Düğün
En sonda söyleyeceğimi en başta diyeyim de kurtulayım. Ben, kendi düğünümdeki kadar yorulduğum bir başka gün daha hatırlamıyorum ömrü hayatımda. İmanım gevredi.
Daha önce de yazmıştım, evlenmeden önce uzun bir süre eşimle birlikteydik. Bazen aynı evde yaşadık, bazen gidip geldik. Kimin kime ilk önce "hadi evlenelim artık" dediği bazen tartışma konusudur aramızda. Biraz kendiliğinden, aynı zamanlarda verdiğimiz bir karardı. Ben gene de, adet yerini bulsun diye formal bir evlilik teklifinde bulundum. Bitmeyen taksitlerden arta kalan paralarla gittim, güzel bir yüzük aldım, kutusunun içine bir de not ekledim, birlikte bir akşam yemeğinin üstüne şarabımızı yudumlarken dizlerimin üstüne çöküp ellerini tutarak "evlensek mi" dedim. Bu soru ekini benim kararsızlığım olarak algıladığından olacak, ilk resmi fırçamı da daha evlenmeden yedim. Benim gibi çabuk sıkılan ve saplantıları olan bir adamın evliliğe karar vermesi pek kolay değil, baktım ki tüm cinsliğime rağmen uzun süredir "iyi anlaşıyoruz", doğru insan varsa bu olsa olsa budur deyip gözümü kararttım.
Kadınlar değişik, seremonilere bayılıyorlar, o gece resmi teklifimi yapacağımı bal gibi bildiği halde, bilmiyormuş gibi davrandı. Sakladığım yüzük kutusunu çaktırmadan öncesinde açıp baktığını da biliyorum. Sanki hiç beklemiyormuş da çok şaşırmış gibi bir hal takınarak hevesle "evet" dedi, sarıldık, öpüştük. Bir tur da seviştik üstüne kutlama niyetine.
Evlenmeden önce bazı temel prensiplerinizi karşınızdakine kabul ettirmenizi öneririm. Kabul etmezse "paşa gönlün bilir" deme şansına sahip olursunuz en azından. Kadınların alışverişle ilgili davranışları malum, birşey alacaklarsa elli yer gezilir, yüzelli kez fikir değiştirilir, size sorduklarına bazen "evet bu yakıştı sana, al bunu" dememişsiniz gibi, ısrarla başka şeyler denenmeye devam edilir, tekrar tekrar "yakıştı mı" diye sorulur. Çileden çıkmanın ne demek olduğunu, insan beyninin nasıl sıyrılabileceğini anlamaya başlarsınız.
Sıradan bir alışverişte bile bunu yapabilecek potansiyele sahip bir kadının düğün alışverişinde neler yapabileceğini tahmin ettiğimden, ültimatomumu verdim; "beğendiğin gelinlik ve ayakkabı sayısını ikiye düşür, o zaman gelir bakarım ben de". "Gelinlik sade olsun" diye de ekledim. Sade.
Gelinliğin alınacağı yeri seçmesi takriba 1 ay sürdü. Ben, tek seferde gittim damatlığımı aldım. Nedir yani. Vitrinde gördüm, gözlerimi kısarak şöyle bir üstümde hayal ettim, "budur" dedim ve aldım çıktım.
Düğünden önce nikahlandığımızdan, ben kafamda hemen hemen bitirmişim olayı. Nikah sade ve güzeldi. Ben o gün evlendim bana sorarsanız. Düğün, işin seremonisi. Eşim, "kır düğünü mü yapsak acaba" ile başlayıp yüzelli farklı senaryo yazdı. Her senaryoyu da tek tek dinledim. "Yağmur yağarsa" ihtimalini kafasına sokup gerektiğinde üstü kapatılabilecek yerlere bakmamızın daha doğru olacağını söyledim. "Yer seçimini ikiye indir, sonra ben de gelir bakarım'ı, ültimatomu verirken unuttuğuma çok pişman oldum. Her hafta sonu, düğün yapılabilecek ne kadar yer varsa hepsine gitmek zorunda kaldım.
Bu gelinlikleri neden böyle karmaşık yaparlar hiç anlamıyorum. Varsa bir mantığı, söyleyin ben de bileyim. Beğendiği ilk gelinlikle karşıma çıktığında, "ben sana sade seç demedim mi" sözümü hatırlatmanın faydası olmadığına karar verdim. Güzel olmasına güzeldi de, "ben bunu nasıl çıkartacağım ulan" sorusu kaçınılmaz olarak aklıma geldi. Bana kalırsa ikisi de birbirine benziyordu ama, benim de bir seçim yaptığım belli olsun kabilinden "ilk giydiğin daha güzeldi" dedim. Ayakkabıya karar vermek de bir saat kadar sürdü, "gelinliğin altından gözükmüyor ki zaten, seç işte birini" mantıklı önermem de kabul görmedi.
Düğün günü kendi traşımı kendim oldum. Ütüyü de kendim yaptım. Takriba iki saat içinde gayet yakışıklı, hazır ve nazır bir evli damat olarak kız evine gittim. Kız evi mi, deliler evi mi belli değil. "Kız tarafı" denilen güruh -severim çoğunu- aynı anda konuşup birbirlerini dinlemeyi beceremeyen bir insanlar topluluğu. Birisi birşeyi unutmuş misal, önce bir hengame kopuyor, sonra birisi alelacele unutulan şeyi almaya gönderiliyor. Falan. Bu kadar çok hazırlığa rağmen bu kadar çok unutulan olur mu? Kadınlar yapınca oluyor işte.
İnsan kendi düğününe geç kalır mı? Kalır. Hatta çok normal bir durum bence. "Gelin başı" denen şey dört saat sürdü. Geç kalınmıyorsa, asıl ona hayret etmek lazım. Düğünde hevesle yaptığım neredeyse yegane şey, ilk dansımız oldu. Birileri tebrik ediyor, yüzümde çok sevecen bir sırıtma hali, teşekkür edip kafa sallıyorum durmadan. Hiç tanımadığımız insanlara -ki o kadar çok insan nereden geldi onu da anlamış değilim, her iki taraf da bizim bizzat tanımadığımız bir sürü insanı çağırmıştı, sanki düğün onların- gülücükler dağıtıyoruz. Hayatta, aynı gün içinde en çok kadını ve erkeği kendi düğününüzde öpeceksiniz. Bu lafımı da yazın bir kenara.
Seremoni bitip de eve geldiğimizde, saatlerdir ayakta kalmış olmaktan ve hengameden çok yorulmuştuk. O kadar ince planlar yapan kız tarafının, "bunlar eve geldiğinde ne yiyecek, birşeyler hazırlamak lazım" gibi nazik bir konuyu hiç düşünmediklerini fark ettik. O kıyafette dışarı da çıkamadığımızdan, mutfakta bulduğumuz gösterişsiz tayına talim ettik. Yapılması dört saat kadar süren gelin başından takriba bir milyon adet saç tokası çıktı. "Azıcık uzanıverelim" dedikten sonra uyandığımızda sabah olmuştu. O gece bizden iş falan da çıkmadı. Dersimi aldım.
Bir daha hayatta evlenmem.
hemen her damadın ortak derdi bu düğün meselesi sanırım...neden acaba kadınlar bu kadar detaycı ve kararsız olabiliyorken erkekler en özel olması gereken günlerinde bile bu kadar sakin ve kararlı...herşeye rağmen günün sonunda gelin de damat da aynı derecede yorgun ve bitik..halbuki yap şu düğünü hergün en yakınında olan insanlarla ne olur ki...50 kişiyle de şaşaalı bir düğün olabilir illa 500 kişi olmasına ne hacet:) hem şu her geleni öpme meselesi beni aşıyor...neden yani kırk yılda bir gördüğüm insanlar eğlenecek yiyip içecek diye ben ayakta saatlerce dıdının dıdısına kadar öpmeliyim anlamış değilim bu nasıl bir adettir...sırf bu öpüşme seramonisi yüzünden bile evlenmemeyi düşünmek gerek:)
:)) Geçtiğimiz yaz abim evlendi,düğün gecesi kaldıkları otele gitmişler.Odada tabi meyve sepeti,şampanya,zart zurt varmış,bunlar yorgunmuş,uyumuşlar,sabah kalkmış erkenden,armut yemiş,şampanyayı da alıp bana getirmişler.Çok yorgundu ikisi de.
Zaten düğün gecesi millet takısını taktıktan sonra görümceyim diye alıp saydım şu kadar altın şu kadar bilezik diye.Aklımız fikrimiz yapılan masrafı çıkarıp çıkaramayacağımızdı.Çıkardık.Mutluyuz.
okurken kendi düğünüm geldi gözümün önüne :D gelinlikle yürümeye tam alışmıştım ki düğün bitti. sonra eve gel imam nikahi teranesi başladı, gecenin bi yarısı herkes gittikten sonra ayrı ayrı çekyatlarda uyumuştuk biz de.. valla ben de bi daha evlenmem..:))
"Güzel olmasına güzeldi de, 'ben bunu nasıl çıkartacağım ulan' sorusu kaçınılmaz olarak aklıma geldi."
Çok güldüm ama bu cümle iyice dağdan aşırdı beni Evli Beyciğim. Kadın-erkek antagonizmasının doruk yaptığı andır evlenme bahsi zaten. Üstüne de sizin tatlı üslubunuz eklenince tadına doyulmuyor okuması.
@sakazen
sizinkine "kaçıverin" olsun bitsin.
@miss tantana
düğün alışkanlığımız üstüne çok şeyler yazılabilir aslında, benden bu kadar olsun. zifaf gecesi diye birşey yok.
hoşgeldiniz psikopat fare.
hafif abim,
bahtiyar olduk sizi güldürebildiğimize. üslüp konusunda ben sizin elinize ancak su dökerim, peşkir tutarım.
bu 'kari'lerin işine akıl sır ermiyor bazen. bence gurban olduğum kozmos kafa bulmak için böyle yapmış. eğleniyor bizimle zaar.
bu dandik espriyi gene yaptım kendimi tutamayıp. bir daha yaparsam taş olayım a.q.
Sırta yumruk falan yeseydin tam olurdu evli adam. :)Artık modern çift dediğimiz günümüz gençliği nikahla kapatıyor olayı. Çakı merasimine yarım saat ayırıyorlar, foto moto arada gidiyor. Ne öyle hadi damat bey piste gibi yılış yılış muhabbet oluyor, ne pasta dağıtımı falan. Güzel iş.
Bence evli olmayı ve bunu vurgulamayı daha fazla kızı yatağa atmak için kullanıosunuz...Burda gerçekten evliyseniz eşinizi alçalttığınızı yada onun da blog takipçisi olabileceği düşündünüz mü hiç?
adsız adsız'ın yorumu ilginç. oysa ben hep bu blogdan cevat'a iş çıkabileceğini, evli adam'ın ise ağzını havaya açması gerekeceğini düşünmüştüm. evli bir adama ilgi duyan kadınlar onunla uzun süreli bir "gönül" ya da "para" ilişkisi yaşayacaklarını düşünürler genelde (ben öyle biliyorum en azından). hatta sonrasında "karını boşa, beni al" muhabbetleri de olabilir. evli adam'ın böyle bir duruşu yok. hatta tam aksi noktada bulunuyor bence. dolayısıyla kızları yatağa atmak istiyorsa bunun uygun bir söylem olduğunu sanmıyorum.
düğün konusuna gelince, sadece nikah bile yeterince yorucu bir şey. düğünü düşünemiyorum. evlilik konusunda şöyle bir şeyler gevelemiştim vaktiyle: http://bendedimoldu.wordpress.com/2009/02/06/evlilik-uzerine/
@öteki
hoşgeldin.
@adsız
daha önce de de benzer argümanla gelenler oldu, bir cevap verdim. merak ediyorsanız arar bulursunuz.
yazılan bunca yazıyı "kızları yatağa atmak" derdi ile ilişkilendiriyorsanız o da sizin sorununuz. beni sizin gibi değerlendirip açık tekliflerine "atlayacağımı" varsayan hanım okurlar şaşırdığında, ben de onlara şaşırıyorum.
joa
bu yazını okumamışım ben. "evlensek mi" kısımları benzer olmuş gene :) . yazını özellikle hatun kişiler okumalı. sonra dönüp bir daha okumalı.
Yazıyı okumayı bitirmeden kendi düğünümü düşünerek, hayatımda hiç bu kadar çok insanı öpmemiştim diye geçirdim. o sırada senin de benzer bir cümleyi kurmuş olduğunu okuyup gülümsedim. Hepimiz benzeriz bu konuda.
bu yaz ablam evlendi. ve basliyorum.
gelinlik icin kalkilip istanbula gidildi. ablamin ilk giydigi gelinlik, superdi ve cok yakismisti. oyle ki, annem, ben ve erkek kardesimin gozleri doldu gorunce. ama iste ablam, belki daha iyisi vardir diyerekten, bizi dolastirdi da dolastirdi. her butikte, ben elimde fotograf makinesi, yalvar yakar fotograf cektim. ablamin karar vermesine yardimci olmak adina. en son, yine en basa donup. ilk begendigi gelinligi aldi. ama bir 9 saat kadar, gelinlikci gezdigimizi biliyorum.
ayakkabi bizde cok sancisizdi. gordugu ilk ayakkabiya vurulup, aliverdi. cok sasirdik.
gelin basi. bir de iste fotograf derdi. ablam baskasina guvenmediginden, bana tamamen profesyonel fotografci muamelesi yapti. elimde makina, durmadan cektim de cektim. kac saat surdu, hic hatirlamiyorum. sen de saclarina guzel bir sey yaptir israrlarina ragmen, duz fonlettigim saclarimi kendim krepeleyip, makyajimi da 4 dakikada falan kendim yaptim.
dugun.. of diyorum. beklenen misafir sayisinin 1.5 kati geldi resmen. hepimiz soklardaydik. ayagimda 13 santim topuklularla, oradan oraya kosuyorduk. nikah tam bir hengameydi. belediye baskaninin geldigi dugunlere kafamin girmesini hep istemistim. ablaminkinde de durum ayniydi.
taki merasimi istemeyen sosyetik ablam, masalari dolasip da, insanlari optukleri sira kurban olarak beni secip, elime suslu bir sepet verip, hem takilari toplatti, hem de ben de herkesi opmek durumunda kaldim. 40 yas ustu insan kitlesinin gozbebegi olan bendeniz, ay ne guzelsin, massallah boya posa bak, barbi bebek gibi olmussun laflarinin esliginde bir dolu da elle tacize maruz kaldim. mememi elleyen 60. teyzeyle sarilirken elleri kalcamda gezinen 45. amcadan sonrasini sayamadim inanin.
sonra. ismi lazim degil cok unlu bir sanatci supriz olarak gecemize renk katti. o noktadan sonra, alkol su oldu akti evet. herkes sarhos. annemler yerde tabak falan kiriyor. ben, ayaklarim sis. bir elimde martini, bir elimde viski sisesi. bir ondan bi yudum aliyorum. bi digerinden. sonlari cok hatirlamiyorum gercekten de.
tabi bir de dugun aninda fotograf cekerken atlattigim dovulme tehlikeleri var. butun fotografcilar benden nefret ettiler.
neden anlatiyorum ? gecenin sonundaki cok net dusuncem suydu. sikerim boyle askin izdirabini.
dusunceden ote, annem anlatiyor. gece demisim ki : ben kacip evlenip oyle gelcem haberiniz olsun.
sanirim gercekten de bunu istiyorum ben.
dugunlerden nefret ediyorum!
feykengıl
demek ki nedime olmak da tehlikeli.
Hehe bende bir daha evlenmem yeter artık.
Bende gerdek gecesi öncesi uyuya kalmışım yorgunluktan.Birde baktım dürterek kaldırdılar.
"Hadi kalk hadi kalk" diye.Görev bilincindenmi dersiniz bilmem ben nöbette uyuklarken yakalanmış bir asker edasıyla uyanmıştım vallahi..