A Milli

Benim gençliğimde - lafın gelişi dedim, hala gencim, daha yeni yarıladık - kızlar öyle kolay kolay vermiyordu. Ben şanslıyım, veren kızlarla erken tanışabildim. Eskiye göre daha bir "veriyorlar" izlenimim var. Umarım öyledir. Memleket kurtulur.

Erkeğin ilk tecrübesini nerede yaşaması daha iyi olurdu! Sevgilisiyle? Karısıyla? Genelevde? Hangisini tercih ederdiniz? "Daha iyi"'yi kendinize göre açın, ister ahlaki açıdan, ister insani açıdan, ister seks açısından. Ortalama Türk erkeğinin, hangi yaşta olursa olsun, sekse ulaşması biraz sıkıntılı. İlk tecrübesini henüz yaşamamış, ama internet sağolsun, her türlü erotik ve porno materyale ulaşması son derece kolay olan bir erkeğin karısıyla veya sevgilisiyle cinsel hayatı nasıl olacak? 20 cm'lik haşmetli dalgaların ve modifiyeli memelerin hardcore aksiyonlarını taklit mi edecek sevişirken, yoksa yorganın altında sessiz sessiz gelecek mi? İkisi de uç nokta, sağlıksız.

En iyisi, kızların çok naz etmeden vermesi, erkeğin de arsızca, yılmadan, bıkmadan istemeye devam etmesi. İşler hala böyle yürüyor gibi, - istiyorum-veremem, henüz değil- minvalinde dönüyor. Siz gene de ısrar etmeye devam edin, ortam hazırlayın, ön sevişmede uzmanlaşın, bir ara denk getirir, razı edersiniz kızı. Siz de kurtulursunuz, kız da.

Bir okurun yorumundan alıntı yapayım; ' neden evlenmeden önce ne yapacaksanız yapmıyorsunuz'. Kiminle yapacağız peki? Kendi kendimizi mi skeceğiz? Geneleve mi gitsek? Sen oradaki ortamı gördün mü hiç? Hayatın kayar, ömür boyu sevişmek istemeyebilirsin. Eskortlara mı gidelim ilk tecrübe için? Burada bir ara nağme açayım; Tatildeyken bir erkek okuyucu mail atmıştı, Fenasi'den buraya düşüp yazılarımı okumuş. Yazdıklarına ve tarzına bakılırsa gayet eli ayağı kafası düzgün bir arkadaş, ne yazdığını elbette söylemeyeceğim, ama içten bir mail yazmış. Yirmili yaşlarının ortasında, henüz ilk tecrübesini yaşayamamış. Döndükten sonra konuşuruz demiştim, sonrasında bir daha yazmadı. Bu arkadaş, hala okuyorsa, ve aksaray önerilerimi uygulamadıysa bana tekrar ulaşsın. Sana yardımcı olmak insanlık borcu. Bu konuda alaylı bir yorum yazan olursa yayınlamayacağım, hatta sktir olup gitsin varsa böyle yazacak. Kapat ara nağme.

Ortalıkta, -ben dahil- cinselliği yedim yuttum, zamparanın, skicinin önde gideniyim tarzında yazı çok. Kızlar da dahil bu yazanlara. Tv ve dergilere bakarsan da tavşanlar gibi sevişiyoruz hergün, pozisyonlar bizden soruluyor. Maşallah, hepimizin elinden bir uçan kurtuluyor, bir de kaçan. Keser sapı gibi olmalı diyen de var, fındık kukuya bastım pompayı diyen de. Bu mudur? Eksikliğimizin dilimize vuruşu mu yoksa hepimiz hakikaten böyle miyiz? "Şanslıları ve cesurları" bir tarafa bırakacak olursak, erkek mi daha zor durumda yoksa kadın mı merak ediyorum. Ortalama türk hatunu kendisini kocasına saklıyor, o vakte kadar badana çalışmaya ve memelerini ellemeye izin var. ,

Ortalama türk erkeği de, pornolardan takip ediyor seksi, çavuşa vurduğu kolu kas yapıyor. Sonra da evleniveriyorsun. Haydi bakalım, buyrun hengameye! Tavşanlar izliyorsa bizi, götleriyle gülüyorlardır herhalde halimize. Evlilik dediğin, ziyadesiyle sorumluluk demek, buna bir de sevişmeyi öğrenmeyi, uyum sağlamayı, fantazileri gerçekleştirmeyi ekleyin. Al işte, hayatının 30 yılı geçti a.q. Çok feci.

Erkekler puştluk yapıp kandırmasın kızları, kızlar da naz etmeden versin. Nedir kardeşim sizin derdiniz? Hatta şöyle yapalım; güzel ve iyi ilişki yaşayan tüm çiftler kendilerine bir zaman belirlesin. Diyelim, 6 ay. Bu sürenin sonunda yatağa girilecek, halvet olunacak, güreş edilecek. Kanuni zorunluluk olsun bu, muhtardan mühürlü onay almaya gerek yok, "o iş oldu" diye bir kağıda imza atıp verelim karşılıklı. Herkes uysa buna, memleket güzelleşir, gerginliğimizi atarız, iki yüzlülük diye birşey kalmaz.

Aynı alıntıya geri dönelim; neden evlenmeden önce ne yapacaksanız yapmıyorsunuz. Neden bunu erkeğe yüklüyorsunuz ki, erkeği de kadını da kırıverse hoşuna giden cevizleri evlenmeden önce daha güzel olmaz mı? B milliden A milliye geçiş yapmayı öneriyorum henüz evlenmemiş tüm çiftlere.

Vallahi gülüyor tavşanlar bize.

Read more...

Companion

Arasıra yurtdışına çıkan veya tek başına tatil yapma fırsatı bulabilen evlilerdenseniz size bir de eskortla gitmenizi öneririm. Bir kez deneyin. Bu, yani seçtiğiniz eskortun size seyahatinizde eşlik etmesi veya sizinle tatile çıkması, 2-3 saatlik maceralardan biraz farklıdır. Ve genellikle memnuniyet 100% garantilidir.

Internet'te aradığınızda bu servisi alabileceğiniz birçok site bulabilirsiniz rahatlıkla. Benim ve tanıdığım bir kaç evli adamın kullandığı sitelerden biri burada. İnceleyin şöyle bir. Sistem basittir ve hatunların resimlerinden tutun, review'larına kadar genellikle hepsi de doğrudur. Benim pek alışkanlığım değil, ama bu sitede nick'lerinden türk olduğunu düşündüğüm adamların görüşleri de mevcut. Sistem basit dedim; gidiş dönüş biletini elektronik olarak satın alır, hatuna bilgilerini geçersiniz, sizden bunun haricince belki bir ön ödeme daha istenebilir, o kadar. Üçkağıt pek yoktur, ya da bana hiç denk gelmedi ve de duymadım. Tabii, 'hizmet bedeli' haricinde de, hatunun tüm yeme içme kalma masrafları size aittir. Çok pahalı gibi görünebilir, ucuz da değildir, ama keyif garantilidir diyebilirim.

Bir kere, beğendiğiniz hatunla birkaç gün geçirmek, 2-3 saat içinde arka arkaya birkaç kez seks yapmaktan daha fazlasını içeriyor. Gezer, tozar, yemek yer , sohbet edersiniz. Eğer her anlamda kafa dengiliğiniz de tutarsa "pain-free" bir tatil geçirsiniz. Böyle dedim çünkü benzer kaçamakları, 'ücretsiz gibi gözüken' freebie'lerle ya da sevgilileriyle geçiren tanıdığım adamlar da var.

Freebie'ler o kadar da free değildir, aynı uçak masrafını, aynı yeme içme, gezme tozma masrafını bunlar için de yapmak zorunda kalırsınız, üstüne size bir de 'alışveriş listesi', 'oraya da gidelim bunu da görelim' masrafı ve eziyeti çıkar. Ha, diğer zamanlarda arada bir görür, keyfime bakarım, masrafı da az olur diye düşünüyorsanız siz bilirsiniz. Hesabınız yanlış, tekrar yapın derim.

Bu kızlar, mamaların kızlarından da, bağımsız birçok eskorttan da farklıdır. Çoğunun eğitim seviyesi yüksektir, birden fazla dili bilir, nispeten kültürlüdür, oturup birşeyler konuşma, keyif alma şansınız çok daha yüksektir. Masrafını karşıladığınız sürece bulunduğunuz her yere gelirler. Gittiğim yerlerin lokal güzelliklerini keşfetmeyi genellikle tercih ediyor olsam da, iki kez bu hizmeti denedim. Her ikisinde de çok memnun kaldım. Gittiğiniz şehri bölgeyi tanıyan bilen, iyi bir kız seçerseniz rehberlik ücretinden de kurtulursunuz. Güzel yerlere gider, barlara takılır, içki içer, yemek yer, 'sizi mutlu etmeyi' hedefleyen kaprissiz güzel bir kadınla keyif çatarsınız.

Ben az sayıda denediğim için ne kadar doğru bilemiyorum, fakat aynı kızla birkaç seyahete çıkmış bir dostum, ücretlerde ciddi indirimler aldığını söylemişti. Varsa seyahate gitmeyi düşündüğünüz bir sevgiliniz ya da freebie'niz, bir kez daha düşünün.

Yakında pek seyahat gözükmüyor şimdilik, hatta it gibi çalışma sezonunu açtık sanırım, olursa, bu hatunu ya da bunu gözüme kestirdim. Renkler ve zevkler tartışılmaz mı diyorsunuz? Hadi canım ordan.

Read more...

Pantolon Giyen Kadınlar

Sevgili Hatun,

Bu sana ilk mektubum. Pen pal olalım mı senlen? Vallahi de kibar olmaya çalışacağım bak, ağzımdan kaçarsa arada, kusuruma bakma olur mu, kibar olmak istiyorum, başaracağım inşallah sayende.

Hatuncuğum! Geçen, Evli abimle makara yapıyoruz, rakıyı da koymuşuz önümüze, afedersin 2-3 çeşit peynir, Müzeyyen aplamı dinlerkene dedi ki bana; "Lan Cevat, geçen gün döpiyes içinde kaldım, her yanımı afakanlar bastı, kabir azabı gibiydi a.q." Burdaki a.q lafını ben demedim, abimin dediğini diyeyim diye dedim sadece, sözüm söz. Sana karşı mahcub olmak istemem daha ilk mektupta.

Şimdi ben bu Evli abimin gençliğini de biliyorum, çok takıldık zamanında. Afedersin güzel kızların popolarına illa ki bakardık yani. Önce popo, sonra memişler. Kız güzeldi de o yüzden mi popoya gözümüz kayıyordu, yoksa popo güzeldi de sonra mı yüzüne bakıyorduk karıştırdım şimdi sırasını.

Neyse efendim, e tabi o zamandan bu zamana sular aktı, ben gene güzel popolara bakmaya devam ediyorum gerçi, ama sıralamalar biraz çeşitlendi. Ne bileyim işte, ince ayak bileklerine hayran kalıyorum, efendime diyim, narin ve uzun parmakları görünce içim pırpır ediyor, inceliyorum, sağdan sayıp soldan sayıp aynı sonuca ulaşınca allaha şükrediyorum verdiği nimetler için.


Bunu belki cemaatle konuşsam daha iyi ama, senden birşey saklamak istemiyorum Hatun'cuğum. Açık ve dürüst olalım birbirimize karşı. Lütfen! Kadın dediğin leziz yaratık. Leziz derken kötü niyetle demedim vallahi, fesat olma. Ne bileyim, sensiz bir hayat düşünemiyorum lan! Lan dediysem samimi olalım diye, yanlış anlama lütfen.

Sırf erkekler olsa ne konuşacağız biz yahu, bu kadar şiiri kime yazacağız, güzeli kim takdir edecek, kibar olmak için motivasyonumuzu nereden bulacağız. Sana şimdi kısa bir erkek diyaloğu da yazardım ama ilk mektubumdur, hoş olmaz.

Sen olmasan Hatun'cuğum, var ya, kısa kesiyorum yoksa dilime hakim olamayacağım, çok boktan olurdu bu dünya, yeminlen! Ben seni güzel görünce keyifleniyorum vallahi Hatun. Böyle bir yaşama sevinci mi diyelim, mutluluk mu, ne diyelim bilemedim, ondan doluyor içime. Böyle güllü dallı elbiseleri, uzun kısa etekleri, ojeli tırnakları, incilerden karanfillerden kolyeleri görünce çok 'chic' buluyorum seni, yakışıyor sana.

Şık dediysem, öyle pahalı lv çantalar, pırlanta yüzükler şart değil be gülüm. Vallahi. Hatta hiç sevmiyoruz öyle kokoşları, sözüm meclisten dışarı.

Sen bakma o dandik kadın erkek dergilerinin ne dediğine, pazarlama o, sen de biliyorsun, marketing tricks. Sana ne hiç yakışmıyor biliyor musun? İşyerinde giydiğin o siyahlı grili döpiyesler pantalonlar var ya, aha işte onlar.

Hele yönetici olanlarınız hepten unutmuş giyinmeyi. Yahu bunların markalısı da markasızı da aynı oranda kötü, bilesin. Çok giyeniniz var, anladık tamam, dişiliğini çok ön plana çıkartmak istemiyorsun, belki kolayına geliyor, ama hepiniz birbirinize benziyorsunuz o zaman. Benden söylemesi. Bazen mecburen yengeyle alıverişe giderdi Evli abim, işe kıyafet seçiliyor. Yengem soruyor bu nasıl, o nasıl? Yahu nasıl olsun biri gri diğeri siyah pantalon işte. Allah'tan ortak bir zevke vardılar da yıllar sonra, onlar da ben de kapattık o faslı.

Açık saçık gel demiyorum sana, böyle cart makyajlı, kıçında etekle falan. Ama şık gel, kadınsı gel gözünün kirpiğini seveyim. Kotun üstüne tişörtü çekme, pantalon üstü bir beyaz gömlek, bir de kemerle bitmesin bu iş. Ne bileyim görüyorum bazen denk geliyor, böyle giymiş yakıştırmış, hoş bir etek, güzel bir gömlek, şık bir kolye, gözüm gönlüm açılıyor vallahi.

Boşver aldığın eğitimleri, kıdemini, pozisyonunu. Satma içindeki kadın ruhunu bu kapitalist düzene, döpiyes ve pantalon giymekten vazgeç lütfen, don izi görmek istemiyorum artık. Hani işin illaki pantalon giymeyi gerektirse bile, bul bir yolunu, seç kendine yakışanı. Yalvarıyorum sana. Yetti, canıma tak dedi artık.

En güzel, en doğal görüntülerden biri ne biliyor musun Hatun'cuğum? Böyle sandalyede oturmuş, eteğinin kenarından birbirine çapraz attığı bacakları görünen bir kadın. Ne hoş! Bak seksist yazıyorsam bunu gözüm çıksın.

Yalnız bak yeni çıkmış galiba Hatun, dizüstü eteğin altına böyle kısa, tüylü çizme gibi birşey giyiyorlar. Çok kötü yahu, ben böyle zevksiz birşey görmedim hayatımda! Bu modayı uyduranın anasını avradını demek istiyorum izninle, insanda biraz zevk olur lan!

İlk mektup için biraz uzun yazdım, sıktıysam seni, özür dilerim. Sırf, pantalon popo ilişkisine girip göte göt dememek için bu kadar lafı dolandırdım.

Öperim yanaklarından.

Read more...

Signore

2 ay önce kaydettiğim bir draft yazı vardı, Can Dündar'ın "40 yaş erkeği" yazısı üzerine. Bu yazıyı o dönemde yazmış olsaydım daha güzel olacaktı, farketmez, diyeceklerim pek değişmeyecekti gene. "Tribünlere oynuyor" diye not düşmüşüm. Can Dündar'la ta üniversite döneminde, doktorasını yapıyordu sanırım, bir kaç kez konuşmuşluğumuz, karşılaşmışlığımız var. Kalemi kötü dersem haksızlık yapmış olurum, aman aman da diyemem, kendi görüşümdür. Bir insanın kalemiyle hayatını kazanabiliyor olması takdir edilecek bir durum. Demek ki yazabiliyor, ve hatta bunun talebi var ki para kazanıyor.

Yazarlık herhalde dünyanın hem en kolay hem de en zor mesleği. Yazanına göre. Uzatmayayım. Kendisiyle ilgili şahsi hissiyatım hep "tribünlere oynuyor, kendisi olmaktansa ne olması gerektiğini anlatıyor" şeklindeydi. Ermiş misali bakışlar, bir örnek ve timsal adam sendromu. Yazdıklarıyla uyumlu bir davranış tarzı ve görünüş. Bildiğiyle, hissettiğiyle yazdığı arasında fark olan adamlardan hazzetmiyorum. Puştsan, ya da puştluğu biliyorsan, puşt gibi yaz, canımı ye. Kabul görmüş genel kural ve ahlak üzerinden hemfikir yazı yazmak dünyanın en kolay işi. Okunur mu, ben okumam. Ama tutar genelde, kelimelerle oynamakta iyiyseniz okur, hayran kitleniz büyüyüverir. CD'da bu adamlardan oldu hep. Ortada duran büyük kalabalığa yazı yazdı, kelimeleri evirip çevirme kabiliyetiyle bir tarz tutturdu, seveni çok.

Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim: Bazen erkek soyu midemi bulandırıyor. "Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana dönüştürüyor bizi... Gözümüzü kör ediyor; başımızı döndürüyor. Amerikan başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından "Taşfırın"ına kadar böyle bu...Hele 40'ımızı geçmişsek...Hele cüzdanımızı şişirmişsek...Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek...
Ne kadar dokunaklı değil mi? Sevgilisiyle, eşiyle sorun yaşamış ya da yaşamaya aday her kadının sempatisini kazanır. Sanki kırkına kadarki dönemde erkek bambaşka bir yaratıktı, parayı bulunca değişti. Parasız işsiz adama kız veriyorlar mı? Yok. Parasız adamla evlenmeyi isteyen var mı? Yok. Çıkıyor musunuz? Yok. Veriyor musunuz? Yok. Eve bakmakla yükümlü daha çok kim diye değerlendiriliyor,ya da gösteriliyor; erkek. Eee...? Doğuştan zengin değilse erkeğin çalışmaktan başka yapabileceği birşey var mı? Yok. Bu ne o zaman? Tribüne oyna, okuru kap, sana da "adama bak, aşkolsun" desinler.
Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar" ağıtına, "televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik ediyor. Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim olmaya hazır "çıtırlar" fink atıyor. O ise pijaması içinde "evi bekliyor". Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle- "Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi öleceğiz?" sorusu beyni deşiyor. Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa döküyor 40 yaş erkeğini...Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode iltifatlar, cepte karaborsa Viagra'larla...
Demagojinin daniskasını yapmış. Bu cümlelerin "sansüre karşıyım ama" deyip "çocukların akıl sağlığı korunmalı", "zararlı! ve bölücü fikirler engellenmeli" diyen bir sansür karşıtının! mantığından pek farkı yok. Düz mantık. Genel ahlaka ve teamüle uygun. Karşı çıkması argüman ister. Süper lan!

CD, televizyonda gördüğü, herkesin görmekten artık kanıksadığı, normalmiş gibi gelen, empoze edilen, bir avuç insanın hayatını kelimelere döküvermiş. Altımızda araba, göbek içeri çekilmiş, çıtır peşinde koşuyoruz. Gazete, televizyon, medya vs her yerde çoğunluğu böyle adamlar ve kadınlar konuşuyor, yazıyor. Ağız ishali olmuş gibi laflar edip herşeyi biliveriyorlar. Sokayım hepsine.

"Sinyor" lakaplı Can Bartu ile tanışmasını yazmıştı bu abi. "Benim adım sizden dolayı Can konmuş" lafına Bartu, "evet var öyle çok" diye cevap vermiş. Dokunaklı bir yazı yazmıştı gene "ne olması gerektiği üzerine". Sanki ego sahibi bir tek sen vardın a.q.

Küçük emrahın entellektüel görünüşüyle "erdem" bastın, "olgun ve derin adam" pozları verdin, bir filmi, elindeki onca malzemeye rağmen çekmeyi beceremedin, olmamış diyene giydirdin, heryerde ders verdin, egonu şişirdin de şişirdin. Ne oldu şimdi söyle bakalım? Başka bir kadınla çekilmiş fotografları eline veriverdiler. Aynı tarzda cevaplar yetiştiriyorsun şimdi de, "özel hayatım" diyorsun, "karımdan başkasına hesap vermem" diyorsun, "sevdim" diyorsun. Hakkında yazdığın insanlar ve olaylar da öyleydi be Cancığım, herkesin herşeyin zaafını alıp kalemi batırdığını ne çabuk unuttun. Normal insanı doğal arızalarından çıkartıp "aslında olması gereken ahlakı" satman, bu saatten sonra zor artık. Yemez kimse. Zaafıyla, puştluğuyla adam gibi yazıp kalem oynatsaydın kimse gitmezdi senin üstüne bu kadar. Nedir, başka bir kadını sevdin görüştün öpüştün. Çok normal, de, senin yazılar kaldı milletin elinde müsvedde gibi. Ondan kızıyorlar sana. Ne diyordun, ne yaptın.

Neymiş, yiyemeyeceğin y.rrağın altına yatmayacakmışsın.

Read more...

Lika

Lika, yirmili yaşlarının ortasında, esmer bir Tatar kızı. Çok güzel bir kız değil. Kasığında ve göbeğinde kırmızı doğum lekeleri var, göğüslerinin küçüklüğüne takıntılı. Yolda görseniz yabancı olduğunu anlamanız mümkün değil, ortalama bir türk görünümünde. Fakat çok neşeli ve konuşkan. İşte milyon bir adamla ipe sapa gelmez yüzlerce şeyi konuşmaktan sıkıldığımdan özel hayatımda sessizliği, sakinliği tercih ediyorum genelde.

İlk seferinde "harika" dediğim bir kız neredeyse olmadı. Lika, bunu bozan ilk kızdı. Seks, biraz elektrik, biraz alışkanlık, biraz hayvanlık, biraz uyum ve biraz daha hayvanlık istiyor. Hayvanlıktan kasıt seksi sevmek, içinizde yoksa yoktur, oyunlar cilveler pornolar içinizde var olanı ateşler, yoksa ne yapacaksınız? Hayat zaten yeterince zor, fingirdemeyi, sevişmeyi, yapılacaklar listesinin başlarına yerleştirmek lazım. Yoksa kuruyup gideceğiz, haberimiz olmayacak.

Tabii makina değiliz, arzuyu şehveti uyandırmanın yollarını bulmak lazım. Aramaya üşendim, gerçekliği de tartışılır, her gün belli bir saatte buluşup sevişen ve bunu kural olarak 1 sene boyunca uygulayan evli bir çiftin haberi vardı. "Süper oldu, tavsiye ederiz" gibi birşey kalmış aklımda. Çok mümkün gibi gelmiyor, hele de kuralsa. Aynı gün birden fazla seviştiğim çok zaman olmuştur eşimle, sevişmek için fırsat kollayıp milleti evden fışfışlamışlığımız vardır. Hatta, evdeki çoluk çocuk ve kalabalığı bir süre def edemeyeceğimizi anlayınca dayanamayıp otele gittiğimizi hatırlarım. Size de tavsiye ederim.

Dağıtmayayım...

Lika, çok uzun bir süre 'the escort in town' idi benim için. Daha ilk seferinde harika bir seks, muhteşem bir uyum. "Seks ikizi" diye bir şey uydursam kıçımdan, Lika benim için o olurdu. Seksi seven eskort olur mu olur, hem de ne biçim olur. Gerçi Lika'yı tavsiye ettiğim evli adamlardan "dediğin kadar yok" diyenler de oldu. Herkes aynı değil, normal buluyorum. Ten uyumu, ya da elektrik diyelim, önemli. Lika'yı ilk, Lilliana lakaplı hem eskort hem de mama namzeti bir hatun üzerinden buldum. Hırslı insanları seviyorum genelde, Lika tam bir hırs küpü. Parayı ve paranın satın alabileceği herşeyi fazlasıyla seviyor. Para, benim şahsi hırslarım arasında değil, çok seveni kişilik olarak itici bulurum, ama lazım, onsuz da olmuyor. Çok uyanık bir kız, yeterli çevre edinene ve ilk kez geldiği türkiye'de neyin nasıl olduğunu anlayana kadar mamayla çalışmaya devam etti. Fiyatı ortalamanın üzerinde bir rakamdı.

Paranın çok oluşu size iyi seksi garanti etmez her zaman, ama belli bir standardı tutturduğunu gösterebilir. Pahalı bir mama, iyi müşteri olmanıza rağmen indirime burun kıvırıyorsa sürümden değil, hizmet kalitesinden kazanmayı istiyordur. Bu da orta uzun vadede iyi bir strateji. Lika, çevresini genişletip ortamı anladığına kanaat getirdiğinde mamasını bıraktı, tabii bir miktar parasını içeride bırakmayı göze alarak. İyi ve kaliteli bir eskort kendisine müşteri kolay bulur, eğer pazarı da anladıysa iyi para kazanır. Bir seferinde merak edip sormuştum, benden çok kazanıyordu.

Hafta içi bir akşam buluşmasının sonunda otel de Lika'yla birlikte kalmaya karar verdim, 1 veya 2 kez yapmışımdır bugüne kadar. Maçka parkının yakınlarında, odalarında büyük aynalar bulunan güzel bir butik otel. Hayvanlık demiştim, abartmış olmalıyız, resepsiyondan kibarca uyardılar çok fazla gürültü yapmamamız konusunda. Kısa sevişmeleri sevmiyorum, kendimi tutmaya çalışırım, sürekli gir çık tarzında sevişiyorsanız, heyecanın büyüklüğüne göre, görece kısa sürede gelmeniz kaçınılmazdır, araya parmakları, yüzü, dili sokup tansiyonu tepe noktasına gelmeden indirmek lazım bazen. Gecenin performansının üstüne sabah uyandığımda Lika benimkiyle meşguldü, yapmak zorunda değil, parasını aldı çoktan. İşe yetişeceğim, duş almam lazım. Kısa kestiğim için bana kızdı. Kimin kime para vermesi lazım belli değil. Lika ile belki 10 belki de daha fazla sayıda görüştük. Bir yerden sonra bana arkadaşlarını önermeye başladı, bir kaç tanesini de denedim. Mama olmaya çalıştı, para hırsı fazla diline vurup itici olmaya başladığından, hizmet kalitesini de tutturamadığından, beceremedi.

İlginç bulmuyorum ama gene de yazayım, Lika, geçen sene ramazanda türkiye'de kaldı. Gündüzleri oruç tutup geceleri işe çıkıyordu. Bu sene kalmadı. Ramazan bittiğinde dönecektir diye tahmin ediyorum. Yakında "nasılsın?" diye mesajı geçer.

Bekliyorum.

Read more...

Fa diyez

Hanımefendi komşum. Balkonlarımız karşılıklı sayılır, bir nevi balkondan balkona muhabbetimiz var. Bazen de bahçede ayaküstü iki çift laf ederiz. 3-4 cümleyi geçmez bu kısa sohbetlerimiz.

- Bugün nasılsınız efendim?
- Sağolun evladım. Yaşıyoruz.
- Torunlar her haftasonu sizde, ne güzel.
- Yalnız bırakmıyorlar beni.

Gülümsüyor bunları söylerken.

Yağmurun zembereğinden boşalmış gibi yağdığı geçen gece gene karşılaştık. Saat gece yarısını geçmiş.

- Ne güzel değil mi?
- Rahmet yağıyor.

Ahmak ıslatanı sevmiyorum. Normal yağarsa da sevmiyorum. İçim kararıyor sıklıkla. Güneş çocuğuyum. Ama bu yağan, maestrosunun deli gibi ellerini kaldırıp indirdiği bir senfoni gibi. Muhteşem. 2 saniye içinde burnunuzun ucundan ve kulaklarınızdan şıpır şıpır sular damlıyor. Damlaların düşerken havada oluşturduğu çizgileri bile görmek mümkün, izli mermi gibi sanki. Senfoniye kendimizi kaptırıyoruz hanımefendiyle.

Müzikle ilgilendim bir dönem, bir enstrüman çalmaya çalıştım. Farkettim ki iyi enstrüman çalmak uzun emek istiyor, hem de çok fazla. Üstelik "artık iyi çalıyorum, öğrendim" dediğiniz anda bırakırsanız gerilemeye başlarsınız, bastığınız sesler iyi çıkmamaya başlar, giderek körelirsiniz. Emek vermeye devam etmeniz lazım. Devam edemedim, şimdi sadece iyi bir dinleyici olmaya çalışıyorum.

Yağmur yavaşladı. Arındık. Yaşadığımızı hissettik. Yaşıyoruz. Çok şükür...


Hanımefendi bir süre önce eşini kaybetti. Çok sormadım, kanserden ölmüş anladığım kadarıyla. Kuru fakat içten bir başsağlığı diledik. Sıklıkla birlikte yürüyüşe çıktıklarını görürdüm. Hanımefendide bir hırka, ya da ince bir şal, mevsimine göre, beybabada topuzu figürlü bir baston. İhtiyacı yok aslında, yanında taşıyor sadece. Sakin, huzurlu, dingin insanlar. Belki görüp geçirdikleri, sindirdikleri için öyleler, belki de yapıları öyle olduğu için. Bilemiyorum.


Bu ihtiyar çiftin her görüşümde bende uyandırdığı en yoğun his "huzur". Emek harcanarak elde edilmiş bir huzur. Belki bazen alttan alarak, bazen sineye çekerek, bazen empati yaparak, bazen kavga ederek, bazen sevişerek, bazen konuşarak. İlla ki emek harcayarak.

Evlenmeden önceki benle şu anki ben arasında dağlar kadar fark var. Törpülendim. Sabırlı olmayı öğrendim. Kolay sinirlenmemeyi öğrendim. Sinirlendiğimde sesimin tonunu kulağımın duyması gerektiğini öğrendim. Eşim zıvanadan çıkmışsa sesimi çıkarmamayı, alttan almayı öğrendim. O benim huylarımı kaptı biraz, ben de onunkileri. Emek verdik birlikte yaşamayı öğrenmek için.

İşsiz kaldığım dönemler oldu ya da yeterli para kazanamadığım. Eşim baktı bize. Tersi de oldu. İyi kötü, yuvarlandık gittik. Ödenecek faturalar varken, çocuğun okul taksitleri dururken, telaşımızdan bazen ölerek yaşarken, birlikte yaşamayı, huzurlu yaşamayı becerebilmek çok kolay değil. Emek vereceksiniz. Her emeğin karşılığı olur mu, olmayabilir. Bu da dünyanın sonu değildir. Yapacak birşey yok.

Seks, benim evliliğimde hep biraz yarım kaldı, eksik kaldı. Bu çoklukla benden, biraz eşimden, biraz evliliğin getirdiği şu veya bu şartlardan oldu. Evlenmeden önce birlikte yaşarken de 3 aşağı 5 yukarı aynıydı. Biraz da bilerek evlendim. Eşim bana ayak uyduramadı, ben onu zorlamak istemedim. Ama seviyorum eşimi. Bu başka birşey.

Bu cümleleri "eşini suçluyor" diye okumayın. Bazen olmayınca "olabilemiyor". "Olsa bile" erkeğin etçilliği bile tek başına bir sebebtir. Geçerli bir sebeb.

Eksikliğini hissettiğim seksi nasıl karşıladığımı yazıyorum zaten, daha da yazacağım var. Doğru mu, ahlaki mi tartışmasını ben kendi içimde geçtim. Bu yazıdaki amacım da bunu tartışmak değil zaten.

Evlilikten, bırakın evliliği, hayattan beklentimi çok sormuşumdur kendime. Verdiğim cevaplar dönem dönem değişir gibi oldu, birşey eklendi, birşey çıktı. Ama "huzur" kısmı hiç değişmedi. Bundan sonra da artık değişmez sanırım.

Çalışalım, tamam... Para kazanalım, başarılı olalım, fırlamalık yapalım, tamam. İçelim, böğürerek kusalım, tamam. Bir enstrümanı güzel çalalım, zamparalık yapalım, tamam. Yağan yağmura gözümüzü dikip çok şükür diyelim, tamam. Eşşek şakası yapalım dostumuza.

Tamam.

Hayat, benim için, komşum hanımefendinin yüzünden okuduğum şey; bir parça huzur. Temiz basılmış bir fa diyez gibi. Emek verilmiş.

Gerisi, lafügüzaf

Read more...

  © Blogger template Shush by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP