the Oksana

- Hatun iyi diyorsun yani?
- İyi dedik ya be kardeşim.
- Eminsin?
- Son üç aydır sadece bu hatuna takılıyorum diyeyim sana.
- İyi peki, ücret?
- 2 saatine 250 € ister bu hatun.
- Oha! Kim kimi sikiyor peki?
- İstersen ötekilerden dene. Seçim sana kalmış Evli!
- Ulan bak memnun kalmazsam, gelir ensende boza pişiririm!

...

Benim, kadınlarla aram hep iyi oldu. İyi oldu derken, reddedildiğim durumlar da vaki elbette. Hele, erkekliğe yeni adım attığım dönemler tam bir faciaydı. Güzel bulduğum kızlara aniden ve süratle aşık oluyor, daha da hızlı bir süratte, yüz bulamıyordum. Öyle ki, yüz bulursam nasıl karşılık vereceğim konusuna hiç kafa yormadım. Tabii bunda, yaşımdan hızlı giden boyumu dolduramayıp, geçici bir süre garip bir görünüşe bürünmüş olmamın ve yatılı okulun üstüme yapıştırdığı zibidi-serseri karışımı duruşun da etkisi vardı.

Sonraları bu durum değişti. Her yaz gittiğimiz tatilde bir "alamancı" kız, gece kumsalda beni öyle bir muameleye tabi tuttu ki, ben, neye uğradığımı şaşırdım. O güne kadar teoride kalan bilgilerimin pratiğini de birlikte yaptık. Daha çok o yaptı, ben, doğaçlama yeteneğimin yüksek olduğunun farkına vardım. Döndüğümde kendimi "lady killer" gibi hissediyordum. Sonrasında, gene yüz bulamadığım durumlar olsa da, bunun sıklığı zaman geçtikçe azaldı. Yaşımdan hızlı giden boyumu doldurdum, elim ayağım düzeldi. Üstüne, bir miktar karizma ekledim, bir miktar da laf edebilme yeteneği. O dönemler, genç, yakışıklı, potansiyel karizmatik bir erkek olarak maymun olduğum durumlar olsa da, üstüme alınmadım. Takıldığım, asıldığım, yüz bulduğum, bulamadığım her kadından birşeyler öğrendim. Bu kısım uzayacak. Burada keseyim. Falan...

Aynı anda iki sevgilim olmadı hiç ama, bir sevgilim varken kırdığım cevizleri toplasam, bir torbayı doldururum herhalde. Kadınları çok sevsem de, bugüne kadar iki kez aşık oldum. İkincisiyle evliyim. Evlenmeden önceki son bir sene, benim ömrü hayatımda en aktif olduğum dönemdi. Yok, o dönemki sevgilim, şimdiki karımla değil sadece. Tanıdığım, aklıma takılan hatunları ziyaret ettim, hal hatır sordum. Yenilerini tanıdım, hal hatır sordum. O dönemde, karımla ayrı şehirlerde yaşıyor olmanın avantajını epey kullandım.

Evlendikten sonra, eşimden başka bir kadınla birlikte olmamayı düşündüm. Buna da uydum uzun bir süre. Arada, evli olduğumu bildiği halde kuyruk sallayanlara kılıç çekmek istesem de, çekmedim. Kaçamak yapmadım. Canım çekmediğinden değil, yapmamayı seçtiğimden. Yaklaşık 5 sene kadar.
...

- Otel tavsiyen var mı?
- Ben, bizim garsoniyere atıyorum hatunları, keyfine göre seç işte bildik otellerden birini. Ucubik bir yer de olmasın, hatun biraz havalı, gelmeyebilir.
- Sorun çıkmasın?
- Birşey olmaz, merak etme. Sen hatuna oda numaranı söyle sadece.

Aşağı yukarı bu minvalde dönen bir konuşma. Ben, henüz bu işlere fiilen hiç bulaşmamışım. Konuştuğum adamsa, üniversite yıllarından tanıdığım, katmerli bir zampara.

Maçka parkının tam karşısında, önceden birkaç kez kaldığım butik bir otelden yer ayırttım. Abartısız, fakat rahat bir yer. Odanın duvarında büyük, hakikaten büyük aynalar var, tavandan yere kadar. Randevulaştığım hatun, ortalama fiyatlar 100$ civarında iken neredeyse iki katı para isteyen, ama çok övülen, Oksana nam bir rus kızı. Ben de hayatımda ilk kez, para vererek seks satın alacağım.

Akşamüstü erken sayılabilecek bir saatte, otelin kapısından girdim. Odaya çıkıp, üzerimdeki takım elbiseden kurtuldum. Rus kızının gelmesine bir saat vardı daha. Duş aldım. Yanımda getirdiğim kıyafeti geçirdim üstüme, viski bardağını yarısına kadar doldurup, üzerine su ekledim. Koltuğa kaykılarak oturup, beklemeye başladım.

Kapıyı açtığımda gördüğüm hatun, beklediğimden daha sade ama daha şık, her halinden işini iyi yaptığı belli olan, ama bu profesyonelliğini yumuşak gülüşüyle örtmeyi becerebilen, yaratılıştan torpilli bir kadındı.

- merhaba, ben Oksana
- Evli!

Tokalaştık.

Boynunda sahte mi değil mi anlayamadığım inci bir kolye,  hafiften duyduğum coco kokusu, iş kadını tarzındaki eteğinin üstünden belli olan abartısız ama güzel kalçaları, zarif ayakkabısı, siyah çorapları ve elinde çantasıyla önümden süzülüp diğer koltuğa oturdu.

- Birşey içer misin?
- Ben çok içmem, ama sana eşlik ederim.
- Viski?
- Olur. Bol buz koyar mısın?

Buz yoktu, oda servisinden istedim.

- Arkadaşın, sana özel ilgi göstermemi söyledi bana.


Türkçesi düzgün. Oksana'yı dışarıda görsem, süzerim uzun uzun, para karşılığı hizmet veren bir kadın olduğunu tahmin etmek zor. Giydikleri, konuşmaları, davranışları çok dozunda. Abartısı yok. Ama kadınsılık akıyor üstünden. Ücretini, üzerine biraz daha koyarak uzattım. Havadan sudan bahsettik.

Oturduğum koltuğu aynanın karşısına sürükledi Oksana, boynumla yüzüm arasında bir yerden, eğilerek öptü, yüzü aynaya dönük halde, dans etmeye başladı. Aynadan gözlerimi buldu. İşveyle güldü. Elimde içki bardağı, üstündekileri yavaş yavaş çıkarışını izledim. Sadece ayakkabısı ve iç çamaşırıyla kaldığında, üstü de tamamen çıplakken, benimle ilgilenmeye başladı. O iki saat, sadece koltuk ve ayna karşısında vakit geçirdik. Yatağı kullanmadık. Bittiğinde, aynanın muhtelif yerleri, ter ve sperm izleri içindeydi.

- Hoşuna gitti mi?

Koltukta çıplak, arkama yaslanmış, edep yerimde bir havlu varken, kafa salladım. Kız, iyiydi. Numara yaptığı yerler olduysa da, bunu bana farkettirmeyecek kadar iyiydi.

- Tanıştığıma çok memnun oldum Evli.
- Ben de Oksana.
- Görüşmek istersen, başka kız arkadaşlarım da var.
- Bakalım.

Oksana'yı ve efradını, beş ya da altı kez daha gördüm sonra. Onun üstünden tanıdığım her kız, güzeldi.

Duş aldım. Giyindim. Koltuğa tekrar oturmadan önce, bardağın yarısını doldurdum.
Su, eklemedim.

Read more...

Bakula

- Evli, yeni bir mama var, hesaplı gözüküyor, kızları da fena değil.
- Geçen seferki gibi olmasın bak, bozuşuruz.
- Yok ulan, denedim ben, kızlar Sasha'nınkiler gibi.

Geçen seferki  dediğim, piyasaya yeni girdiği söylenen bir mamadan hatun isteyip, saatlerce otelde kızı bekledikten sonra, gele gele daha önceden tanıdığım bir hatunla karşılaşmış olmam. Kızın kötü olduğunu biliyorum, kız aynen geri, mama bozuldu bana.

Gece saatlerine randevu alırsanız, trafik bazen karışır. Saat tam 10'da otelde olsun dediğiniz hatun, saatler sonra gelebilir. Geciktiyse, büyük ihtimal hatunun o günkü ilk müşterisi değilsinizdir. Mama kızlarının aynı gün içinde birden fazla müşteriye gitmesi olağan bir durum. Bağımsızlarda bu durum daha azdır, en azından çoğunda.

Sizden önce başka birisiyle de halvet olmuş hatundan fazla birşey beklememek lazım. Bu sebeple, öğleden sonra ve akşam erken saatleri tercih ediyorum ben. Mamadan servis alacaksanız, erken aramayı da unutmayın, gece geç saatte ararsanız muhtemelen "bütün kızlar işte"cevabını alırsınız, ya da, istediğiniz saate olmaz.

- Peki, numaramı gönderip arayacağımı söyler misin?
- Bir yarım saat sonra ara sen.

Bana verilen telefonu aradım, meşgul tonu verdi. İki dakika sonra da bir sms, gözüken numara +380 ile başlıyor. Hatun Ukrayna'da!

Adı, Bakula. İstanbul'un en ucuz mamalarından biri. Üç sene önce ilk tanıdığımda, 3 saat için 50$ istiyordu kızlarına. Son bir senedirse rayici, 100$. Ucuz etin yahnisi diye bir tabir var, genelde doğrudur bu işlerde. Ama tersi, her zaman doğru değildir. Yani, mamanın daha yüksek ücret istemesi, servis kalitesine aynı oranda yansımayabilir. Gelen kız önemlidir, bir de sizin davranışınız. Para veriyorum, tepe tepe kullanırım derseniz, kız da ona göre davranır size.

Bakula'nın tahminimce 10-12 civarında kızı var, portföyü fazla geniş bir mama değil. Daha önce bahsettiğim Nastya, Bakula'nın kızlarından. Sultanahmet civarında bir yerlerde kalıyorlar. Arada bir kızları değişse de, 3 yıldır hala onunla çalışmaya devam edenleri de var. Yaş ortalamaları 22-25 civarında. Nastya, ablası İrina ve akrabaları diğer İrina, en küçüğü 19, en büyüğü 23 yaşında olan kızlardı ilk tanıdığımda. Abla İrina, benim hayatımda gördüğüm, en güzel, en duru yüzlerden birine sahip; "a perfect goddess". Kendisiyle ilgili yorum yazdığım bir forumda, böyle demişim.

* resmi kaldırdım. tanıyanlar düşmeye başladı


Daha önce bahsetmiştim, tekrar edeyim; zamparalık peşinde koşan erkekler, kimde ne tür kızlar var, hangileri iyi, hangileri kötü, birbirlerine sorarlar. Mamayı aramadan önce, aynı mamayı tanıyan diğer zamparalardan bir son dakika bilgisi alınır bazen. Ya da -benim gibi- bildik, eski iyilerden çağrılır. Bazen mamaların kızları tanıtılır bu tür yerlerde, bazen de bağımsızlar. Tabii, arka planda devam eden haberleşmeler de olur. Herkes her bilgiyi herkese, vermez.

İlk aldığım servis, biraz sinir bozucuydu. Şöyle ki; kız otele geldiğinde telefon etti, aşağıdayım diye. "Gel yukarıya"ya, "taksi parası vermek lazım" diye karşılık verdi. "Sen ver, ben sana veririm", "yanımda hiç para yok" minvalinde dönen sinir bozucu bir konuşmadan sonra, bulunduğum odadan inip hatunu taksiden almak zorunda kaldım. Yukarıya çıkarken, benim niye o otele geldiğimin çoktandır farkında olan resepsiyon haricinde, diğer çalışanlar ve o gün orada bulunan otel müşterileri de duruma vakıf olmuştur herhalde.

Taksi dedim de, bu kızları müşteriye getir götür işini yapanlar bildiğiniz normal taksiler değil genelde. Normal taksi gibi de çalışıyor olabilirler. Ama genellikle, aynı taksiciler getirir götürür bu kızları. Seansın bitimine yakın hatun telefon eder, "gel beni al, işim şu saatte bitecek" der. Bazen aynı taksiyle, bazen de hususi araçla, birden fazla kızın dağıtıldığını gördüm. Okul servisi gibi, müşteriler randevuyu alıyor, mama, trafiği  ayarlıyor, bir adam gelip kızları gidecekleri yere bırakıyor, sonra da topluyor hepsini. Taksi için istenen ücret -çok uzak bir yerde değilseniz eğer- 30,40 lira civarındadır ortalama.

Bakula -sonradan öğrendiğim kadarıyla- daha önce eskortluk yapmış, sonra bu işi bırakıp kendi çapında mamalık yapmaya başlamış. İşlerini Ukrayna'dan hallediyor. Siz, beşyüzlü bir numaraya mesaj atıyorsunuz, o size üçyüzseksenli bir numaradan cevap veriyor. Sultanahmet'teki evi, kendisine Türkiye'de yardımcı olan bir ara adam kiralamış. Bakula'yı nereden tanıyorsun diye sorduğumda Nastya, "komşumuzdu" diye cevap vermişti.

30'lu yaşlarında, evli ve ikinci çocuğuna hamileymiş.

Read more...

Orgazm: "Geldin mi?"

Evet geldim...
Yok az kaldı... Devam et...
Gelmek de nedir? Bana sorarsanız ecnebinin koyduğu lafı biz devşirmişiz. Film ya da dizilerde hiç dikkat etmediğim "i am comming" lafı ilk kez karşıma üç sene önce çıktı. İlk duyduğumda "Aaa demek ki sadece biz Türkler kullanmıyoruz bu kelimeyi seks sırasında" gibi bir düşünceye hasıl olunca da sevişme modumun kaçtığını hatırlıyorum. Zaten kaçıp kaçmamasının da pek bir önemi yoktu, karşımdaki bir dakikaya kalmaz geleceğini bildirmişti... Laf ağızdan bir kez çıkar hesabı da dediğini yapmıştı.
Erkekler boşalmadan önce neden "geliyorum" der? (Hepiniz değil tamam, cengaver olup sinire kesmeyin hemen) Bence:
1- i am comming, prepare yourself: Geleceksen elini çabuk tut; yok gelmeyeceksen beni kasma.
2- i am comminggg. Inside or out?: Geliyorum... içeri gelsem sorun olur mu? (İyi de zaten kondom icat olmuş, doğum kontrol hapları var... İçerisi dışarısı, gerisi berisi, fark eder mi?)
3- i am comming, just for you to know: Hani ben edeyim de lafımı, sonra yok efendim niye geldin...niye sormadın diye çıkma. (Çok korkutuyoruz erkekleri, yazıktır günahtır. Niye çıkışayım? Bir dahaki sefere daha geç gelirsin olur biter, anlaşırız.)
Konu nereden nereye "geldi"... Dur biraz daha "gelsin"...
Gerçekten niye "geliyorum" dersiniz? Soru cümlesi dahi değil... Hadi, "geleyim mi" diye sorsanız daha devam edebileceğinizi anlarım. Bence kısaca denilen şu: Beğen ya da beğenme sonuç ortada... Bir iki saniye, bilemedin bir on saniyeye de o sonuçla karşılaşacaksın.
Ana konuya doğru "geleyim" mi?
İş biter, karşıdaki adamın yüzünde bir gülümseme oluşur. Rahatlamıştır... Kasıklarındaki ağrı, baskı, her ne ise dinmiştir... Sıra yeni bir şey söylemeye gelir:
"Geldin mi?"
Ne gariptir ki seksin bitimine beş dakika kala ile bitmesinden beş dakika sonra adamın aklı hala "gelmek" sözcüğündedir. Bu sefer sizi merak etmiştir. Oysa ki "geldin mi?" sorusuna cevap vermek bütün kadınlar için kolay değildir. Erkeğin sorduğu bu soru, kadın vajinal orgazm olmuyorsa daha da anlamsızlaşır. Sizin hareketinizden ya da istemsiz kasılmanızdan bir şeyler çıkartabilirler, yine de merak ederek sorarlar: "Diyar geldin mi?"
Küfür etmeyi sevmem. Yakıştırmam da kendime... Hoşuma da gitmez. Efendim izninizle:
"Gelmedim a.q."
Maalesef yurdum erkeği de yurdumdan olmayan erkek de gelip gelmediğimize takılmıştır. Bu konuda farklı tip bir kaç erkekle tanıştım aslında. Bir tanesine orgazm olsam da uzun süre olmadım dedim. En son sevişmemizde aynı soru ile yine karşıma çıktı.
-Diyar, geldin mi?
-Evet.
-Gerçekten mi?
-Evvvet...
-Sevindim. Sen orgazm olmadığın için kendimi yetersiz hissediyordum.
- .... (Biz acımasız olabiliyoruz. Ya da şöyle söyleyeyim "ben acımasız olabiliyorum". Adama orgazm olduğum halde söylemezsem yetersiz hisseder kendini.)
Yine de, geldin mi sorusu artık kabusum haline gelmeye başladığı bir sırada başka bir erkekten de aynı lafı duyunca artık isyan bayraklarını çektim. Seks bitmiş, uzun sürmüş... Gereksiz konuşmalara girilmemiş... Erkek insanı üç beş kere "bebeğim çok güzelsin... diyar canımsın" gibi laflar etmiş. Ama saçma laflarla seksin doğasını bölmemiş. Her şey bitmiş içeri salona geçmişim. Bir sigara yakıp güzel bir şarkı açmışım:
-Bir şey soracağım sana ama doğruyu söyleyeceksin?
+ Peki. (Bu sırada içimden iki soru geçti. Eğer bunları sorarsa nasıl cevap vereceğim dedim kendi kendime. Yalan söylemeyi beceremeyen bir insanım, en fazla kıvırabiliyorum.)
-Sen orgazm oldun mu? (İçimden: Yürü be sonunda geldin mi demedi birisi de dedim..)
+Nasıl yani? Niye sordun ki? (Ne kadar kötüyüm. Zaten adam ıkınmış sorarken; ben ise cevap vermek yerine üsteliyorum. Biz kadınlara laf kalabalığı sever misin diyin, ohoo bayılırız.)
- Dün orgazm oldun, fark ettim ama bugün fark etmedim. Dinamiğini anlamak istiyorum...
Erkeğin işi de zor... Sonuçta onlar gibi anlık boşalma yaşamıyoruz. Doğal olarak da adam orgazm olup olmadığımızı ya da kaç kere olduğumuzu anlamıyor. Bir arkadaşıma sordum geçenlerde, sen orgazm olduğunda vücut tepkin ne oluyor diye: Kızın verdiği cevap hiçbir şekilde genelleştirilebilecek bir şey değildi:
"I feel kind of numbness starting from my left leg; and then it goes all over my body 'till my stomach. But only my left side."
Her kadında farklı bir his mi oluşuyor gerçekten? Kimi kasılırken, kimi titrer mi? Hiç belli etmeyeni var mıdır?
Peki, bir önceki gün "gelmiş" miydim?
Affınıza ikinci kez sığınarak:
"Gelmedim a.q."
Yazının sonuna "geldim"(!)

Read more...

Fantazi, seks, dirty talk

İyi bir ilişkiniz var, ya da evlisiniz. Diyelim, 10 yıldır berabersiniz eşinizle. İlişkinin, hele de evliliğin getirdiği sorumlulukları falan da bir kenara bırakalım. Çoluk çocuk yok, maddi sorununuz yok. Kafaca anlaşıyorsunuz. Her gün birbirinizi görüyor, konuşuyor, her gece birlikte aynı yatağa giriyorsunuz. Her gün ve her gece.
İlişkinizin en başındaki ateşli sevişmelerin ateşini ne kadar süre koruyabilirsiniz? Ya da koruyabilir misiniz? Ya da korumak için ne yaparsınız? Ya da bıkar mısınız? Rutine biner mi? Görev olur mu?

Soruların gidişatı "evet bıkarız'ı" düşündürmeye çalıştığım gibi anlaşılmasın, tersinden sorayım; başta tanımıyordunuz birbirinizi, artık tanıyorsunuz, başta tecrübeniz azdı, şimdi daha fazla, üstelik eskiden dilediğiniz zaman birlikte olamıyordunuz belki, şimdi o da yok, dilediğiniz zaman halvet olabilirsiniz. Aranız da iyi eşinizle. Tavşanlar gibi çiftleşiyor olmamız lazım gelmez mi? Malum, meret zevkli birşey. Ne olur aranızdaki sekse? Samimi bir cevap verin kendinize. Hatta buna cevap verirken, adamın/kadının ilgisizleşebileceğini, değişmesini falan da bir kenara bırakın. Eşinizi hala seviyorsunuz. Belki har'ı düşmüştür sevginizin ama, seviyorsunuz. Seksin kalitesini ilişkinin gidişatı belirleri de savmış olalım. Hatta çıkan göbeği, artan selülitleri de atalım. Aynı ateşi koruyabilecek misiniz? K o r u y a b i l e c e k m i s i n i z? Korunabilir diyenlerin, dediklerinin altını mantıklı bir şekilde doldurmalarını bekliyorum. ....


Porno, iyi güzel şey de, en son ne zaman bir pornoyu izlediğimde dimdik oldum, hatırlamıyorum. Hatta dimdik oldum mu hiç, ondan da emin değilim, belki gençken. İlla ki bir el atılması gerekiyor zamazingoya. Pornodan iyi bir mastürbasyon malzemesi olur, başka da birşey, zor bana göre. Elbette, değişik teknikler, eğilimler görmek için izlenebilir. Nelerden hoşlanabileceğinizi keşfetmek için bir araç da olabilir. Şahsen, mebzul miktarda ve yeterince çeşit tükettim sanırım.
İddiam odur ki, seks hayatını renklendirir diye birlikte porno izleyen çiftler, bir süre sonra bundan sıkılacaktır. Hatta zararı bile olabilir, aletler kamaşullah, hatunlar süt, pozisyonlar abartılı. Halbuki biz normal insanlarız. Profesyonel zikici/zikişçi değiliz. Bir tutkumuz var varsa, o kadar. Tam da bunu yazarken, sittin sene önce izlediğim filmden bir sahne hatırladım. Tinto Brass olabilir yönetmeni; adam karşısındaki kadına imalı imalı bakarken, elindeki tüfeğin namlusuna fişeği sokup sokup çıkartıyordu. Arada kadının yüz ifadeleri. Sonrasında, kadınlar tuvaletinde arkadan yanaşıp -güya- biraz zorla hatunu götürüyordu. Kazık gibi olmuştum bunu seyrederken. Hardcore aksiyon çekimi yok, sadece bir eteğin sıyrılması, kadının bacaklarının görünmesi, adamın kadının donunu tüfeğin ucuyla sıyırması ve dayanması var. Aynı sahneyi tekrar görsem, muhtemelen gene kazık gibi olurum.

Aradaki ateşi, burçlara, aya, güneşe, merküre bağlayanlar da var. "Akrep erkeğiyle koç kızı tokuşturursa acayip güzel olur?". Aşık olmadan önce burcun ne diye soranınız var mı? Ya da evlenirken bunu kaale alan? Ona göre mi karar vereceğiz. Saçma. Etkisi var mıdır? Bilmiyorum, ilgi alanımın dışında bu. İnsanın içinde olması gerektiğine aklım yatıyor yatmasına da, bunun doğuştan gelen bir özellik mi, yoksa sonradan, ilgiyle, güzel seksle, hevesle uyanan birşey mi olduğuna tam karar veremiyorum. Doğuştan satir ya da nemfoman olunabilir mi?

Geri dönelim konuya. Fiziksel ve duygusal anlamda herşey yolunda bile olsa, insan bir süre sonra aynı tarz sevişmekten sıkılmaz mı? Aynı tarzı biraz çeşitlendirdik diyelim, bir gün bacak omza, ertesi gün reverse cow girl. Aynı kişi, dön dolaş aynı seks tarzı? 10 sene? Sıkılınır gibi geliyor bana. Gibisini fazla dedim. Hadi sıkılınır demeyelim, yumuşatayım birazcık, eski heyecanı verir mi? Arnavutun en sevdiği yemek pırasa, doyduğunda "daha pırasa olsa yemem" diyor. Oyunu çeşitlendirmek lazım. Adına ister fantazi deyin, ister seks düşkünlüğü, ister heyecan arama, ister sapıklık! Nasıl adlandıracağınız, sizin seksi nasıl gördüğünüze bağlı. Bana sorarsanız da, heyecan şart. Heyecanın ne olacağı size kalmış, karşınızdaki tamam diyorsa herşey mübah. Yatak odasında sevişmektense hatunu otoparkta sıkıştırmak, mini etektense bir eteği sıyırmak, çıplak sevişmektense göğsun birini dışarı çıkartıp yaka paça sevişmek daha keyifli geliyor bana bazen. Ya da, nefessizlikten kızarana kadar hatunun boğazına çökmek. Abartı mı? Kendiniz karar verin sınırınıza. Ne kadar sınır, o kadar az ateş.

Daha da yazılır aslında da, meramımı anlattım sanırım. Videodaki abi ve abla evli. Yıllar önce izlemiştim, geçenlerde tekrar rastgeldim. Gün yüzüne çıkmamış böyle ne kayıtlar vardır. Public bir yerden indirmiş olsam da, yüzler gözükmeyecek şekilde tekrar düzenledim. Diyalogları dinleyin. Artık dirty talk mı denir, fantazi mi, sapıklık mı, bilemem. Sizin seksi nasıl gördüğünüze bağlı.

Read more...

Laf atma üzerine...

Yatılı okudum ben, ortaokulu da, liseyi de. Devlet parasız yatılı okullarında. Hala aynı isimle mi anılıyorlar bilmiyorum. Öğrenciler, genellikle alt ve orta sınıftan ailelerin çocuklarıydı, ya da, zengin değillerdi diyeyim. Okulun standart bir üniforması yoktu, dönem başında bizi topluca sümerbanka götürürler -yeni nesil bilmiyordur belki, sümerbank mağazaları vardı devlete ait-, belli bir limit içerisinde kendimize takım elbise, gömlek, pijama, ayakkabı alırdık. Hesabı da okul öderdi. Öğrenci başına düşen para, ancak bir tane takım almaya yettiğinden, aynı takım, sene başından sene sonuna kadar giyilirdi.

Gece, gömlek kravat ve süveterle uyumak, sabah, pijamayı çıkartıp pantolonu kıçımıza geçirivermek pratik ve yaygın bir davranıştı. Kravata sene başında atılan düğüm ise, sene sonuna doğru hakiki düğüm olur, etrafı parlardı. Her gün giyilmekten pantolonların dizleri aşınır, en iyi ihtimalle haftada bir ütülendiklerinden, boru gibi olurdu hepsi. Aynı elbiselerle, ders aralarında futbol maçı yapardık. Maç, galatasaraylılarla fenerbahçeliler arasında olur, sene başında 0-0 olarak başlar, sene sonunda toplam skora göre kazanan tayin edilirdi. Top oynamak isteyenin, bu iki gruptan birine girmesi gerekirdi.

Yatılılar -okulun neredeyse tamamı yatılılardan oluşurdu- yurtta kalır, yemekten sonra etüd yapılır, sonra nöbetçi öğretmen gelir, etüd başkanının ispiyonuna göre bir grup öğrenciye sıra dayağı çekerdi. Elinize vurulan odunun -odun dedim, evet- acısını, üçüncü seferden sonra hissetmezdiniz. İlk ikiyi karşılamayı becerirseniz, sonrasında kaç kez vurulduğunun pek bir önemi yoktur.

Böyle anlattığıma çok takılmayın, cehennem gibi bir yer değildi, ama sert öğretmenleri olan, sert bir okuldu. Disiplinli diyelim, kimseye gereksiz yere dayak attıklarını hatırlamıyorum ama, disiplin anlayışları biraz cennetten çıkmaydı.

Gündüz harcadığımız enerjiyi verilen yemeklerden alamaz, aşırdığımız ekmeklere yağ sürer, ancak öyle doyardık. Bazen de, yeni evci çıkmışların tayınını talan ederdik. Dolaplarda kimin ne sakladığı bir süre sonra ortaya çıkar, paylaşmayan, dışlanırdı.

Yaşları 11-14 arası, takriba 100 kadar oğlan çocuğuyduk. Banyo haftada bir, sonra iki oldu. Saçlar üç numara. Kafalar tıkır. Dışarıdan görünümümüz yaklaşık olarak böyleydi.

Yatılı okumanın benim hayatıma etkisi çok olmuştur. Ana kuzusu olduğunuz bir yaşta, tek başına kalmaya alışır, her türlü puştluğu öğrenirsiniz. Öğrenmek zorunda kalırsınız. Başta biraz ağlayıp zırlasanız da, başka çareniz yoktur. Ya alışırsınız, ya da alışırsınız.

Sosyal aktiviteleri de şöyle özetlemek mümkün; okulda yapılan maçlarda çıkan kavgalar, numune niyetine kız öğrenci kabilinden okul kaydında bulunan kara kuru, kürdan gibi birkaç kızı paylaşamama neticesinde çıkan kavgalar, yakın mesafedeki bir başka okulun kızlarını, aynı okuldaki erkek öğrencilerden daha fazla sahiplendiğimiz için çıkan kavgalar. Kızların bu duruma aldırdıklarından çok emin değilim ama, iki okul arasındaki sabit kavga nedenlerinden biriydi. Erkekler kafa göz birbirine girerken, kızlar eğlenirdi. Hayata hazırlık.

Bu yaşlar, tam da "erkek olmaya" giriş yaptığımız dönemler. Çöp gibi de olsa, kızların bacaklarına dalıp gidiyoruz, laf atıyoruz. Okuldaki yeni ingilizceci, aklımızı başımızdan alıyor hepimizin. Halbuki gördüğümüz, dizlere kadar bir etekten ibaret, ama hatun, "at gibi". İlk otuzbir malzemelerimden biridir.

Kızları tenhada sıkıştırmışlığım var ama, hayatımda hiç sarkıntılık yapmadım. Birkaç kez de laf atmışlığım var. O yaşlarda tek başınızayken laf atamazsınız, henüz kendinize olan güveniniz tam gelişmediğinden, ancak grup halindeyken cesaretiniz gelir. Attığımız laflar pek müstehcen sayılmazdı. Bir tanesi şöyleydi; "yavruuu vatandan kalkan bir uçak, fıstıkkk getiriyor anavatana". Yavru ve fıstık kısmı, yüksek sesle ve vurgulu söylenir, geri kalanını mırıldanırdık. Kızlar genelde kikirder, bazen de bizi hocalara şikayet ederlerdi. Bu yüzden birkaç kez elime odun yemişliğim vardır.
12-13 yaşındayken, önümden geçen iki kadına "anasına bak, kızını al" gibilerinden birşey söylemiş, kız dönmüş gülerek, "beni mi, yoksa anamı mı beğendin" demiş, ben, hebelek gübelek olup cevap verememiştim. Kızardığımı hatırlıyorum. O yaşta beni çocuk olarak değerlendirmiş, kaale almayıp dalga geçmişlerdi. Pek haksız da sayılmazlardı.

O günden sonra kimseye laf attığımı hatırlamıyorum ama, güzel kızları görünce baya baya içim gidiyor bazen. Durum ve ortam müsait olduğunda, fazla uzatmadan kısa bir göz teması yaparım. Bir iki saniye gözleri yakalar, saçından ayağa hızlıca süzer, beğendiğimi belli ederim. Analar neler doğuruyor, inanamıyorum bazen.

Gene, durum ve ortam müsait olduğunda, önümde yürüyen kalçaları şöyle bir avuçlar, farazi şaplağı basarım. "Çıplak nasıldır bu acaba" diye düşünüp, bir iki pozisyonda hayal ettiğim kadınlar olur bazen. Boşalırken yüzünün alacağı şekli, çıkartacağı sesi kurarım kafamda. Ciddi ciddi sevişirim yani şöyle iki dakikalığına.

Bu süzmelere karşılık aldığım zamanlar olur, filinta endamında bir adamım ben de sonuçta, ama uzatmam. Tadında kalır. Pratik niyetine yapıyorum, bazen lazım oluyor.

Falan.

Unutmadan. Kızın anası daha güzeldi.

Read more...

Swingers & Ev partileri

Türkiye'de legal olarak iş yapan ne bir striptiz kulubü, ne party kulüpleri, ne de başka birşey var. Herşey yeraltı ve gizli. Gizli derken, bilen biliyor, giden de gidiyor. Fakat bu tür yerlerin bilgisini Internet'te bile zor bulursunuz. İşin içinde seks varsa iletişim genellikle aleni olmuyor, reklam yok. Network bu aşamada önemli. Çevresi olan birilerini tanıyorsanız ne ala, tanımıyorsanız biraz araştırmanız gerekir. İlginiz varsa tabii.

Ben seks konusunda kişisel takılmayı tercih ediyorum, fazla bir macera aradığım da yok zaten, "bela" bana göre değil. Ama merakın kediyi öldürdüğü durumlar da oluyor tabii.

Internet'te "evli çiftler" diye aradığınızda - yanına seks vesaire de yazın - karşınıza çıkacak linklerin, bilgilerin, komunitelerin çoğu beş para etmez, evli olup da macera arayan birkaç çift bulursunuz en fazla. Kişisel olarak iletişime geçerim, harcayacak mesaim var diyorsanız bir deneyin. Eğer hatunsanız, kısa bir araştırmayla evli veya birlikte yaşayan bir çifte çok kolay 3. olabilirsiniz. Eğer eşi olmayan bir sapsanız hiç şansınız yok. Yok eğer evliyseniz de, kare kurabilirsiniz.

"Ev partisi" düzenleyen birkaç adam var, pardon, kadın var. Pezevenk değiller, bir nevi organizatörlük yapıyorlar. Sizin bilgilerinizi alıyorlar, hatta resminizi isteyip işinizi gücünüzü soruyorlar.  Eğer bir referansla geldiyseniz, bu aşamayı zahmetsiz geçebiliyorsunuz. Yok, bir şekilde şans eseri bulduysanız kontak bilgisini, muhtardan ikametgahı ve vesikalık resimleri hazır edin. Tekinsiz olmadığınıza kanaat getirirlerse, size bir dahaki partinin yerini ve zamanını söylüyorlar. Partiye katılırsanız, kendilerine uygun bir miktar parayı toka ediyorsunuz.

Seks - tahmin edeceğiniz üzere - paralı değil. Gelenler eşit sayıda kadın ve erkekten oluşuyor. Kimin ne olduğunu bilebilecek sayıda katılmadığımdan, zaten kimse de soru sorulmasından hazzetmediğinden, katılanların profili hakkında sadece tahminimi söyleyebilirim; çoğunlukla evli veya boşanmış erkek ve kadınlardan oluşuyor. Çift olarak katılanı ben görmedim, ya da gördüysem de anlayamadım çift olduklarını. Particilerin erkeği de kadını da sağdan soldan toplanmış kıro ya da kezban modelleri değil, belli bir seviyeyi tutturmuş normal tipler. Fazla sayıda insan da yok, en fazla 10-12 kişi.

Partinin bir saat sınırı yok, akşam başlayıp sabaha kadar sürebiliyor. Normal partiden tek farkı, herkesin oraya seks için geldiğini herkesin biliyor olması, birinden hoşlandıysanız, o da sizden hoşlandıysa işlem tamamlanıyor. İlk saatler, klasik türk olduğumuzdan biraz "kasık" geçebiliyor. Organizatörler bunu da düşünmüş, mebzul miktarda içkiyle birlikte striptiz yapan bir hatun ve erkek sahne aldığında, particilere sataşmaya, mıncıklamaya başladığında ortam ısınıyor. Bir de tam emin olmamakla birlikte, kendi elemanları olduğunu sandığım  ortalığı ateşleyen "meydancıları" var.

Ben bir kez çekmeköy'de, bir kez de sapanca'da düzenlenen bir partiye katıldım. Müstakil, çok lüks olmayan ama amaca hizmet edecek uygunlukta villa tipinde evlerdi. Sapanca'daki neredeyse bir gang bang partisine dönüştü, aşırı rahat olan iki hatun erkekleri kırdı geçirdi. Ben grup seksi pek tercih etmiyorum, teke tek daha hareretli oluyor bence, olaya konsantre olabiliyorsunuz. Fakat amatör grup seksin de bir seyir zevki var. Bir kere olayın aktörlerinin amatör olması çekiciliği arttırıyor. İki erkek bir kadın -ki hatunlar bunu oldukça seviyor- veya iki kadın bir erkek bence ideal grup büyüklüğüdür. Fazlası, görsellikten ibaret.


Diğer kişilerin iletişimi partiden sonra da devam ettirip ettirmediğini bilmiyorum ama, hoşuma giden bir hatunla sonrasında da birkaç kez görüştüm. "Bela" kokusu çıkmaya başlayınca da bıraktım görüşmeyi.

Aynı kişiye ait olduğunu tahmin ettiğim bir haber okudum birkaç ay önce, kumburgaz'da polis fuhuş gerekçesiyle baskın yapmış, organizasyon sahibinin lakabı benim kontakla aynıydı. Butik otel gibi, denizi yukarıdan gören manzarası şık bir yerdi. Aynı yere bir kaç kez ben de takılmıştım. Yanlış zamanda yanlış yerde olmamak lazım.

Fazla macera peşinde koşmadığımdan, adı çok bilinen ya da bilenin bildiğini düşündüğüm yerlere pek girip çıkmamaya çalışıyorum. Bekarsanız ya da boşanmışsanız sorun pek yok, ama amatörlerle uğraşırken - her ne kadar konu çekici olsa da- risk vardır.

Bence çok belanızı aramayın.

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP