıştım aslında. Bir tanesine orgazm olsam da uzun süre olmadım dedim. En son sevişmemizde aynı soru ile yine karşıma çıktı.
-Diyar, geldin mi?
-Evet.
-Gerçekten mi?
-Evvvet...
-Sevindim. Sen orgazm olmadığın için kendimi yetersiz hissediyordum.
- .... (Biz acımasız olabiliyoruz. Ya da şöyle söyleyeyim "ben acımasız olabiliyorum". Adama orgazm olduğum halde söylemezsem yetersiz hisseder kendini.)
Yine de, geldin mi sorusu artık kabusum haline gelmeye başladığı bir sırada başka bir erkekten de aynı lafı duyunca artık isyan bayraklarını çektim. Seks bitmiş, uzun sürmüş... Gereksiz konuşmalara girilmemiş... Erkek insanı üç beş kere "bebeğim çok güzelsin... diyar canımsın" gibi laflar etmiş. Ama saçma laflarla seksin doğasını bölmemiş. Her şey bitmiş içeri salona geçmişim. Bir sigara yakıp güzel bir şarkı açmışım:
-Bir şey soracağım sana ama doğruyu söyleyeceksin?
+ Peki. (Bu sırada içimden iki soru geçti. Eğer bunları sorarsa nasıl cevap vereceğim dedim kendi kendime. Yalan söylemeyi beceremeyen bir insanım, en fazla kıvırabiliyorum.)
-Sen orgazm oldun mu? (İçimden: Yürü be sonunda geldin mi demedi birisi de dedim..)
+Nasıl yani? Niye sordun ki? (Ne kadar kötüyüm. Zaten adam ıkınmış sorarken; ben ise cevap vermek yerine üsteliyorum. Biz kadınlara laf kalabalığı sever misin diyin, ohoo bayılırız.)
- Dün orgazm oldun, fark ettim ama bugün fark etmedim. Dinamiğini anlamak istiyorum...
Erkeğin işi de zor... Sonuçta onlar gibi anlık boşalma yaşamıyoruz. Doğal olarak da adam orgazm olup olmadığımızı ya da kaç kere olduğumuzu anlamıyor. Bir arkadaşıma sordum geçenlerde, sen orgazm olduğunda vücut tepkin ne oluyor diye: Kızın verdiği cevap hiçbir şekilde genelleştirilebilecek bir şey değildi:
"I feel kind of numbness starting from my left leg; and then it goes all over my body 'till my stomach. But only my left side."
Her kadında farklı bir his mi oluşuyor gerçekten? Kimi kasılırken, kimi titrer mi? Hiç belli etmeyeni var mıdır?
Peki, bir önceki gün "gelmiş" miydim?
Affınıza ikinci kez sığınarak:
"Gelmedim a.q."
Yazının sonuna "geldim"(!)

Read more...

Fantazi, seks, dirty talk

İyi bir ilişkiniz var, ya da evlisiniz. Diyelim, 10 yıldır berabersiniz eşinizle. İlişkinin, hele de evliliğin getirdiği sorumlulukları falan da bir kenara bırakalım. Çoluk çocuk yok, maddi sorununuz yok. Kafaca anlaşıyorsunuz. Her gün birbirinizi görüyor, konuşuyor, her gece birlikte aynı yatağa giriyorsunuz. Her gün ve her gece.
İlişkinizin en başındaki ateşli sevişmelerin ateşini ne kadar süre koruyabilirsiniz? Ya da koruyabilir misiniz? Ya da korumak için ne yaparsınız? Ya da bıkar mısınız? Rutine biner mi? Görev olur mu?

Soruların gidişatı "evet bıkarız'ı" düşündürmeye çalıştığım gibi anlaşılmasın, tersinden sorayım; başta tanımıyordunuz birbirinizi, artık tanıyorsunuz, başta tecrübeniz azdı, şimdi daha fazla, üstelik eskiden dilediğiniz zaman birlikte olamıyordunuz belki, şimdi o da yok, dilediğiniz zaman halvet olabilirsiniz. Aranız da iyi eşinizle. Tavşanlar gibi çiftleşiyor olmamız lazım gelmez mi? Malum, meret zevkli birşey. Ne olur aranızdaki sekse? Samimi bir cevap verin kendinize. Hatta buna cevap verirken, adamın/kadının ilgisizleşebileceğini, değişmesini falan da bir kenara bırakın. Eşinizi hala seviyorsunuz. Belki har'ı düşmüştür sevginizin ama, seviyorsunuz. Seksin kalitesini ilişkinin gidişatı belirleri de savmış olalım. Hatta çıkan göbeği, artan selülitleri de atalım. Aynı ateşi koruyabilecek misiniz? K o r u y a b i l e c e k m i s i n i z? Korunabilir diyenlerin, dediklerinin altını mantıklı bir şekilde doldurmalarını bekliyorum. ....


Porno, iyi güzel şey de, en son ne zaman bir pornoyu izlediğimde dimdik oldum, hatırlamıyorum. Hatta dimdik oldum mu hiç, ondan da emin değilim, belki gençken. İlla ki bir el atılması gerekiyor zamazingoya. Pornodan iyi bir mastürbasyon malzemesi olur, başka da birşey, zor bana göre. Elbette, değişik teknikler, eğilimler görmek için izlenebilir. Nelerden hoşlanabileceğinizi keşfetmek için bir araç da olabilir. Şahsen, mebzul miktarda ve yeterince çeşit tükettim sanırım.
İddiam odur ki, seks hayatını renklendirir diye birlikte porno izleyen çiftler, bir süre sonra bundan sıkılacaktır. Hatta zararı bile olabilir, aletler kamaşullah, hatunlar süt, pozisyonlar abartılı. Halbuki biz normal insanlarız. Profesyonel zikici/zikişçi değiliz. Bir tutkumuz var varsa, o kadar. Tam da bunu yazarken, sittin sene önce izlediğim filmden bir sahne hatırladım. Tinto Brass olabilir yönetmeni; adam karşısındaki kadına imalı imalı bakarken, elindeki tüfeğin namlusuna fişeği sokup sokup çıkartıyordu. Arada kadının yüz ifadeleri. Sonrasında, kadınlar tuvaletinde arkadan yanaşıp -güya- biraz zorla hatunu götürüyordu. Kazık gibi olmuştum bunu seyrederken. Hardcore aksiyon çekimi yok, sadece bir eteğin sıyrılması, kadının bacaklarının görünmesi, adamın kadının donunu tüfeğin ucuyla sıyırması ve dayanması var. Aynı sahneyi tekrar görsem, muhtemelen gene kazık gibi olurum.

Aradaki ateşi, burçlara, aya, güneşe, merküre bağlayanlar da var. "Akrep erkeğiyle koç kızı tokuşturursa acayip güzel olur?". Aşık olmadan önce burcun ne diye soranınız var mı? Ya da evlenirken bunu kaale alan? Ona göre mi karar vereceğiz. Saçma. Etkisi var mıdır? Bilmiyorum, ilgi alanımın dışında bu. İnsanın içinde olması gerektiğine aklım yatıyor yatmasına da, bunun doğuştan gelen bir özellik mi, yoksa sonradan, ilgiyle, güzel seksle, hevesle uyanan birşey mi olduğuna tam karar veremiyorum. Doğuştan satir ya da nemfoman olunabilir mi?

Geri dönelim konuya. Fiziksel ve duygusal anlamda herşey yolunda bile olsa, insan bir süre sonra aynı tarz sevişmekten sıkılmaz mı? Aynı tarzı biraz çeşitlendirdik diyelim, bir gün bacak omza, ertesi gün reverse cow girl. Aynı kişi, dön dolaş aynı seks tarzı? 10 sene? Sıkılınır gibi geliyor bana. Gibisini fazla dedim. Hadi sıkılınır demeyelim, yumuşatayım birazcık, eski heyecanı verir mi? Arnavutun en sevdiği yemek pırasa, doyduğunda "daha pırasa olsa yemem" diyor. Oyunu çeşitlendirmek lazım. Adına ister fantazi deyin, ister seks düşkünlüğü, ister heyecan arama, ister sapıklık! Nasıl adlandıracağınız, sizin seksi nasıl gördüğünüze bağlı. Bana sorarsanız da, heyecan şart. Heyecanın ne olacağı size kalmış, karşınızdaki tamam diyorsa herşey mübah. Yatak odasında sevişmektense hatunu otoparkta sıkıştırmak, mini etektense bir eteği sıyırmak, çıplak sevişmektense göğsun birini dışarı çıkartıp yaka paça sevişmek daha keyifli geliyor bana bazen. Ya da, nefessizlikten kızarana kadar hatunun boğazına çökmek. Abartı mı? Kendiniz karar verin sınırınıza. Ne kadar sınır, o kadar az ateş.

Daha da yazılır aslında da, meramımı anlattım sanırım. Videodaki abi ve abla evli. Yıllar önce izlemiştim, geçenlerde tekrar rastgeldim. Gün yüzüne çıkmamış böyle ne kayıtlar vardır. Public bir yerden indirmiş olsam da, yüzler gözükmeyecek şekilde tekrar düzenledim. Diyalogları dinleyin. Artık dirty talk mı denir, fantazi mi, sapıklık mı, bilemem. Sizin seksi nasıl gördüğünüze bağlı.

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP