Atatürk diyor ki
"Atatürk diyor ki" demeden geçsem eksik kalacaktı yazılar. Mustafa filmini izlemişsinizdir sanırım. Ben film olarak pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim, ama anlatılmaya çalışılan atatürk'ün halini sevdiğimi söyleyebilirim. Uzun yıllar önce anıtkabiri dolaşmaya gittiğimde müzede gördüğüm kişisel eşyaların şıklığı karşısında hayret etmiştim. Janti adammış. Hem de ne janti. O ayaklabılar, pantolonlar, paltolar. Çok şık.
Şık giyinen adam kadınları da sever değil mi? Sevdiği aşikar da, kadınlar konusunda şansı pek yaver gitmemiş atamın. İlk aşkı kimdir bulamadım, hoşlandığı kızları istetmiş annesine, vermemişler.
Vals yaptığını, fransızcasını geliştirmek için fransız "hanımlardan" özel dersler aldığını okudum, üstüne bir de giyim kuşam, içki adabını yerleştirdiğimde çıkan profil çok net: Adam çapkın. Mamafih şansı yok. Bilmediğimiz kırıkları -öğrencilik, gençlik döneminde- mutlaka vardır. Tarihçiler el atsa da öğrensek diyeceğim, put halini gözümüze gözümüze sokmak resmi politika olduğundan bunu da yapacak bir babayiğit çıkmaz bu memlekette. Çıkarmazlar.
29 ekimde de pastanın içinden çıkarmışlar muhteremi, el sallatmışlar bir de, okuyunca asabım bozuldu, küfür ettim. Burada da edeyim içimde kalmasın. Hay sokayım böyle zihniyete be!
Tuttuğu günlükler var. Bir tanesi 1918 temmuzunda Karlsbad adlı yerde tuttuğu günlükler. Neler yazmış bir bakalım;
Yemekten sonra oturduğumuz salon, dans salonunun ittisalinde idi. Gayet zarif, latif bir kaç genç kadın simokinli erkeklerle dans ediyorlardı, iki salon arasındaki büyük camlı kapı köşede işgal ettiğimiz fotöylerden bu tekerrür ve temadi eden Vonstep'leri seyre pek müsaitti.Gayet latif, zarif bir kaç genç kadın. Birinci valsörlük. Kullandığı kelimeler bunlar. Dedim size adam çapkın ve zevkli diye. Devam edelim;
- Ne güzel, dedim. Dansı çok sevdiğimden ve ataşemiliterlik zamanımda birinci valsörlerden addedildiğimden bahsettim.
Hanımefendi de kızlık hayatında çok dans ettiğinden ve dansı sevdiğinden bahsetti ve sonra ilave etti...
- Bu hayatın bizde teessüsü ne kadar müşkül...
Dedim ki, ben her vakit söylerim, burada da bu vesile ile arzedeyim benim elime büyük selâhiyet ve kudret geçerse, ben hayat-ı ictimâiyemizde arzu edilen inkılâbı bir anda bir "Coup" ile (darbe) tatbik edeceğimi zannederim. Zira ben, bazıları gibi efkâr-ı avamı, efkâr-ulemâyı yavaş yavaş benim tasavvuratım derecesinde tasavvur ve tefekkür etmeğe alıştırmak suretiyle bu işin yapılacağını kabul etmiyor ve böyle harekete karşı ruhum isyan ediyor. Neden, ben, bu kadar senelik tahsil-i âli gördükten, hayat-ı medeniye ve ictimâiye-yi tetkik ve hürriyeti tezevvuk (zevk almak) için sarf-ı hayat ve evkat ettikten sonra, avam mertebesine ineyim . Onları kendi mertebeme çıkarayım, ben onlar gibi değil. Onlar benim gibi olsunlar. Mamafih bu meselede şâyân-ı tetkik bazı noktalar var. Bunları iyice takarrür (düşünüp taşınmadan) ettirmeden işe başlamak hata olur.Elinde güç olsa bir darbe ile sorunu kökünden çözüverecek. "Bu kadar eğitimden, okumuşluktan, görmüşlükten sonra niye sıradanların seviyesine ineyim. Onlar benim seviyeme gelsin!" Bence de haklısın paşam, seve seve olmuyorsa, öpe öpe. Bazı işlerde despot olmak lazım.
Ben henüz mücerret (yalnız) bir adamım. Benimle, bir müteehhilin (evli) bu babtaki tarz-ı muhâkemâtı arasında arasında fark olabilir.Haklısın paşam, evli ve bekar adamın düşünceleri biraz farklı. Son sözü sona bırakalım.
Mesela bizde iffet ve ismet pek büyük ve sıkı kuyûdaâta (kayıtlar) tabidir. Bir Avrupalı bu kuyûdu tanımıyor. Onun bizim nazarımızda tamamen ahlaksız, onlar nazarında biz tamamen vahşi.Avrupalı ahlaksız bizim gözümüzde, biz de onlarınkinde vahşi...İki felsefeden biri, kadınların ve erkeklerin hiçbir ilişkiye kurala bağlı kalmaksızın serbestçe yaşaması, sadece toplum düzeni için belli kanun ve kaidelere uyulması. Diğeri de, kendine uygun bir eş bulana kadar, hem erkeğin hem de kadının saflığını koruması -vermek yok, almak yok-, evlendikten sonra da kadının ve erkeğin herşeylerini birbirine adaması. Boşanmazsanız tabii. Biraz naif buldum ikinciyi.
Binâenaleyh iki felsefeden birini tercih etmek gerekiyor. Hal-i asli tabiîye avdet (doğal duruma geri dönme) fakat daha süslü, daha insanî erkek ve kadın tamamen hür ve müstakil madam-ül hayat (hayat sürdükçe) hiç bir muayyen rabıtaya tâbi (ilişkiye bağlı) olmayacak. Fakat idâme-i beşeriyet, temin-i refah-ı cemiyet, muhafaza-i intizam-ı umumiyet için kanunlar, kaideler olacak bunlara riayet edilecek.
Veyahut kemâle gelen her erkek ve kadın kendine her nokta-i nazardan küfüv (her açıdan denk) olan bir eş buluncaya kadar muhafaza-i nezahat edecek ve bulduktan sonra teşekkül edecek çift bir ocak vücuda getirecek. Tarafeyynden (taraflardan) biri ölünceye kadar, veyahut şimdiye kadar mer'i kavaid, ve kavanin-i şeriyenin mesağ gördüğü esbâb tahtında tantında iftirak edinceye kadar (yürürlükteki kuralların izin verdiği sebeplerle boşanana kadar) erkek karısına, kadın yalnız kocasına manen, fikren, maddeten hasr-ı mevcudiyet edecek.
Zevceynde (karı koca), harice taşmak istidadında olan hissiyat ve temayülâtı boğmak için tedbir alalım: İslamiyette tatbik edilmekte olan tesettür, kadınların kocalarından başka erkekle kat'iyen temasa gelmemeleri ve hayal-ı hariciyeye mâlik olmamaları bir dereceye kadar kadınları tevkif eder, fakat erkekler için, bugünkü zemin-i medeniyette bir mania icat etmek müşkül. Vakıa onları ciddî ve sürekli mesaî içinde bulundurmak suretiyle meşgul etmek varid-i hatır olurBu kısım süper olmuş paşam! Dışarıda gözü olma ihtimali olan kadının elini kolunu zaten islami kurallar bağlıyor da, erkekleri nasıl tutacağız bilmem demeye getirmiş. Çözüm önerisi de ilginç; erkekleri sürekli çalıştırırsak, meşgul edecek birşeyler bulursak olur bu iş!
Gerçi devam ediyor sonra;
Pek güzel, o kadar ciddî ve yorucu meşagilden sonra, son asır terakki ve medeniyetin şuaatiyle (ışığıyla) ve dimağı tenevvür etmiş (aydınlanmış) bir erkek, işinden doğru evine gelüp, kapanmak suretiyle yarın için icab eden zevk ve kuvvet-i mesaiyi iktisab edebilir mi? Biraz hava, biraz musikî, biraz tiyatro, hülasa bir hayat arzu etmez mi? Bu icabat'ı tabiiye ve medeniyeyi tatbik ederken yanında karısı bulunmazsa, bu noksanı telâfi etmek lâzım gelmiyecek mi? Çünkü bir erkek için kadın huzurundan, kadın sözünden, kadın refakatinden mahrum bulunmak bir noksandır. Bu behemehal (mutlaka) tatmin olunur. Fakat evde erkeksiz kalacak kadın için erkek ihtiyacı aynıdır.Aslında postayı burada bitirsem de olur. O kadar çalıştıktan sonra erkek, gezip tozmayı, eğlenmeyi istemeyecek mi? İsteyecek. Peki yanında karısı olmazsa ne olacak? "Huzur ve refakat" diye tanımlamış, ellemiyeyim ben de, bu eksiklik mutlaka giderilir. Aşkolsun paşam! Fakat ile başlayan cümleye takılmadım.
10-11 Temmuz için şöyle bir not düşmüş;
Bu iki günün suret-i güzerânını yazmayacağım. Birçok hatıratım gibi bunların da nisyâna karışmasında (unutulmasında) ne beis var. Yalnız şu kadar diyelim ki, insanlar hakikati daima gizlerler.Bu arada bir vukuatı var gibi geldi bana. Sonunda da şöyle demiş çünkü;
Karlsbad'da geçen günlerimin hatıratını tamamen ve olduğu gibi bu defterlere tevdi'i edemedim. Bunun iki sebebi var, birincisi lüzumu kadar yazı yazmak için vakte mâlik olamadım; ikincisi her düşündüğümü, her yaptığımı yani bütün esrar-ı fikrîye ve hayatiyetimi bu deftere nasıl ehemmiyet edebilirdim Hattâ bu yazdıklarımı bile birgün, ihtimâl pek yakın bir günde mahvetmeyecek miyim.Paşam kesin bir ceviz kırmış, ama yazamamış. Günlükteki madam'dan şüphelendim. Günahı boynuma artık.
Atatürk, latife isimli bir kadınla evlendi. Çok teferruata girmeyeyim, yazı bitmeyecek. Şirret, kıskanç ve terbiyesiz bir kadın olduğu yönünde çok yazı var ararsanız. Bir de "Fikriye" diye bir kız var. Öldürüldü mü yoksa intihar mı ettiği hala tartışma götüren güzel bir kadın. Hikaye ilginizi çekiyorsa arar bulursunuz artık.
Latife hanımın tavrından o kadar bezmiş ki şu lafı etmiş paşam;
hayatımda yaptığım hatalardan biri de evlenmektir. işte görüyorsunuz... ordular yönettim, meclisler yönettim, savaşlar yaptım, kazandım ama, bir kadını yönetemiyorum. okumuş da olsa, iyi aile kızı da olsa, sonunda kadın, kadındır!"
10 kasım niyetine yazayım dedim.
Bir sürü klişeden sonra okuduğum en iyi 10 kasım yazısı, eline sağlık.
çok okunası yazı olmuş gerçekten, zevk ilen okudum.
teşekkür ikinize de.
aslı hoşgeldin.
kısa bir süre önce rastladım yazılarınıza ve hemen hepsini keyifle okuyorum ama Atatürk sevgisinden midir nedendir bilemedim bu yazınızdan ayrı bir keyif aldım teşekkür ederim ellerinize sağlık..
Olm Fikriye'nin gözleri mal mal daha doğrusu bön bön bakıyor bence. İlk baktığım anda da Medusa'yı çağrıştırdı bana.
Latife'ye laf yok. Uzaktan olacak ama diyeceğim Latife'nin tarafını az çok duydum (Latife'nin kardeşinin kocasının oğlu sevdiğim bir büyüğümdür ve az çok o tarafın hikayelerini anlatmıştır bana) Senin önceki yazına itafen "taşşaklı kadındır Latife" diyim tam olsun :))
P.S. "Latifenin kardeşinin kocasının oğlu" nedir yahu :) Akrabalık anlayışım o kadar yetiyor. Hala, teyze mevhumu yok bende.
ama cidden güzel yazı olmuş!!
hoşgeldin sakazen. teşekkür.
guzel yazı olmus. ayrıca pasaya da kırılan cevizi tarif etmemek yakısır. ustu kapalı olarak belirtip gecmis gayet centilmence.
latife hanım konusunda içim hiç rahat değil benim de. bunca yıldır ne kıskançlığı kaldı ne şirretliği ne çekilmezliği. ama onun tarafından dinlemedik hiç hikayeyi. kadıncağız ölene kadar sustu. haksızlık ediyor olma ihtimalimiz hiç mi yok yani? sıradan bir erkekte dünyanın kusurunu bulan kadınlar bile, söz konusu atatürk olunca hemen latife hanım'a saldırıyor. sonuçta atatürk bir erkek, latife hanım da bir kadın yahu. nasıl olur da bir taraf komple suçlu, diğer taraf da komple masum olabilir? insan tabiatına aykırı.
İşine gelen, seni justify etme olanağı bulunan her cümleyi coşkuyla almışsın. :) Bir de justify etme çabam yok diyorsun. Devekuşu gibisin. :)
Evli Bey,
İyi güzel de, neden "Fakat ile başlayan cümleye takılmadım." diyorsunuz?
Pekala, eşitlik ve denklik düşüncesinde Paşa. Ben takılayım burada:
"Fakat evde erkeksiz kalacak kadın için erkek ihtiyacı aynıdır."
:))
bezis hatun
yazın bilelim. fikriye latifeden güzel bir kadın. gözlerinizi şaşı yaparak bakmayın resme.
@mcdonell
teşekkür.
Joa
haksızlık ediyor olabilirim elbette, ama okuduğum izlediğim tüm latife figürleri iyi bir izlenim bırakmadı bende. paşa kusursuz tüm suç latife de demedim, bilmek de zor zaten, ama kadın pek çekilir bir kadın değil gibi. ölene kadar susmayıp yazmış olsaydı bilirdik elbette ne düşündüğünü. yazdıysa da ben bilmiyorum, okumadım.
Atayı put gibi değil de bir insan gibi gösteren süper bir yazı olmuş. elinize sağlık :))
Talisman
adam yazmış mı, yazmış. her sözünü alsam posta bitmezdi. aç oku günlüğü, linkini verdim işte.
Bu arada bu linkteki bölümler eksik gibi geldi bana, aynı günlükleri başka kaynaklarda bulanlar varsa ve içerik farklıysa paylaşsın lütfen.
Ekmekçikız Hanım
Takılmama durumu, yazı, paşanın çapkınlığını ve erkeklerle ilgili düşüncelerini aktarma üzerine olduğundandır.
Pek inandırıcı bulmadım bu açıklamamı.
teşekkür secilok. hoşgeldin.
yahu isimli okur sayısı arttıkça hafıza dolmaya başladı, fazladan hoşgeldin dediklerim varsa ya da hiç demediğim kusura şeyetmeyin.
Evli, rivayete göre, bu günlükler Atatürk'ün böbrek hastalığı tedavisi için gittiği Avusturya'da tuttuğu 6 defter dolusu günlükten sadece biri. Diğer beş defterin açıklanmadığı ve Genelkurmay arşivlerinde tutulduğu rivayet ediliyor. Ayrica Ataturk'un Bulgaristan'da Dimitrina isimli bir kadınla da aşka yaşadığı söylenir. Acaba bu kadın hakkında günlüklerde bir bilgi var mıdır bilemem. Bütün bunlar (günlükler) 1918 yılında yazılan şeyler. Yani henüz 37 yaşındaki bir adamın düşünceleri. Yani benden 2 yaş büyük bir adam mesela. O zamanki içtimai hayatın ve tahsil seviyesinin (yazının ruhuna uygun olsun diye eski kelimeler kullanayım dedim) bugünkünden ne kadar da ileride olduğunun bir kanıtı. E tabii kendisinin şahsiyeti ve zekası da bir o kadar etkili bu seviyede sanırım. Neyse, arşivlerde bekletilen diğer günlükler de ortaya çıkarsa, hem Atatürk'ün özel hayatı hem de kişiliği hakkında epey daha bilgi sahibi olabiliriz kanaatimce. Ayrıca, darbe konusunda söyledikleri de kendisinin ergenekonun 1 numarası olduğu ihtimalini ortaya çıkarıyor sanki :)
Son cümleyi istersen çıkar yorumumdan! Sen bilirsin..
genelkurmayın yakasına yapışmak lazım o zaman TC. günlükleri okuyan asker çok eğlenmiştir okurken bence.
bu yorum çok tehlikeli oldu. içinde genelkurmay, TC, atatürk, ergenekon falan geçiyor. içeri alınırsam senin adını veririm artık.
yorumu yazalı epey oldu ama, konseptin de dışına çıkayım biraz. her ne kadar ortalıkta olup biten tiyatro gibi gelse de, memleketin asker millet olarak neşredilmesinden rahatsızım. çürük elma ayıklansın, vatan millet sakarya edebiyatından hiç hazzetmiyorum. yükselmek için önce dibe vurmak lazım. dibi çabuk görelim. sokarım böyle aşkın ızdırabına.
evli, hakkaten asliya katiliyorum. okudugum en guzel 10 kasim yazisiydi.
kesinlikle, vatan millet sakarya edebiyatina da, ataturkun bu kadar putlastirilmasini saglayan zihniyetlere de kafam girsin istiyorum.
saygilar. :)
saygı bizden feyk
evet. ilk kez yazdıklarına katıldım.
yakın zamandaki tüm yazılarınızı okudum. fevkalade ilgi çekici ve okunaklı bir blog yaratmışsınız. ama bilhassa bu yazınıza bayıldım. sevgiler.